fikret karavaz

 

Proleterya dikdatörlüğü altında devrimi sürdürme zorunluluğu ve bunun alabileceği tarihsel biçimlere dair tarifler bugün proleterya dikdatörlüğü/demokrasisi kavramının oportünist revizyonist yorumları ile MLM yorumu arasındaki nitel farklılıkları da sergiler.”Zor tarihin ebesidir” ve “zor” hiç de yalnızca fiziksel güç kullanımı ile sınırlı bir olgu değildir.Bu anlamda örneğin sanat da kişinin duyarlılıklarını harekete geçirerek onda bir değişim yarattığı kadarıyla “zor” u temsil edebilir.Yine, sosyalist demokrasinin yaratıcı dinamiklerinin devrimci gelişmenin önündeki engellere karşı, örneğin eşitsiz gelişme yasasının, emek faaliyeti ve üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstünde kendiliğinden etkisine karşı harkete geçirilmesinde geliştirilecek devrimci biçimler de “zor” kavramını temsil edebilir.Yine, bu anlamda, fiziksel güç kullanımı, “devrimci zor” un alabileceği en son biçim olarak anlaşılmalıdır.Fiziksel yada askeri güç kullanımı çelişkinin uzlaşmaz karşıtlığa dönüştüğü ve fiziksel güç kullanımından başka bir çözümünün mümkün olmadığı koşullarda devrimci zorun alacağı en son biçimdir.Halk arasındaki çelişkiler, proleterya dikdatörlüğü/demokrasisi koşullarında doğru politik yaklaşımlarla uzlaşmaz karşıtlığa dönüşmeden çözülebilir.Unutulmamalıdır ki, bilimsel sosyalizmin klavuzluğu olmadan halk arasındaki uzlaşabilir çelişkiler dahi uzlaşmaz karşıtlığa dönüşebilme potansiyeli taşırlar.Hiç bir “zor” etkileri bakımından ekonomik zordan daga güçlü değidir. Ve proleterya tarihten devraldığı eşitsiz varoluşunun koşullarını yasal eğilimlere dayatmadan sosyalist inşa koşullarında devrimi sınıfsız topluma değin sürdüremez.

“Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” inşa ilkesi, proletrrya dikdatörlüğü/demokrasisi altında sosyalist devrimi komünizme doğru sürdürme tarihsel zorunluluğunu ilkelendirmede yetersizlik göstermektedir.Bu yetersizlik, esas olarak, kollektif inşanın temel dinamiği olan emek faaliyetinin kollektif niteliklerini, eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden etkisine karşı hukuksuz bırakmasından kaynaklanmaktadır.Sosyalist inşanın sınıfsız topluma değin iradi, bilimsel bir süreç olarak gelişebilmesi her şeyden önce, proleterya dikdatörlüğü/demokrasisinin, emeğin toplumsal niteliği ile uyumlu ve toplumsallaşmış emek faaliyetini, giderek kollektifleştirme yetisinde bir proleterr hukuksal formasyonla tesis edilme zorunluluğunu gösterir.Bu anlamda inşa ilkesinin emek faaliyetinin yasa karşıtı kollektif niteliklerini esas alma gereği kendiliğinden öne çıkmaktadır.Maoizm, BPKD hamlesi ile proletrerya iktidarı koşullarında yasal eğilimleri temsil eden ve bu nedenle burjuva karakter taşıyan her türden oprtünist-revizyonist eğilime karşı sosyalist devrimin sürdürülme zorunluluğundan hareket etmekle birlikte, bu kültürel yapısal hamleyi doğru bir ekonomipolitikle desteklemekte yetersiz kaldığ

Komünist partinin varlık nedeni sınıfsız toplum ereğidir. Dolayısı ile KP nin de sosyalist inşa hukuku ile birlikte sönme diyalektiği taşımsı gerekir.Sönme diyalektiği taşıyan bir sosyalist inşa hukukunun, üst yapı, yani sosyalist devletle, alt yapı, yani kollektif üretim ilşkilerini giderek özdeşleştirecek bir nitelikte olması gerekir.Proleterya, emeği toplumsallaştıran sınıf olarak tek tek emek faaliyetleri için emek-zamanını kollektif üretim ilşkileri için, bunların yasal nitelikleri bağlamında aynılaştırmıştır.Emek faaliyetinin yasal nitelikleri olarak bireysel yetenekler arasındaki farkı ölçümü,, emeğin meta niteliğine büründüğü kapitalist formasyonun bir niteliğidir.Dolayısı ile kollektif üretim ilşkileri için, kollektifin bireylerinin tek tek emek-zanmanları arasında kollektif inşa hukuku için anlamlı bir farktan bahsedilemez.Bu, çalışmanın zorunlulığu ilkesi gereği de böyledir. Kollektifin bireylerinin emek faaliyetleri arasındaki fark, onların emeklerinin içerdiği kollektif nitelikler arasındaki farka dönüşmüştür ki, sosyalist inşanın sınıfsız topluma değin sürdürülebilirliği, devrimin proleterya iktidarı altında sürdürülme ilkesi gereği, emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinin genel toplumsal etik haline gelmesi ile doğru orantılı bir süreçtir.Dolayısı ile sosyalist inşa ilkesinin dayandırılacağı mihenk taşı emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinden başka bir şey olamaz.

Sosyalist inşa sürecinin, kapitalizmden devralınmış üretici güçler ve eski toplumun kalıntılarının kendi varoluşlarında taşıyan sınıflarla sürdürülmesi gereken bir süreç olması, devrimin, proleterya iktidarı altında sınıfsız topluma değin sürdürülmesi sorunsalını da beraberinde getirir.Kollektif inşa sürecinde ortaya çıkan revizyonist-oportünist yasa yandaşı eğilimler, esas olarak büyük mülküyetle beraber büyük burjuvazi tasfiye edilmiş olduğundan, kapitalist toplumun burjuva devlet kültünü temsil eden küçük burjuva entellektüelizmi tarafından temsil edilir. Küçük burjuva entellektüelizminin tarihsel gelişimi sınıflı toplumun üst yapısından bağımsız değildir.Dolayısı ile, entellektüel-teknik birikim, eski sınıflı toplumun üst yapısal ihtiyaçları etrafında tarihsel olarak şekillenmiş bir toplumsal tabakayı temsil etmekte ve bu niteliği ile burjuva devlet kültünün bürokratik eğilimlerini temsil etmektedir.

Proleteryanın, sosyalist inşa süreci boyunca entellektüel-teknik birikime olan ihtiyacı, bu toplumsal tabaka tarafından, yönetsel sorunlar etrafında ve kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkinin üst yapısal bir yansıması olarak bürokratizmin kurumsallaşması eğilimini yaratmaktadır.Kollektif üretim ilşkilerinin, her türden bürokratizmi yadsıma diyalektiği, ancak, kollektivizmin üst yapısal şekillenişinin, alt yapısal şekillenişi ile giderek özdeşleşme eğilimini temsil eden bir inşa ilkesi etrafında yaratılabilir.Bu, proleterya dikdatörlüğü/demokrasisi kavramının, emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinin hukuklaşması şahsında aşılabilecek ve kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkiyi kollektivizm için bir uzlaşmaz karşıtlığa dönüşmeden çzme diyalektiği taşıyan bir inşa hukuku ile sosyalist inşanın sürdürülme zorunluluğunu ifade eder.Kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelilkinin giderek yönetsel sorunlar etrafında kollektif inşa süreci için bir uzlaşmaz karşıtlığa dönüşmemesi ve her türden yasal bürokratik eğilimlerin gelişimine karşı proleteryanın yegane silahı, onun emek faaliyetinin yasa karşıtı nitelikleri,dir. Dolayısı ile, proleterrya kollektif inşa sürecinde devrimin sınfsız topluma değin sürdürülme ilkesi gereği, kendi tarihsel varoluşunun niteliklerini, yani, emek faaliyeetinin yasa karşıtı nitelikleini, yasal niteliklerine dayatma yeterliliğiğnde olan bir sosyalist inşa hukukunu esas almak zorundadır.Daha ilerde üzerinde durulacağı gibi “herkesten yeteneğikadar herkese emeği kadar” inşa ilkesi, kollektivizmin nihai hedefi ile sosyalist hukuk arasındaki diyalektik ililkiyi ifade etmekte ve kurumsallaştırmada yeterrsizlikler göstermektedir.
fikret karavaz

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.