MLM

BATI AVRUPA REVİZYONİZMİ VE SAHTE SOLUN BU AKIMA ENTEGRASYONU… (1)

Her akım gibi,’ Batı ”Marksizmi”de kendi tarihsel koşulları ve tarihsel bağlamı içinde anlaşılabilir bir akımdır. Kuramsal bağlamda ve zamanın ruhuna uygun geliştirilen bu akım özünde Marksizm değil, onu aşmaya çalıştığını iddia eden 1920’lerde ortaya cıkmış, Avrupa merkezli bir akımdır ve başını Korsch, Lukacs, Gramsci ve Frankfurt okulu düşünürleri çekmiştir…

”Marksizmin Krizi, yetmezliği, ve aşılması” olarak açıklanan önermenin bilimsel tuttarsızlığını, Marksizmi bilimsel zenginleştirerek, geliştirerek mahkum etmekle mümkündür. Bunun cevabı, Marksizmin Toplumsal alanı açıklama, ve onu değiştirme iddiası bilimsel ve güçlü bir iddia olarak sürmekte olduğudur…
Avrupa da büyük sosyalist devrim beklentileri , büyük bir hayal kırıklığına yol açmış ve devrim doğuda kırmıştır işçi sınıfının bileğindeki zinciri…Bu gelişme Avrupa’da Marksizmin krizi olarak algılanmış ve süreci Marksizmden kopuşa kadar vardırmıştır.
Kapitalizmi gelişmiş Almanya ve Kıta Avrupa’sında geleneksel sol, sosyalist devrim beklentisi içindeyken, tam tersi bir durum ortaya çıkmış ve Amlanya’da Hitler, Naziler iktidarı ele geçirmiştir. Lenin’in ölümünden sonra, Rusya’daki sosyalist devrimi ilerletmeye çalışan Stalin’e karşı, onun katı, bürokratik ve doktriner bir sapma olduğunu ve bu nedenle Avrupa geleneksel solu bu sürece hep eleştirel bir tavır içinde olmuştur.
Avrupa’da geri çekilen devrim dalgası sol içinde büyük tartışmalara yol açmış ve bu tartışmaların ana fikri Marksizmin yetersizliği üzerine oturtulmuştur…Stalin’in, devrim sonrası sosyalizmin sürdürülebilirliğine dair içine düştüğü kısmi hatalar, Marksizm içinde kalarak aşılabilir hatalar iken, Avrupa’da geleneksel sol bu süreci kavrayamamış, Stalin’i ve sovyetleri katı bürokratik ve statik bir devlet aygıtı olarak değerlendirmiş, Marksizmi zenginleştirerek sürerci aşmak yerini Marksizmi sorgulayarak, onu diyalektik ve tarihsel özünden koparmıştır. Oysaki Marksizm somutun tahlil edilmesiydi…
Orta Avrupa’da ileri kapitalist ilişkiler ve bu ilişkilerin bir sonucu olarak sürecin kaçınılmaz olarak sosyalizme yöneleceği beklentisini boşa çıkarmış, 1918-1923 yenilgisi ve faşizmin Zaferi, geleneksel Marksist akımlarda çok önemli ve ciddi krize yol açmış ve bu akımların daha çok bilinçlilik ve daha ileri bir kültür ve özne sorunuyla ilgilenmelerine yol açmıştır.
Lukacs’ın metalaşan toplum üzerine araştırmsı,Frakfurt okulunun psikoanalitik alan teorisi ve Gramsci ‘nin batıda burjuvazinin sınıfsal hegemonyasını meşrulaştıran çıkışları, teoride derin revizyona yol açarak, Marksizm’i itibarsızlaştır ma ve bunu da Marksizmin yetersizliği üzerine inşa etmişlerdir.

Bu terminoloji yani Batı Marksizmi, diğer bir adıyla Avrupa Marksizmi,1920’ lerde kullanılmaya başlanmıştır. Batı Marksizmi bir anlamda modern sosyolojinin içinde ortaya çıkmış, Marksizme karşı geliştirilen, özellikle Sovyet Marksizmini hedefine koyan sosyolojik bir disiplindir…

Bu akım ilik ortayı çıktığında bütün teorik tezleri Sovyet Marksizmine, dolayısıyla Lenin’e, esasta Stalin’e karşı geliştirmiştir. Bu akımın önde gelen teorisyenleri Lukacs, Krosch, ve Gramsci, sınıf bilinci, kültür, ideoloji ve hegemonya gibi temel konularda Marksizmi yeniden yorumlama çabasına girerek, ama özünde süreci Marksizmin reddiyesine vardırmışlardır ve Marksizmi, diyalektik ve tarihsel özünden kopararak, onu bir hümanizma sade bir kültür olarak tanımlamış ve onu bilimsel özünden koparmışlardır.

Bu süreçte, Avrupa’da ciddi bir demokrat, devrimci, marksist kıyım yaşanmış ve bir çok komünist ya öldürülüş ya da hapsedilmiştir, sürgün edilmiştir. Rosa Lüxemburg, Karl Liebknecht,öldürülmüş, Antonio Gramsci gibi düşünürler hapsedilmiş, Karl Krosch ve Frankfurt okulunun bir çok temsilcisi sürgün edilmiştir…Bu süreçle birlikte Avrupa’da geri çekilen devrim dalgası Çin’de Mao Zedung önderliğinde geliştirilen Kültür Devrimi Avrupa’da 68 hareketini yaratmış ve bu devrimci süreç Asya, Afrika, Latin Amerika ülke devrimcilerini derinden etkileyerek, tarihe mal olmuştur…

1920’lerde Batı ve Orta Avrupa’da boy gösteren politik ve felsefi burjuva akımlar, Ekim devrimine ve onun yasalarına karşı, kültür, felsefe ve sanatı ön plana çıkardılar… Tarihsel koşullar, Avrupa da hızla gelişen işçi aristokrasisi ve burjuva bürokratik akımlar Marksizme karşı gelişiyordu ve Avrupa’da faşizmin ayak sesleri ileriki yıllarda daha çok ses çıkarmaya başlamış ve Hitler bu tarihsel sürecin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır…
2.ci dünya savaşı sonrası Sovyetlerin 1956’da Macaristanı işgal etmesiyle birlikte Marksizm sorgulanmış ve bu süreç doğru kavranamadığı için Marksizme karşı temel bir güvensizliğe dönüşmüştür. Modern revizyonizm Sovyetleri ele geçirmiş, ve revizyonist yayılmacı emeller Marksizmime karşı ideolojik bir saldırıya dönüşmüş ve bu saldırılar Marksizim karşıtı ideolojik ve teorik saldırılar şeklinde gelişmiştir.

Kruşçev’le birlikte kapitalist yola giren sovyetler ”barış içinde bir arada yaşama” ” tüm halkın devleti” siyasetini savunarak, açıktan devrimi ve sosyalizmi reddediyordu. Bu süreç, Batı Avrupa’da ”ileri demokrasi” ve ” yenilenmiş demokrasi” olarak yeni bir postmarksist sürece evrildi.

Batı Marksizmi olarak piyasaya sürülen bu burjuva ideoloji, Marksizmin işçi sınıfı egemenliğine ve proletarya diktatörlüğü kavramına karşı cepheden bir saldırıya dönüşerek, kitle demokrasisi anlayışı üzerinden kendisini gerekçelendirmiştir. Bu akım bugün dünyanın devrim coğrafyasından Avrupa’ya göç ederek, devrim coğrafyasını terk eden sahte sol akımları da bünyesine alarak Marksizme ideolojik olarak saldırmaya devam etmektedir…
Erdoğan ATEŞİN
16.07.2018

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.