DEVRİMCİ STRATEJİK BAKIŞ VE DARBELER SÜRECİNDE TÜRKİYE…
Durum olağanüstü değil, olağan olan karşı devrimin sürekli krizidir ve onun üretiği Darbelerdir.
Stratejik bakış, bir toplumun yaşamakta olduğu tarihsel sürecin temel çelişmeleriyle ilgilenir. Taktik süreç, toplumun içinden geçtiği tarihsel stratejinin hizmetindedir ve stratejinin taktik aşamalarına ilişkin çözümler üzerinden kendisini gerekçelendirir. Somut duruma ilişkin saptamalar ve onların hangi yöntem ve siyasetlerle, hangi silah ve pratiklerle çözüleceğini taktik süreçler belirler. Doğru taktiklerle yanlış stratejiler düzeltilemez. En başından stratejinizi yanlış oluşturmuşsanız, doğru taktiklerle süreci ne kadar zorlar sanız zorlayın, süreci doğru yönde etkilemeniz mümkün değildir.
Türkiye’nin Demokratik Devrimle özgürleşeceği ve bağımsızlığını kazanacağı en genel anlamda doğrulanmıştır.
1800’in burjuva Devrimlerinin yerini, emperyalizm çağının Yeni Tipten Demokratik Halk Devrimleri almıştır. Bu günün temel sorunu bu realitedir. Türkiye, emperyalizm ve onun işbirlikçileri konumun da olan faşist bütün orta-çağ feodal gerici ilişkilerini bir Demokratik Devrimle tasfiye etmeden DARBELER sürecine tekrardan yeniden ve yeniden girecektir. Bu gerçeği önümüzdeki süreçlerde daha net göreceğiz…
Türkiye halklarının, çeşitli milliyetlerden emekçilerinin temel sorun, Demokratik Devrimini gerçekleştirme sorunudur. Komünizm, sınıfsızlık vs türünden iddialar geleceğin projeleridir. Bizim için komünizm, bugün emperyalist boyunduruktan ve onların işbirlikçilerinin sömürü ve faşist baskılarından kurtulmaktır. Biz bugün bütün emek ve çabamızı bu strateji üzerine oturtmalıyız. Bugünün devrimci tadını bu gerçeğin içinde yaşayabiliriz. Bizi mutlu edecek, emekçileri mutlu edecek en büyük devrimci haz, kendi Demokratik Devrimimizi gerçekleştirmektir.
Bireyci nefsimizi öldürerek, derindeki bizlere ulaşırsak ve beynimi zi bu derindeki yığınların beyniyle birleştirirsek, işte o zaman yeni bir ülkeyi hep birlikte yaratmış olacağız. Türkiye’nin başına, bu ordunun başına Kuzey-Irak’ta geçirilen çuvalla, DARBE arasında hiç bir fark yoktur. Dün çuval geçirmişlerdi, bugün başına çuval geçirilenleri, bir karşı devrimci darbede kullanmışlardır. Emekçiler için bütün sorun bu gerçeği kavramaktır. Kim geçirmişti o çuvalı askerin başına ? ABD ve onun işbirlikçisi AJAN FETHULLAH ve R.T.Erdogan ve işbirlikçileri…Amacım bu kötü tarihi anlatmak değil burada, sadece kısa bir hatırlatmada bulunmak istedim!!!
Sorun,
bu karşı devrimci süreçten nasıl, neyle hangi stratejiyle, hangi taktiklerle kurtulacağız ? Bu amaca ulaşmak için kullanacağımız taktikler, yöntem ve silahlar nelerdir ? bunlar üzerinde kafa yorma lıyız, bu stratejiye uygun politikalar geliştirmeliyiz. Amerika’nın üstümüze saldığı işbirlikçi ajanlar ve onların egemen sınıfları, toplamda bütün işbirlikçi sınıflar ve orta-çağ gericiliği Demokratik Devrimin hedefidir. Her gün Türkiye’de kalkan onlarca cenazenin ve o tabutların üstüne akan göz yaşlarının hangi çirkin karların ve hangi sınıfların çıkarına olduğu çok açık değil midir ? Emekçiyi, emekçiye kırdıran hain ve namusuz bir sistem…
Durum olağanüstü değil, olağan olan karşı devrimin sürekli krizidir ve onun üretiği Darbelerdir. Bu denli büyük ihanetleri, Türkiye tarihinin bu kısa yaşamına sığdıran bir alçaklıkla karşı karşıyayız….
Feci bir süreç ve büyük kaos. ABD emperyalizmi ve batı emperya lizmi üzerine yükselen işbirlikçi ajan çıkarlar uğruna, emekçiler büyük bir iç savaşın içine atılıyor. Türkiye devletini sömürgeleştiren lerle, işbirlikçilerinin çıkarları bu noktada birleşmiştir, yani işbirlikçi iktidar sahipleri, çıkarları gereği, emperyalizmle birleşmişlerdir. Kime karşı birleşmişler, tabi ki işçi sınıfına, emekçi halklara karşı !!!
Bu bir irade çözülmesidir, ihanet kol geziyor, ve emekçiler dışındaki bütün hainler emperyalizmle ve ABD’yle kol kola, bir ülkenin bütün iradesine saldırıyorlar. Gündem kaynıyor, daha çok kaynayacak da, çünkü Türkiye orta-çağ’ın cadı kazanlarında kaynatılıyor. Yığınlarda ve vicdan sahibi bütün insanlarda büyük kaygılar ve bu kaygıların yol açtığı bilinçsizce tepinmeler. Ülke nereye gidiyor, ve arkası kesilmez sorular, sorular içinde sorular… Açıktan ilan edilmiş bir savaş ve bu savaşın yarattığı büyük yıkımlar, büyük tasfiyelere dönüşmüş ve büyük operasyonlarla psikolojik savaşın en üst biçimi tertiplenmektedir.
Emekçilere kurşun sıkan bir ordu, ve bu pratik 15 Temmuz başarısız bir darbe sürecinde bir kez daha doğrulandı. Emekçilere karşı işbirlikçi egemenlerin ve onların efendileri emperyalistlerin hizmetinde bir ordudan ne beklenir ? Bir NATO ordusu, onun emrinde, onun için bölgede bekçilik görevi yapan bir ordu. Gerektiğinde yanındaki silah arkadaşına kurşun atabilen, onu katledebilen emperyalizmin hizmetinde bir ordu. Bu ABD-CİA planlı başarısız darbenin bütün hedefi ülkeyi bir iç savaşa sürükleme planıdır. Önce iç savaş ve kaos, sonra dış emperyalist müdahale ve işgal…
İçeriden vurulmak istenen bir halk/ halklar..idam cezasını kaldırmak isteyen bir aşağılık oyun. Kimi idam edecekler, devrimcileri, emekçileri. Zaten her gün Kürt Çoğrafyasın da açıktan insanlar infaz ediliyorlar, idam ediliyorlar. Göz altında devrimciler emekçiler kaybediliyor. Nerede HURŞİT KÜLTER ??? Kim hangi el yada eller aldı aramızdan Hurşit Külter’i ?
Hangi karanlık eller bu ülkeyi sürekli darbeler ve olağan üstü haller konjonktüründe tutuyor ? Faşizm neden süreklidir bu ülkede ? Tarih bilinci olan her devrimci, her emekçi bu sorulara çok rahat yanıt verebilir !!! 1980′ lede devrimcilere emekçilere sokaklarda kurşun sıkan zihniyetin öncüleri, K.Maraş, Çorum, Malatya, Ezincan, Sivas, Madımak 1. Mayıs Taksim katliamını hep birlikte tertipleyenler şimdi emperyalist ABD’yle kol kola içeride emekçilere karşı büyük büyük bir iç savaş çıkartarak büyük katliamlar yapmak peşindeler. Bugünün yönetici zihniyeti, dün bu katliamlara önderlik eden kadronun ele başlarıdır. Tescilli ABD ajanı Fethullah Gülen’de bu sürecin ürettiği bir işbirlikçi haindir. Şimdi bu işbirlikçi klikler arasındaki çıkar çatışması geçici bir çatışmaya dönüşmüş ve yine bu çatışmanın esas mağduru emekçilerdir. Hepsi aynı çanaktan besleniyorlar ve yarın bu çanağın etrafında farkı isimlerle ve farklı çıkar ilişkileri üzerinden yine bir araya geleceklerdir, bundan hiç şüphe edilmemelidir. Bu hafif ve hain ortaklığın ağır sonuçları bu ülkenin geleceğinde çok güçlü hissedilecektir.
Hangi klik, hangi kliği tasfiye ediyor, neden tasfiye ediyor, bunu belirleyen ABD’dir. Bu plan oradan dayatılıyor. Sözüm onu yirmi gündür demokrasi nöbetleri tutuyorlar. Demokrasi, devrimci insan pratiğinin, emekçilerin devrimci iradesinin ve toplumsal devrimlerin bir sonucudur, bir ürünüdür.
Kapitalizmin birinci demokrasi dalgası, burjuvazinin burjuva demokratik devrimler çağının bir ürünüydü ve demokrasi, burjuva Demokratik Devrimlerle gelmişti. Burjuvazi o çağın köylülüğünü arkasına alarak Krallıkları yerle bir etti, kiliseleri, siyasetin dışına atarak, emekçileri orta-çağın gerici feodal etkisinden kurtardı, feodal sınıfları tasfiye etti. Şimdi kapitalist -emperyalist burjuvazi , bunun tam tersini yapıyor, bu sınıfları kendi bekası için koruyor, onları kirli emelleri için, kirli çıkarları için koruyor.
Emperyalizm çağının Demokrasi ve devrim dalgası, insanlık tarihinin ikinci devrim dalgasıdır. Ezilen bağımlı dünyanın işçi sınıfları önderliğinde gerçekleşen Yeni Tipten Demokratik ve Milli devrimleriyle gelmiştir. İşçi sınıfı-Emekçiler, emperyalizm çağında demokrasi ve devrimleri kendi omuzlarına alarak, bir bütün gericileşmiş faşist bir niteliğe bürünmüş burjuvaziye karşı Demokrasi ve sosyalizm pratikleriyle karşı koydular emperyalist saldırganlığa ve haydutluğa. Demokrasi ve devrim, çağımızda devrimci emekçilerin toplumsal pratiğinin bir sonucudur.
”Küçük Amerika” süreci, Türkiye’nin sömürgeleştirilme sürecidir ve darbeler, bu sürecin ürettiği krizler konjonktüründe devreye sokulurlar. Şimdilik başarısız görünen darbenin stratejik arka planında emekçiler karşı ilan edilmiş bir iç savaş gözükmektedir. Türkiye, bugün bu süreçtedir. İskender Paşa Dergahı, Nakşiben diler, Nurcular, Fethullahcılar, toplamda bütün tarikatlar, emperyaliz min ürettiği gerici , işbirlikçi çıkar odaklarıdır, orta Çağın kalıntıları dır ve emperyalist sistem tarafından özellikle bizim gibi bağımlı ülkelerde korunmaktadırlar. Sistemin insan pratiği bugün bu gerici odaklar üzerinden sokaklara inmiştir. Sokaklar, bu gerici tarikatların ayakları altındadır. TÜSİAD ve işbirlikçi sermaye, İŞBİRLİKÇİ MEDYA bu planın toplamda tam tekmil hizmetindedirler…Şimdilik hakmiyet kayıtsız şartsız bu güçlerdedir.
Demokrasi devrimci emekçilerin, halkların devrimci pratiğinin bir sonucudur. İnsanlığın tarihinden, halklarımızın tarihinden bize böyle öğretildi demokrasi bilinci ve mücadelesi…Kırk yıldır bunu söylüyoruz, bunun için ölüyoruz. Ölümü sevdiğimizden değildir ölmemiz, öldürüyorlar demokrasi gelmesin diye…Diş ile, tırnak ile yaratılan o büyük mutluluk, düşüncesi ve insancıl eylemli hali ,bize haz veren, bizi biz eden yanımız.
Emperyaist işgal dönemlerinde Anadolu insanı, elindeki bir çift yün çorabıyla, bir yırtık çarıkla, bir çamaşırla, bir Öküzüyle savaşmıştı işgalci haydutlara karşı. Bunları unutmadık, unutmayacağız !!! SAVAŞI EMEKÇİLER KAZANDI. DEVLETİ, İŞBİRLİKÇİ KOMPRADORLAR VE ORTA-ÇAĞ FEODAL GERİCİ SINIFLAR ELE GEÇİRDİ…Bu devlet emekçilerin ezilenlerin değil, egemenlerin hizmetindedir. Ordusuyla, polisiyle, yargısıyla, her şeyiyle…Darbeler, tüm bu nedenlerle hep emekçi halklara zarar vermiştir ve sonuçları hep yıkıcı olmuştur.
1.Kasım 2015 genel seçimlerinde, ”sandıktan darbe çıkacak” demiştik, işte bu süreci o günden doğru analiz ederek aslında halkımıza doğruları götürmekti amacımız. Tamda o süreçte bugün yaşananları anlatıyorduk… Ankara’da, İstanbul’da, Suruç’ta peş peşe patlayan bombalar bu sürecin hazırlanması içindi. Bu kadar büyük ihanetler bu kadar dar zamana sıkıştırılmıştı ve sürecin bir darbeye ve iç savaşa doğru evrileceği kesinleşmişken, burjuva parlamentoya 81 imtiyazlı ve çoğusunun kim olduğu, kimler tarafından oraya aday olarak dikte edildiği milletvekiliyle büyük bir zafer sarhoşluğu yaşayan reformist burjuva baylar ve bir bütün revizyonist ihanet cephesi, ”BARIŞ HEMEN ŞİMDİ, BİZ İKTİDARA” daha sonra bu meşhur slogan ” BİZLER İKTİDARA’ oldu ve sonuç malum
Bütün kürdistan yerle bir— ”taş taş üstünde, baş baş üstünde kalmasın” —diyen bir milliyetçi faşist güruhun devlet politikasına hakim olan bu faşist niteliğinin, Kürt çoğrafyasını insanlık mezarlığına dönüştüren büyük katliam ve yıkımlara hep birlikte tanıklık yapmaktayız… ve koca bir ülke toplu katliamlarla, canlı bomba eylemleriyle param parça olmuş insan bedenleri ve kolunu bacağını, gözlerini kaybetmiş insanların acı çığlıkları karşısında acz içindeydi. Şimdi de silahları kontrol eden kuvvetlerin havadan insanları bombalamalarına, kurşunlanmalarına açıktan tanıklık etmekteyiz. Bu sürece bir Demokratik Devrimle karşı konulma dıkça, yaşadıklarımızın hep daha acılarını yaşayacağız. Demokratik Devrim Mücadelesine bütün gücümüzle katılalım ve önümüzdeki stratejik temek görev bu devrimci görevdir. Kürt emekçilerini, Türk emekçilerinin ve çeşitli milliyetlerden ezilenelerin esas ihtiyacı bir Demokratik Devrimdir. Devam edecek…
Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.