İnsan, madde ve bilinç Felsefenin antik Yunanla başladığını tarihten öğreniyoruz. Felsefe düşüncesi ve felsefe, doğayla iletişim halinde bilinç üreten insanın, belirli bir zaman ve süreçte belirginleşmeye başlayan bir düşünce sistematiğidir. Dinsel düşüncelerin (mythos) ortaya çıkmasından bir süre sonra, felsefede ortaya çıkmıştır. Aslında felsefenin din le birlikte ortaya çıktığını da söylemek mümkün. Bu sürecin Antik Yunan da,M.Ö. 5.ci veya 6.cı yüzyıllarda ortaya çıktığını yine tarihten öğreniyoruz. Felsefenin içeriksel zenginliğinin, onun insan düşünce üretimlerinin, ilk çağlardan bu yana sürüp gelen bilmeye, yapmaya,öğrenmeye, bilinmezliklerin kapısını aralamaya ve değiştirmeye dönük bütün düşünce birikimlerini, eylemlerini, içsel kuramsal yapısında bulundurmasından gelir. Düşünme, eyleme ve dönüştürmenin bütün tarihsel izlerini felsefede bulabiliriz. İnsan düşüncesinin çağlar boyu, yüzyıllardır durmaksızın kültür üreten; bilmeyi, yapmayı ve değiştirmeyi çözümlemede felsefenin derin izlerinin olması çok doğaldır. Felsefe;insanın bitmek tükenmek bilmeyen bilme ve değiştirme merakıdır. Aristo, varlıkların nedenlerinin nedenlerini araştırıyordu. Aristo’ya göre felsefe, bir varlık bilimidir, bütün varlık türlerini kuşatan en üniversal varlıkla uğraşır. Aristo’da felsefe varlığı salt bilinç olarak inceler ve ona göre felsefe varlık olmak bakımından,varlığın bilimidir. Felsefe evrene, doğaya, topluma ve insana ilişkin genelleştirilmiş, kurumsal görüşlerin oluşturduğu bir sistemdir.Yaşamın toplumsal politik, bilimsel, estetik alanlarında, insan düşünceleri ve davranışlarına belli bir yön vermeye çalışır. Doğa ve toplum yasalarının, insan düşüncesinin ve bilgi süreçlerinin tartışmasını yapar. Felsefe,düşünce ile varlık,bilinç ile madde arasındaki ilişkinin çözümüne yöneliktir. O nedenle felsefe en genel anlamda evreni, doğayı ve toplumu hep irdelemeye çalışmış ve çözümler aramıştır. Platon’un” hayreti de bundandır. Platon hayretinden Platon felsefesi doğmuştur. İnsanların başka insanlarla kurdukları, kurmak zorunda oldukları ilişkiler, iletişim, dilsel gelişim ve onun da ötesinde felsefe toplumsallaşma da muazzam bir rol oynamıştır. İnsanın yapıp etmeleri, eylemsel niteliği (praksis); iş ve üretim süreci, insan doğa çelişkisinin aşılmasının belirleyicileridir.(determination). Bu oluşumun temel etkeni hiç kuşkusuz, insanın geçim araçlarını ve gereksinimlerini karşılama isteği , güdüsüdür.(motive). El ve beyin, madde ve bilinç oluşumunda yapısal dönüşümlü bir süreç bütünlüğü vardır. Beyin ve bilinç, bu oluşumun en yetkin, en yüksek biçimlenmeleridir. Maddededen, organizmadan hareketle beyne, bilince yönelen, sonra yeni üretim gereksinmesiyle tekrar maddeye yönelen yeni kazanımlara, yeni üretimlere yol açan; gelişkin, dinamik ve yaratıcı bir süreç ve oluşumdur. O nedenle insanın toplumsallaşması bu süreçten bağımsız değildir. Türkiye’de felsefe, solun belli kesimleri dışında çok önemsenmemiş ve bundan dolayıda eğitim, bilim, sistem, metodoloji ve etkinliklerine yaklaşım, bugüne kadar hep el yordamıyla kuramsız, temelsiz ve kendi zeminlerinden koparılarak yürütülmüştür. Eğitim süreç ve etkinliklerine felsefi temellendirmelerle, felsefi yaklaşımların sistematik çözümleyici bakış açılarından yanaşmak, kuramsal bütünlüklerden kök alan eğitim uygulamaları gerçekleştirmek, bilim felsefe diyalektiğinin verilerinden çıkış alan bir eğitim bilinciyle sorunlara yaklaşmak, Türkiye’nin eğitim uygulamalarına son derece yabancı bir görüş alanı oluşturuyor. Kuşkusuz nedenleri var bunun. Tarihinde- toplumsal ekonomik yapısında, kısacası Türkiye’nin geçmiş ve şimdiki sosyoekonomik yapısından, kültürel boşluğundan ve genelde dışa bağımlı olmaktan kurtulamaması kaynaklık etmektedir. Temelde olması gereken şu; felsefenin etkinlik alanını, bilimler konusundaki konum ve işlevini doğru ve iyice belirlemek, temellendirmek . Felsefe bilim dialektiğini, eğitim felsefe dialektiğiyle somutlandırmak. Bu yapılmadığında sorunu aşmak çok zor ve sorunu kuram ve uygulama bütünlüğüne oturtmak dahada zor. O nedenle, ciddi bir kültür felsefesi oluşturmadan, ciddi bir eğitim felsefesi oluşturmak olanaksız. Çünkü eğitim felsefesi, sistematik felsefenin temel disiplin alanlarından sayılagelen ontolojik,( varlığın en temel ve kendine özgü yanlarını soruşturan düşünce biçimi) epistemolojik (bilginin incel ve axiolojik( spekülatif,etik ve estetik) yaklaşımların çözümlenmesinde ele alınır. Bu da sorunu sistematize etmenin zorunluluğundan kaynaklanır. İnsanlık tarihinin düşünsel bütün üretimleri, sonuçta bir bütünlüğe ve birleşmeye (senteze) dayanır. Sonuç sentez ne olursa olsun, felsefe durmaksızın kendini devam ettirir. Yatsıma -olumlama-yatsıma, yani inkarın inkarı. Bu aslında felsefenin özüdür, karakteridir,ahlakı ve disiplinidir. Bütün evreni ve içine doğduğumuz dünyayı, yani nesnel gerçeklikten doğan düşün temellerini, köklerini araştırarak açığa çıkarmak ve bunları sistemleştirerek bilince ulaşmak, uslamlamak,bizi daha çok felsefe yapmaya zorluyor. O nedenle felsefe, tarihi düşünceleri sistemleştirmek le yükümlü olmuştur. Çünkü felsefe de bir disiplindir ve insan bilincinin bütün yaratıcılıklarını, çözümlemelerini ve bunların temellendirilmesini sahiplenmekle yükümlüdür. Felsefe değişik dünya görüşlerini,toplumsal sınıflar ve sınıflar arası kültürel ayrışmaları, ideolojik bakış açılarını ve bakışları, psikolojik ve fizyolojik nedenleri, niçinleri de aynı zamanda içerir. Felsefe o kadar geniş bir alandırki, onun ontolojik ,(varlığın temel,kendine özgü yanlarını sorgulayan) epistemolojik (bilgi bilim) metafizik ve spekülatif, etik ve estetik, mantık ve semantik(anlamları inceleyen bilim) gibi alanlarla da ilgilendiğini bilmekteyiz. Ancak felsefeyi tamamen reddedenlerde vardır ama, bu insanı düşünme ve düşünce üretme inkarına götürür. Ancak felsefe, yukarıda sıraladığımız her şeydir ve belli bir disiplini, ahlakı ve işlevselliği vardır. Onun içindir ki felsefe, şu maddi dünyada insan; madde ve bilinç değerler yarattıkça var olan, mevcut yaşamsal nesnel gerçeklik sürdükçe ve insanın bilmek ve yapmak çabası devam ettikçe, bir disiplin olarak hep var olacaktır. Kuşkusuz felsefe bir bilim değildir, bilim;varlığı ve varlık alanlarını uzmanlık alanları olarak birbirinden ayırır, ve genelde bütün çalışmaları kendi alanlarına yönlendirir. Ama felsefe ise, varlık alanlarının tümüne yönelir, genel ve tümel bir yaklaşım sergiler. Ancak bilim olmadan felsefe, felsefe olmadan bilim olmaz söylemi sanırız yanlış bir düşünce olmaz. Günümüzde felsefe, artık bilimsel çalışma ve araştırmaların, somut olay ve olguların bütün çıkarımlarından, sonuçlarından yola çıkarak işlevselliğini dahada geliştirmiştir. Bugün felsefenin spekülatif ve idealist, metafizik yanları daha çok gerileyerek, artık tinsel yaklaşımlar bile, tinselliği zamana uyarlamak anlamında bilimsel felsefi söylemlerle zamana uyarlamaya çalışmaktadırlar. Vatikan buna iyi bir örnektir. Düşünce üretimi, insan yaşama mücadelesinin, doğayı ve süreç içerisinde kendisini denetim ve egemenliğinin uğraşının kaçınılmaz bir sonucu olduğu bir süreçtir. Bu süreçle birlikte insan, salt düşünce üretmekle yetinmemiş; üretim faaliyeti içindeki geçerliliklerini, uygulanabilirliğini de araştırmış, düşünce ile yaşamın kendisi arasındaki çelişmeyi de bu faaliyetiyle birlikte aşmaya çalışmıştır. Düşünce ve varlık arasındaki çatışmanın veya çelişkinin çözümlenmesi meselesi, genelde felsefenin temel yaklaşımlarından biri olmuştur. Buradaki temel yaklaşım, süreçlerin ve çelişkilerin durmaksızın bir üst biçimlerinin yaratılmasının temel güdüsü, insanın bilmek ve bildiklerini dahada derinleştirmek, daha çok öğrenmek, öğrendiklerini gerçek yaşama uyarlamak-yaşama dönüştürmek, onu yeniden ve yeniden yorumlamak ve durmaksızın değiştirmek isteminde olmasıdır. Bilmek ve Yapmak… Yani felsefe, doğada ve genelde bütün evrenimizde (bu konu tartışmalı bir alandır) o nedenle ‘yaşadığımız evren’ demek daha doğru olur inancındayız, yaşamın bütün nesnel ve öznel gerçekliğinin, neler olup bittiğinin ve bunları bilip sürekli yeniyi yaratmak için değiştirmenin peşindedir. Aslında insan felsefeye yönelerek, varlığın veya var olanların oluşum, değişim ve yok olmalarının tümüne yönelerek, yaşamsal varlığı kontrol ederek, denetim altına alarak kendi ihtiyaçları ve değiştirme çabasıyla somutlayabiliriz. İnsan bütün bu üretim süreci içerisinde her biri kendine göre bağımsız değişkenler olarak adlandırabileceğimiz zaman, mekan (uzam), fiziki,coğrafi ekolojik ve bir bütün olarak toplumsal koşullar, yani üretim biçimleri, üretim ilişkileri, toplamda bütün dünya kültürleri ve yine toplamda dünya kolektifinin bilgi birikimleri ve bu süreçlerin birbiriyle olan etkileşim süreçleri, fizyolojik ve psikolojik oluşum ve etmenlerinin, etkileyiş ve yapılandırıcı gücüyle iç içedir. Bunca karmaşık olay ve olgu, süreçlerin çok değişkenli, karmaşık düşünce ve pratik birikimlerin bütün sebep ve sonuçlarıyla, onları belli bir sistematiğe oturtmak, tarihsel süreç içinde ki yerlerine oturtmak, yerleştirmek, felsefenin tarihsel süreç içerisindeki ilgi alanlarıdır. Genelde bir disiplin ve etkinliği olan felsefe, aynı zamanda ne, neden, niçin, nasıl ? lara yönelerek yanıtlar arar, onları derinlemesine irdeler ve temellendirir. Analiz eder, tenkit eder-eleştirir; doğa, toplum ve insana dair olana ulaşmaya çalışır ve yöntemsel bir form oluşturur. Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.