EĞİTİMDE BİLİMSELLİK
eğitim,insan bilincinin hem bireysel, hem toplumsal bilincin bir ögesi, bir parçasıdır. Eğitim ve insan eğitilebilirliliği, insanın maddi üretiminin sonucudur. Genelde üretim süreçleri, doğrudan eğitim ve eğitilmeyi gerektirir. Eğitim, bir anlamda insanın bilinçli bir etkinliği ve giderek planlı ,yöntemli ve sistematize olma etkinliğidir.
Eğitim, insana yönelik bir faaliyettir ve hayvanları eğiten de yine insandır ve bunu amaçlı yapar, ancak; eğitim esasta insanın varlık yapısına yöneliktir, insan faaliyetidir ve insan içindir. İnsan yapısını,(fizyolojik, biyolojik, psikolojik, toplumsal, ekonomik, yönetsel v.b.) unsurlar oluşturur. İnsanın varlık yapısı pratiğiyle dışa vurur ve yine pratiğiyle dışlanır. İnsan,muazzam bir potansiyel güçtür ve olanaklar varlığıdır. Durmaksızın gelişir, yetkinleşir ve değişir. İnsanda değişmezliği savunan anlayış metafizik, fizik ötesi, ve anti bilimsel bir yöntem ve düşüncedir. Demokratik ve bilimsel eğitimi, insan ve insan doğasının, sürekli bir değişim içinde olduğunu savunur.
İnsanın düşünsel varlık yapısı, insanının her türlü düşünsel beceri ve pratik davranışlarını içerir. Zeka, bellek, yaratıcılık, görsel, pratik, dilsel, matematik, soyutlama,genelleme, ilişki kurma v.b. tüm ögeler insanın entelektüel düşünsel yapısını içerir. Bütün bu ögelerin toplumsal ve sınıfsal yanları vardır. İnsan varlığını ‘ruh’ ‘beden’ mutlakiyetçi  katagoriye ayıran idealizm aynı mantığı toplum ve kültür içinde uygular. Bu idealist -metafizik anlayış, kapita lizmin temel mantığıdır ve sistem ve geri toplumlar buralardan beslenir.
Bütün bunlar karşısında birde insanın kişilik, karakter ve varlık yapısı vardır. Göreli olarak ve genel bir soyutlamadan hareketle, böldüğümüz insan varlık alanlarından birisi de, kişilik ve karakterdir. İnsandaki varlık alanının bir araştırma nesnesi olarak ortaya çıkması, insan bilimlerinin psikoloji, sosyoloji ve sosyal psikolojinin oluşması süreciyle ilintilidir. Ontolojik bir yaklaşımla eğitimin yöneldiği alanlardan biride kişilik ve karakterdir.
Eğitim tarihi, insan kişilik ve karakterine yönelik eğitim örnekleriyle doludur. İnsanın toplumsallaşma süreci, belirli bir disiplin ve yönetim alanına girmesi, karakter ve kişiliğe yönelik eğitimi de getirmiştir. Birey, üyesi olduğu toplumun töresel, dinsel, hukuksal vb davranış formalarıyla oluşan süreçler içine girecektir. Bütün toplumların ve toplulukların kendilerine has kültür anlayışları, devlet ve yöneticilerin yaptırımları, belirli töresel, dinsel ve diğer davranış biçimleriyle, belirli amaçlara yönelik insan tipi yaratmak amaçlıdır. Bu amaçlı eğitim devletlerde ”yurttaşlık eğitimi” olarak ifadesini bulur.
Antik topluluklarda Çin, Mısır, İran, Hindistan, İsrail,Türk topluluklarında karakter eğitimi, dayanıklılık, kahramanlık, yiğitlik, cesaret, çalışkanlık, kurallara-normlara boyun eğiş, atılganlık, savaşçılık, iyilik vs. unsurlardan somutlanarak ifadesini bulur. Antik Yunan ‘da erdem-erdemlilik, dinsel tören ve hukuksal nitelikler taşır. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, kişilik ve karakter üretim süreçleriyle birlikte ele alınmıştır. Burada eğitim üretim sürecine göre ve onun ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Bu aşamada eğitim tamamen ekonomik amaçlıdır.
Bütün bunların bir sonucu olarak, eğitimin nesnesi durumunda olan insanın, antropolojik varlığının, tarih içinde çeşitli toplumsal-ekonomik değişkenlerin ortadan kaldırılması, ekonomik ve eğitsel alanda karşıtlık içindeki çelişkilerin ortadan kaldırılması, insanın bir çok yönüyle gelişmelerinin önünü açacaktır. Bu ekonomik ve toplumsal eğitim sistemlerinin makro ve mikro düzeyde, süreç içinde doğa ve insan bilimlerinin iç mantıksal bağlantılarının birleşmesiyle gerçekleşecektir. Toplumsal yapıların, toplumsal bilincin örgütlendirilmesi, yönetim süreçlerine entegre edilmesini, kurumsallaşmasını etkileyen ve belirleyen çeşitli değişkenleri insan olarak çözümlemek durumundayız.
İnsanın maddi üretkenliğinin sonucu olan ekonomik yapı, üretim biçimini ortaya çıkarır. Üretim biçiminin temeli üretim araçları ve insan emeğinin toplamı olan üretim güçleridir. Üretici güçler, en ilkelden giderek modern ileri teknolojik çağlar geçirmişlerdir. Üretici güçleri, insanın doğayla olan savaşımının, madde ve bilinç üretimi düzeyindeki somutlanımıdır. O nedenle bir toplumdaki eğitim etkinliklerinin amaç, sistem, yöntem ve teknikleri, mutlaka dolaylı veya en doğrudan bir ekonomik yapıdan kök alır. Çünkü üretim güçleri her dönem toplumun ve toplumsal yapının, motor emek gücüdürler. Eğitim toplumsal bilincin bir ögesi ise, her dönem üretici güçleri, insan gücünü eğiterek yaratmak zorundadır. Bu, insan ve doğa ilişkisinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.