DERSİM’İN ŞECERESİ (XII)
ŞAH HASAN-SEYİT GELENEĞİ
Dersim geleneğinin “Şah Hasananlılar” ve “Seydanlılar” dedikleri Dersim’e daha geç dönemlerde gelenlerdir.
Onlara Geç Dersimliler dememiz bu yüzdendir.
Ama Geç Dersimliler’in hepsi Dersim içine bir defada ve birlikte gelmediler. Hepsi bir ve aynı göçe ait değiller. Bunlar 10’uncu ve 16’ıncı yüzyıllar arasında yeralan farklı göç dalgalarına aittirler.
Başka deyişle, uzunca bir sürece yayılan gelişler sözkonusudur.
Bu gelişlerin kimisi ya unutuldukları ya da pek önemli olmadıkları için rivayetlerimizde iz bırakmamıştır.
O nedenle biz kendimizi rivayetlerimizde izleri hâlâ yaşayabilen gruplarla sınırlamak, daha doğrusu öncelikle onları tespit etmek için uğraşmak zorundayız.

Dersimli seyyitler

 

ŞAH HASAN VE SEYİT`İN KİMLİKLERİ

İz bırakan gelişlerden biri Mahmut Hayrani (Kureyş) öncülüğünde yapılanıdır. Bir diğeri başında kardeş oldukları söylenen Şah Hasan ve Seyit’in bulundukları göçtür.
Geleneklerimizde sözü en çok edilen gelişler bunlardır. Bunlar efsanevi değil, hâlâ hatırlanabilen tarihsel olaylardır.
O halde yapmamız gereken şey, en önce bu göçlere öncülük ettikleri söylenen kişilerin kimliğini tespittir.
Gelenek buradan başlanarak çözülebilir.
Mahmut Hayrani’nin türbesi Akşehir’dedir. Akşehir’in adı bazı kayıtlarda Kureyş Kazası olarak geçer. Burdaki türbede bulunan tabutu üzerinde adı Mahmut El-Rıfai olarak kaydedilmektedir. Bir diğer adı ise Mahmut El Harrani’dir.
Tarihi ciddi ve ayrıntılı olarak çalışanlar için bu bilgiler geleneği çözmek için paha biçilmez ipuçlarıdır. Çünkü Rıfai nisbesi derhal Rıfailer olarak bilinen tarikatı, Harrani nisbesi ise ünlü Harran kenti ve İç-Dersim’deki Haran (Hıran) mıntıkasını akla getirir. Böylece giderek artan ipuçları sayesinde olay çorap söküğü misali çözülmeye başlar.
Rıfailer adındaki tarikat Irak’ta kuruldu. Kurucusu Gilan orijinli Ahmet Rıfai’dir. Basra doğumlu olduğu için Ahmet Basri diye de bilinmiştir. Bu tarikat etrafa Irak’tan yayılmıştır. İlk yayıcıları ve halifeleri arasında Ahmet Rıfai’nin yakınları önemli bir yer tutmaktadır. 13’üncü yüzyılda Anadolu’da en etkin tarikatlardan biri, hatta belki de en etkini Rıfailiktir. Bu dönemin en ünlü Rıfai önderleri ise Ahmet Kuçek-i Rıfai (kaynaklar onu bu tarikatın kurucusu olan Ahmet Rıfai’den ayırt etmek için küçük anlamlı ‘Kuçek’ sıfatı kullanırlar) ile Mahmut Hayrani’dir.
Dersim ve Zaza Tarihi’nde eldeki bilgilerden hareketle Ahmet Kuçek-i Rıfai’nin ünlü Karaca Ahmet olduğunu ortaya koydum. Yani Karaca Ahmet (Küçük Ahmet Rıfai) ile Mahmut Hayrani (Mahmut Rıfai) kardeştirler. Onların Rıfai tarikatının kurucusu Büyük Ahmet Rıfai ile akraba olduklarını düşünüyorum. Bu düşüncemin tek dayanağı şeceresel bilgiler ve Rıfai nisbesi değildir. Cedlerinin Mahmut Hayrani olduğunu söyleyen Kureşanlılar’ın konuştukları dil ve kendi rivayetlerinde Irak’la (özellikle Kerbela ve çevresi ile) kurulan bağlantılar da önemli kanıtlardır.
Dersim’in dervişleri Kureşanlıdır. Rıfailiği tanıyanlar bu dervişlerin pratikleri (yılan, aslan ve ateş öyküleri) ile Rıfailik arasındaki bağlantıyı yakalamakta güçlük çekmezler. Bu olgu da Kureşanlılar’ın Rıfailer ile bağlantısına işaret eder.
Uzun lafın kısası Kureşanlılar, Rıfailer’dir.
Gelelim “Şah Hasan” ve “Seyit” adlarına.
Bu ikilinin öncülük ettiği göçü anlatan rivayetin değişik versiyonları mevcuttur. Bunlara Dersim ve Zaza Tarihi’nde oldukça ayrıntılı değindim.
3 Ağustos 1937 tarihli Tan Gazetesi’nde bu geleneğin değişik bir versiyonu Latif Erenel tarafından şöyle nakledilir:
“Dersimli kimdir, nereden gelmiştir, halkın menşei nedir? Bunun etrafında çok yazılar yazıldı. Birçok iddialar yürütüldü. Benim burada kısaca kaydedeceğim şey, duyduğum birkaç nokta olacaktır…….Bundan 1200 sene kadar evvel Horasan’dan kalkan Ahmet Basri, Malatya’nın bir kısmına girmiş yerleşmiş, oğulları Şeyh Hasan ve Seyit Ali adlarını almışlardır. Şeyh Hasan’ın Ferhat, Kara Bali, Abbas adlarında oğulları türemiş. Seyit Ali’nin oğullarından da Koç, Resik, ve Şam uşakları türemiştir…”
1930’ların başında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından hazırlanmış olan Dersim adlı kitapta bu rivayetin nisbeten farklı ve daha ayrıntılı bir versiyonunu buluyoruz:
“Garbi Dersim’e gelince, bu mıntıkada sakin aşiretler arasındaki tradisyon şudur: Ecdatları Horasan’da mukim Şeyh Ahmedi Yasevi imiş. Cengiz istilası üzerine Ahmedi Yasevi’nin oğlu Şeyh Hasan Dede aşiret halkı ile Irak’a göçetmiş, orada Abbasi halifesine dehalet ederek iskan edilmiş. Hasan Dede bir aralık Hicaz’a ve oradan Mısır’a geçmiş ve Bağdad’a döndüğü zaman o yerlerde kalamayacağını kestirerek aşiret halkı ile Anadolu’ya geçmiş ve Konya Selçukluları’ndan Alaeddin’e tebaiyet etmiş. Alaeddin, bir hemşiresini Hasan Dede’ye tezviç ederek onu aşiretiyle beraber Malatya civarında iskan etmiş. Bu aşiret Yavuz Sultan Selim zamanına kadar bu mıntıkada kalmış. Yavuz’un Şiilikle birahmane mücadelesi sırasında korku ile Dersim’e kaçmışlar. Şeyh Hasan Dede yolda ölmüş, Kebanmadeni kazasının Şeyh Hasan karyesinde defnedilmiş. Hasan ve Seyit ismindeki iki oğlu aşiret halkı ile beraber asıl Dersim mıntıkasına göçmüşler. Hasan, Hozat ve civarında kalmış. Seyit, kendi tevabii ile Ovacık mıntıkasına geçmiş. Hasan’ın Abbas, Karaballı, Kırık ve Ferhat isminde dört oğlu olmuş. Bunların herbiri bir aşiret halinde taazzuv etmiş. Bugün Şey Hasananlı grubu altında Abbas, Karaballı, Ferhat aşiretleri vardır. Ve esas aşiret grupları olan bunlar da daha küçük kabileler haline inkısam etmişlerdir. Seyit ismindeki diğer kardeşin Koç, Kal, Kav isminde üç çocuğu olmuş, bunlardan Koç’un Şam ve Resik; Kal’ın Bal, Abbas, Persim, Keçel; Kav’ın Beyt, Maksut, Bezgever adlı çocukları olmuş. Zamanla her biri bugün aynı namlarla anılan aşiretleri teşkil etmişler. Bunlardan daha bir takımı küçük gruplara ayrılmışlardır. Garbi Dersim’e bugün hakim nafiz olan aşiretler bunlardır….Garbi Dersim’i teşkil eden…. bu aşiretlerin Dersim’in ilk sakinleri olmadığı ve yakın bir tarihte mezkur mıntıkaya göçtükleri şüphesizdir” (a.g.y., s. 44-45).
Bu aynı rivayet Mehmet Nuri Dersimi tarafından Hatıratım adlı kitapta kısmen farklı kaydedilmektedir. O’nun kaydettiği versiyonda Şeyh Hasan’ın kardeşi Seyit’in bir adının da “Kalemamsor” olduğu ve bu sözcüğün “Kırmızı Elbiseli” anlamına geldiği açıklaması yeralmaktadır.
Khalemamsor adı değişik kaynaklarda ve halk dilinde çeşitli şekiller altında görünür: Khalmamsar, Khalmamsır, Khalmamsor veya Khalman Sar gibi.
Geleneğin bazı versiyonlarında Şeyh Hasan (Şah Hasan) ve Seyit (Khalemamsor) ikilisinin ilişkileri kardeş olarak değil, ama efendi-hizmetçi gibi sunulur. Bir versiyonda efendi konumundaki Şah Hasan iken, bir diğerinde Khalemamsor (Seyit)’dur.
Bunlar Şah Hasananlılar ile Seydanlılar arasındaki üstünlük mücadelesinin anılarıdır.
M. Nuri Dersimi’deki versiyona göre Şah Hasan, kendi kızı “Goncasor”u Khalemamsor (Seyit)’la evlendirmiştir. Goncasor (Kıncasur) adı da Dersim dilinde Kırmızı Elbiseli (Kızılbaş) demektir.
Bütün ayrıntıları anlatıp okuyucunun başını ağrıtmak istemiyorum. Buraya kadarki anlatımların içerdiği ipuçlarının toplamı geleneği tarihsel bir zemine oturtmak için yeterlidir.
Yukarıya aktardığımız rivayetler dikkatle okunduğunda Seyit denen kardeşin adının iki farklı şekilde verildiği görülür: Bir versiyonda onun adının Seyit Ali (Seydali), bir diğerinde Khalemamsor (Kırmızı Elbiseli, Kızılbaş) olduğu söylenir.
Kısacası farklı dönemlerin olayları ve kahramanları birbirine karıştırıldığı için iki adet Seyit sözkonusudur.
Seyit Ali denen figür daha erken tarihte yeralmış olan Kureşan (Rıfai) göçünü temsil etmektedir. Buna az evvel değinmiştim. Bence bu Seyit Ali, Kureyş ile birlikte yanan fırına girdiği rivayet edilen Derviş Gewr (Derviş Beyaz)‘in ta kendisidir. Gelenek ve şecerelerde Derviş Gevr’in gerçek adının Seyit Ali olduğuna işaret edilmektedir.
Khalemamsor denen figür ise Safevi Şah Haydar’dır (ölm. 1488). Dersim’in kabesi olarak bilinen ve asıl adının “Saheyder” olduğu söylenen Düzgün Baba işte bu Şah Haydar’dır. Khalemamsor adının “Kırmızı Elbiseli” anlamına geldiğini bildiğimize göre, burada Safeviler’e referans verildiğini anlamak zor değildir. Çünkü kendi yandaşlarına kırmızı başlık giydiren Şah Haydar’dan itibaren Safeviler “Kızılbaş” olarak bilindiler. Dersimliler de dahil olmak üzere Şah Haydar’ı izleyenler “Surh-i Ser” (Kızıl Baş) ve/veya “Haydari” olarak anıldılar.
Özetle, rivayetteki Seyit adları Dersim’in seyitleri olarak bilinen Kureşanlılar ile Safeviler’i temsil ederler.
Burada sözünü etmediğimiz diğer ayrıntılarla birlikte düşünüldüğünde rivayetteki Şah Hasan (Şeyh Hasan)’ın da gerçekte bir değil aynı adı taşıyan iki farklı kişiyi temsil ettiği görülür. Rivayetin Şah Hasan dediklerinden biri Akkoyunlu Uzun Hasan (1425-1478)‘dır. Diğeri ise Çemişgez Emiri İkinci Şah Hasan (1514-1543/4)’dır.
Kızını Khalemamsor’la evlendirdiği söylenen Şah Hasan, kesinlikle Akkoyunlu Uzun Hasan’dır. Safevi Şah Haydar‘ın onun kızı Alemşah Begum (Dersim geleneğinde Kıncısur) ile evlendiği bilinen bir şeydir. Kısacası rivayette anlatılan olaylardan biri Akkoyunlular ile Safeviler’in Dersim’e gelişidir. Bu iki gücün ilişkileri, ittifakları ve çatışmaları tarihsel kayıtlarda mevcuttur. Dersim geleneğindeki egemen yorumda Şah Hasananlılar Akkoyunlular’la, Seydanlılar ise Safeviler’le özdeşleştirilmekte, Şeyh Hasanan ve Seydan ayrımı Akkoyunlu-Safevi ayrılığı ve çatışması gibi sunulmaktadır. Bu yorum kendilerinden Geç Dersimliler olarak sözettiğim Şeyh Hasananlılar’ın Akkoyunlu, Seydanlılar’ın ise Safevi olduğu şeklinde bir görüş içermektedir. Böylece geleneğimizin Geç Dersimliler dediği katmanın iki önemli öğesini daha tespit etmiş oluyoruz. Bunlar Akkoyunlular ile Safeviler’dir.
Ama Dersim’de Akkoyunlu öğenin yeri çok fazla değil. Çünkü Akkoyunlu Konfederasyonu’na dahil Dersimi ve Kürt aşiretlerine de sık sık Akkoyunlular denerek referans verilmekte ve bununla onların etnik Türkmen oldukları değil, mensup oldukları aşiret ittifakı (siyasi ittifak) kastedilmektedir. Safeviler’in kurucusu Şeyh Safi ve aşireti ise Dımıli’dir.
Şah Hasan-Seyit geleneğinde sözü edilen diğer Şah Hasan ise az evvel işaret ettiğim gibi Çemişgezek emiri İkinci Şeyh Hasan (1514-1543/44)’dır. Melkişiler olarak da anılan Çemişgezek emirlerinin Erzurum merkezli Saltuklular soyundan geldikleri Şerefname’de anlatılmaktadır. Dersimliler, özellikle Batı Dersim’in Çemişgezek veya Melkişiler adıyla bilinen aşiret konfederasyonu Safevi Devrimi’ne aktif şekilde katılmışlardı. Onlar bizzat İran’ın ve Horasan’ın kendisinde de bu devrimin ve davanın kazanması için aşiretler halinde savaştılar.
Ama Çaldıran yenilgisi ile birlikte Safevi Devrimi dalgası gerilemeye başlamış, Horasan da dahil İran ve Irak sahasında bu devrimin başarısı ve devamı için en ön saflarda dövüşen Çemişgezek beyliği ve konfederasyonun liderleri yanlarındaki aşiretleriyle birlikte Dersim’e dönmeye başlamışlardı.
Şeyh Hasan-Seyit rivayeti Çaldıran sonrası geri dönüşten bazı kesitleri de yanlış şekilde bir ilk geliş gibi yansıtmaktadır.
Bu sırada geri dönenlerden biri babası Çaldıran’da öldürülmüş olan İkinci Şeyh Hasan’dır. Tam da rivayette anlatıldığı şekilde ilkin Malatya’ya geldi, daha sonra gidip Yavuz Selim’le görüşüp onun tasvibini de alarak Çemişgezek’i Safeviler’den geri aldı.
Rivayetin Mısır dediği Afrika’daki bildiğimiz Mısır değil, o tarihte Mısır Memlükleri’nin kontrolünde bulunan ve onların bir valisi tarafından yönetilen Malatya ve çevresidir. Aynı gelenekteki Malatya’dan geliş motifi de bir boyutuyla bu dönüş olayına referanstır. Rivayetin bu bölümü de tarihsel bir olay olup Şerefname’nin Çemişgezek Hükümdarları bölümünde daha doğru ve daha tam şekliyle kayda geçirilmiş bulunuluyor.
O halde geleneğimizin Geç Dersimliler dedikleri, geleneğe yansıyan temel öğeleri itibariyle, Saltuklular (Melkişiler), Rıfailer (Kureşanlılar), Safeviler ve Akkoyunlular’dan bileşen halk tabakasıdır.
Bölgede eski olmakla birlikte Dersim içine 17. veya 18. yüzyılda ilerledikleri anlaşılan Zaza kökenli Suran, Ciban, Yusufan ve Çarekan aşiretleri de kronolojik bakış açısından Geç Dersimliler’e dahil edilebilirler.
Modern Dersimliler; Eski Dersimliler (Khal Mem-Khal Ferat tabakası) ve Geç Dersimliler olarak adlandırdığım katmanların bir sentezidirler ve onların tarihi de bu iki tabakanın ortak tarihidir.

ŞAH HASAN-SEYİT GELENEĞİNDEKİ ŞEYH AHMET’İN KİMLİĞİ
Geç Dersimliler’in orijinlerine ilişkin Şah Hasan-Seyit rivayetinde, sadece bir Hasan’dan değil iki Hasan’dan, sadece bir Seyit’ten değil iki Seyit’ten sözedildiğini söyledim ve bunların kimlikleri konusundaki görüşümü yukarıda açıkladım.
Benim düşünceme göre bu gelenekte referans verilen Hasan’lar şunlardı:
1) Akkoyunlu Uzun Hasan
2) Saltuklu Şah Hasan (Çemişgezek Emiri İkinci Şah Hasan).
Bu gelenekte referans verilen Seyit’ler ise:
1) Seyit Ali (Derviş Gewr)
2) Khalemamsor (Geç Kalmem, Şah Haydar Safevi, Düzgün Baba).
Peki gelenekte kendisinden söz edilen Şeyh Ahmet (Ahmet Dede) kimdir?
Az önce söylenenler dikkatle okunursa, kardeş oldukları söylenen Hasan ve Seyit’in babaları Şeyh Ahmet‘in adının da değişik versiyonlarda farklı verildiği görülecektir.
Yani geleneğimizde iki Hasan ve iki Seyit’in yanısıra iki adet de Şeyh Ahmet vardır:
1) Ahmet Yesevi
2) Ahmet Basri
Geç Dersimliler kendilerinin bu iki atadan indiklerine inanırlar. Çünkü Şah Hasan ve Seyit’in onların çocukları veya torunları olduğunu, Şahhasananlılar ile Seydanlılar olarak bilinen aşiretlerin onlardan türediğini söylerler.
Dersim-Kızılbaş geleneklerindeki “Yesevi” nisbesinin doğrusu benim görüşüme göre “Safevi” olmalıdır. Yani Ahmet Yesevi değil, Ahmet Safevi denmelidir. Geç Dersimliler’in ve Kızılbaşlar’ın sözünü ettikleri gelenek Yesevilik değil, Safeviliktir.
Bu düzeltme yapılmadıkça, geleneklerimiz havada kalır, tarihsel bir zemine oturmaz. Bu yüzdendir ki gelenekteki Yesevi soyadının gerçekte Safeviler’e (Erdebil Ocağı’na), Ahmet adının ise Safevi önderlerinden birine referans olduğunu düşünüyor, bunda ısrar ediyorum.
Tarihsel olguların bize söylediği budur.
Kendisinden Ahmet Yesevi olarak sözedilen Safevi önderinin kimliğine az sonra değineceğim.
Gelenekteki Ahmet Basri ise Rıfai tarikatının kurucusu Ahmet Rıfai’dir (Doğ. 1118, Basra-ölm. 23 Eylül 1182). Basra’da doğduğu, yaşamı ve faaliyetinin bir bölümü orada geçtiği için ona “Basri” nisbesiyle de referans verilmektedir. Rıfailer’in orijinde Gilani bir aşiret (topluluk) ve tarikat olduğuna işaret etmiştim.
Az önce geleneğimizin Kureyş dediği Mahmut Hayrani’nin adının Akşehir’de bulunan sandukası üzerinde Mahmut Rıfai olarak kaydedildiğine işaret etmiş, onun ağabeyi Ahmet Rıfai (Küçük Ahmet Rıfai, Ahmed bin Masud)‘nin Karaca Ahmet diye bilinen kişilikle bir ve aynı olduğunu söylemiştim.
Bu iki kardeş benim görüşüme göre Rıfai tarikatının kurucusu Büyük Ahmet Rıfai’nin soyu ile ilişkilidirler.
‘Erzincan‘ adlı kitabında Ali Kemali, Dersim seyitlerinin listesini verdiği yerde Dersim geleneğindeki iki Ahmet’in adlarını şöyle kaydetmektedir:
1) Şeyh Ahmet Dede (Şeyh Ahmet Dedeler): Yesevi evladındandır. Bütün seyit ve ocakların başkaynağı olarak görülürler. Merkezleri Tercan ve Mazgirt’ir. Malatya’da da vardırlar. Dersim aşiretleri O’nun Şeyh Hasan ve Seyit adlarındaki iki oğlundan türemişlerdir.
2) Gözcü Kara Ahmet Dede (Gözcü Kara Ahmet Dede evladı).
Ali Kemali, Ahmet Basri yerine Gözcü Kara Ahmet’in adını yazmakla benim düşüncemi doğruluyor. Çünkü onun listesinde Gözcü Kara Ahmed Dede adı altında geçen kişi ünlü Karaca Ahmet’ten başkası olamaz. Menakıblarda Karaca Ahmet’in “Rum’un Gözcüsü” olarak tanımlandığı, herbiri bir Alevi ocağına atfedilen Alevi cemlerindeki on-iki posttan (görevden) gözcü postuna Karaca Ahmet Sultan Postu dendiği hatırlanmalıdır. Ali Kemali’nin kaydettiği versiyonda yapılan şey, Büyük Ahmet Rıfai (Ahmet Basri)’nin yerine onunla aynı adı taşıyan kendi soyundan Küçük Ahmet Rıfai’nin (nam-ı diğer Karaca Ahmet) ikame edilmesinden başka bir şey değildir.
O halde geleneğimizdeki iki Ahmet’i de tespit etmiş bulunuyoruz.
Dersim ve Alevi geleneklerinde bu iki Ahmet’in açık şekilde ayırt edilemediğini, genelde Şeyh Ahmet olarak anılıp sık sık birbirine karıştırıldığını not etmeliyim.
Şimdi bu konuyu bağlamak için kendisinden Ahmet Yesevi olarak sözedilen Safevi liderinin kişisel kimliğine ilişkin birşeyler daha söylemek zorundayım.
Geleneklerin belirli halklara veya hanedanlıklara referans verirken bu halk veya hanedanlıkların en çok ünlenen temsilcisinin adını kollektif bir ad gibi kullandıkları sık görülür. Sözgelimi Alevi geleneğinde Emevi adı sık anılmaz. Bu hanedanlığa daha çok Yezid’in adıyla göndermede bulunulur. Bir diğer örnek Selçuklular’dır. Gelenekler Selçuklu hükümdarlarından neredeyse sadece birini tanıyor, bu hanedanlığın tüm yöneticilerine Alaeddin Keykubad diye referans veriyor. Yani Alaeddin Keykubad’ın adı konu Selçuklular olunca kollektif bir kimlik gibi kullanılıyor. Daha bir yığın örnek verilebilir.
Dersim geleneği ile Orta Asya kaynaklı Yesevi geleneği hiç bir şekilde bağdaşmazlar. Birinin diğerinden veya ikisinin aynı kaynaktan/ekolden gelmesi olanaksızdır.
Demek istediğim şu ki, Ahmet Yesevi adı geleneklerin dilinde Safeviler ve onların önderleri için kullanılan kollektif bir addır. Bu adın hangi Safevi önderine ait olduğu sorulabilir. Buna benim vereceğim yanıt Şah Haydar Safevi’dir. Çünkü Safevi Şah Haydar’ın aynı zamanda ‘Hoca Ahmet’ (=Ahmet Yesevi) diye bilindiğinin kanıtları vardır.
Geç Dersim ve Kızılbaş-Alevi geleneklerinde adı geçen Ahmet Yesevi’nin kimliği konusunda en önemli ipucunu J. W. Crowfoot’un 1900 yılında yayınlanmış olan “Survivals Among The Cappadocian Kızılbaş (Bektaş)” başlıklı makalesinde buluyoruz. Bu makale tarafımızdan Türkçe’ye çevrilip “Desmala Sure” dergisinin 15. (Eylül 1995) ve 16. (Mayıs 1996) sayılarında iki bölüm halinde yayınlanmıştı.
1900 yılında Ankara’ya bağlı Kızılbaş köylerinden Haydar Sultan ve Hasan Dede’yi ziyaret eden Crowfoot, bu köylerin halkından duyduğu gelenekleri kayddeder ve yorumlar. Haydar Sultan’daki türbede yatan ve o köye adını veren Haydar’ın Hoca Ahmet (Ahmet Yesevi) olarak da bilindiği söylenmiştir kendisine. Crowfoot, köylülerin bu Haydar Sultan’ı Uzun Hasan’ın kızı Martha (Alemşah Begum) ile evlenmiş olan Safevi Şeyh Haydar olarak tanıttıklarını kaydetmektedir.
Bir dipnotunda Crowfoot, Hoca Ahmet (Şah Haydar, Ahmet Yesevi)’in Karaca Ahmet’le aynı sanıldığını veya onunla karıştırıldığını da yazmaktadır.
Yani Geç Dersimliler’in geleneğindeki iki Ahmet daha önce işaret ettiğim gibi geleneklerde sık sık birbirine karıştırılmaktadır.
1899-1916 arası yıllarda Yunanistan ve Türkiye’de kalmış olan arkeolog F. W. Hasluck’un (1913’te Konya’dadır), “Christianity And Islam Under The Sultans” (Oxford, 1929) adlı iki ciltlik kitabında ifade ettiği görüşler de önemlidirler.
Hasluck, kitabının 2’inci cildinde Crowfoot’un dediklerini “Haydar, Hoca Ahmed, Karaca Ahmed” başlıklı bölümde şöyle değerlendirir:
Yörede anlatılana göre Haydar Sultan köyüne adını veren kişi İran kralının oğludur, Horasan’ın Yassevi adlı kentinden gelmiş. Bu Seyit Haydar’ın bir adı da Hoca Ahmed’dir. Hacı Bektaş’la birlikte Kayseri’ye gidip orada Mene adında Hristiyan bir kadınla evlenmiş. İlginçtir ki (Hasluck ekler bu bilgiyi) ordaki yerin Hristiyan sahibinin adı (gerçek veya hayali) “S. Menas”tır ve ortodokslar ona gizli şeyleri ifşa eden kişi olarak bakar.
Mene ile evlenen Hoca Ahmed (Haydar) türbesinin bulunduğu köye gelip yerleşir, orda ölür. Tüm köy halkı bu çiftin soyundan olduğunu söylemektedir.
Hasluck’un vardığı sonuç şudur:
Haydar, bu köy halkının seyit-atasıdır. Bu Haydar’ın Şah İsmail’in babası ile karıştırılıp karıştırılmadığı şimdilik önemsiz. Bektaşiler bu lokal geleneğe şunu ekler: Bektaşiler’e (Bektaşi geleneğine göre) göre bu Haydar, Hoca Ahmed Yesevi’nin ta kendisidir, aynı kişidir. Hoca Ahmed Yesevi’nin kendisi ise Bektaşi seyit Karaca Ahmed’le karışır, aynılar mı, ayrılar mı ayırd edilemez (Bk. a.g.e., s. 403-405).
Safevi Şah Haydar’ın aynı zamanda Ahmet Yesevi (Hoca Ahmed) diye bilindiğine tanıklık eden yukarıdaki bilgiler, benim Yesevilik denen şeyin gerçekte Safevilik olduğu şeklindeki görüşümü de kanıtlamaktadır.
O halde geleneğimizdeki Ahmet Yesevi de, Şah Haydar Safevidir.
Bitirirken bir düşüncemi daha not edeyim:
Bir deyişinde gerçek adının Koca Haydar olduğunu söyleyen ünlü Pir Sultan da Şah Haydar (yani Düzgün Baba)’dır. Dersimli bunu bilmez, söylemez; ama Dersim’in kalbi Mameki’de onun heykelini dikmekle bunu hissettiğini de belli eder.

DERSİM VE KIZILBAŞ GELENEKLERİNDEKİ ADLARIN TARİHSEL KARŞILIKLARI
Buraya kadarki bulgularımızı bir arada vererek hafızaları tazelemekte yarar var.
Erken Dersimliler’in geleneklerindeki adların tarihsel karşılıkları:
1) KHAL MEM ( = Mamakanlar, Çanlar)
2) KHAL FERAT ( = Partlar)
Geç Dersim ve Kızılbaş geleneklerinin eksenindeki adlar ve tarihsel karşılıkları:

ŞEYH AHMET:
1) Ahmet Yesevi (Şah Haydar, bir ihtimal onun cedlerinden biri, belki babası Şah Cüneyt)
2) Ahmet Basri (Büyük Ahmet Rıfai, bazen Küçük Ahmet Rıfai/Karaca Ahmet)
Geleneklerdeki Şeyh Ahmet, bu ikilinin kombinasyonuna tekabül eder.

ŞAH HASAN:
1) Saltuklu Şah Hasan
2) Akkoyunlu Uzun Hasan

SEYİT:
1) Seyit Ali (Derviş Gewr)
2) Khalemamsor (Bava Sur/Bava Mansur/Bamasur, Geç Kalmem, Şah Haydar, Düzgün Bava, Pir Sultan).

Dersim ve Kızılbaş tarihi sözlü gelenekte yukarıdaki isimler etrafında döner. Gerçek tarihte de durum budur. Onları tanımadan tarihimizi ne anlayabilir, ne de anlatabiliriz.

Bu konuya bunca önem verişimiz bu yüzdendir.
Devrim Gürler zaman: 01:50
Paylaş

Seyfi Cengiz

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.