Sosyalizmden geriye dönüşün olabileceğini pratik yaşam bizlere gösterdi. Demek ki sorun salt devrim yapmak değil, devrimlerin sürdürülebilirliliğinin de bir sorun olarak karşımızda durduğudur. Daha evvel sosyalizm deneyimi yaşamış ve sonrasın da geriye dönüşün çıkmazına girmiş emekçilerin ve devrimci öncünün teorik ve pratik çözüm arayışları, geri ekonomilerdeki demokratik devrim mücadeleleri pratiğiyle birleşerek oralardan çıkardıklarıyla geleceğin daha ileri ekonomilerini inşa edecektir. Sosyalizmden geriye dönüşler 1950’lerden sonra insanlık tarihine yeni bir sorun olarak girdi ve süreç olarak aslında çok yenidir.50-60 yıllık bir mazi… Öncü Devrim Sonrası Çoğunluk Karşısında Azınlıktır Bu sürece ilişkin, bu toplumsal pratik yaşanmadan evvel, emekçilerin ve Marksistlerin elinde ve öncülerin bilincinde böylesine zengin, en azından bugün ki kadar bir deneyim yoktu. Marks’ın -Lenin’in-Engels’in elinde de böyle bir deneyim yoktu. Bunlardan sadece Lenin sosyalizm pratiğini çok kısa da olsa yaşadı ama,henüz işin başındaydı.Tehlikeyi görmüştü ve kendince teorik ve pratik önermelerde bulundu. Stalin ise,geriye dönüşün teorik ve pratik yansımalarını çok geçte olsa kısmen bilince çıkardı ve henüz mücadelenin başındayken hayatını kaybetti. 1949’da ikinci dünya savaşı bitiyor, Sovyet emekçileri, parti ve kızıl ordu 20 milyon gibi devasa bir insan kaybıyla çıkıyor bu savaştan, ve parti kadrolarının dörtte üçü bu savaşta hayatlarını kaybediyor. Savaş koşullarında parti ideolojik mücadeleden kopmuş ve bütün olanaklarını , savaşa göre seferber etmiştir ve bütün stratejisini sosyalist ana vatanı savunmak üzerine oluşturmuştur. 195’lerde işin bir felakete dönüştüğünü fark eden Stalin,”revizyonist karargahları bombalayın yoldaşlar ”diyerek mücadeleyi başlatmış ancak,buna ömrü yetmeyerek 1953’te hayatını kaybetmiştir. Bu konuda Marksist teorinin kurucuları Mark ve Engels, hiç bir teori geliştirememişlerdir, çünkü önlerinde böyle bir pratik deneyim yoktu, yani sosyalizm deneyimi yoktu; sosyalizmin nasıl olacağına dair teorileri de yoktu. Sosyalizmin kuruluşu ve inşa süreci ile, geriye dönüş süreci birbirinden farklı iki değişik süreçtir, iki farklı zıtlık eğilimidir. Sosyalizmin bugünkü temel sorunu; 1. Geriye dönüşün teorik ve pratik sonuçlarının eldeki tecrübelerle açığa çıkartılarak geriye dönüşlerin önlenmesidir. 2.Sömürge, bağımlı, yarı bağımlı ve hala feodal kalıntıların hüküm sürdüğü dünyanın geri ülkelerindeki devrimci pratiklerin, değişmeyi zorlayan siyasi ve pratik birikimlerin devrimlere nasıl dönüşeceği sorunudur. Dünyanın geri, görece kapitalizmi gelişmiş ülkelerin devrimci pratikleri her geçen gün yükselmektedir. Mark ve Engels, 1871 Paris Komünü pratiği dışında farklı bir pratik yaşamadılar, sosyalizm pratiği hiç yaşamadılar. Onlar teorilerini pratikten çıkarıyorlardı ve yöntemleri bilimsel ve tutarlıydı.Onlar yaşadıkları sürecin kapitalizmini tahlil ve analiz ettiler. Yaptıkları tahlille kapitalist sınıf çelişmelerinin kaçınılmaz olarak insanlığı sosyalizme götüreceğini bilimsel zeminlere oturtarak, üretici güçlerle, üretim ilişkileri arasındaki çelişmeleri teorileştirmeye çalıştılar. Marks,Weydemeyr’e yazdığı mektupta,”modern toplumda sınıfların varlığını ve bunlar arasındaki mücadeleyi keşfetmiş olma şerefi bana ait değildir ”der. Çünkü burjuva tarihçiler sınıf mücadelesinin tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar ise sınıfların iktisadi yapısını Marks’tan çok önce yaşadıkları pratikten çıkarmışlardı ve teorileştirmişlerdi. Marks teoriye katkısını ise şöyle ifade eder. Sınıfların varlığının üretimdeki gelişmenin belli tarihsel aşamaları olduğunu ve bu sürecin bir sonucu olan sınıf mücadelelerinin kaçınılmaz olarak proletarya diktatörlüğüne varacağını ve oradan da sınıfsız topluma varacağını ifade eder. Demek ki sosyalizm, bütün sınıf farklılıklarını ve ayrıcalıklara yol açan toplamda bütün üretim ilişkilerini ve bu üretim ilişkilerinin sonucu olan bütün toplumsal ilişkileri,onların : yeni toplumsal ilişkilerin üst yapısını oluşturan toplamda bütün siyasal ve düşünsel ilişki ve kurumların tasfiyesini hedefler. üretimin gelişmesi ve üretimin toplumsal kolektif, herkesin ihtiyacına ve yeteneğine göre bölüşüldüğü bir toplumda zaten mülkiyetin temeli de yıkılmış olacaktır. Bu koşullarda para artık bir dolaşım aracı değildir. Çünkü üretimin paylaşımını düzenleyen ve bu paylaşımı belli sınıfların menfaatine düzenleyen sistemi de , ideolojik ve siyasi olarak koruyan kurum ve düşüncelere de ihtiyaç olmayacaktır. Bu yönelim emekçilerin iktidarı kesin kuşatmasıyla başlar.Yani kuşatma emekçilerin devleti ele geçirmesiyle başlar ve süreç içinde emeğin devleti, kendi varlığını da ortadan kaldırarak ,sınıfları da ortadan kaldırmış olacaktır. Bu konularda Marks’ın önünde üç aylık Paris Komünü deneyiminden başka bir deneyim yoktu, Marks, teorisini bu kısa deneyimin bilimsel gerçekleri üzerine inşa ederek, geleceğe bilimsel bir projeksiyon tuttu. Onlar emperyalizm çağında gerçekleşen sosyalist devrimlerin geriye dönüş sürecini yaşamadıkları için, sosyalizm ve sorunlarına dair teori geliştiremediler. Geriye dönüş sorunu 1917 Ekim devrimiyle ilk sosyalist deneyim olan Sovyet sosyalizmiyle ortaya çıkmış, 1953 te Stalin’in ölümünden sonra iktidarı gasp eden Kuruşçev ve Brejnev rejimiyle, ve Çin Devriminin önderi Mao ve ÇKP arasında polemik konusu olmuş, ve bir dönem Dünya Komünist Hareketinden gizlenmiştir. Daha sonra da açıktan ve cepheden Mao ‘nun ideolojik mücadelesiyle Dünya Komünist Hareketine deklere edilerek bütün hatlarıyla deşifre edilmiştir. Bu süreçten evvel emperyalist kuşatma altında olan dünyanın geri bir ülkesinde, sosyalizm mümkün mü sorunu tartışılıyorken, bu defa sosyalizmden geriye dönüş ve bunun nasıl önleneceği tartışılıyordu. Devrimci Marksistler, emperyalist kuşatma altında devrimler mümkün mü sorusuna devrimlerle yanıt vermişlerdi. Bugünün sorunu ise, emperyalizmden geriye dönüşlerin neden, sebep ve sonuçları bütün yönleriyle deşifre edilerek bu saldırıyı geri püskürtme ve geriye dönüşlerin önünü tıkama sorunudur. Sosyalizmin bugünkü temel sorunu bu realitedir. Sosyalizm bir süreç bir yönelimdir. Lenin Stalin, Mao sosyalizmi götüre bildikleri kadar götürmüşlerdir ve bu süreç yeniden daha ileri sosyalizm için, büyük bir birikim ve deneyimdir. Sosyalizmin yeni birikimleri söz konusu devrimlerden kök alarak geleceğe yönelecektir. Pratik tek ülkede sosyalizm teorisi doğrudur diyenleri haklı çıkardı, bugün ise sosyalizm koşullarında sınıf mücadelelerinin devam ettiğini söyleyenleri haklı çıkarmıştır. Bu süreçle Revizyonizm,Liberalizm ve Dogmatizm bütün yönleriyle deşifre edilmiştir.Yeni sosyalist deneyim, sosyalist iktidarı bu hain saldırı ve kuşatmadan nasıl koruyacağı deneyimi üzerinden gelişecektir. İlk sosyalizm deneyimi bile, bütün dünyada ve insanlık tarihinde muazzam bir bilinç sıçraması yaratarak, dünyanın devrimci yöntemlerle değişiminde büyük bir rol oynamıştır. İnsanlık bugün bu sürecin nasıl ilerletileceğini tartışmakta ve bu soruna çözüm aramaktadır. Bu sorun ve sorunun çözümü, birinci derecede daha evvel sosyalizm deneyimi yaşamış ülke pratiklerindedir. Sorunun cevabı kuvvetle bu ülke pratiklerindedir. Devrimci Marksistlerin söz konusu ülke devrimcileriyle yapacakları ortak çalışmalarla sorunlara mutlaka çözüm bulunacaktır. Lenin döneminde devrim, kapitalist sınıfların nasıl tamamen tasfiye edileceği süreci yaşanıyordu ve bu sınıfların sistemi yeniden ele geçirebilecekleri tehdidi üzerinde çalışılıyordu. Lenin’in esas yoğunlaştığı alan bu alandı, o dönüşümü partiden beklemiyordu. Çünkü iktidardan uzaklaştırılmış ve ezilmiş sınıflar hala sınıf olarak Lenin döneminde vardı ve esas tehlike bu sınıflardan bekleniyordu. Bu süreçte partiden gelecek tehdit daha tali durumdaydı. Teoride ve pratikte yapılan hata, üretim araçlarının toplumsallaşması, geriye dönüşün olanaklarını ve ihtimalinin kalmadığı hatasına vardırdı ve hatanın teorik altyapısı Mark dönemine kadar uzanır.Mark sosyalizmi, kapitalizmi gelişmiş batı Avrupa ülkelerinde karşılamaya çalışıyordu ve bu ülkelerden bekliyordu. Ama olmadı, devrim emperyalizmin en yumuşak karnında, en zayıf halkasında ortaya çıktı. Marks döneminde üretim araçlarının toplumsallaşması bütün geriye dönüşün ihtimal ve olanaklarını ortadan kaldıracaktı düşüncesi vardı. Pratik yaşam bu teoriyi doğrulamadı. Teori kapitalizmi gelişmiş ülkeler üzerine inşa edilmişti. Devrim bu tür ülkelerde bekleniyordu ve kapitalizmi gelişmiş ülkelerde üretimin toplumsallaşması, üretim araçlarının toplumsalın eline geçmiş, geriye dönüşün, yeniden kapitalist restorasyonun önünü tıkayacaktı. Lenin bu klasik Marksist teoriyi geliştirerek, devrimin az gelişmiş ülkelerde gerçekleşebileceğini tahlil ederek teoriyi geliştirdi. Devrimci sürece siyasal olarak yapılan bu katkı, sosyoekonomik dönüşüm alanında tamamlanmasına, sosyalizm sonrası sorunların saptanmasında yeterince teorik ve pratik adımlar atılmadı. Geri bir ülkede sosyalizmin kurulacağı, başka bir sosyalist ülke olmadan da sosyalizmin sürdürülebileceği teorik olarak mümkündü, ancak sosyalizmin başarıyla geriye dönmeden sürdürülebilirliliği ve sosyalizmin kesin zaferi, kesin sonuç almasının koşullarınında teorik ve pratik olarak tamamlanması gerekiyordu, ancak bu süreç kesintiye uğrayarak tamamlanamadı. Leni’in emperyalizm ve proleter devrimleri teorisi, tek ülkede sosyalizme geçilebileceğini doğrulamış ancak, sürdürülebilirliliği konusunda eksik kalmıştır. Üretim araçlarının toplumsallaşması, sosyalizmde geriye dönüşün koşullarını ortadan kaldırır teorisi marks döneminin teorisiydi. Çünkü o dönem henüz sosyalizm deneyimi yoktu. Dönüşüm eski yıkılan sınıflardan bekleniyordu, teorinin temel dayanağı, burjuvaziyle aristokrasi arasında ki mücadelede iktidarın dönem dönem el değiştirmesinden kök alıyordu. İlk Marksist teori de buradan beslenmiştir ve hatanın kaynağı da buraya kadara inmektedir. Çünkü bazı ülkelerde iktidardan uzaklaştıran krallık ve aristokrasi, sonradan tekrardan iktidarı ele geçirmiş, ve bir süre daha iktidar olmuştur. Sosyalist ülkelerde ise; örneğin Sovyet’lerde, Çin’de Arnavutluk’ta durum böyle olmadı. Sosyalist ve demokratik devrimlerle devrilen karşı devrimci sınıflar ve diğer mülkiyetçi sınıflar, bir daha iktidarı ele geçiremediler ve böyle bir girişimde olmadı. Macaristan pratiği bu duruma örnek olarak gösterilemez..Macaristan devrimi Sovyet desteğinde gelişen basit bir pratiktir ve üç ay sonra düşmüştür. 1919. Zaten azınlıkta olan eski yönetici sınıfların, iktidardan uzaklaştırıldıktan sonra, toplumsallaşan üretim araçlarını ve mülkiyeti geri alacak ve çoğunluğa kafa tutacak hiç bir güçleri kalmaz.Demek ki 1960lara kadar, Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimine kadar, proletarya diktatörlüğü teorisi,19 yy teorisini pek aşamamıştır. Paris Komünü esas alınarak tehlike hep devrilen sınıflardan beklenmiştir. Ancak sosyalist devrim sonrası tehlike çoğunluk adına iktidarı kuşatan, iktidarı kuşattıktan sonra çoğunluk karşısında azınlık duruma düşen Komünist partinin içindeydi. Devrim öncesi çoğunluğu temsil eden, çoğunluğun öncü kurmay heyeti olan parti, bu defa çoğunluk karşısında azınlık duruma düşmüş ve sosyalizmi yıkacak dinamiklere, yeni tipten bürokrat burjuva revizyonizmine yataklık etmiştir. Bu sorun, 1900’lerden sonra 1960’a kadar Marksizmin yaşadığı anakronik bir sorundur. Bu süreçlerde teori sabitlenmiştir, geliştirilememiştir. Hatta Stalin, Sovyetlerde geriye dönüşün olanakları kalmamıştır, Sovyetler komünizm aşamasına girmiştir diyecek kadar anakronik bir sabite saplanmıştır. Çünkü bu defa sosyalist devletteki dönüşüm eski devrilen hakim sınıflardan gelmemişti, çoğunluk adına devleti yönetme iddiasında olan komünist partisinden gelmişti. Devlet ve parti içinde yaşanan sorunlar dönem dönem şiddete varan yöntemlerle çözülmüş ama, tehlike her zaman devrilen sömürücü eski sınıflardan bekleniyordu. SBKP-ÇKP arasında çok büyük bir polemiğe dönüşen bu sürece kadar, yani 1960-63 polemiklerine kadar teorideki bu çıkmaz devam etmiştir Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.