FAŞİZME DAİR

   Kapitalizmin emperyalizm aşamasında finans kapital banka ve sanayi sermayesinin içiçe geçmiş biçimi olarak sermayenin en üst var oluş biçimidir.Finans kapital metalara endeksli kağıtlar aracılığı ile reel ekonominin yanında bir de sanal ekonomi yaratmıştır.Metalara endeksli kağıtlar belirli bir zaman süreci için endekslendiği metanın beklenen kar marjını temsil ederler ve ulusal ve uluslararası borsalarda alınıp satılırlar.Bu alınıp satılma işleminin bizzat kendisi emperyalist kapitalizmin anarşik niteliği ve finans kapitalin spekülatif niteliği nedeni ile kağıtların endekslendiği metaların gerçek kar marjlarının çok üstünde değerleri temsil etmesine ve finansal balonun şişmesine neden olmaktadır.Bu niteliği ile finans kapital henüz üretilmemiş emek değerleri üstünde tarihsel bir ipoteği de temsil etmekte ve emperyalist kapitalizmin krizleri ile finansal spekülasyonların yükü de emek kitlesinin sırtına yüklenmektedir.Metalara endeksli kağıtlar aracılığı ile sınırsız olarak speküle edilen sanal kar marjları çoğu zaman realize edilemez ve emperyalist kapitalist sistemin finansal krizleri patlak verir.Bu finansal krizler gerçek ve sanal kar marjları dengelenene kadar sürer ve aradaki fark para ve faiz politikaları ile emek kitlesine yüklenir.Bu niteliği ile finans kapitalin egemenliğindeki emperyaist kapitalizm emek kitlesinin yalnızca artı emek zamanına değil gerekli emek zamanının da bir kısmına el koyar.İşte bu niteliği ile finans kapital tüm zamanlara ait emek değerleri üstünde yaratılmış tarihsel bir ipoteği de temsil etmektedir.
          Finans kapital tüm zamanlara ait emek değerlerini ve henüz üretimemiş emek değerlerini sermayenin büyüklüğüne göre yeniden ve yeniden paylaştırmaktadır.İMF, Dünya Bankası, Avrupa Merkez Bankası,Amerika Merkez Bankası gibi teşkilatlar vasıtası ile uygulanan para ve faiz politikaları ile mali oligarşi ve iş birlikçileri diğer finans kapital dışında kalan sermaye biçimlerini terörize ettiği gibi emek ktlesinin yalnız artı- emek zamanını değil ücrete tekabül eden gerekli emek zamanının bir kısmını da gasp etmektedir.Kapitalizmin emperyalizm aşamasına dair olarak mali oligarşi ve iş birlikçilerinin devlet biçimi olan faşizm öncelikle emek kitlesi ve diğer sermaye biçimleri üstünde çeşitli biçimlerde sürdürülen bir ekonomik terördür.Emperyalist kapitalizm terörist kapitalizmdir.Bu ekonomik terör herhangibir muhalefetle karşılaştığında militarize olarak siyasal terör biçimini almaktadır.Bu anlamda faşizmi yalnızca militarizme indirgeme anlayışı emperyalist kapitalizmin ve finans kapitalin iktidarının niteliğine dair hatalı değerlendirmelerdir.
       ”  Faşizmin yönetimi ele geçirmesi, sadece bir burjuva
hükümetin bir diğerini izlemesi değildir. Burjuvazinin –
burjuva demokrasisinin belli bir sınıfsal egemenli ği içeren
devlet biçiminin, bir di ğeriyle; açık terörist diktatörlükle
değiştirilmesidir. Bu farkı gözden ırak tutmak çok yanlı ş
olur. Çünkü bunun unutulması devrimci proletaryanın,
emekçi halkın en yaygın oldu ğu şehir ve köy kesimlerinde
yönetimi ele geçirmeye çalı şan fa şistlere kar şı mücadeleye
girişmesine, ayrıca burjuva kampında söz konusu olan iç
çelişkilerden yararlanmasına da engel olabilir.”
         Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;136
        .Faşizm olgusunu doğru kavramak Dimitrov’un faşizm nitelemelerinin Lenin’in emperyalist kapitalizm nitelemeleri ile beraber değerlendirilmesini gerektirir.Finans kapitalin borsa spekülasyonları, para ve faiz politikaları ile tüm zamanlara dair emek değerleri ile birlikte henüz üretilmemiş emek değerlerini önceden ve yeniden sermayenin büyüklüğüne ve siyasal fonksiyonlarına göre bölmesi ona tüm zamanlara dair emek değerleri üstünde tarihsel bir ipotek niteliği vermektedir.Borsalarda, para ve faiz politikalarında alınıp satılan değerler üretilmiş emek değerleri ile birlikte henüz üretimemi,ş emek değerleridir.Dolayısı ile finans kapital üretici güçler üzerinde asalak bir sermayedir.Finans kapitalle birlikte kapitalizmin bunalım dinamiklerine aşırı üretim krizlerinin yanında finansal krizlerde katılmıştır.Finansal krizler henüz üretimememiş emek değerlerinin karşılığının belirli bir zaman dilimi içnde reel ekonomi tarafından üretilemediği ya da kar realizasyonlarının öngörülen biçimde gerçekleştirilemediği koşullarda gelişmektedir.Finans kapitalin  borsa, para ve faiz spekülasyonları için herhangibir hukusal düzenleme ve sınır olmadığından finansal krizler sık sık tekrarlamakta ve reel ekonominin krizlerini de tetiklemektedir.
       “Tekelci kapitalizmin, kapitalizmdeki bütün çelişkileri ne kadar ağırlaştırdığı herkesçe bilinmektedir. Bu konuda yüksek fiyatları ve kartellerin zorbalığını hatırlamak yeter. Çe-lişkilerdeki bu ağırlaşma, dünya malî sermayesinin kesin za-feriyle açılmış olan geçici tarihî dönemin en büyük itici gücü olmuştur.
Tekeller, oligarşi, özgürlük eğilimi yerine egemenlik eği-limi, sayıları gitgide artan küçük ya da zayıf ulusların zengin ya da güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesi — bütün bunlar, emperyalizme, onu asalak ve çürümüş bir kapitalizm haline getiren ayırıcı özellikler kazandırmıştır. Burjuvazinin, gitgide artan bir ölçüde sermaye ihracından gelen kazançlar ve “kupon kırpmakla” yaşadığı, “rantiye-devletin”in, te-feci-devletin yaratılması, gitgide daha belirgin biçimde emperyalizmin eğilimlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızlı gelişimini önleyeceğini sanmak yanlış olur. Önlemez. Emperyalist dönemde, bazı sanayi kolları, burjuvazinin bazı tabakaları, bazı ülkeler, bu eğilimlerden birini ya da ötekini, küçük veya büyük ölçüde gösterirler. Bütünüyle kapitalizm, eskiye göre çok daha büyük bir hızla gelişmektedir. Bu gelişme, yalnızca genel olarak gitgide daha eşitsiz hale gelmekle kalmayıp, ayrıca da eşitsizliği özellikle sermayece en zengin ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendini göstermektedir.”
                                                     LENİN-Emperyalizm syf:147
  ” Bu bakımdan, gelişme sürecindeki bir olayın birçok bağ-lantısını hiç kavrayamayan bütün genel tanımlardaki itibarî ve izafî değeri unutmadan, emperyalizmin, aşağıdaki beş temel özelliğini kapsayan bir tanımını yapalım:
1) üretimde ve sermayede görülen yoğunlaşma öyle yük-
sek bir gelişme derecesine ulaşmıştır ki, iktisadî hayatta kesin rol oynayan tekelleri yaratmıştır;
2) banka sermayesi sınaî sermayeyle kaynaşmış, ve bu “malî sermaye” temeli üstünde bir malî oligarşi kurulmuştur;
3) sermaye ihracı, meta ihracından ayrı olarak, özel bir önem kazanmıştır;
4) dünyayı aralarında bölüşen uluslararası tekelci kapi-talist birlikler kurulmuştur;
5) en büyük kapitalist güçlerce dünyanın toprak bakı-mından bölüşülmesi tamamlanmıştır.
Emperyalizm, tekellerin ve malî sermayenin egemenli-ğinin kurulduğu; sermaye ihracının birinci planda önem ka-zandığı; dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşılma-sının başlamış olduğu ve dünyadaki bütün toprakların en bü-yük kapitalist ülkeler arasında bölüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu bir gelişme aşamasına ulaşmış kapitalizmdir.”
                                                                                            LENİN-Emperyalizm  syf:105-106
        Finans kapitalin tüm zamanlara ait emek değerleri üstünde yarattığı tarihsel ipotek niteliği, borsa kar marjlarının sınırsız spekülasyon olnaklarını da yaratmakta böylelekle kapitalizmin devreli bunalımının nedeni olan aşırı üretim krizlerinin daha kısa süreli aralıklarla tetiklenmesi, çap olarak dünya ölçeğine yayılmasına ve emek kitlesi üstünde yükün ağırlaşması sonuclarını getirmektedir.
         Finans kapitalin kendisi dışında kalan tarihsel olarak geç sermaye biçimleri üstünde de burjuva demokrasisini yadsıyan egemenlik kurma eğilimi farklı sermaye biçimleri arasındaki çelişkileri de derinleştirerek burjuva kampın kendi arasındaki çelişkileri yoğunlaştırmaktadır.Farklı sermaye çevreleri ve sermaye biçimleri arasındaki çelişkiler siyasal alana burjuva ideolojilerin farklı versiyonları kılığında yansımaktadır.Örneğin Orta Doğunun ve Güney Amerikanın petro dolar sermayesi büyüklük olarak mali oligarşinin denetlediği miktarlardan daha az olmayan meblağları kontrol etmelerine rağmen petro dolar sermayesinin tarihsel olarak gecikmiş bir sermaye olması sebebiyle uluslar arası derinliği olmadığından finans kapitale dönüşemesinin yarattığı çelişkilerden El Kaide gibi siyasal oluşumlar şekillenmekte ve finans kapitalle petro dolar arasındaki çelişkiler siyasal alana dinler arası çatışma olarak yansımaktadır.Petro dolar finans kapitalin baskısı nedeni ile uluslar arası borsalarda rahat hareket edememekte bu nedenle ticaret ve gayrı menkul sermayesi olarak var olabilmektedir.Yine finans kaital de petro doların hakim olduğu ulusal pazarlarda rahat hareket olanağı bulamamaktadır.Farklı sermaye biçimleri arsındaki bu çelişkiler siyasal alana kitlelerin manüpülasyon ve dezenformasyonla yanıltılması ile burjuva-feodal ideolojik formasyonların farklı biçimlerini alarak yansımakta böylelekle kitleler sınıfsal gerçekliklerinden uzaklaştırılmakta ve sermaye grupları arsındaki çelişkilerin yarattığı ulusal ve uluslararası çatışmalara sürüklenmektedirler.
      Finans kapital niteliği gereği sürekli büyümek zorunda olan bir sermayedir.Finans kapital ya büyümek ya da el değiştirmek zorundadır.Fnans kapitalin hareket yasalarına karakterini veren eşitsiz gelişim yasası mali grupların kendi aralarındaki ilişkilere ve mali gruplarla diğer sermaye biçimleri arasındaki ilişkilere sürekli çatışmalı bir nitelik vermektedir.Mali gruplar ve işbirlikçileri kendi aralarındaki çatışmalarda halk sınıflarından bir kitle tabanı yaratmak maksadı ile burjuva ideolojisinin çeşitli formasyonlarını milliyetçilik,din,mezhep farklılıklarını ideolojik ve demogojik materyal olarak kullanarak kendi mali politika ve siyasetlerinde kullanacakları bir faşist kitle tabanı oluşturma ihtiyacı duyarlar.Yine mali sermaye ve işbirlikçileri burjuva demokrasisinin nesnel koşullarını ortadan kaldıran finans kapitalin hareket yasalarını uygularken halk sınıflarının en demokratik muhalefetine karşı da militarizme yönelme eğilimindedirler.Finans kapitalin niteliği gereği onun egemenlik aygıtı olarak burjuva devlet aygıtı militarist niteliği sürekli geliştirilen bir devlet aygıtıdır.Öyle ki tek tek burjuva devlet aygıtlarıın çözümleyemeyeceği meseleler için NATO ve Birleşmiş Milletler silahlı birlikleri gibi uluslararası militarist yapılar geliştirilmiştir.
      Emperyalist metropollerde halk muhalefetinin nisbeten zayıf oldupu koşullarda faşist militarizm NATO ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütleri aracılığı ile sömürge ve yarı-sömürgelerdeki halk muhalefetlerine ve finans kapitalin bu bölgelerdeki hareket olanaklarını geliştirecek siyasal manevraları gerçekleştirmek için burjuva siyasetin yetersiz kaldığı koşullarda militarizme yönelme eğilimindedir.Emperyalist kapitalizmin kriz süreçlerinde mali krizlerin metropollerdeki etkilerine karşı halk muhalefetinin yükseldiği koşullarda metropollerdeki burjuva askeri-bürokratik aygıtların demokratik masklesi de düşmekte ve faşist militarizm metropollerdeki halk muhalefetlerine de yönelmektedir.
”Sol’la tartışmasında Kautsky, emperyalizmin “yalnızca bir dış siyaset sistemi” (yani ilhak) olduğunu ve kapitalizmin gelişmesinde belli bir ekonomik aşamayı ya da erişilen düzeyi emperyalizm diye tanımlamanın yanlış olduğunu ilân ediyordu. Kautsky hatalıdır. Kuşkusuz, sözcükler üzerinde tartışmak yersizdir. Emperyalizm “sözcüğü”nün bu anlamda ya da başka bir anlamda kullanılmasını yasaklayamazsınız. Ama bir tartışma yürütmek istiyorsanız, terimlerinizi doğruca tanımlamalısınız. Ekonomik açıdan emperyalizm (ya da mali-sermaye “çağı” — sözcükler önemli değil) kapitalizmin gelişmesindeki en yüksek aşamadir, üretimin çok büyük ve engin boyutlara ulaşmasıyla serbest rekabetin yerini tekele bıraktığı aşamadır. Emperyalizmin ekonomik özü budur. Tekel kendini, tröstlerde, birliklerde (syndicates), vb., dev bankaların mutlak kudretinde (omnipotence), hammadde kaynaklarının kapatılmasında, vb., banka sermayesinin birikiminde, vb. ortaya koyar. Her şey ekonomik tekele dayanır. Bu yeni ekonominin, tekelci kapitalizmin (emperyalizm tekelci kapitalizmdir) siyasal üstyapısı, demokrasiden siyasal gericiliğe değişimdir. Demokrasi serbest rekabete tekabül eder. Siyasal gericilik tekele tekabül eder. Rudolf Hilferding, Finance Capital’inde gayet haklı olarak “mali-sermaye, özgürlük için değil, egemenlik için çabalar” der’ Dış politikayı iç politikanın karşılığı gibi göstermek bir yana, “dış politika”yı genel olarak politikadan çekip ayırmak esas itibariyla yanlıştır, marksist ve bilimsel değildir. Gerek dış politikada, gerek iç politikada emperyalizm demokrasiyi ihlâl etme çabasındadır, gericiliğe yöneliktir. Bu anlamda emperyalizm, genel olarak demokrasinin, yalnızca onun istemlerinden [sayfa 48] birinin, yani ulusların kendi kaderlerini tayin isteminin değil, her türlü demokrasinin sugötürmez biçimde, “yadsınması”dır. ”
Marksizmin Bir Karikatürü Ve Emperyalist Ekonomizm -Lenin
      Farklı sermaye biçimleri , kapitalist formasyonda kapitalizmin temel çelişkisi olan “Emeğin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçimi” arasındaki çelişkide “mülk edinmenin kapitalist biçimi” ni temsil etmekle uzlaşmaktadırlar.Ancak kapitalizmin emperyalizm aşamasında farklı sermaye biçimleri arasındaki bu uzlaşma, finans kapitalin “mülk edinmenin kapitalist biçimleri” ni yarattığı sanal ekonomi ve bu ekonominin argümanları olan uluslararası ekonomipolitika ötgütleri, borsa,faiz ve para politikalarını kontrol eden konumu ile genişletmiş ve derinleştirmiş olması ile sürekli çatışmalı bir uzlaşmadır.Bu anlamda, kapitalizmin emperyalizm aşamasında, finans kapital ve işbirlikçilerinin iktidar aygıtı olarak burjuva askeri-bürokratik aygıtlarla sermayenin farklı biçimlerinin ilişkileri, emperyalizm öncesi serbest rekabetçi kapitalizmde olduğu gibi büyüklük ve siyasal güç olarak az çok denk sermayelerin kendi aralarındaki ilşkileri belirleyen burjuva demokrasisi biçiminden farklılaşır ve mali oligarşi finans kapital aracılığı ile kontrol ettiği mali ve siyasal olanakları diğer sermaye biçimleri üstünde, yine, farklı tarihsel koşullarda farklı biçimler alabilen bir diktaya dönüştürür.Burjuva demokrasisi, genel olarak sermayenin emek kitlesi üstünde diktası iken, faşizm, Mali oligarşi ve işbirlikçilerinin diğer sermaye biçimleri ve halk sınıfları üstünde diktasıdır.Finans kapitalin yarattığı bu mali ve siyasal diktadan en çok etkilenen sermaye kesi-mi orta ve küçük işletmelerdir.
       ” Faşizmin kitleleri etkiledi ği kaynak nedir? Fa şizm
kitleleri çekebilir, çünkü demagoji yoluyla onların en acil
ihtiyaçlarına ve isteklerine seslenir. Faş izm, kitlelerin
özünde kökle şmi ş ön yargıları alevlendirmekle kalmaz,
onların duygularına, adalet anlayı şlarına ve hatta bazen de
devrimci geleneklerine el atar. Alman fa şistleri -büyük
burjuvazinin bu uşakları ve sosyalizmin dü şmanları- neden
kendilerini kitlelere “sosyalistler” olarak tanıtırlar? Neden
yönetimi ellerine geçirdiklerine “devrim yaptık” derler?
Çünkü, Alman emekçi halkının yüreklerindeki devrime olan
inancı ve sosyalizme yönelme iste ğini sömürürler de ondan”
         Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;137
        Bu olguda kuşkusuz reel sosyalizm deneyimlerinin başarısızlıklarının sosyalizm projesinde yarattığı prestij kaybına bağlı olarak kitlelerin bilnç düzeyindeki gerilemenin ve güçlü bir enternasyonal birliğin geçmiş tarihsel deneyimlerin bilimsel irdelenmeleri üstünden yeni sosyalizm projeleri olarak geliştirilememesinin belirleyiciliği yadsınamaz.
         Dimitrov, faşizmi, emperyalizm döneminin devlet biçimi olarak tahlil eder ve bütün ülkelerde barışcı ya da militarist yoldan farklı  sosyoekonomik yapıların niteliklerine bağlı olarak değişik biçimlerrde ama kaçınılmaz olarak finas kapital ve mali oligarşinin iktidara geleceğini, bu anlamda burjuva demokrasisinin sermaye biçimleri arasındaki farklılıkların ve çelişkilerin dünya ölçeğinde derinleşmesine bağlı olarak nesnel dayanaklarının ortadan kalkmış olduğu gerçeğini belirlemektedir.Faşizm, bir kez kendi iktidarını kurumsallaştırtan sonra ancak bir devrimle iktidardan indirilebilir.Böyleyken AB ülkeleri gibi kimi siyasal coğrafyalarda halen burjuva demokrasisinden bahseden siyasal anlayışlar, Dimitrov’un faşizm nitelemeleri ve Lenin’in emperyalist kapitalizme dair tespitleri ile çelişmektedirler.Finans kapital burjuva demokrasisinin katilidir.Faşizm, finans kapitalin niteliğine bağlı olarak yalnız halk sınıfları üstünde değil farklı sermaye biçimleri üstünde de mali oligarşi ve işbirlikçilerinin ekonomik teröre dayalı iktidarıdır.Mali oligarşi ve işbirlikçilerinin ekonomik terörü herhangibir siyasal direnişle karşılaştığında militarist biçimler de alabilmektedir.Bu anlamda üçüncü paylaşım savaşı dünya ölçeğinde bölgesel çatışmalar biçiminde değişik siyasal coğrafyalarda farklı kılıklarda sürdürülmektedir.
       ” Faşizmin, söz gelimi Otto Bauer’in (38) iddia ettiğ i gibi,
“her iki sınıfın-proletarya ile burjuvazinin üstünde yer alan”
bir devlet gücü biçimi de ğildir. İngiliz Sosyalist
Brailsford’un belirttiği gibi “Devlet mekanizmasını ele
geçirmiş olan küçük burjuvazinin ba şkaldırması” da de ğildir.
Hayır, faşizm ne sınıfların üstünde var olan bir güç, ne de
küçük burjuvazinin ya da yozlaş ş proletaryanın (lümpen
proletarya) finans kapital üzerindeki iktidarıdır. Fa şizm
finans kapital iktidarıdır. Fa şizm finans kapital iktidarının ta
kendisidir; işçi sınıfı ile köylülerin ve aydın kitlenin
devrimci kesimlerine kar şı örgütlenmi ş bir yıldırıcı öç alma
hareketidir. Dış siyaset açısından fa şizm en kaba biçimiyle
bağnaz bir milliyetçiliktir; öteki uluslara kar şı kini körükler”
             Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe syf;135
     ”  Faşizmin geni ş bir kitle dayanağ ı bulamadığı ve fa şist
burjuva kampın çe şitli grupları arasındaki mücadelenin kesin
olduğu birtakım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyu
feshetme yoluna gitmez. Sosyal Demokrat Partiler de dahil
olmak üzere öteki burjuva partilerinin biraz me şruiyet elde
etmelerine göz yumar. Ba şka ülkelerde e ğer yönetici
burjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa,
faşizm sınırlandırılmamı ş olan siyasal tekelini kurar. Bunu,
ya hemen ya da rakip parti ve gruplara kar şı terör yönetimini
ve kan kusturmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikle
açıklığa kavu şunca bu durum fa şizmin, kendi temelini
genişletmesini ve sınıfsal yapısını de ği ştirmeksizin açık
terörist dikta-toryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle
birleştirmesini engellemez.”;
          Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe  syf;136
         ” Yoldaşlar, fa şizmin yönetimi ele geçirmesi sanki bir
finans kapital kurulu ya da organı, fa şist diktatörlü ğü
başlatmak için bir tarih saptamı ş gibi basitleş tirilmiş, düzgün
bir olay olarak düşünülmemelidir.
Faşizm gerçekte genel olarak eski burjuva partilerine ya da
bunların belirgin bir kesimine kar şı verilen kar şılıklı, bazen
de şiddetli bir kavga sonucu ortaya çıkar. Bu kavga fa şist
kampın kendi içinde de sözkonusu olabilir. Bu kavga bazı
durumlarda silahlı çatı şmalara da yol açabilir; Almanya,
Avusturya ve birtakım ülkelerde gördü ğümüz gibi. Ne var ki,
bunlar şu gerçe ğin önemini azaltmaz: Burjuva hükümetler,
faşist diktatörlük kurulmadan önce belli birtakım ön
aşamalardan geçerler ve fa şizmin yönetimi ele geçirmesini
doğrudan do ğruya mümkün kılan birtakım gerici tedbirler
alırlar. Her kim ki burjuvazinin koydu ğu gerici tedbirlere ve
bu ön aşamalarda fa şizmin geli şmesine kar şı koymaz, o ki şi
faşizmin zaferine engel olmak durumunda değ ildir; aksine o
zaferi kolaylaştırır.”
         Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe  syf;136
         Faşizm kapitalizmin emperyalizm aşamasının devlet biçimidir.Bu anlamda bugün avrupa devletlerini burjuva demokrasisi olnarak tanımlayan siyasal anlayışlar ikinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası faşizmi emperyalizmin kendisinin tasfiye edebileceği gibi bir paradoksa düşmektedirler.Bu emperyalizmi kendi kendisine tasfiye ettirmektir.Faşizm finans kapitalin iktidarıdır ve finans kapital sömürge ve yarı-sömürgelerde Demokratik Halk Devrimi, emperyalist metropollerde sosyalist devrimle bütün siyasal ve ekonomik ve militarisr kurumları ile tasfiye edimediği sürece iktidarını sürdürecektir.İkinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası sovyet faktörü ve bir sosyalist devrim ihtimaline karşı başta avrupa ülkelerinde uygulanan sosyalizasyon politikaları sömürge ve yarı-sömürgelerden aktarılan ekonomik kaynaklarla finanse edimiştir.Sovyet tehdidinin ortadan kalkması ile açılan yeni pazarlar etrafında sürdürülen emperyalist talan savaşları dünya genelinde farklı bölgelerde kendini göstermektedir.Emperyalist metropolllerdeki sosyalizasyon politikaları ise artan rekabet ve finans kapitalin anarşik niteliği neeni ile düşen kar marjları nedeni ile yerini neo -liberal politikalara bırakmış, empwryalist metropollerde emek kitlesinin sosyal hakları ve ekonomik kazanımları neo-liberal düzenlemelerle tasfiye sürecine girerken metropollerde finans kapitain ekonomik terörünün maskesi düşmüştür.
        Bugün finans kapitalin ekonomik terörü emperyalist metropollerde de emek kitlesi üstünde giderek şiddetlenmektedir.Sosyal demokrasini,n siyasal ve ekonomipolitik strateji bağlamında iflasının nedenleri de bu olgudadır.Emperyalist metropollerde finans kapitalin ekonomipolitik eğilimlerinin giderek gerçek mecrasına gelmesi ile sosyalizasyon politikalarının maddi zemini ve uygulanabilirliliğinin koşulları oradan kalkmaktadır.Bu olgu Avrupa sosyal demokrasisinin finans kapitalin ekonomik ve siyasal eğilimlerine karşı politika üretemez hale getirmektedir.Sosyalizasyon politikaları bağlamında soyal demokrasinin iflası ile birlikte finans kapitalin emek kitlesi ve diğer sermaye biçimleri üstünde ekonomik terörünün ve militarizminin kitlelerce tolere edilebi,lirliği giderek gerilemekte emperyalisst metropollerde ve sömürge, yarı-sömürgelerde kitle finans kapital ve iş birlikçilerin faşizmine karşı halk kitlelerinin muhalefeti yükselme eğilimi göstermektedir.Emperyalist metropllerde ve sömürge, yarı-sömürgelerde yeni devrimlerin ön koşullasrı olgunlaşmaktadır.
         Tarihsel materyalizm bilimi siyasal üst yapının yani üreticim araçlarının mülküyetinin sahipliğini yapan sınıfın yada sınıfların devletinin siyasal nitelik ve ekonomipolitik eğilimlerinin ekonomik alt yapı yani üretim ilşkilerin niteliği tarafından belirlendiğinin tesbit eder.Kapitalizmin emperyalizm aşamasında emperyalist metropollerde ve bağımlı sömürge ve yarı-sömürgelerde üretim ilşkilerinin niteliği yani ekonomipolitik eğilimleri esasta finans kapitalin ekonomipolitik eğilimleri tarafından belirlenmektedir.Dünya pazarları mali oligarşi ve işbirlikçilerinin hakimiyetindedir.Burjuva, burjuva-feodal devletlerin birer askeri-bürokratik aygıt olarak mali oligarşinin kartel, tröst, tekel ve holdinglerinden nisbeten özerk bir niteliği olsa da üretim ilşkilerinde finans kapitalin hakimiyeti siyasal  üst yapınında eğilim ve niteliklerini son tahlilde belirlemektedir.Çünkü burjuva yada burjuva feodal  askeri-bürokratik aygıtların siyasal niteliğini belirleyen olgu askeri-bürokrasinin  ve siyasal temsiliyetin kimliği ve niyetleri değil üretim araçlarını mülküyetinde bulunduran sınıfların sınıfsal kimliği ve üretim ilşkilerinin yasalarının niteliğidir.Finans kapitalin ekonomik terörü onun ekoomik doğasının bir niteliğidir.Aşağıdan kitle hareketleri ve yukarıdan siyasal reformlar bu ekonomik terürü ve ekonomik terörün siyasal biçimi olan militarizmi ancak geçici süreçler olarak kısmen geriletebilir.Finans kapitalin ekonomik terörünün  ve militariz<minin  nihai çözümü  finans kapitalin ekonomik, politik, siyasal, askeri ve kültürel kurumsallaşmalarını tasfiye edecek bir devrim sürecidir.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.