AK DENİZ EMEPERYALİST SAVAŞ GEMİLERİNİN İŞGALİ ALTINDADIR…

Amerikalı şair Henry David Threau, ( 1817-1862) ” Avrupa’ya doğru değil, batıya doğru yürümeliyim”.Doğu’dan tarihi, sanatı ve edebiyatı almalıyım, ancak Batıya gelecek için, ticaret için ve yeni maceralar için yürümeliyim”… Şair, burada ABD’nin geleceği için batıya yürümesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu süreçlerde ABD, vahşi bir canavar gibi 1848′ de Meksika’ya saldırarak talan etmiş, Türkiye’nin beş katı toprak işgal ederek kendi topraklarına katmıştır.
Bu işgalle ABD, Pasifk Okyanusuna ulaşır, ancak bununla da yetinmez, Doğu Atlantikten’ten Batı Pasifik Okyanusu’na kadar, oradan da Karaip Denizi’nde ki sömürgeler ve güney doğu Asya çoğrafyasında bulunan İspanyol sömürgelerine ulaşmaya çalışır. Bu süreçlerde ABD, artık büyük ve dev bir imparatorluktur ve bütün yerli halkları ezerek bu cennet toprakların tek sahibidir ve adeta okyanus ötesinde her tarafı zırhla örülü bir kale gibidir.

ABD’nin sömürgeci ve işgalci emelleri iç kamuoyunun etkin muhalafetine rağmen devam etmiş, İspanya devletiyle iyi olan ilişkilerini bozmak için bir çok provokasyonlar tertiplemiş, amaç; İspanyol sömürgelerini ele geçirmektir. Bu süreçle birlikte kamuoyundan gelen tepkileri dikkate almayan Amerikan sömürgecileri, o dönem İspanyanın kontrolünde olan Küba’da ‘ bulunan Main’ askeri gemisi Havana Limanında bilinmeyen bir nedenle bombalanarak havaya uçurulur ve yüzlerce ABD’li mürettebat denizde boğulur. ABD, bu saldırıdan İspanya’yı sorumlu tutar. İspanya devleti olayın araştırılması için ABD’ye bir tahkik komisyunu önerir ancak ABD, bu öneriyi kabul etmez ve bu olayı bahane ederek İspanya’yı olaydan sorumlu tutarak suçlu ilan eder ve tüm ABD basını bu olaya destek vererek ABD hükumetinin yanında tavır takınır. Daha sonra yapılan araştırmalar ve çalışmalar sonucunda İspanya’nın bu sabotajla hiç bir ilgisinin olmadığı ortaya çıkar.

ABD lobisi amacına ulaşmıştır. Olayı bahane eden ABD’li sömürgeciler, 1898 tarihinde İspanya’ya savaş ilan ederek saldırır ve çok kısa bir süre sonra bütün İspanyol sömürgeleri ABD’nin denetimine geçer.
ABD lobisi, o günden bu sürece kadar hep ayını tehdid ve şantaj dili kullanarak, dünyayı askeri güç ve psikolojik savaşla yönetmiştir. Küba. Haiti, Jamaika’nın zengin şeker rezervlerini tütün tarlalarını bu tür psikolojik savaş ve askeri güç kullanarak ele geçirmiş, Latin Amarika’nın tropikal meyve bahçelerini, Hawai adalarını, güney doğu Asya pazarlarını bu yöntemlerle sömürgeleştirmiştir.

1900’ler sonrası dünyasında savaşlar daha da teknolojik olarak gelişerek daha ölümcül ve yıkıcı karakterler kazanmıştır. ABD, bütün bu süreçlerde savaşlardan beslenen askeri fetihçi bir mentalite geliştirmiştir. Theodor Roosevelt 1897′ de çok güvendiği samimi bir arkadaşına aynen şunu itiraf etmiştir. ” …bu ülkenin her zaman bir yeni savaşa ihtiyacı olduğuna inancım tamdır. Her türden savaşı daima selamlarım”…Savaşlardan beslenen bir askeri makine…ABD Dışişleri Bakanı Dean Rusk 1962’de Seneto’ya sunduğu raporda, 1789-1945 tarihleri arasında ABD,103 defa başka ülkelerin iç işlerine askeri müdahalede bulunduğunu itiraf etmiştir…
Emperyalist sistem savaşlardan beslenen tekeller mücadelesidir ve savaşlar emperyalist sistemin varlık nedenidir. Tükettiğinden fazlasını üreten bir sistem, başka pazarlar üzerinde yaşam alanları arar, bu arayış ve mücadele savaşların nedenidir ve rekabet ölümcüldür. ABD, emperyalist bir güç olarak tarih sahnesine çıktığı günden itibaren gözlerini bütün dünyaya dikmiş ve ‘bütün dünya benim egemenlik alanımdır’ mantığıyla hareket etmiştir. O dünya ticaretinin efendisidir kendisince…
”Savaş devletin sigortasıdır” diyen ABD’li yazar Randolph Bourne, yukarıdaki mentaliteyi çok güzel özetlemiş. Wilson; ” dünyaya açık bir kapı istiyorum. Ulusların kapıları yerle bir edilmelidir. Amerikan ürünleri bütün pazarlara egemen olmalıdır. Ben yabancı pazarların istila edilmesini gerekli bulmaktayım. Bu varlığımız için hayati bir öneme sahiptir” diyerek ABD, emperyalizminin sömürgeci, işgalci karakterini çok açık ifade etmiştir yukarıdaki söylemiyle…
Woodrow Wilson (1913-1921), Colombia Üniversitesinde yaptığı bütün konuşmalarda bu mantığı açıktan savunmuştur. 1.ci dünya savaşından büyük bir galibiyetle çıkan ABD, İngiliz ve Fransız sömürgelerine göz koymuş, ve bu coğrafya üzerinde büyük bir planlama sürecine girerek, bölgeyi uzunca bir dönem mercek altına almış, sömürgeci emellerine uygun politikalar geliştirmiştir.
Bu dönemlerde Arap coğrafyası 1960’lı yıllara kadar İngiliz ve Fransız sömürgecilerinin kontrolündedir. Sömürgeciliğe karşı mücadelede Irak ve Suriye, büyük direnişler göstererek dönemin anti emperyalist mücadelelerinde önemli roller oynamışlardır. 2. Dünya savaşından sonra İngilizler ve Fransızlar bölgede büyük yıkımlar yaratarak geri çekilmiş iseler de, bölgede savaşlar daha bir derinlik kazanarak, farklı karakterlerde devam etmiştir.
1948′ de İsrail devletinin kurulması, yeni bir sürecin başlangıcı dır. Orta doğu, İsrail devletinin kurulmasıyla yeni bir sürece girmiş, ilerleyen süreçlerde Arap coğrafyasını derinden
sarsarak, Arapları adeta atomize ederek, param parça etmiş ve sonu gelmez savaşlar sürecini başlatmıştır. Bölgenin stratejik kaynaklar konusundaki zenginliği, ( enerji-Su) bölgeyi sürekli bir savaş konjonktüründe tutmuş ve kaynaklar üzerindeki büyük savaşlar bugün dahada derinleşerek devam etmektedir.
Şu anda Ak Deniz emperyalist savaş gemilerinin işgali altındadır. Kürtler üzerinde büyük hesaplar peşinde olan Batılı güçler ve siyonist saldırgan İsrail burjuvazisi, Kürtlerin gerçek dostu değil, emperyalist ABD’nin hizmetindedir.

1997’de Amerika’da kurulan Yeni Bir Amerikan çağı İçin Proje (PNAC), güçlü bir lobi merkezidir ve ‘pax-Amirakana ‘ doktrinini dayatmaktadır. Amerikanın bütün savunma, stratejisi ve saldırı politikaları bu doktrin üzerinden yürütülmektedir.
Özet olarak Genelde dünyamız, özelde Orta-Doğu toptan bir savaş konjonkturündedir. Bu savaş 3. Dünya savaşıdır. Amaç, stratejik kaynakların kontrolü ve ve gelişmiş batı dışındaki bütün dünyanın yeniden dizayn edilmesidir.
Erdoğan ATEŞİN
12.06.2019

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.