Şöyle der Satre. ” Tekbenciliğin yadsınması gerekiyorsa, bunun nedeni benim başkalarıyla ilşkimin temel olarak varlıktan varlığa bir ilişki olmasıdır.” Bu son derece felsefi görünen açıklama  tedirgin edici bir açıklamadır.Bize tekbencilikten kurtulmanın sağlam yollarını göstermez. Bir özne olan ben karşısında b ir başka özne olan başkasının varlığı  nesnel bilginin varlığını gerektirmez çünkü .Başkası’nın varlığı bizi tekbencilikten kurtarmaya yetmez.; ben’le başkası arasında nesnelliği sağlayıcı bir ortak yanın, bir ölçütün bulunması gerekir. Bir başka deyişle, felsefede benzerlikten giderek kanıt oluşturamayız.. Zaten Satre da böyle bir nesnellik güvencesi vermez bize., temel anlayışı gereği veremez. ”Başkası başka’dır, yani ben olmayan bir ben’dir” diyerek bilineni yinelemekle yetinir. Zaten Satre ”Başkaları hiçliktir” ya da ”Başkaları ötebenimdir^^ derken tekbenciliği kırabilecek olasılıkları kökten kaldırmış gibidir.Aynı tutum üç aşağı beş yukarı öbür filozoflarda da görülür.Öznelden yola çıkarak nesnele ulaşmak olası bir yol değildir çünkü.Tekbenciliğe düşmemek için ortak bir yapıda bütünleştiğimizi önceden bilmemiz gerekir. Jean Wahl’in Kierke geard için söylediği şu sözleri tüm varoluşçu felsefeciler için genelleyebiliriz. ” Kierkegeard bizi dünyadan koparır ve bir başka ben’le her türlü dolaysız ilşkiyi kuşkuya koyar.”. Tüm varoluşçu filozoflar bireyden bireye ilşkileri dinamik ilişkiler olarak görürler. İlişkinin çeşidi öznel ilişki olunce elbette böyledir bu. Öznelliğin kolay kolay anlaşılamayan ancak sanatta yetkin anlatımlara ulaşan özel bir dili vardır. Böylesi bir ilşkide bizi nesnele çıkaracak yollar bulanık ve düşseldir., tehlikelerle doludur.Bir kere Ben’ i  mutlaklaştırdınız mı onu özel özelliklerle yüklediniz mi, onu kendi içine hapsettiniz mi bir daha onu başkasına kolay kolay ulaştıramazsınız.Elbette nesnl ya da kavramsal düzeyde ulaştıramazsınız, yoksa sanat bu ulaşım için vardır. Sanatta bir özne bir nesnelde açıklığa kavuşabilir., buna karşılık hiç bir öznel felsefi düzeyde herhangibir nesnele ulaşmakta çıkış noktası olamaz.Bir başka deyişle Ben’den giderek kendi dışımdaki varlığı açıklamam olası değildir.
        Varoluşçuluk ve yapısalcılık biri bir felsefe yöntemi diğeri bir eleştiri yöntemi olmakla ayrılırlar.Bununla birlikte bakış açıları çok yakın olduğu için neredeyse birbirlerini tamamlayan iki düşünce akımı olarak görülürler.Her iki akımda dünyanın hemen her yerinde ama özellikle batının kültür merkezlerinde özümlenmiş düşünceler olmaktan çok moda düşünceler olarak yayılmıştır, yayılmaktadır. Bu iki akımın tutundukları ölçüde açık ve aydınlık düşünceler yarattıklarını söylemek çok güç Özellikle varoluşçuluk dünya görüşünde olmasa da bilgi kuramında oldukça karmaşık ve çeşi,tli bir bütün ortaya koyar.Varoluşçu bilinen çeşitli yazarların bilgi kuramıyla ilgili yapıtlarını , örneğin Satr’ın  Varlık Ve Hiçlik  ya da Ponty’nin  Algının Olgubilimi  bütün incelikleriyle ve tekrar tekrar ayrıntılarında kavramak oldukça güçtür.18. yüzyılda felsefede bir hastalık gibi başgösteren ve özellikle Kant’la  Hegel^le Husser^le  kökleşmiş olan çetrefillik varoluşçulukla doruk noktasına  çıkmış gibidir.
        Varoluşçu felsefenin esas yanılgısı tarihsel özne olarak bireyden hareket etmesidir. Oysa Marksizmin temel tezlerinden biri bireyin tarihsel bir varlık oluğu, tarihsel koşullarla çevrili olduğu ve bu nedenle bireyin tarih yapamayacağı tezidir. Marksizm, tarih yapıcılığın ve tarihsel özne olgusunun kitlelere dair bir kavram olduğunu belirler. Burada kapitalist toplumun tarihsel öznesi olarak iki  karşıt sınıf söz konusudur, burjuvazi ve proleterya. Tarihsel özne bu iki sınıfa ait politik örgütlülüklerdir. Burjuvazinin politik örgütlülüklerinden en güçlü olanının devlet oluştururken proleteryanın tarihsel öznesi onun öncü örgütleridir.Varoluşçu felsefenin kapitalist toplumun esastan bir değişim yaşadığı ve farklılaştığı süreç olarak emperyalist kapitalizme evrimlendiği süreçlerde moda haline gelmesi tesadüf değildir. Emperyalizmle birlikte sermaye yapısında görülen olağan üstü yoğunlaşma ve meta ihracının yanında sermaye ihracının ayrı bir önem kazanması ekonomik yaşamda ulusal sınırların giderek belirsizleşmesi kapitalizmle ortaya çıkan ve toplumsal kimlikleri ulus, ırk, din, mezhep gibi farklılıklara bölen modernizmin yerine finans kapitalle birlikte onun nitelikleri ile daha uyumlu olan postmodern kavramların ve felsefi, sanatsal, kültürel akımların aldığı görülmektedir. Modernizm kaitalizmin feodalizm ile mücadelesinde onun ekonomik alanı olan kapitalist pazarın çevresinde yaratmıştır politik, siyasal kültürel kavramlarını. Bu nedenle modernizm n bütün kavramları onun hakim olduğu ulusal pazarın toplumsal kimliklerinden türetilmiş yerel kavramlar ve felsefi akımlardır.Kapitalist modernizmin yegane enternasyonal öğesi proleteryanın sosyalizm felsefesidir.Sosyalist felsefenin modernizmin yerel ölçütlerini aşan ve evrensel niteliğe ulaşan dinamiği onun emeği toplumsallaştırmış yani evrenselleştirmiş sınıf olan proleteryanın felsefesi olmasından gelir.
         Poleterya emeği toplumsallaştırmakla insanlığı sınıfsız topluma taşıyacak siyasal ve ekonomik toplumsal dinamikleri de yaratmış olmakla ilkel komünün sınıfsız toplumunu bu kez çok daha gelişmiş üretici güçler zemininde yeniden yaratma tarihsel olanağını gerçekleyen sınıftır. Varoluşçuluk gibi genellikle küçük burjuva entellektüelizmi tarafından benimsenen öznelci felsefeler toplumların sınıflardan değil bireylerden oluştuğu yada toplumsal sınıfların değil bireyin kendini gerçeklemesi ile tarihin ilerlediği tezini gizli ya da açık olarak savunurlar. Postmodernizm ise kapitalizmin emperyalizm aşamasının felsefi akımı olarak sermayenin uluslararası bir nitelik kazanmasına paralel olarak modernizmin yerel ölçütlerinin uluslararası ölçütlele, ancak kapitalizmin aşılamazlığı ve evrenselliği tezleri ile bütünleşen felsefi, sanatsal, kültürel akımların genel eğilimini belirlemektedir. Küçük burjuva entelektülizmi esas olarak kapitalizmin üst yapısını belirlemek üzre şekillenen bir toplumsal tabakadır. Ancak kapitalizmin hızlı gelişimi ile birlikte üretici güçlerdeki gelişmelerin toplumsal işbölümünü derinleştirmesi ve çeşitlendirmesi küçük burjuva entellektülizminin sınırlı kontenjanları olan kapitalist devlet bürokrasinin dışında kalmasına böyllikle bu tabakanın bir taraftan köylülüğün farklılaşma süreçlerinde topraktan ayrılırken yaşadığı ekonomik yıkıma benzer bir yıkım yaşarken , diğer taraftan entelektüel kimliğinin belirleyiciliği ile sanatsal ve kültürel alanda birikmesi sonucunu yaratmıştır. Küçük burjuva entellektüelizmi özellikle kapitalizmin emperyalizm aşamasıda yoğunlaşmak gösteren bürokrasiden hızlı kopuşu ve büyük toplumsal savruluşlar yaşadığı süreçte giderek kapitalist toplumun kültürel sanatsal üst yapısını belirleyen toplumsal tabaka kimliğine bürünmüştür.
     Küçük burjuva entellektülizmi bir taraftan devlet bürokrasisinden yığınlar halinde ayrışırken diğer taraftan bürokrasinin erk ve yetki gücüne duyduğu içgüdüsel hayranlıkla burjuvazinin sözcülüğüne soyunurken diğer taraftan kimileri proleteryanın sınıf mücadelesine yakınlaşmayı kendi yıkım koşullarında daha anlamlı bulacaktır. Ancak proleteryanın sınıf mücadelesi ile yakınlaşan küçük burjuva entellektülizmi ara tabaka olasının ve devlet aygıtı için biçilmiş kaftan olmasının  kendi kimliğinin mihenk taşlarını oluşturması ile kendisini kitlelerden soyutlayacak ve bireyci, öznelci bir cepheden proleteryanın mücadelesi ile ilgilenirken sınıfın mücadelesine de öznelci eğilimlerini yansıtacaktır. Bu eğilim sol kimlikli Satre’da belirgindir. Nietzsche gibi siyasete mesafeli duran varoluşçular ise örneğin Nietzsche ‘de olduğu gibi bir yığın öznel tanımlama yapmakla bu öznel tanımlamaları hiç bir zaman sistematize etmeyecek ve bir kapitalizm eleştirisine yönelmeyeceklerdir, yönelemeyecektir. Çünkü varoluşçu felsefi akım bir üretim ilşkisi eleştirisi yapabilecek niteliksel işkiden yoksun olduğu gibi onun sorunsalı sistem eleştiri yapmaktan ziyade sistem içinde kendi çelişik konumunu gerekçelendirmektir.Varoluşçuluk küçük burjuva entellektüelizminin üretim araçlarına göre çelişkili, tutarsız, sallantılı ve değişken konumunun felsefe alanına bir yansımasıdır.
      Varoluşcu felsefe savunucuları bir gelecek projesi ya da toplumsal ilşkilein nesnel bir çözümlemesi üstünde durmazlar. Varoluşçuluk küçük burjuva entellektüelizminin öznel yakınmalarını , bireysel eğilim ve çelişkileri dillendirir. Toplum bilimim bireye dair olanın alanına dair çalışmalar aslında pisikolojinin alanına girmektedir. Ancak psikolojinin toplum bilimle ilişkisi yine de nesnel ortak paydalar üstünden kurulmak durumundadır. Psikojinin yani bireyin öznel algı ve kavrama alanının toplum bilimle ve sosyoloji ile ilşkisi yani özelin genelle ilişkisinde bir mihenk taşı gerekirse bu ancak genelleşmiş ve toplumsallaşmış biçimi ile insan ilşkilerinin ve toplumsal kimliğin esas belirleyeni haline gelen niteliği ile emek faaliyeti olabilir. Böylelikle genelin özelle , kitlesellin, bireyselle, toplum bilimin psikoloji ile ilşkisini ancak evrenselleşmiş niteliği ile insanın üretim araçları karşısındaki duruşunu belirleyen emek faaliyeti üstünden tanımlayabilir, söz konusu bilim alanlarının kavramlarını yine emek faaliyetinin ilşkileri üstünden türetebiliriz. Bu böyle olmak zorundadır çünkü kapitalizm insanlar arasındaki üretim ilişkilerini metanın değişim değeri üstünden şeyler, metalara arasındaki ilişkilere dönüştürerek bir toplumsal illizyon yaratmakta böylelikle üretim ilşkilerinin gerçek çelişkilerini, emekle sermaye arasındaki karşıtlığı günlük ilşkilerde gizlemektedir.
      Bunununla birlikte toplum bilimin bireye dair olan alanı ile yani psikolojinin alanı ile Marksizmin ilşkilenmesinde gerçekten tarihsel bir boşluktan söz etmek mümkündür.Çünkü Marksizm proleteryanın ideolojisi ve toplum bilimi olarak geliştiği süreçlerden bu tarafa hep makro toplumsal olgular ile ilgilenmek zorunda kalmıştır. Bu olguda, Marksizmin proleteryanın siyasal devrim programı olması niteliği ile öncelikle makro ekonomi ve makro siyaset alanlarına yönelmek zorunda kalmasının önemli bir payı varsa da günümüzün gelişen üretici güçleri ile karmaşıklaşan ve çeşitlenen toplumsal üretim ilşkileri ve derinleşen farkllılaşan toplumsal iş bölümü koşullarında  Marksizmi toplum bilim alanından bireye dair alana yani pisikoloji alanına da uyarlamak ve bilimsel diyalektik yöntemi psikoji alanında geliştirme ihtiyacı kendisin göstermektedir. Tarihsel materyalizm biliminin yani genel tarih biliminin bireysel alanla ilşkisindeki boşluk  varoluşçuluk gibi revizyonist,oportünist moda felsefi akımlar tarafından doldurulurken tarihsel materyalizm biliminin diyalektik yöntemi yerine çoğu zaman formel mantık ya da öznel kavramların belirlediği çeşitli düşünme yöntemleri ikame edilmekte, böylelikle psikolojinin nesnel gerçeklikle ilişkisi bilimselliğin dışına, öznel algılar ve kavramlar alanına taşınarak bir kavram anarşisi yaratılmaktadır.Örneğin varoluşçu felsefi yaklaşım küçük burjuva entellektüelizminin toplumsal ilşkilerideki öznel konumunu genelleştirerek kendisine özgü olan siyasal, kültürel, ideolojik eğilimleri proleteryanın bilimsel siyaseti yerine ikame etmeye çalışmakta ve bu niteliği ile burjuvazi ve kapitalizm yandaşlarından destek görmektedir.Varoluşçu felsefe, kitle hareketleri ve genel toplumsal siyasal alanla ilgilenselerde bunu yine bireyci ve öznel bir cepheden yapmakla kitlelerden soyutlanmış, kitlelere güvensiz, bireysel olanı kutsayan, özeli genelin önüne koyan ve böylelikle  toplumsal alanda olan gelişmelere karşı söz ve yetki hakkı olan ancak sorumluluk bilincini yadsıyan bir felsefi anlayış geliştirmektedirler.
      Oysa toplumsal gelişmenin dinamiği emeği toplumsallaştıran sınıf olarak proleteryanın siyasal, kültürel, ideolojik ve örgütlü etkinliği tarafından belirlenme eğilimindedir. Üretici güçlerin gelişmesi önündeki özel mülküyet engeli ancak emeği evrensel bir değer ölçütü haline getiren proleterya tarafında gerçeklenebilir ve proleterya bu tarih yapıcı misyonunu yine emek faaliyetin kollektif niteliklerini onun yasal niteliklerine yani eşitsiz gelişme yasasının toplumsal ilişkilerdeki bir yansıması olan ve doğuştan ya da edinilmiş bireysel yetenek gibi eşitsizliklerle kendisini gösteren ve mülküyet eşitsizliği ile kapitalizm tarafından derinleştirilen toplumsal eşitsizliklere karşı emek kitlesinin ve tüm insanlığın tüm sosyal ilşki ve olgularda ortak paydası haline getirerek yapabilir.Daha açık bir ifade ile emek faaliyetinin kollektif niteliklerinden başka öncelikle tüm emek kitlesini ve sonra tüm insanlığı eşitsiz gelişme yasasının yarattığı ve kapitalizm tarafından zor yoluyla muhafaza edilen ve derinleştirilen toplumsal eşitsizliklerden azade edecek ve insanı emek faaliyeti ile özgürleştirecek başka bir toplumsal ortak payda bulmak olanaksızdır.Bireye dair psikojik alanın toplum bilimle ilşkisinin bireysel yetenek ve öznelliğim yadsınmasının değil ama kollektifleştirilmesi anlayışı üstünden yeniden tanımlanması Marksizmin bu özgün alanda bıraktığı teorik boşluğun siyasal pratikle ilşkisi içinde yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.
      Postmodernizm ve küreselleşen kapitalizmin aldığı yeni emperyal biçim kuşkusuz felsefi, sanatsal , kültürel ve siyasal alanlarda da kendisini farklı biçimlerde ifade etmektedir.Varoluşçuluk öznelcikliği ve bireyciliği öne çıkaran böylelikle bireyi toplumsal hareketler karşısınsa sorumluluk almaktan azade eden nitelikleri ile kapitalizm yandaşlarında sempati uyandıran felsefi bir akımdır.Varoluşçuluk Marksizme karşı burjuvaziden destek görmektedir. Varoluşçu felsefi akımın temsilcilerinin Satre’ın, Nietszche’nin, Ponty’nin moda olmasında bu olgusal nitelik vardır.Proleterya emeği toplumsallaştıran ve evrenselleştiren bir sınıf olmakla üretim araçları karşısındaki nesnel konumuyla kitlelerin evrensel olarak emek eksenli ortaklaşabileceği, dolayısıyla sınıfın nesnelliğinin geniş kitlelerin ortaklaşabileceği bir gelecek felsefesi, projesi olşturabileceği, bu anlamıyla da tarihin gördüğü en devrimci sınıf olması ile nesnel ile öznelin ideolojik, kültürel, siyasal uyumunun en bilimsel temelde gerçeklenebileceği nesnel zemini yaratan sınftır. proleteryanın ideolojisinin bilimsel nesnelliği de buradan gelir.Proleteryanın ideolojisi nesnelliğinden gelen bilimsel tutarlılığı ile yalnız proleter sınıfı değil ama bütün insanlığı sınıflı toplumun mülküyet ilşkilerinin yarattığı ekonomik, felsefi, kültürel kaostan ve eşitsizliklerden kurtarabilecek yegane bilimsel toplum felsefesidir.
FİKRET KARAVAZ

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.