2. ABDÜLHAMİT ANAYASASINI OYLAMAYA DEĞİL,DEMOKRATİK DEVRİMCİ ANAYASA İÇİN ALANLARA…

Bir akıl tutulmasıdır devam ediyor, daha sandık insanların önüne konulmadan sürece teslim olmuş bir zihniyetin solculukla ve sosyalistlikle hiç bir alakası yoktur. ”Sol, sosyalist” olduklarını iddia eden saray soytarıları oylarını kullandılar bile…” Cumhuriyet Anayasası”nın bile çok gerisine düşen, yüz yıllık bir süreci tersinden zorlayan bu açıktan faşist sürecin ” Yeni Anayasa” olarak muhatap alınması ve profillerini ” HAYIR ” logolarıyla süsleyen sahte sol sosyalist cenah bu tabloya bugünden razı gelmiştir…12 Eylül Anayasası, görünen o ki bugünkü sahte sol ve sosyalistlere de dar gelmiştir…Sandık önlerine konulmadan kendi seçimlerini yaparak, profillerinde oylarını kullanarak, mevcut sürece güçlü bir meşruiyet kazandırmışlardır…

Anayasa görüşmeleri, Olağanüstü hal, Orta-doğu’da büyüyerek ve genişleyerek devam eden bölgesel savaş koşullarında yapılmaktadır.Türkiye, yönetilemezliğiyle kritik bir döneme girdi..

Kapitalist-emperyalist sistem ölümcül bir sürece girerek tıkandı. İnsanlık büyük bir sistem kriziyle karşı karşıyadır.. Kapitalizm, 2000’li yılların başından beri-bırakınız üretmeyi-, kendisi kronik- süreğen bir kriz sürecine girerek, sistem olarak kendisi sorun olmuş ve insanlığa karşı sorun çözen değil, kendisi büyük bir sorun ve bela olmuştur.

Doğayı ve yüz binlerce yıldır birikerek gelen, ve büyük bedellerle oluşmuş büyük uygarlığı param parça eder hale gelmiştir. Dünyamız en genel anlamıyla böyle bir süreç yaşıyor… Özcesi, kapitalist sistem bütün organlarına kadar çürümüş asalaklaşmış ve üretemez bir sürece girmiştir. Bütün bu nedenlerle Kapitalist sistemin ekonomik, siyasi, sosyal olarak yaşadığı derin kriz, Türkiye ve benzeri işbirlikçi ülkeler de yarattığı tahribatlar, bu tür ülkelerde çelişkilerin daha da sert yaşanmasına neden olmaktadır. Yani bizim gibi ülkelerde kriz daha da sert seyretmektedir.

İşbirlikçi sistem, kırıntı bile denilemeyecek demokratik hakları da askıya alarak yol almaya çalışmaktadır. Burjuva hukuk, özgürlük alanında, kendi burjuva sınırlarını tersinden zorlayarak, orta-çağ hukukunu dayatmaktadır. İşbirlikçi sınıflar ( kompradorlar ve Orta-çağ artıkları) 12 Eylül’ün faşist, gerici Anayasasını bile yeterli görmeyerek, ”kısasa sa kısas” Anayasası dayatmaktadırlar….

Anayasa değişiklikliği bu ihtiyaçtan doğan, yönetilemez bir sürecin sonucudur. Özü, mevcut sistemi emekçilerden, emekten yana işlemez hale getirerek yaşamı felç etmektir. Yani emekçi sınıfların muhalefetini zor-cebir ve şiddetle bastırmaktır.

Gericilik, bütün evrensel değerlere saldırarak, tarihi geriye doğru zorlamaya çalışırken, bu sürece itiraz edenlerin mücadele bilinci de daha bir olgunlaşarak gelişecektir ve bu bilinç, bu sürece karşı kendi muhalefetini mutlaka daha ileri mevzilerde tahkim ederek, tarihi tersinden zorlamaya çalışanların önünde barikat olmaya devam edecektir. Olağanüstü hallerle, faşizmin en gerici en, ırkçı, en şoven biçimini dayatıyorlar…

Aslında amaçları bir anayasa yapmak ta değil, tam tersine bütün yasal ve anayasal ne varsa hepsini ortadan kaldırarak, yeni orta-çağ’ı dayatmak istiyorlar…Yani FERMAN’larla ülkeyi yönetmek istiyorlar, ancak bu hiç mümkün değil, başaramayacaklar. İnsanlığın ve emekçilerin tarihten gelen büyük mücadele birikimi ve büyük zekası bu sürece fırsat vermeyecektir. Belki bu süreçle birlikte insanlık daha ağır bedeller ödeyecek ama, bu süreci tersinden zorlayanlar sonuçta kaybedecekler…

Kanunu Esasi, istiklal mahkemeleri, takriri sükun’la başlayan yeni süreç, 1960 darbesi,1980 Askeri faşist darbesi, 90, ve İki binlerde sivil faşist iktidar darbeleri, 2015 -15 Temmuz darbesi, milliyetçi cepheyle kol kola yürüyen iç faşistleşme, Türkiye’yi bu sürece hazırlamıştır. Bugün geldikleri nokta ise, 1923 ”Cumhuriyet Anayasası” nın da arkasına sarkarak, Osmanlı dayatılmaktadır.

Olağanüstü hal koşullarında, bütün sokakların susturulduğu, darbe koşullarında Anayasa yapmak ne kadar meşrudur ? Bugüne kadar yaptıkları darbeler bile artık bu sistemi korumaktan aciz bir hale gelmişken, Sözde kendilerini sol sosyalist tanımlayanlar, Olağanüstü hal koşullarında dayatılan bu faşist orta-çağ zırvasına bugünden hayır diyerek, oylarının rengini açıklamışlar bu bu sürecin bir parçası olduklarını açıktan bugünden kabul etmişlerdir…

Bu bir akıl tutulmasıdır, daha sandık insanların önüne konulmadan sürece teslim olmuş bir zihniyetin solculukla ve sosyalistlikle hiç bir alakası yoktur. ”Sol, sosyalist” olduklarını iddia eden saray soytarılarıdır bunlar…”

“Cumhuriyet Anayasası”nın bile çok gerisine düşen, yüz yıllık bir süreci tersinden zorlayan bu açıktan faşist sürecin ” Yeni Anayasa” olarak muhatap alınması ve profillerini ” HAYIR ” logolarıyla süsleyen sahte sol sosyalist cenah bu tabloya bugünden razı gelmiştir…12 Eylül Anayasası, görünen o ki bugünkü sahte sol ve sosyalistlere de dar gelmiştir…

Sandık önlerine konulmadan kendi seçimlerini yaparak, profillerinde oylarını kullanarak, mevcut sürece güçlü bir meşruiyet kazandırmışlardır…

Egemenlerle, yani varsıllarla yoksullar arasındaki mücadele daha da derinleşerek devam edecektir. Türkiye 1980 darbesiyle bu sürece girmiş, Abd’ nin bölgede 1950′ den sonra Sovyetleri çevrelemek için başlattığı stratejik saldırı, çeşitli ve çok farklı güçlerin bölgede etkin kılınarak devam ettiğini bizim kuşaklar bilmektedir. 24 Ocak 1980 kararları Türkiye için bir dönüm noktasıdır, ve hemen akabinde 12 Eylül 1980 Amerikancı faşist darbe.

Türkiye, bu süreçle birlikte farklı kapitalist ekonomilerin işbirlikçisi olmuş ve süreç içinde Abd’nin neredeyse sömürgesine dönüşmüş, bunu ” Küçük Amerika ” olarak lanse eden dönemin Hükumeti A.Menderes ve dönemin işbirlikçileri Türkiye halklarının aklıyla, tarihsel görgüsüyle alay etmişlerdir.

Bu süreç,Türkiye’nin kapitalist dünyanın bir sömürgesi olmasına giden yolun son hamlesidir ve başarılıdır. ” Kapitalist Piyasa Ekonomisi” ne geçiş bu süreçle birlikte tamamlanmıştır…Bu sürece tepki olarak ortaya çıkan 1968,78-80 devrimci atılımı , Cia-Mit-Kontur gerilla operasyonlarıyla kanla ve şiddetle bastırılmış, orta-çağ gericiliği bu süreçle birlikte iktidar olanaklarını da arkasına alarak, palazlanmış ve bugünkü gücüne ulaşarak, sistemi adeta kuşatarak ele geçirmiştir.

Yeni Orta-çağ ve dini gericilik, işbirlikçi sermaye sahipleri iktidarı bu süreçte ele geçirmiştir. Bu durum, uluslararası boyutu da olan bir devlet politikasıdır ve şimdilik süreç bu yönde işlemektedir. Sol sosyalist güçlerin önü bu güçler tarafından kesilerek, sistem adeta CIA’nın oyuncağı olmuş ve FETOCU  CIA ajanları bütün sistemin kılcal damarlarına kadar sızarak sistemi adeta felç etmişlerdir…

15 Temmuz Fetocu CIA darbesi, başka biçimlerde, başka araçlarla devam etmektedir…

Türkiye biriken çelişkileriyle bölgenin en kaotik çoğrafyası konumun dadır ve sürecin yönetilebilirliği kalmamıştır. Egemenler büyük bir sistem krizi yaşamaktadırlar, Dolar 4.oo TL’ ye dayandı, büyük ekonomik iflaslar, büyük insan kayıpları, Kürt coğrafyasında yaşanan büyük katliam ve yıkımlar, genel ülke ve bölge krizine dönüşmüş ve büyük bir felakete dönüşmek üzredir…

Bütün bu yıkıcı, kaotik ve olumsuz sürecin içinden, daha da yüksek bir demokrasi bilinci ve daha yüksek ve ileri öncü birikimin ortaya çıkacağına inanmaktayım..

Öncelikle Kürt emekçileri, işçileri, köylüleri, gençlerinin, bölgede Abd’nin oynadığı rolü daha bir bilince çıkararak, bu sürecin devrimci tarafında duracaklarına inanıyorum…

Türk, Kürt, çeşitli milliyetlerden emekçiler bu süreçten demokrasile rini güçlendirerek çıkacaklardır ve süreç kaçınılmazdır. Süreç daha illeri devrimci fırsatlar yaratarak, 1968-78-80 devrimci atılım sürecinin daha ilerisinde bir devrimci birikim yaratarak, sosyal kurtuluş mücadelesi kendisini siyasi ve pratik olarak dahada güçlü tahkim edecektir.

Sahte sol ve sözde sol ve sosyalist olduklarını iddia eden bugünün sandıkçıları tarihe gömüleceklerdir. Bu süreçten etkilenen milyonlar, sahte solun yarattığı tahribatları onararak, kendi tarihlerini yeniden yaratacaklardır. Türkiye’nin tek çıkış yolu devrimci, demokratik emekçi cumhuriyetini süratle inşa etmektir. Türk, Kürt, çeşitli milliyetlerden azınlıkların önündeki görev bu görevdir.

EMEKÇİLERİN VE HALKLARIN DEVRİMCİ- DEMOKRATİK CUMHURİYETİ…!!!

Bu süreçten bütün ülke emekçileri ve halkları aynı şekilde etkilenmektedirler. İktidarın payandası ve beslemesi durumuna gelenler, bir süre sonra ne kadar yanıldıklarını daha iyi göreceklerdir. Türkiye’nin devrimci, demokratik bilinci ve potansiyelini harekete geçirmek bugün temel görevidir. Devrimci görev, Anayasa tartışmaları adı altında dayatılan faşist -orta-çağ gerici saldırılarına karşı işçilerin, emekçilerin demokratik ve devrimci sosyal kurtuluşunu örgütlemektir. Referandum için sandığa değil, alanlarda mücadeleyi örgütlemek için emekçileri seferber edelim…

Bunun koşulları vardır ve Türkiye’nin önünde ki görev bu görevdir…Türkiye ve Türkiye hakları, işçileri emekçileri 2.Abdülhamitlerin Anayasasına geçit vermeyecektir…

Erdoğan ATEŞİN

15.01.2017

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.