DEVRİMCİ SOSYALİST KÜLTÜR
Bilimsel sosyalist bilinç, belirli aşama ve evrelerden geçerek olgunlaşır. Bütün toplumsal süreçler, kendi tarihsel süreçleri içinde değişerek gelişirler, olgunlaşır ve durmaksızın bir üst biçimlerini yaratırlar. Şüphesiz, proletaryanın evrensel bir ideolojisi ve kültürü vardır ancak; bunun dışında yaşadığı ortamda zaten daha evvel var olan kültür veya kültürler de vardır.
Bu kültür veya kültürler insanlığın tarihi kadar eskidirler ve on binlerce yıllık bir tarihsel sürecin ürünüdürler. Feodal sistemlerin hakim dinci ideolojisinden-kültüründen,burjuva liberal,kendine yabancılaşmış ideolojik kültürlere kadar.
Toplumsal bir yapının sosyo-kültürel değerler alanı, toplumsal bilinç düzeyin de, mevcut toplumun ideolojik üst yapısını oluşturur. Çünkü toplumun bütün normları, dinsel değerleri, gelenek ve görenekleri, hukuksal kuralları, davranış kalıpları, bütün tinsel değerleri, sanatsal, ahlaki değerler, ideolojik üst yapı tarafından belirlenir. Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiden, sınıfsal ayrışmalar ve bu ayrışmalardan da toplumun kültürel ve sosyal, siyasal durumları şekillenir.
Kültürel çatışmalar, kültürel boşluklar, sosyo-ekonomik gelişmele rin nesnel gerçeköleriyle oluşurlar. Sosyo-kültürel değer, tarihsel süreçlerden gelen, oradan beslenen çeşitli kültürel biçimlerin etkisi altındadır ve tarihsel süreçlerin derin izlerini toplumsal bir gelenek olarak taşırlar. O nedenle kültürel eğitim süreci, toplumsal, ekonomik nesnellikten ayrı değil ve hiç bir şey bir diğerinden kopuk olamaz ve bu süreç bütünsel bir diyalektik süreçtir. İnsan bütün bu süreçlerin merkezinde olup eğitilmeye, öğrenmeye, özgür olmaya, madde ve bilinç üretmeye ve bu süreç içinde kendini bu pratik faaliyeti içinde gerçekleştirmeye çalışır.
İşçi sınıfına ilk dönemlerde ideoloji dışarıdan taşınmıştır der Marks. Özellikle halk sosyalist bilinç ve sosyalist kültürü kendiliğinden yaratamaz .Devrimciler, sosyalistler, komünistler devrimci bir toplumsal pratiğe girdiklerin de, halkın içindeki çeşitli ideolojik yapılarla ve tarihin daha eski çağlarından kalma kültürlerle karşılaşacaktırlar. Bu toplumsal pratik içinde devrimciler, içinde yaşadıkları toplumun kültürel köklerine inerek bir analiz yapmak zorundadırlar. Ancak devrimciliği hala sol çocukluk hastalığı olarak gören örgüt, parti ve guruplardan bunu bekleyemeyiz.
Kendilerini dar kültürel inanç ve guruplar içine hapsetmiş ’’örgütsel’’ yapıların zaten böyle bir sorunu yoktur. Onlar içine doğdukları kültürlere yabancı, salt kendi hala burjuvalaşamamış olan egolarını çocukça tatmin etmek uğraşındadırlar. Bunu da feodal kişilikleriyle, burjuva kişilik arasında gelip giden bir edayla yaparlar. Oysaki bilimsel sosyalist kültür, bütün insanlığın kültürel mirası üzerinden gelişerek yükselir. Batı-Avrupa’da, sanayi devrimleri aydınlanma çağını ve burjuva materyalizmini yarattı. Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm, burjuva materyalizminden kök alarak kendisini var etti ve baş aşağı duran bir burjuva materyalizmini ayakları üzerine oturttu.
Kendi ülke devrimi için sınıf mücadelesi pratiğine giren ister örgüt, ister parti veya gurup olsun, evrensel ideolojik bakış açısı yanında, kendi milli kültür ve ideolojisini de araştırarak, oradan beslenmeye çalışır. Bilimsel sosyalist devrimci kültür, bütün değerler üzerinden gelişir.Toplumlar milli kültürleri üzerinden giderek evrensel kültürle karşılaşırlar ve önce bu ideolojileri tanır ve analiz ederler. Devrimci ideoloji süreç içinde mevcut eski kültürlerle ideolojik bir mücadeleye girer ve sosyalist kültür bu eski kültür üzerinden ortaya çıkar.
Lenin’de Mao’da böyle yaptılar. Onlar birlikte yaşadıkları halkala rın, yani kendi halklarının kültürel ve ideolojik derinliklerine inerek, tarihten öğrenmenin pratiğini teorileştirdiler. Çünkü, kültür tarihsel bir fenomendir. Marks ve Engels, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizme toplumsal pratik üzerinden ulaştılar ve onu toplumun ekonomik, sosyal, siyasal ve doğayla olan ilişki ve çelişkisinden çıkardılar.
Türkiye’nin gerçek devrimci sosyalist kültürü de bu pratik içinden çıkmıştır ve buradan kök alacaktır.Hiç bir sapma, dogma ve salt küçük burjuva mülkiyetçi egolarını (ki çoğunun egoları burjuvalaşamamış bile ve hala feodal-burjuva gel gitler arasında) tatmin etmek için sağa sola çocukça sataşan ve hala basit çıkarcı ayak oyunlarıyla halka ve sınıfa kültür götürdüklerini iddia edenler ancak ve ancak kendilerini aldatırlar ama, halkı ve sınıfı asla aldatamazlar. Sınıf ve halk, koca bir kitle. Bu kültürel halatla, bu koca kitle harekete geçirilemez. Kütlesi büyük, taşıyıcısı çok küçük ve zayıf bir halat, kütleyi ne kadarda zorlasa da yerinden oynatamaz, çünkü taşıyıcı halat çok zayıf ve koptuğunda da taşıyıcı kütlenin çok arkasına savrulmaktan kurtulamaz, yani savrularak kitlenin çok arkasına düşer.
Bütün yeni toplumların sosyo-kültürel damarları tarihin içindedir, oradan beslenir ve geleceği o birikimle birleştirerek yaratırlar. Zorlama yöntemlerle teori yaptıklarını zannedenler, tarihin teorik duvarına toslamaktan kurtulamazlar. Hiç bir güç tarihin ilerleyen gidişatına kafa tutamaz, aksine tarihin derin siyasi ve kültürel duvarlarına çarparak, yok olup gider. Kendi kültürel tarihinden kopuk devrimciler, tarih yapamazlar ve yazamazlar. Çünkü tarih maddenin döl yatağıdır, maddenin hareket alanıdır, madde ve bilinç orada var olur ve orada gelişir ve bütün enerjisini tarihten alır.Tarih diğer bir anlamda maddenin zaman içindeki yolculuğudur ve insan bütün toplumsal ilişkilerde dönüşerek, pratik faaliyetini tarihin içinden üretmiştir ve sosyalist toplum ve sosyalist kültürde tarihin içinden üretilecektir.
Tarihte var olan hiç bir şey yok edilemez, Sosyalizm ve sosyalist kültür tarihe aittir, oradan kök alır ve insanlık tarihi kadar da kökleri derinlerdedir. Çünkü ilk insan tarihin içinde farklı antagonist sınıflar şeklinde yaşamadı. Doğayla olan ilişki ve bu ilişki sürecinde üreterek, farklılaşarak bu günkü aşamaya geldi. Çünkü İlik insan sömürü bilmiyordu, Sömürü ve sınıfsal farklılaşma insanın üretim süreci içinde başlayan belalı bir süreçtir. O günden beri insanlık kendi tarihinde hep daha güzeli yaratmak için mücadele etmiştir. Onun içindir ki, sosyalist toplumun kültürel damarları, ilkel toplumların içindedir ve tarihsel süreçler içinde süzülerek bu günlere gelmiştir. Her şey zaman içinde var olmuştur ve zaman boyutu içinde hareket etmiştir. O nedenle hiç bir şey zaman dışına taşıyamaz ve yok olamaz, değişerek dönüşür ve yeni biçimler şeklinde kendisini devam ettirir.
Toplumsal hareketler tarihsel süreçlerin kendisidir, onun dışında bir şey değildirler. Sosyalist kültürün bütün tarihsel altyapısı, tarihsel malzemesi tarihin içindedir ve tarihsel birikimin ürünüdür. Bütün devrimci süreçlerde tarihin içinde oluşurlar ve orada hayat bulurlar. Kökleri zaman ve tarihin içinde olmayan tek şey ’’Tuğba Ağacı’dır.Tuğba Ağacı’’nın kökleri havada dır.İlahiyatçılar öyle derler. İlahiyatçılara göre Tuğba Ağacı cennettedir ve kökleri havadadır. O ağaç bu dünya ya, bu tarihe, bu zaman ve mekana ait değildir. Nesnel zeminlerinden koparılmış, kökleri havada bir ağaç.TUĞBA AĞACI. Yani o bu tarihin içinde değildir, fiziğin ötesinde, din kitaplarında metafizik olarak vardır. Kendisini sol sosyalist iddia edenlerin bir kısmı da Tuğba Ağacı gibi köksüzdürler,onların kökleri bu tarihin içinde değildir sanki. Ölçümleri dardır onların, kökleri yukarıda boşlukta bir yerlerde duruyor onların.
Madde zaman içinde vardır -ki kesin vardır, tarih ve zaman için de var olmayan, zamanın dışından derlenen, oradan türetilmeye çalışılan inançlarla hiç kimse yeni bir dünya kuramaz, sosyalizmi, komünizmi hiç kuramaz. Aksini iddia edenler, yalancıktan, bu tarihe ait olmayan bir dünya kurarlar kendi gönüllerince, ütopya bile değil, gönüllerince…Çeşitli dini kitaplardan öğrendiğimiz kadarıyla kırk değişik cennet tasviriyle karşılaşıyoruz. Arap çöllerindeki Bedevi toplumlarda cennet, fokur-fokur suların fışkırdığı, her tarafın yemyeşil olduğu bir yer olarak tasvir edilir. Bu toplumlarda su ve yeşil çok kıymetlidir ve onların cenneti bu ihtiyaçtan doğmuştur. Onların hayatlarını yeşil ve su süslemekte dir.
Başka başka toplumlarda daha değişik anlatılır cennet. Başka toplumların cennetinde bir musluktan bal ve su, diğerinden süt akar. Bazı toplumlarda cennet hurilerle özdeştir v.s. Bu varsayım ve inançlar üzerinden kurulacak dünyalarla ,tarihin maddesinden kök alarak kurulan dünyaların malzemesine bakın. Birinin malzemesi tarihin içindedir ve oradan, o ağaçtan beslenir. Diğeri ise tarihin ve zamanın dışındadır, kökleri yoktur, köksüzdür. Biri gerçek, diğeri tarihin dışındadır. Zıtların birliği ve mücadelesinin de dışındadır, çünkü; zıtlar varlık alanları üzerinden çatışırlar ve çatıştıkça da dönüşürler.
Bütün devrimler ve devrimci kültürler tarihin içinden filizlenirler ve oradan kök alırlar. Doğacak olan her yeni toplumun birikimi ve bütün toplumsal ilişki ve değerler, tarihin içinde var olurlar, orada gelişir ve sonuçta yerini başka toplumsal ilişki ve çelişkilere bırakırlar. Komünizmde kendi içinde yeni toplumsal ilişki ve değerler yaratarak başka başka biçimlerde devam edecektir.
Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.