(Engels’te ‘Ulus’ Konsepti)
Bu seri yazının birinci bölümünde şöyle demiştim:
“Marks’ta ve Engels’te müstakil bir başlık altında ‘ulus’un ne olduğunun bir açıklaması yoksa da, onu ortaya çıkaran maddi zeminin, yani Avrupa’nın iktisadi tarihinin doyurucu bir açıklaması vardır.“
Bu açıklamalar için Alman İdeolojisi’ni referans göstermiştim.
Kuşkusuz ki bu noktada daha sonraları kaleme alınan eserler, özellikle Kapital de anılmalıdır.
Şimdi buna bir ek daha yapacağım:
Engels’in daha 1848-49 devrimleri sırasında Yeni Ren Gazetesi’nde (Die Neue Rheinische Zeitung, 1 Haziran 1848-19 Mayıs 1849) yayımlanan yazılarında, özellikle Slavlar’la ilgili olanlarında ve bu devrimlerin yenilgisinden sonra kaleme aldığı Almanya’da Devrim ve Karşıdevrim (1851-1852) kitabında ‘ulus’ kavramı hakkında henüz rafine edilmemiş bir tanım mevcuttur.
Bu yazılarında Engels, Avrupa kıtasındaki ulusları daha çok 1848 Avrupa devrimlerindeki duruşlarından hareketle büyük-küçük, tarihi-tarihsiz, ilerici-gerici veya devrimci-karşıdevrimci uluslar şeklinde bir tasnife tabi tutuyor.
Tarihi (büyük, ilerici) uluslar arasında İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, İspanyol, Macar, Polonya ve İskandinav uluslarını sayıyor.
Tarihsiz (tarihi olmayan, küçük, gerici) olarak tanımladıkları ise, o dönemde Osmanlı, Rus, Avusturya-Macaristan ve Prusya imparatorluklarının hakimiyeti altında yaşayan küçük Slav halkları (Çek, Hırvat, Slovak, Sırp, vd), ayrıca Basklar (İspanya), Bretonlar (Fransa), Galler halkı ve İskoçlar (Britanya)’dır.
Birincileri (tarihi uluslar), bağımsızlıklarını elde etmeye yetenekli bulurken, ikincileri ulusal kurtuluşlarını kazanma yeteneğinden yoksun, daha güçlü komşuları (yani birinciler) tarafından boyun eğdirilmiş, onlar tarafından eritilmeye ve giderek ölmeye (tarihsel eğilimin işaret ettiği kadarıyla) mahkum olarak tanımlıyor.
Buradan hareketle tarihsiz dediklerine “ulus” ünvanı yakıştırmanın doğru olmadığını belirterek, “halk kalıntıları” veya “ölmekte olan milliyetler” diyor onlara.
İşte burada henüz tam rafine edilmemiş bir “ulus” tarifi görüyorum ben.
Uygarlıkla geç tanışmış, sosyal gelişmede geriye düşmüş, tarihin dışına veya kenarına itilmiş, tarihte bağımsız bir özne olarak rol oynamayı başaramamış olanları “ulus” olarak görmemek gibi bir eğilim var Engels’te.
Yer yer onlardan ‘ulus’ (bazen tırnaklı, bazen tırnaksız bir yazımla) olarak söz etse bile, kafasındaki ‘ulus’ nosyonu ile pek bağdaştıramadığı açık.
Engels’in Yeni Ren Gazetesi’nde yayımlanmış olan yazılarında, örneğin Democratic Pan-Slavism (14 Şubat 1849) başlıklı olanında ve aynı gazetenin 16 Şubat 1849 tarihli 223’üncü sayısındaki bir diğer yazısında da bir “ulus” konsepti fark edilebiliyor.
Demokratik Pan-Slavcıları ve onların manifestosunda ileri sürülen tüm Slavların birlik ve bağımsızlık talebini değerlendirirken şöyle diyor:
Polonyalılar, Ruslar, bilemediniz Türkiye Slavları haricinde hiçbir Slav halkın geleceği yoktur, çünkü tüm diğer Slavlar bağımsızlık ve kalıcılık için gerekli tarihi, coğrafi, politik ve sınai koşullardan yoksundurlar.”
Burda bağımsızlık (ulusal kurtuluş) için öngörülen tarihi, coğrafi, iktisadi ve politik koşulların Engels’in kafasındaki ulus nosyonu ile örtüştüğünü düşünüyorum.
Engels’in aşağıdaki ifadeleri de bu yorumumu pekiştiriyor:
Hiçbir zaman kendi öz tarihlerine sahip olmamış halklar, uygarlığın ilk aşamasına girer girmez yabancı boyunduruğu altına girenler veya medeniyetin ilk aşamasına ancak bir yabancı egemenliği aracılığıyla girmek zorunda kalan halklar diri (viable) değiller ve hiçbir zaman herhangi türden bir bağımsızlık kazanamazlar. İşte bu, Avusturya Slavlarının kaderi oldu. Çekler (Moravyalılar ve Slovaklar da dahil), dil ve tarih bakımından farklı olsalar bile, hiçbir zaman kendilerine ait bir tarihe sahip olmadılar. Büyük Charles zamanından beri Bohemya Almanya’ya zincirlendi. Çek ulusu bir ara kendini özgürleştirdi, Büyük Morevya devletini kurdular, ama hemen sonra tekrar boyun eğdirildiler ve 500 yıl Almanya, Macaristan ve Polonya tarafından birbirine fırlatılan bir faturaya dönüştüler. Daha sonra Bohemya ve Morevya Almanya’ya geçti, Slovak bölgeler ise Macaristan’da kaldılar. İşte tarihsel olarak kesinlikle varolmayan bu ‘ulus’, bağımsızlık talep ediyor. Asıl Güney Slavları için de aynı şey geçerli. İliryalıların, Slovenlerin, Dalmatyanların, Hırvatların ve Shokazyanların tarihi nerededir? Onlar 11. yüzyıldan itibaren görünüşten ibaret politik bağımsızlığı da yitirdiler, kısmen Alman, kısmen Venedik, kısmen Macar yönetimi altında yaşadılar. Bu yırtık pırtık (bölük pörçük) eski kalıntıları birleştirerek bağımsız, sağlıklı/enerjik, diri, güçlü bir ulus oluşturulacak öyle mi? Dahası var. Eğer Avusturya Slavları 12-20 milyonluk bir nüfus olarak Polonyalılar, Macarlar ve İtalyanlar gibi bir devlet kurmak için sıkı bir kütle/birlik oluşturabilecek konumda olsalardı, onların bağımsızlık talepleri kesinlikle daha ciddiye alınırdı, ama durumları bu değil, tam tersidir. Almanlarla Macarlar kendilerini onların arasına ta Karpatların ucuna kadar geniş bir takoz gibi soktular… ve Çekleri, Morevyalıları ve Slovakları Güney Slavlarından ayırdılar. Bu bandın kuzeyinde beş buçuk milyon Slav, güneyinde beş bucuk milyon Slav, 10-11 milyonluk bir Alman ve Macar kütlesi tarafından birbirinden koparıldılar, tarih ve zorunluluk ile ittifak yaptılar. Peki neden beş buçuk milyon Çek, Morevyan ve Slovak bir devlet, beş buçuk Güney Slav ile Türkiye Slavları da birlikte bir diğer devlet kuramasınlar?
(…)
Bohemya’nın üçte biri Almanca konuşur…Morevyalılar da Almanlarla karışmışlar, Slovaklar Almanlar ve Macarlar arasına serpiştirilmişler ve ulusal anlamda tamamen demoralize edilmişler…Alman şehir burjuvazisinin egemen olacağı bir Slav devleti neye benzerdi? Aynı şey Güney Slavları için de geçerli...”
(Bkz. Engels, Democratic Pan-Slavizm, 14 Şubat 1849).
Bolşeviklerin ortak bir tarih, dil, toprak, iktisadi yaşam ve kültür birliği öngören ulus tariflerinde Engels’in bu anlatımlarının önemli bir etkisi bulunduğunu düşünüyorum.
(devam edecek)
Not:
Slav halkları üç grup halinde tasnif ediliyor:
Batı Slavları: Çekler, Slovaklar, Polonyalılar.
Doğu Slavları: Ruslar, Ukranyalılar (Rutenler), Belaruslar.
Güney Slavları: Bulgaristan, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Montenegro ve Makedonya’da yerleşik Boşnak, Pomak, Sırp, Hırvat ve Goraniler diye bilinenlerdir bunlar.
Kaynaklarda “Gorani” adıyla Güney Slavları arasında sayılan topluluk, Makedonya, Kosova ve Arnavutluk üçgenindeki “Gora” bölgesinde yaşıyor.
Bunların köken olarak Dersimliler ve Zazalar’la akrabalığı iyi bilinen Batı İran’daki Goranların bir kolu olup Balkanlar’da Slavlaştıkları kesin gibidir.
Arnavutların dilinde Dımılki/Kırmancki ile çok sayıda ortak sözcük bulunmasının bir nedeni bu topluluğun varlığıdır.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.