DÜŞÜNCENİN MADDEYLE BÜTÜNLEŞMESİ…

Bir toplulukta veya bir toplumda, idealize edilen insan anlayışlarının veya tiplerinin neye göre belirleneceği, insanın hep temel sorunlarından olmuştur.
İnsanın üretim içindeki faaliyeti ve eğitimsel yönelimleri, insanın değerler sistematiğinin taşıyıcılarıdır… O nedenle bu alan insanın başlı başına çözümlenmesi gereken derinlikli bir alandır.
Eski Çin ve Hint kültüründe insan, tinsel ve dinsel değerlerle ele alınmış, tümel varlığın bir parçasıdır…Hint Brahman inanışında- dininde, Brahman nesnel gerçeklik (Küll-i ruh) dir. ve öznel gerçeklik, (Atman) onun küçük bir unsurudur, ötesi derin benliktir, gerçeklik bu ikisinin bütünlüğüdür… Bütün varlık, bireysel varlığımızın derinliklerindedir. Hint ve Çin’de ki dinsel Taoist düşünce, panteist dünya görüşünün bir ürünü olarak , insanın bedenden kurtularak,Brahman , veya Nirvana’yla bütünleşmeye çağırır…
”Panteistler evrende varolan her şeyin (atom, hareket, insan, doğa, fizik kanunları, yıldızlar… ) aslında bir bütün olarak Tanrı ‘yı oluşturduğunu söylerler. Bu bakımdan evrende vuku bulan her olay, her hareket aslında doğrudan Tanrı ‘nın hareketidir. Bu görüşün ilginç ve çarpıcı bir sonucu, insanın da Tanrı ‘nın bir parçası olduğudur.” ( Felsefe sözlüğü)
”Panteizme göre; Tanrı her şeydir ve her şey Tanrıdır. Tanrı Evren – İnsan ayırımı yoktur. Böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da söz edilemez.
Evreni algılayış biçimi olarak Panteizm, Hindu, Buda dinlerinde hayal gücü geleneğine uygun bir anlayıştır. Felsefî bir tasarım olarak Panteizm ise, eski Yunan felsefesinde Plotinos (205-270), Rönesans’tan sonra Giordano Bruno (1548-1600) ve Spinoza (1632-1677) tarafından temsil edilmiştir. Düşünsel kökü Antik Çağ Yunan Stoacılığına dayanan Panteizmin ileri sürdüğü Evrenin Ruhu Anlayışı , Hegelciliği ve Spinozacılığı doğurmuştur.
Tek Tanrı ‘lı Dinlerdeki Tanrı-Alem ayrılığı, Yaratan-Yaratılan diye bir ikilem, Panteizmde yoktur. Doğayla Tanrı bir ve aynı şeydir. Tanrı yaradan değil, varolandır ve evrenin tümüdür. Evrende görülen şeylerden gayri bir Tanrı yoktur. Tanrı, evrendeki bütün varlıkların toplamıdır. Evrenin başlangıcı ve sonu yoktur. Evrendeki mevcut canlı cansız her şeyin bütünlüğü Tanrı ‘dır. Önsüz ve sonsuz olan Tanrı, hem makro kozmosta (evrende), hem de mikro kozmosta (insanda) bulunur.” ( Felsefe Sözlüğü )
Gelinen süreçte kapitalizmin nesnel gerçekliği, toplum bütünlüğü bölerken, insanı da böldü ve atomize etti… Uluslaşma süreciyle hem toplumsal, hemde bireysel olarak bölünmüş insan, dininin ve idealist felsefenin eğitimsel bir sonucu olarak, yapay , gerçekçi olmayan bir bütünleşmeye zorlandı…
Oysaki insan gerçekliği maddi gerçeklik dışında algılanamaz, Düşüncenin maddeyle bütünleşmesi, toplumsal bütünleşme ve insanın bütünleşmesiyle, diyalektik bir süreç, ve yapı bağlılığıyla birlikte görülmelidir. İnsanın çok yönlü ve özgür gelişimi ancak, bütünleşmiş bir toplumla başarılacaktır…
Erdoğan ATEŞİN

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.