BURJUVA EŞİTLİK Mİ KOLEKTİF ADALET Mİ’
‘Adalet kuramına vicdan hukukunu ve aklın yargısını temel alan Descartes’ın ereksel yaklaşımı Vicdan hukukunu ve akıl yargısını temel alan ereksel yaklaşım, Aydınlanmacı hareket içinde ilk olarak Descartes tarafından ifade edilmiştir denebilir. René Descartes, Felsefenin İlkeleri adlı esrine yazdığı “atıf yazısı”nda (Epistola Dedicatoria) vicdan hukukuna ve akıl yargısına dayanan adalet düşüncesini, erdemli bir insan betimlemesinde şöyle ifade eder: “Aklını gücü yettiği ölçüde her zaman iyi kullanabilen ve tüm işlerinde en iyi olduğuna inandığı şeyi yapmak için sağlam ve kalıcı 59 Kant, Metaphysik der Sitten, 512. 18 iradeye sahip olan bir kimse, doğasının elverdiği oranda, gerçekten bilgedir; ve yalnızca bundan dolayı adalet, yüreklilik ve ölçülülük erdemlerine ve diğer tüm erdemlere sahiptir…”60 Descartes, burada yaptığı erdemli insan betimlemesinde insanın belli başlı yetilerini son derece ilginç bir şekilde, birbirini destekleyen, birbirini hem karşılıklı hem de biri hepsini hepsi birini şart koşan bir şekilde bir araya getirir. Onun bu ilkesel yaklaşımı, Ruhun İhtirasları61 adlı eserine de temel oluşturur: Akılını elinden geldiğince “her zaman iyi kullanan”, yani düşüncesine ve davranışlarında her zaman aklın ilkelerini temel edinen, aklın ışığında en iyi olduğu kanısına vardığı şeyi düşünmek ve yapmak için gerekli medeni cesareti (ki akıl bunu emretmektedir) gösterebilen, bütün işlerinde aklın ilkelerinin ışığında en iyi olan olarak belirlenenin en iyi bir şekilde hayata uyarlanması için gerekli kalıcı ve dirençli iradi güce sahip olan insan, Descartes’ın gözünde, bilge insandır. Bu ise erdemli; yani adil, cesur, ölçülü ve başka bütün erdemlere sahip olmanın önkoşuludur. O halde, Descartes’a göre adil insan olabilmek için, bilge olmak gerekmektedir ve bilge olabilmek için de aklını kullanma konusunda gerekli medeni cesareti ve iradi gücü gösterebilmek şarttır. Fark edildiği gibi burada bilgelik ve aklını kullanma gücü, adil olmanın hem önkoşulu hem de kaynağıdır”Doğan GöçmenEşitlik kavramı, burjuva hukukunda üretim araçlarının özel mülküyeti ön koşuluna bağlanmıştır.Bu niteliği ile eşitlik genel olarak sınıflı toplum, özel olarak kapitalist üretim ilşkilerinde hiç bir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan soyut bir kavramdır.Bundan başka, bütün sınıflı toplumlar tarihi boyunca üretici güçler, yani, insan emeği ve üretim araçları eşitsiz gelişme yasasının dolaysız egemenliği altında gelişmiştir.Reel sosyalizm deneyimleri de Marks’ın Paris Komününün sınırlı deneyimleriden sentezlediği biçimiyle sosyalist inşayı burjuva hukuku ile sürdürmeyi denemişlerdirKapitalist toplumun temel çelişkisi emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçimi arasındaki çelişkiydi.Bu çelişkinin reel sosyalizm deneyimlerinde üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile çözüleceği varsayımından hareket edildi ki Marks’ın ön görüsü de böyleydi.Ancak reel sosyalizm deneyimlerinin pratiği göstermiştir ki yalnızca üretim araçlarının kamulaştırılması ve ücret hukuku olarak burjuva hukukun sürdürülmasi emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçim(ler)i arasındaki çelişkiyi çözme yönünde tarihsel bir ilerleme yaratmaya yetmemektedir.(abç) Kollektif üretim ilişkileri için emeğin toplumsallaşmış biçimini temsil eden proleteryanın öz kültüründen türetilmiş proleter hukuk burjuva hukukun yerine kurumsallaştırılmadan, eşitsiz gelişme yasasının üretici güçlerin gelişim diyalektiği üstündeki dolaysız etkisi ile mülk edinmenin özel biçimi yeni görüngüler alarak kendini yeniden ve yeniden üretme eğilimindedir.Eşitsiz gelişme yasası genel olarak üretici güçler üstünde olduğu gibi özel olarak emek faaliyeti üstünde de kollektif üretim ilşkileri koşullarında da etkisini sürdürmektedir.Burada özel olarak emek faaliyeti üstünde yasanın etkisi emeğin yasal niteliği olan doğuştan yada edinilmiş bireysel yetenekler üstünden gelişmektedir.Sosyalist inşa hukuku burjuva nitelikte kaldığı sürece yasanın emek faaliyetinin gelişme diyalektiği üstünde belirleyici niteliği sürecektir.Emeğin toplumsl niteliği ile mülk edinmenin özel biçimi arasındaki çelişkinin bütün görüngüleri ile aşılabilirliği ancak emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasından özgürleştirilmesi ile olanaklıdır.Emek faaliyetini yasadan özgürleştirecek yegane hukuksal biçim yine ancak emek faaliyetinin yasa karşıtı kollektif niteliklerinin yasal niteliklerine karşı hukuklaşması ile yaratılabilir.Proleter hukuk proleteryanın kendini yeniden üretme biçiminin öz nitelikleri olan kendi kültüründen başka bir şeyden türetilemez.Oysa “Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” ilkesi sosyalizmin birinci aşaması için burjuva hukuku sürdürmekle genel olarak üretici güçlerin özel olarak emek faaliyetinin gelişme diyalektiğini eşitsiz gelişme yasasının dolaysız egemenliğine terk etmektedir.Sosyalizmin son aşaması yani komünist toplum için ise zaten sınıfların ortadan kalkacağı varsayımı ile hukukun söneceği tezi ileri sürülürken burjuva hukuktan bu sönme diyalektiğine geçişe dair herhangibir öngörüde bulunulmamaktadır.Oysa hukukun sönebilirliği ancak sönme diyalektiği taşımasına bağlıdır.Burjuva hukuk kendi başına sönme diyalektiği taşımaz çünkü özel mülküyeti korumak için düzenlenmiştir.Dolayısı ile emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçim(ler)i arasındaki çelişkinin bütün görüngüleri ile çözülebilirliği, ancak temsil ettiği etik genel etik haline geldikçe gereksizleşecek ve sönme eğilimine girecek olan, emek faaliyetinin yasa karşıtı kollektif niteliklerinin yasal nitelikler üstünde hukuklandırılması ile yaratılabilirdi.Adam Smith, burjuva hukukunu idalize ederek pozitif hukuk kavramını ”tarafsız gözlem” kavramı ile sentezleyerek vicdan hukuku olarak yeni bir kavram tanımlar.Adam Smith, Descartes’ın vicdan hukuku kavramını, pozitif hukukun kusurlarını gidermek için idealize ediyor.Adam Smith’e göre pozitif hukuk iktidar insiyatifine girebileceğinden , bir de vicdan hukuku gerekecektir.Vicdan hukuku , tarafsız gözlem ilkesine göre belirlenecektir.Ancak, üretim ilşkilerindeki her karşıtlığın sınıf menfeatleri tarafından belirlendiği bir toplumsal formasyonda ”tarafsız gözlem” nasıl gerçekleştirilebilir.Adam Smith’in vicdan hukuku idealizmi ancak emek faaliyetinin sermaye boyunduruğu ve eşitsiz gelişme yasasının boyunduruğundan özgürleştiği bir proleter kolektivizmde ideal formundan kurtularak tarihsel bir özne haline gelebilir.Çünkü vicdan gibi üretim ilşkilerindeki sınıf karşıtlıkları tarafından belirlenmesi kaçınılmaz olan bir öznel yargının nesnelleşebilmesi ancak emeğin özgürleşmesi ile mümkün olabilir.Vicdann özgürleşmesi , emek faaliyetinin özgürleşmesine bağlıdır.Emek faaliyetinin özgürleşmesi ise onun sermaye ve yasanın boyunduruğundan özgürleştirilmesini yani proleter devrimi gerektirir.Emek faaliyeti ayrıca, eşitsiz gelişme yasasının tahakkümünden de özgürleştirilmelidir.Bu ise ancak emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin yasal nitelikler üstünde hukuklaşması ile gerçekleşebilir. Demek ki vicdanın özgürleşmesi son kertede emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaşmasına bağlıdır.Çünkü emek faaliyetinin kolektif nitelikleri her türden öznelikten bağımsız olarak emeği burjuva hukukundan ve eş,itsiz gelişme yasasından özgürleştirebilecek yegane nesnel zemindir.Böylelikle ayrı ve hiç bir zaman gerçekleşemeyecek bir idealizm olarak bir vicdan hukuku tanımına gerek kalmadan vicdan denen mevhum toplumsal bir nesnelllik kazanarak devrimcileşebilir.Bu, kolektifin sıradan bireyinin emek faaliyetinin kolektif niteliklerini sahiplenmesi ve bu pratiğinin kendi sınıf iktidarının paratik hukuki tesissinden başka bir şey olmadığının farkına varmasıyla gerçekleşen devrim içinde bir devrim anlamına gelir.Marks’ın burjuva hukuku ile sosyalist inşa öngörüsü Paris Komününün sınırlı deneyimlerinden türetilmiştir.Marks, burjuva hukuku ve her türden hukukun ancak örgütlü proleteryanın özgür eylemi ile aşılabilirliğinden hareketle bir proleter hukuk tanımı yapmamıştır.Ancak, burjuva hukuku ile sosyalist inşa deneyimlerinin de gösterdiği gibi, burjuva hukuku kaçınılmaz olarak bürokrasiyi kurumsallaştırmakta ve bürokrasi kurumsallaştıkça proleter kolektivizmin niteliği ile çelişmektedir.Kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişki yeni bürokratik iktidar biçimlerine dönüşmektedir.Sosyalist inşa projesinin yeniden güncelleştirilebilmesi, reel sosyalizm deneyimlerinin olumsuzlıklarının çözümlenerek yeni bir sosyalist demokrasi tanımlamayı zorunlu hale getirmektedir.Hiç bir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan burjuva eşitlik ilkesi proleter kolektivizmin niteliği ve sınıfsız toplum ereği ile çelişmektedir.Üstelik, bu ilkeyi gerçekleştirmeye çalışırken ücret ve rütbe hukuku etrafında toplumun sırtına yük devasa bir bürokrasi oluşmaktadır.Bunun yerine sosyalist demokrasi emek faaliyetinin kolektif niteliklerini esas alan bir kolektif adalet ilkesi gerçekleştirmelidir.Sınıfsız toplum ereğinin ön koşulu olan üretici güçlerdeki muazzam gelişme ancak emek faaliyetinin kolektif nitelikleri ile limitlendirilmiş bir paylaşım hukunun yaratacağı toplumsal adrenalinle gerçekleşebilir.Çünkü proleter kolektivizmde emek meta olmaktan özgürleşmeden, yani, ücret hukukundan özgürleşmeden, emeğin bütün yaratıcı dinamiklerini sosyalist inşaya seferber edebilecek bir toplumsal adrenalin yaratmak olanaksızdır.Niteliği üretim ilşkilerinin niteliği tarafından belirlenen her toplumsal formasyon hukuk tanımını kendini gerçekleştirme biçimine göre yapar.Sermaye ve eşitsiz gelişme yasasının dolaysız egemenliği altında kapitalizm koşullarında burjuva eşitlik ilkesi hiç bir zaman gerçekleşmesi mümkün olmayan soyut bir kavram olarak kalır.Kollektivizmde emek artık bir meta değil kollektifin bireyinin gönüllü eylemidir.Kollektivizm, meta olmaktan özgürleşmiş emeğin zorunlu toplumsal yaratımının kollektif niteliklere göre gönüllü toplumsal paylaşımı olarak tanımlanabilir.Emeğin toplumsallaşması ile emeğin kollektifleşmesi bir ve aynı şey değildir.Emeğin toplumsallaşması süreci kapitalizmin gelişmesi ile paralel köylülüğün ve küçük üreticinin proleterleşmesi süreci olarak gelişen kendiliğinden bir süreçken, emeğin kollektifleşmesi süreci bir anti-kapitalist devrimle hem özel mülküyetin ortadan kaldırılması hem de üretici güçlerin gelişme dinamiği üstünde belirleyici etkisi olan eşitsiz gelişme yasasına karşıt olarak kollektif üretim ve paylaşım süreçlerinin emek faaliyetinin yasa karşıtı kollektif nitelikleri ile ilkelendirilmesi ile gerçekleşebilen iradi bir süreçtir.Emek faaliyeti, böylelikle, meta olmaktan özgürleşerek kollektifleşebilir.Kollektivizm, emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin toplumsal üretim ve paylaşım süreçlerinde doğrudan demokrasi biçimimde hukuklaşmadan gerçek anlamıyla somutlaşamaz.Reel soyalizm deneyimleri, kısmen iyi niyetli, ancak, proleter kollektivizmi gerçekleştirebilecek proleter hukuktan yoksun deneyimler olarak tarihe geçmişlerdir.Reel sosyalizm deneyimlerinde burjuva hukuku ile sürdürülen kollektivizm deneyimlerinde ücret hukuku ile emek faaliyeti halen meta niteliğinde kalmıştır.Oysa, emek faaliyeti ancak meta olmaktan özgürleşerek kollektifleşebilir. Emek faaliyetinnni meta olmaktan özgürleşebilmesi ise üretim araçlarının tolumsallaştırılması ile birlikte emeğin kollektif niteliklerinin eşitsiz gelişme yasasına karşıt olarak hukuklaşması ile mümkündür. Oysa reel sosyalizm deneyimleri burjuva hukukunu muhafaza ederek üretim araçlarının tolumsallaştırılmasının kollektivizm için yeterli olacağı yanılgısı ile bir sosyalist inşa sürdürdükleri için burjuvaziye değil ama yasaya yenilmişlerdir.Burjuva hukuku ile sosyalist inşa öngörüsü Marks’ın Paris Komününün sınırlı deneyimlerinden türettiği bir öngörüdür ve Marks’ın esas problematiği bir sosyalizm perspektifi önermek değil, kapitalizmin ekonomipolitiğini çözümleyerek kollektivizmin olanaklılığını göstermektir. Hareketin her biçimi gibi emek faaliyeti de çelişki içerir.Emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasına göre teknik bilgi ve bireysel yetenekten oluşan bir yasal içeriği ve bir de özveri, çalışkanlık, dürüslük, feda ruhu gibi kollektif nitelikler tarafından belirlenen bir yasa karşıtı içeriği vardır.Proleter devrim yalnızca üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile yetinemez. Emek faaliyetini yasanın tahakkümünden de özgürleştirmelidir.Emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasının tahakkümünden özgürleşmesi a, ancak onun kollektif niteliklerinin yasal niteliklere karşı hukuklaşması ve toplumsal üretimin denetlenebilir yönü olan paylaşım dinamiğinin herkerse emek faaliyetinin kollektif niteliklerine göre toplumsal ürünleri kullanım hakkını vermesi ile gerçekleşebilir.Oysa reel sosyalizm deneyimleri burjuva hukuku ile yasayı işleten ücret hukukunu muhafaza ederek herkese kollektivizm için ölçülemez bir değer olarak emek zamanına göre bir paylaşım dinamiğini esas alarak sıradan emek faaliyetini yasaya ezdirmişlerdir.Sradan emek faaliyeti eşitsiz gelişme yasasına ezdirilmiştir; çünkü herhangibir çaloşma süresinde, emek zamanları çalışma süresi olarak eşitlense de yarattıkları toplumsal değer eşit değildir.Emek faaliyetinin kollektif niteliklerini temsil eden sıradan emek etkinliği hem kendi , hem diğer çalışanların performansını olumlu etkileyerek daha fazla toplumsal değer yaratmasına rağmen , bu niteliklerin karşığı paylaşım dinamiğinde hukuksuz kalmıştır.Bu aslında proleteryanın kendi hukukundan yoksunlaşmasının ta kendisidir.Reel sosyalizm deneyimleri emek faaliyetinin kollektif niteliklerini hukuksuz bırakmakla hiç bir zaman proleteryanın öz iktidarını temsil etmemiş, küçük burjuva entellektüelizmi önderliğinde başarısız kollektivizm deneyimleri olarak kalmışlardır.Oysa, proleterya kendisini iktidara taşıyan emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin hukuksuz kaldığı bir üretim ilşkisinde kendi iktidarını tesis edecek silahtan da yoksun kalacak ve küçük burjuva bürokratizmi şahsında bu kez burjuvaziye değil ama eşitsiz gelişme yasasına teslim olacaktı.Proleter kollektivizmin gerçek anlamı ile gerçekleşebilmesi için üretim araçlarının toplumsallaştırılması yeterli değildir.TOPLUMSAL ÜRETİMİN PAYLAŞIM DİNAMİĞİNİN DE EŞİTSİZ GELİŞME YASASINA KARŞI EMEK FAALİYETİNİN KOLLEKTİF NİTELİKLERİ İLE HUKUKLANDIRILMASI GEREKİR.HER TOPLUMSAL DEVRİM ÖNCELİKLE HUKUK SORUNUNU GÜNDEME GETİRİR.Burjuva hukuku , üretici güçlerin eşitsiz gelişme yasasının mutlak tahakkümü altında olduğu tarihsel bir süreçte mutlak eşitlik tanımı yaparak aslında sermaye iktidarının iktidarını mutlak eşitlik tanım ile meşrulaştırıyor.Burjuva hukuku sermaye iktidarı koşullarında ve eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden egemenliği şartlarında değil mutlak eşitlik eşitliğin en basit biçimlerinin dahi olanaksız olduğunu bilerek bunu yapıyor.Proleter kollektivizm için eşitlik ilkesi ile sınıfsız toplum ereği arasındaki ilişki bir araç amaç ilşkisi ise , kollektivizmin bir mutlak eşitlik ilkesine indirgnmesi anlamsız olacaktı.Zaten her türlü mülküyet eşitsizliği giderilse dahi eşitsiz gelişme yasasının üretici güçler üstündeki tahakkümünün devam ettiği tarihsel koşullarda mutlak eşitlik ilkesinin gerçekleşmesi olanaksızdır.Bunun yerine, yani, burjuva mutlak eşitlik ilkesi yerine kollektif adalet ilkesinden hareket etmek daha gerçekçi olacaktır.Tersine, kolektif üretim ilşkileri için bir mutlak eşitlik ilkesinden hareket kolektif üretici güçlerin gelişme diyalktiğine de aykırıdır.Kolektif üretici güçler emek faaliyetinin kolektif nitelikleri arasındaki eşitsizliğii kolektif üretimin paylaşım dinamiğine e bir eşitsizlik olarak yansıtarak ve böylelikle bu eşitsizlikten toplumsal bir itici güç, toplumsal adrenalin yaratarak beklenen muazzam gelişme mümkün hale getirilebilir.PROLETER KOLEKTİVİZM İÇİN EMEĞİN KOLEKTİF NİTELİKLERİNİ PAYLAŞIM HUKUKUNDA ESAS ALAN VE HERKESTEN YETENEĞİ KADAR TALEP EDERKEN , HERKESE EMEĞİNİN KOLEKTİF NİTELİKLERİNE GÖRE TOPLUMSAL ÜRÜNLERİN KULLANIM HAKKINI VEREN İLKE, BÖYLELİKLE, SIRADAN İŞ GÜCÜ İÇİN YARATACAĞI KOLEKTİF İTKİ İLE TEMSİL ETTİĞİ ETİK GENELLEŞTİKÇE SÖNME DİYALEKTİĞİ TAŞIDIĞINDAN GEREKSİZLEŞECEK BİR HUKUK TANIMLAMAKLA ”HERKESE İHTİYACI KADAR^^ İLKESİNE KOLEKTİVİZMLE ÇELİŞMEDEN GEÇİŞİN DE HUKUKSAL NESNEL ZEMİNİNİ YARATACAKTIR.Yine, söz konusu inşa ilkesi doğrudan gözlem ve doğrudan demokrasiyi esas alan niteliği ile her türden bürokratizni de minimalize edebilecek bir nitelik taşıyacaktır.“Bilimsel sosyalizm esas olarak sınıflar ve sınıf mücadelesi teorisinden oluşur: sınıf mücadelesi proletarya diktatörlüğüne yol açar; proletarya diktatörlüğü altında devrimin devam ettirilmesi; ve devletler ve par tiler sınıflardan kaynaklanır ve onların ortadan kalkmasıyla da söneceklerdir.Sınıflar ve sınıflı toplumun doğuşundan emperyalizm ve proleter devrimler çağının ortaya çıkmasına dek bütün devrimler, bir sömürücü sınıfın yerine bir diğer sömürücü sınıfı, bir sömürücü sistemin yerine bir diğer sömürücü sistemi getirmiştir (bu çerçevede Paris Komünü bir istisnadır). Son sömürücü sistemolan kapitalist sistem, sömürüsüzbir toplum inşa etmek için maddi temeli döşemiş ve böyle bir toplumu onun çıkarları uğruna inşa edeceği sınıfı, yani proletaryayı yaratmıştır. Kapitalist toplumun temel çelişkisi, proleter devrim, prelatarya diktatörlüğünün tesisi, sosyalizmin inşası ve proletarya diktatörlüğü altında devrime komünizme doğru önderlik edilerek nihayet komünizme ulaşılması ile çözülecektir Üst yapıda komünist parti hukukuna karşılık, alt yapıda burjuva hukukunun egemenliğinde bir hukuksal ikilik koşullarında, ideoloji, yani, KP hukuku, bu kez, tarihsel materyalizm biliminin işlini yapmaya koyulduğunda yeni tipte bir bürokratizmin yaratıcısı olmuştur. Ücret hukukuna karşılık rütbe hukuku üretici güçlere yabancılaşmış devasa bir bürokrasiye dönüşmüştür. Bir hukuksal düalizm koşullarında küçük burjuva entelektüelizmi ve teknik birikimin bürokratik eğilimleri küçük mülküyetin eğilimleri ile birleştiğinde bürokratizm kaçınılmaz bir sonuç olarak gelişmiştir. Naıl ki köydeki küçük mülküyetini şehirde bakkal sermayesine dönüştüren bir küçük köylüyü oturduğu bakkal sandalyesinden hiç bir ideolojinin gücü kaldırmaya yetmezse ve ancak ekonominin yasaları kaldırabilirse, ideoloji, tarihsel anlamda nasıl bundan sonra, yani, küçük köylü yalnızca bir üretim aracı olarak değil ama bir sermaye olarak da küçük mülküyetinden özgürleşmeden küçük köylünün halet-i ruhiyesinde hiç bir değer taşımıyorsa, işte, bunun gibi,kolektivizmin inşa ilkesi öncelikle her türden bürokratizmi olanaksızlaştırmadan hiç bir ideolojik önlem küçük mülküyetin ve küçük burjuva entelektülizminin tarihsel olarak biçimlenmiş en derin güdüsünün bürokrasiyi yeni tipte bir bürokrasi olarak kolektivizm koşullarına uyarlamasına engel olamayacaktı.küçük mülküyetin ve küçük burjuva entelektülizminin eski toplumdan kalma bu bürokratik eğilimleri ancak emeğin kendisinin değişim değerinden ve ve değişim değerini yaratan her türden ekonomipolitik öncülden özgürleşmesi ve emeğin kullanım değerinin yalın haliyle iktidarından başka bir şey tarafından tarihin çöplüğüne fırlatılamazdı. Naıl ki, tarihsel materyalizm bilimi tarih felsefesini tarih bilimi haline getirmişse kolektif inşa ilkesinin de ideolojinin işevinin bittiği yerde emek faaliyetini değişim değerinin her türlü yanılsamalı görünümünden soyarak kullanım değerini, yani emek faaliyetinin kendisinde üretken, devrimci nitelik olarak ne varsa onu iktidarlaştırması gerekirdi.Emek faaliyetinin kendisi öz hukukundan yoksun olduğu koşullarda bürrokrasi tam da geçmişin kahramanlıklarını kendisine kanat yaparak kolektivizmin semalarında kartal gibi süzüleceti Hukuksal düalizm koşullarında, değişim değeri, tıpkı tırnak makasının sabunla takası gibi ideolojinin kahramanlarını bürokrasiye takas etmekte hiç de zorlanmadı.Böylece, kolektif alt yapıda muhfaza edilen burjuva hukuku üst yapının komünist hukukunu tam karşıtına , bürokratik bir dikdatörlüğe dönüştürmek için uygun hukuksal zemini kolektif inşa ilkesinin eşitsiz gelişme yasasınının üretici güçlerin gelişme diyelektiği üstündeki dolaysız etlkisine karşı yetersizliklerinden türetme olanağı bulacaktı.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.