ALTHUSSER’DE MARKSİZMİN EPİSTOMOLOJİK KOPUŞU TEZİNE DAİR

2. Epistemolojik Kopuş Althusser, bu kavramı, Gaston Bachelard’dan ‘‘ödünç aldığını’’ söylemektedir. Bachelard, ‘‘tarihsel epitemeloji’’nin yaratıcısıdır. Ancak Althusser, bu kavramı bambaşka bir inceleme alanında ortaya koymaktadır. Bachelard bu kavramı bilim tarihinde kullanmıştır. (Balibar, 1991:20-23) Althusser, Marx’ın tarih bilimi gibi yeni bir bilim kurduğunu ve bunun insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş teorik ve siyasi bir olay olduğunu düşünmektedir. Teorik bir olaydır, çünkü Marx’tan önce ‘‘Tarih kıtası’’ olarak adlandırılan ‘‘dinsel’’, ‘‘ahlaki’’ ve ‘‘hukuki’’ esinli ideolojik görüşler yani tarih felsefeleri vardı. Bu felsefeler toplumlarda ve tarihte olup bitenlerin bir tasarımını verme savındaydılar. Bunlar toplumları ve tarihi yöneten mekanizmaları ‘‘bozucu ve yanıltıcı nosyonlar’’ altında gizlemişlerdi. Marx’ın bilimsel bulgusu siyasi bir olaydır, çünkü bu bulgu, insan tarihinin sınıflı toplumlar tarihi, sınıflar savaşımı tarihi olduğunu göstermiş ve böylelikle ‘‘kapitalist sömürü ve egemenlik mekanizmalarını’’ bozmuştur. (1991:63-64) Althusser, Marx’ın teorisinin kendisinden önceki teoriler arasında yok edilmez bir ayrılığın bulunduğunu göstermek için ileri sürdüğü ‘‘epistemolojik kopuş’’ kavramını şöyle açıklamaktadır: Marx’ın tarih felsefesinin eski temel kavramlarını, eski görüşler içinde ‘‘bulunmayan’’, yepyeni çiçeği burnunda kavramlarla değiştirdiğini gösterdik. Tarih felsefelerinin insandan, iktisadi özneden, gereksinimden, gereksinim dizgesinden, uygar toplumdan, yabancılaşmadan, hırsızlıktan, haksızlıktan, tinden, özgürlükten söz ettikleri yerde- hatta ‘‘toplum’’dan söz ettikleri yerde –Marx üretim biçiminden, üretici güçlerden, üretim ilişkilerinden, toplumsal kurtuluştan, altyapıdan, üstyapıdan, ideolojilerden, sınıflardan, sınıflar savaşımından, vb. söz etmeye koyuldu. Bundan Marksist kavramlar arasında (hatta klasik siyasi-iktisat olgusunda bile) süreklilik ilişkisi bulunmadığı sonucunu çıkardık.’’ (1991:66) Althusser, Marx teorisinin kavramsal içeriklerini bu teori öncesi görüşlerle karşılaştırmış, bu ayrılığa bu ‘‘sıçrama’’ya ‘‘epistemolojik kopuş’’ adını vermiştir. Althusser, ‘‘epistemolojik kopuş’’u Marx teorisinin kendisinden önceki görüşlerden bambaşka bir biçimde işlediği açısından da açıklamaktadır.Althusser’e göre, Marksist teorinin temel kavramlar dizgesi bir ‘‘bilim teorisi’’ şeklinde işlemektedir. Marks teorisinin konusu ‘‘sonsuzluğa açık’’ yeni bilgiler üretmek için durmadan sorular sormaya yöneliktir. ‘‘Şöyle diyelim: yeni bilgilerin (sonsuz) fethi için bu ilk doğruyu yenilemeye yetenekli bir doğru gibi.’’ (1991:66) Althusser, felsefesinin bu en önemli kavramını biraz daha açık kılmaya çalışalım. Marx öncesi teorik eserler, Alman felsefesi yani hukuk ve tarih felsefesi, İngiliz siyasiiktisadı ve Fransız sosyalizmi gibi başlıklar altında toplandığını belirten Althusser, bu arada geriye dönüşü olmayan bir tarihsel olayın aniden ortaya çıktığını belirtir. Bunu Althusser bir metaforla açıkladığı ‘‘Tarih kıtasının açılışı’’ olarak adlandırır. Marx teorisi ile birlikte bir ‘‘zemin değişikliği’’ne tanık olunmuştur. Şöyle der Althusser: ‘‘…Ve bu zeminde, yeni kavramlar bilimsel bir teorinin temellerini uzun bir hazırlık çalışması pahasına atacak veya zorunlu olarak bir bilim, hem de olağanüstü devrimci bir bilim haline gelecek olanın, gelişimine yol açacaktır. Ama bilimlerde bulguladıklarımıza bağlı bir teoridir, çünkü nesnel bilgiler üretmektedir. Ve nitekim, bu yeni zemin üzerinde, somut tarihin gerçek sorunlarını, bilimsel problemler halinde, tek tek ele almak ve bunlarla ispatlanmış, yani siyasal ve bilimsel pratik tarafından teyid edilebilen ve belirli düzeltmelere açık, kuramsal sonuçlara varmak (Marx’ın Kapital ’de yaptığı) ilk kez mümkün olur.’’ (1991:14-15) ‘‘Epistemolojik kopuş’’u, ‘‘burjuva ideolojisi’’nden kopuş olduğunu hisseden Althusser, bunu ‘‘bilim’’ ve ‘‘ideoloji’’ arasındaki uzlaşmazlığa indirgemesinin hatalı olduğunu vurgulamaktadır. ‘‘Bu da tarihsel materyalizmin Marksist bilimin modalite sinin tanıtılmasını kötü etkiledi ve kötü sonuçlara sebebiyet verdi: özellikle de Kapital’i Okuma ’da. Teorisist eğilimim dolaylı alt ürünü olan yapısalcılık denilen minik köpek hiç şüphesiz bu fırsattan yararlanarak bacaklarımızın arasından tüydü.’’ (1991:31-32) Yapısalcılığı ‘‘minik bir köpek’’e benzeten Althusser’in bu felsefe hakkındaki görüşlerine de kısaca yer verelim. 1965 baharında yazdığı Kapital’i Okuma adlı eserinin bazı sayfalarında Althusser kendisine hakim olamadığını ve yapısalcı terminolojiyle ‘‘flört’’ ettiğini belirtiyor. ‘‘Halbuki denemelerimizde düşündürebilecek belli bazı belirtiler de bulunuyordu. Örneğin yapısalcılığın nasıl olup da ‘‘son kertede belirlenim’’, ‘‘tabi kılma/tabi olma’’, ‘‘üst belirlenim’’ gibi kategorileri bu kadar kolaylıkla yuttuğunu ve hazmettiğini hep kendi kendime sormuşumdur. Her neyse: bariz sudan sebeplerden, bizim ‘‘yapısalcı’’ olduğumuza dair ferman çıkartıldı ve bütün ülkelerin ve partilerin büyük sosyal demokrat ailesi, bizi tantanalı bir şekilde, ‘‘yapısalcılık’’ tabutunda toprağa verdi…’’ (1991:34) Althusser yapısalcı olmadığını vurgulayarak yapısalcılığın ‘‘sınırları çok kötü belirlenmiş’’, ‘temaları dağınık ve kararsız’’ olduğunu düşünmektedir. (1991:36) ‘‘Genç Marx’’ın düşünce ‘‘evrim’’inin çeşitli yönlerini ileri sürdüğü yapıtında Althusser, Marx’ın birbirine bağlı olarak düşünce konusunu şöyle değiştirdiğini söyler: ‘‘Genç Marx’ın birbirine bağlı olarak düşünce konusunu değiştirdiğini (genel çizgilerle hukuktan devlete, sonra da siyasi-iktisada geçer) felsefi konumunu değiştirdiğini (Hegel’den Feuerbach’a sonra da devrimci bir materyalizme geçer) ve siyasi konumunu değiştirdiğini (radikal burjuva liberalizmden küçük burjuva hümanizmine, sonra da komünizme geçer) görüyoruz. Zaman içindeki öncelik ve sonralıklarında bile bu değişiklikler birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.’’ (1991:71) Althusser felsefesinin en temel düşüncelerini bulduğumuz yapıta gelmiş bulunuyoruz: ‘‘John Lewis’e Cevap’’ Lewis, İngiliz Komünist Partisi’nin üyesidir ve bu partinin yayın organını olan ‘‘Marxism Today’’de Althusser için bir yazı yazar: ‘‘ Tarihi yapan insandır. İnsan tarihi aşarak tarih yapar. İnsan ancak yaptığını bilir. Althusser’in epistemolojik kopuş üstüne tezi katıksız bir uydurmadır. Marx her zaman, baştan sona, hümanist ve Hegelci olmuştur. İnsana, yabancılaşmaya ve inkârın inkârına inanmıştır.’’ (Althusser, 1987:XV) Althusser, Lewis’e uzun bir cevap vererek, Lewis’in idealizminin karşısına Marksizm-Leninizmin tarih, sınıflar mücadelesi ve felsefe üstüne maddeci tezlerini diker, bunlardan teorik sonuçlar çıkarır. Genç Marx’tan söz ettiği tarih olan 1960’dan bu yana on iki yıl geçmiştir. Lewis, Althusser’i Marx felsefesini ve Marx düşüncesinin oluşum hikayesini bilmemekle suçlamaktadır. Uzun bir aradan sonra Althusser açıklama fırsatı bulmuştur. Althusser ilkin Lewis’in Marx felsefesine ilişkin olarak söylediği üç temel ‘‘Tez’’i belirler: ‘‘Tez numara 1: Tarihi yapan insandır.’’ ‘‘Tez numara 2: İnsan, tarihi, yapılmış olan tarihi yeniden yaparak, yapılmış olan tarihi ‘inkârın inkârı’ ile ‘aşarak’ yapar.’’ ‘‘Tez numara 3: İnsan ne yaptı ise yalnız onu bilir.’’ (1987:8-9) Lewis’in 1. tezine ilişkin olarak verdiği örnek ‘‘devrim’’dir. ‘‘Devrimi yapan insandır.’’ (1987:8) Lewis ikinci tezinin doğrulamasını ve örneğini şöyle belirtir: ‘‘Tarihi yapan insan olduğuna göre, insan, tarih yapmak için, daha önce yapmış olduğu tarihi dönüştürmek zorundadır (madem ki tarihi yapan insandır); yapılmış olanı dönüştürmek, onu aşmaktır; bu da varolanın inkârı demektir ve madem ki varolan, insanın yapmış olduğu tarihtir, bu zaten inkâr edilmiş olan tarihin inkârıdır. Şu halde tarih yapmak inkârın inkârının inkârını inkâr etmektir, ta sonsuza kadar.’’(1987:9) Lewis’in bu tezin doğrulamasına ilişkin verdiği örnek ‘‘devrim’’dir. ‘‘Devrim yapmak için insan, aslında kendinden önceki tarihin inkarı olan varolan tarihi aşar (inkâr eder)’’ (1987:9) Lewis’in üç numaralı teze ilişkin doğrulaması ve verdiği örnek yoktur. Althusser Lewis’in Marx teorisine ilişkin ileri sürdüğü örneklere karşılık Marsizm-Leninizm’in tezlerini ileri sürer. Bu tezler şunlardır: ‘‘Tez no. 1: Tarihi yapan kitlelerdir’’ ‘‘Tez no. 2: Sınıf kavgası tarihin motorudur’’ ‘‘Tez no. 3: Yalnız varolan bilinir’’ (1987:14-21) Tarihi yapan bu ‘‘kitleler’’ nedir? Sınıflı bir toplumda sömürülen kitleler, egemen olan sınıflara karşı birleşen ve sömürülen sınıfın çevresinde toplanan toplumsal sınıflardır. ‘‘Kitle’’, ‘‘aydın kesimin aristokratları ya da faşizmin ideologları değil, büyük ölçüde üretim içinde sömürülen, kendilerini birleştirip burjuva devlete karşı eyleme geçirme yeteneğine sahip tek sınıfın, proletaryanın çevresinde toplanan, sömürülen sınıflar, katlar ve kategorilerin bütünüdür.’’ (1987:15) Marksizm-Leninizm’in ikinci tezi olan ‘‘sınıf kavgası tarihin motorudur’’ görüşü ile sınıf kavgası bu teorinin belirleyicisi durumundadır. ‘‘Sınıf’’ ve ‘‘sınıf kavgası’’ birbirlerinden ayrılamayan iki kavramdır. Reformistler ve devrimcilerin bu iki kavrama yaklaşımlarının farklı olduğunu düşünen Althusser bunu bir ‘‘rugby’’ oyunu örneği ile açıklar: ‘‘Diyelim ki karşımızda iki sınıf var. Reformistlere göre sınıf kavgasından önce sınıflar vardır, iki rugby takımına benziyor biraz, maç daha başlamamış, iki takım da kendi yerinde duruyor. Her sınıf kendi kampında, kendi öz varlık koşulları içinde yaşıyor: Bir sınıf öbürünü sömürebilir ama bu henüz sınıf kavgası değildir. Bir gün iki sınıf karşı karşıya gelip çatışıyor ve işte o zaman sınıf kavgası başlıyor. Birbirlerine giriyorlar, savaş kızışıyor ve sonunda sömürülen sınıf öbürünü altediyor: Devrim ya da kendisi alt oluyor: Karşı devrim. Bunu istediğiniz kadar evirip çevirin, hep aynı fikre varacaksınız: Sınıflar, sınıf kavgasından önce, sınıf kavgasından bağımsız olarak vardırlar, sınıf kavgası sonradan gelir.’’ (1987:17) Devrimcilere göre ise bu durumun tam tersidir. Sınıflar sınıf kavgasından ayrı ele alınamazlar. Buradan da ‘‘sınıfların varlığı ile sınıf kavgası bir ve aynı şey’’ olduğu sonucunu çıkaran Althusser, sınıfların varlığını anlamak için sınıf kavgasından yola çıkmaktadır. Böyle olunca da birinci tez (‘‘tarihi yapan kitlelerdir’’) ikinci tezin buyruğuna verilmiş olmaktadır. ‘‘Bu demektir ki kitlelerin devrimci gücü ancak sınıf kavgası yaptığı zaman bir güç olur.’’ ‘‘Sınıf kavgasının önceliği kesindir.’’ (1987:18)

Kaynak: http://dusundurensozler.blogspot.com.tr/2008/04/althusserin-felsefesinin-temel_22.html
Althusser bu yapıtında Marx’ın Kapital’ini ekonomistlerin, tarihçilerin, mantıkçıların okudukları gibi değil felsefeciler gibi okunması gerektiğini yazar. ‘‘Kapital’i ekonomistlerin okuyacağı gibi okumak onun çözümleme ve çizelgelerinin ekonomik içeriği ve değeri sorusunu ortaya atarak, dolayısıyla, onun söylemini kendisi dışında tanımlanmış olan bir nesneyle, bu nesnenin kendisini sorgulamaksızın, karşılaştırarak, onu okumak demektir. Kapital’i tarihçiler gibi okumak, onun tarihsel çözümlemeleri ile kendisi dışında çoktan tanımlanmış olan bir tarihsel nesne arasındaki ilişki sorusunu, bu nesnenin kendisini sorgulamaksızın, sorarak, onu okumak demektir. Kapital’i mantıkçılar gibi okumak ona, bu söylemin yöntemlerinin ilişkili olduğu nesneyi yine hiç sorgulamaksızın, soyut olarak, kendi serimleme ve tanıtlama yöntemleri sorusunu sormak demektir. Kapital’i felsefeciler gibi okumak ise, kesinlikle, özgül bir söylemin özgül nesnesini ve bu söylem ile onun nesnesi arasındaki özgül ilişkililiği sormaktır.’’ (Althusser, 1995:31) Althusser, Marx felsefesini kendi özgüllüğü içinde kavramak gerektiği düşüncesindedir. Althusser, Marksist kuramın temel konseptleri olan üretim, bir üretim tarzının yapısı ve tarihi değerlendirebilmek için Marx’ın içinde ekonomik üretimin genel koşullarını düşündüğü konseptlere ve Marksist düşüncenin kendi tarih kuramını düşünmenin gerektiğini vurgular. (1995:69) Marx Kapital’de ‘‘bir tarihin üretiminin sonucunu bir toplum olarak var eden düzenek’’i incelemiştir. Althusser, Kapital’in nesnesini ve onun doğasını araştırır. ‘‘Kapital’den elde ettiğimiz nesnenin doğası, kesin konuşulursa nedir? İktisat mı, yoksa Tarih mi? Ve bu soruyu özgülleştirirsek, Kapital’in nesnesi İktisat ise, konsepti bakımından bu nesneyi Klasik İktisat’ın nesnesinden ayırt eden, kesin olarak nedir? Kapital’in nesnesi Tarih ise, bu tarih nedir?İktisat Tarih içinde nasıl bir yere iyedir?’’ (1995:105) Althusser, bu soruların cevaplarının Kapital’in metninde içerilen ekonomik ve siyasal çözümlemelerin temeliyle ilgisinde verilebileceğini bu yüzden de Kapital’in nesnesi sorusunun yalnızca felsefi bir soru olmadığını düşünür. (1995:109) Althusser ‘‘Kapital’in nesnesi nedir’’ sorusunun ilke olarak Smith’de ve özellikle Ricardo’da verildiğini, Politik Ekonomi’nin büyük kuramsal ağının birkaç yanlış iplik ve birkaç kopuklukla birlikte zaten hazır beklediğini, Marx’ın iplikleri düğümleyip örgüyü düzelttiğini ve birkaç düğüm daha attığını belirtir ve Marx’ın nesnesinin Ricardo’nun nesnesinden öte bir şey olmadığını düşünür. Ancak klasik ekonomistlerin kendi nesnelerine uyguladıkları yöntem salt ‘‘metafizik’’ ama Marx’ın yöntemi ise ‘‘diyalektik’’tir. (1995:120-121) Marx’ın Klasik Ekonomistlerden farklı olarak başka bir yanı, klasik ekonomistlerin kapitalist üretim koşullarını tarihsel ve geçişsel olduklarını görmeksizin tüm üretimin öncesiz-sonrasız koşulları yapmış olmalarıdır. (1995:130) Althusser yapıtında Marx’ın bizlere kendi gerçek buluşunu anlattığı metinlere yer verir. Ona göre bu buluşlar değer ile artı değerdir. Marx klasik ekonomistlerden epistemolojik ‘‘kopuş’’u ‘‘artı değer’’ ile ileri sürmüştür. Artı değer Marx’tan önce üretilmişti. Ancak Marx emeğin değer üretme özelliğini çözümledi ve değer üreten emeğin ne olduğunu ve onun bunu niçin ve nasıl yaptığını değerlendiren ilk kişiydi. (1995:206-207) ‘‘Tıpkı, Lavoisier’in Pristley ve Scheele ile ilişkisinde olduğu gibi, Marx’ın Smith ve Ricardo ile ilişkisinde de tam olarak aynı şey geçerlidir: öncellerinin salt üretmiş olduğu artı değeri hakikatte o bulmuştur .’’(1995:209) Althusser Marx’ın bulduklarının kendisinden öncekilerle bir ‘‘kopuş’’ olduğunu düşünmektedir. ‘‘Marx’la birlikte, yalnızca tarih bilimi tarihinde değil, ama felsefe tarihinde de, kesin olarak da Kuramsal ’ın tarihinde, birincil önem taşıyan bir tarihsel kopuş yöresindeyiz; bu kopuş (ki bu bizlere, bilim tarihinde dönemselleştirme sorununu çözme olanağı vermektedir) kuramsal bir olayla, Marx’ın getirdiği sorunsalın tarih biliminde ve felsefede oluşturduğu devrimle bağdaşmaktadır.’’ (1995:211)

Kaynak: http://dusundurensozler.blogspot.com.tr/2008/04/althusserin-felsefesinin-temel_22.html
         Althusser’in, Marksizmin tarih felsefesini tarih bilimi halinde yeniden sentezlerken yarattığı epistomoljik kopuştan bahsederken haklıdır.Bununla birlikte bu tebite bir şey daha eklemek gerekir ki  Marksizm, yalnızca tarih bilgisini tarih bilimi haline getirmemiş ama genel olarak bilgi kuramında devrim yaratacan bir epistomolojik kopuş gerçekleştirmiştir.Marksim bilgi kuramımlarını sarsan bu epistomolojik kopuşu emek faaliyetinin değer yaratan yegane insani etkinlik olduğunu belirleyerek yapmıştır.
       Marx öncesi teorik eserler, Alman felsefesi yani hukuk ve tarih felsefesi, İngiliz siyasiiktisadı ve Fransız sosyalizmi gibi başlıklar altında toplandığını belirten Althusser, bu arada geriye dönüşü olmayan bir tarihsel olayın aniden ortaya çıktığını belirtir. Bunu Althusser bir metaforla açıkladığı ‘‘Tarih kıtasının açılışı’’ olarak adlandırır. Marx teorisi ile birlikte bir ‘‘zemin değişikliği’’ne tanık olunmuştur. Şöyle der Althusser: ‘‘…Ve bu zeminde, yeni kavramlar bilimsel bir teorinin temellerini uzun bir hazırlık çalışması pahasına atacak veya zorunlu olarak bir bilim, hem de olağanüstü devrimci bir bilim haline gelecek olanın, gelişimine yol açacaktır. Ama bilimlerde bulguladıklarımıza bağlı bir teoridir, çünkü nesnel bilgiler üretmektedir. Ve nitekim, bu yeni zemin üzerinde, somut tarihin gerçek sorunlarını, bilimsel problemler halinde, tek tek ele almak ve bunlarla ispatlanmış, yani siyasal ve bilimsel pratik tarafından teyid edilebilen ve belirli düzeltmelere açık, kuramsal sonuçlara varmak (Marx’ın Kapital ’de yaptığı) ilk kez mümkün olur.’’
           Emek faaliyetinin yegane değer yaratan insansal etkinlik olarak belirlenmesi yalnızca tarih bilgisini tarih bilimi haline getirmekle kalmamış aynı zamanda bilgi kuramınında zeminini değiştirmiştir. Epistemoloji, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Bilgi felsefesi olarak da adlandırılmaktadır.

İlk çağlarda Thales gibi filozoflar metafizik ile ilgileniyorlardı. Evrenin salt maddesinin bulunması temel bir amaç olmuştu. Ama bu konularda herkesin vardığı farklı fikirler, fikirler arasındaki çelişkiler filozofların insana, dolayısıyla akıl ve bilgiye yönelmesine yol açtı. Bu da insanın bilgilerinin doğruluğunun sorgulanmasına neden oldu. Böylece bilgi felsefesi doğmuş oldu.Bir kez emek faaliyeti yegane değer yaratıcısı olarak belirlendiğinde, emek faaliyetini toplumsallaştıran sınıf olan proleteryayla birlikte emeği tüm doğal ve sosyal yasalardan özgürleştirmeye yönelmiş siyasal pratik aynı zamanda kendi amacını her koşulda doğrulayan, verili pratiği çevreleyen tarihsel değişkenler ne olursa olsun bir eylemlilik niteliği taşıyacaktır ki bu olgu proleteryanın siyasal eylemliliğini dolayısıyla ideolojisini sınıfsız toplum ereği ile kendisiyle birlikte tüm insanlığı toplumsal yasaların boyunduruğundan özgürleştirmeye yönelmiş bir pratik olarak amacı itibari ile doğrulayacaktır.Proleteryanın tarih sahnesine çıkmasından önce hiç bir siyasal pratik amacı itibariı ile böylesine açık seçik, bilimsel niteliği olan bir siyasal pratik niteliğine sahip olamamıştır.

        Her siyasal ideoloji kendisini çevreleyen tarihsel nesnellliğin bir parçasıdır. Bu anlamda siyasal kavramlarla bilimsel doğrular arasındaki bilgi kuramsal fark siyasal kavramların kendilerini çevreleyen tarihsel nesnelliğin taraflı, sübjektif varyantları olmalarından dolayıdır.İşte Marksizmin proleteryanın siyasal eylemliliğine dair devrilişini bilimsel olarak ilan ettiği siyasal pratiğin bu epistomolojik niteliğidir.Örneklemek gerekirse, proleteryanın siyasal öncülerinin pratiğinde feda ruhu nasıl tanımlanabilir? Feda ruhu soyut bir kavram mıdır yoksa maddi bir olgu mudur? Feda ruhu emek faaliyetini kendisini çevreleyen her türden toplumsal zorunluluktan özgürleştirerek suç olarak emek faaliyeti ile birlikte tüm üretici güçleri sınıflı toplumun yasalarından özgürleştirmeye yönelmiş bir siyasal pratiğin olmazsa olmaz argümanlarından biri olarak amacı itibari ile gerçekleştiği anda kendisini çevreleyen d,ğer bütün tarihsel değişkenlerden bağımsız olarak bilimsel gerçekliği olan bir siyasal doğrudur.Bu anlamıyla bilinç kazanmış maddenin en ileri hareket biçimidir.Feda ruhu, proleteryanın kendiğinden bir sınıf olmaktan kendinde ve kendi bilimsel amacını gerçeklemye yönelmiş bir sınıf olma yolunda tarihsel ilerleyişinin en üst siyasal biçimidir.
          Böyleyken proleteryanın siyasal eylemliliğinin pratik ve ideolojik bir agümanı olan feda ruhunu örneğin sahte cennet vaadleri ile aldatılmış bir cihadçının siyasal pratiğne eşitleme anlayışı her şeyden önce siyasl pratikler arasındaki amaç farkını ve bundan da önemli olarak bilimsel tutarlılık farkını eşitlemek anlamına gelecektir.Proleterya diğer bütün tarihsel var oluş biçimlerinden farlı olarak tarih sahnesine çıktığı andanitibaren tarihsel serüveninin sonuçları bilimsel olarak önceden doğrulanmış yegab-ne sınıfsal varoluş biçimini temsil eder.İşte bu niteliği iledir ki proleteryanın siyasal eylemliliği bilgi kuramının zeminini değiştiren ve ilk kez bir sınıf ideolojisini sonal amacı itibarı ile bilimsel doğruluğun kesinliğine yükselten niteliğe sahiptir.Bu demek değildir ki sınıfın siyasal pratiği bir matematik problemine indirgenebilir.Buradaki kesinlik siyasal pratiğin kendisinin olgusal bir kesinliği değil proleteryanın bütün zamanlara dair siyasal serüveninin nihai amacına dair bilimsel verileri olan bir kesinlik olarak anlaşılmalıdır.
       Başka hiç bir sınıfsal ya da bireysel zeka proleteryanın kollektif zekasından daha bilimsel ve kusursuz olamaz.Çünkü proleteryanın kollektif zekası kendi sınıfsal varoluşu gibi zorunluluğun sonucudur.Proleterya zorunlulukla hareket eder ve hareet ederken dünyayı yeniden üretir.YİNE PROLETERYANIN KOLLEKTİF ZEKASI KENDİNİ TAMAMLAMA VE HATALARI DÜZELTME YETENEĞİ OLARAK DA TÜM ZAMANLARIN EN KUSURSUZ ZEKASIDIR.Bu nedenlerle proleterya sınıfsız toplum mücadelesi ile yalnız kendi sınıfının değil tüm insanlığın kurtarıcılığı misyonunu temsşl eder.
FİKRET KARAVAZ

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.