“PROLETERYA DİKDATÖRLÜĞÜ NEDİR NE DEĞİLDİR ”

Proletarya hem sömürücülerin direnisini bastirmak hem de toplumun ezici çogunluguna (köylülere, küçük burjuvaziye ve yari-proleterlere) sosyalist ekonominin örgütlenmesi görevinde önderlik etmek için devlet iktidarına, merkeziyetçi bir zor aygıtına, bir siddet örgütüne ihtiyaç duyar.”…V. I. Lenin, Devlet ve Devrim, s. 26.)..

BPKD, Paris Komünü ve Sovyet deneyimlerinin ötesinde yeni bir proleter hukuk arayışı ve burjuva hukukun fethi girişimidir.

Bu anlamda BPKD ni tarihte durduğu yerden bir adım daha ileri taşımak demek, sosyalist inşanın daha proleter örgüt aşamasında bütün burjuva hukuksal biçimlerin tam tasfiyesi ve yerine bizzat proleteryanın kendi sınıf kültürünün devletleşmiş biçimi olarak proleter hukukun tesisinin gereğini kabul etmeyi gerektirir.

Marksizmin ustaları emek faaliyetinin kendisinde taşıdığı çelişkiyi kollektif inşa için yeniden çözümleme gereği duyacakları bir tarihsel deneyimden yoksun olduklarından, sosyalist inşa sürecini başlangıçta burjuva hukuk ile başlatmaktan başka bir çıkar yol öngörmemişlerdir. Sonrasında, reel sosyalizm deneyimleri de burjuva hukukun yerine bir proleter hukuk inşa etmekte yetersiz kalmış yahut yetersiz bırakılmışlardır. Yeterersiz bırakılmışlardır tezi daha doğru bir gerçeklik tanımlar; çünkü, eski burjuva hukukun vazgeçilmezi olan ve tüm burjuva devlet memuriyetinin esas dayanağını oluşturan küçük burjuva entellektüelizminin bürokratik alışkanlıkları şahsında kollektif inşanın kendi doğasına karşı direneceği aşikar bir şeydir.

Kollektivizmin doğal mecrası ancak onu yaratan sınıfın öz hukuku ile yaratılabilirdi ve proleterya sosyalist inşayı devrimi kendi hukuku ile süreklileştirerek sınıfsız topluma doğru geliştirebilirdi.

Proleteryanın tarihsel zor aracı her türlü kolluk gücünden daha etkin olarak onun sınıf kültürünün hukuklaşmasından başka bir şey olamazdı.

Emek faaliyetinin kendisinde taşıdığı çelişkinin çözümünden türetilecek kollektif hukukun proleteryanın yasa karşısında tepetaklak duruşunu düzeltmesi ve emek faaliyetinin kollektif niteliklerini yasal nitelikler üstünde hukuklandırarak proleterya dikdatörlüğü/demokrasisi kavramının içininin dolduruması gerekirdi.

Devlet, bir sınıfın diğer sınıflar üstüne baskı aracı iken proleteryanın yasanın kendiliğinden işleyişine karşı bıraktığı her boşluk bizzat yasa tarafından doldurulacak ve üretici güçlerin gelişim diyalektiği eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden işleyişine bağımlı kalacaktır. Proleterya dikdatörlüğü/demokrasisinin diğer bütün biçimsel sorunları öncelikle proleteryanın yasa karşısında varoluş ve kendini yeniden üretme sorununun çözümüne bağlıdır. Emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerini esas alan bir kollektif hukuk yaratılmadan sosyalist inşanın diğer biçimsel sorunlarını çözümleme olanağı da yoktur. Yeni toplumun sınıfsız topluma ilerleme yetisinde olan yeni insanı ancak proleteryanın öz hukukunun ilkeleri ile yasaya karşı ayakları üstüne dikilebilirdi.”

Kamu gücünü ve vergileri ödetme hakkını kullanan memurlar,toplumun organları olarak, toplumun üstünde yer alırlar. Gentilice örgütlenme organlarına gösterilen içten gelme saygı,memurlara karşı da bu saygının gösterildiğini varsaysak bile, onlara yetmez… Onların yetkesini, onlara dokunulmazlık ve özel bir kutsallık kazandıran olağanüstü yasalarla sağlama bağlamak gerekir. En değersiz polis memuru, gentilice toplumdaki bütün organların bir arada sahip olduklarından çok daha fazla ‘yetke’ sahibidir;ama en güçlü prens, en büyük devlet adamı, yada uygarlığın en büyük askeri şefi,en küçük gentilice şefin mazhar olduğu içten gelme ve söz götürmez saygıyı kıskanabilir…

“Devlet Ve Devrim-LENİN syf:19Marks ve Engels’in “devlet olmayan devlet” olarak Komüne verdiği tarihsel rolün yaratılabilmesini yine tarihsel materyalizm biliminin ustaları yasama ve yürütme erkinin birleştirilme gereğinde ifade ediyorlardı. Buna yargı erkininde yasama ve yürütme ile birleştirilme gereği eklenmelidir.

Burjuva devletin kuvvetler ayrılığı ilkesi ve erkin parçalı görünümü, burjuva devleti görünüşte toplumun üstünde bir hakem olarak konuşlandırmak için esastır. Kapitalist üretim ilişkileri ve özel mülküyetin korunmasına dair yasal mevzuat altında kuvvetler ayrılığı ilkesi, bir taraftan küçük burjuva entelektüelizmin devlet memurluğuna yönlendirilmesi ve bu toplumsal tabaka aracılığı ile burjuva aygıta yönetsel bir kimlik kazandırılırken, diğer taraftan her türlü entellektüel üretim üzerinde devlet menfeatlerini gözeten bir kendiliğinden denetimin zamanla yasal çerçeve olarak gelişmesi sağlanmaktadır. Komünün ise yasama, yürütme ve yargıyı sovyetik yapılarda birleştirmesi gerekecektir.

Herhangibir devletin başlıca erk organlarının özel olarak üretim ilşkileri üstünde bir yetkelendirilmesine son verilmesi ve yasama, yürütme ve yargı erkinin işyeri ve yaşam alanı sovyetlerinin günlük olağan işleri haline gelmesi komüne artık “devlet olmayan devlet” niteliği verecektir.

Küçük burjuva entellektüelizmin yönetsel ayrıcalıkları üstünden gelişen entellektüel-teknik bilginin ayrıcalıklı konumuna son verimesinin ön koşulu komünün yasama, yürütme ve yargı erkini sovyetik yapılarda birleştirerek, kollektif üretim ilişkileri üstünde ayrı bir devlet erki olarak her türden bürokrasiyi gereksizleştirmesidir.

Marksizmin yasama ve yürütme erkinin yanında komüne yargı erkini vermemesinin nedenlerini, materyalizmin biliminin ustalarının yargı erkini silahlanmış halka devrettikleri varsayımından hareket etsek dahi, silahlanmış halkın proleteryanın bütün sınıf erkini temsil etmediğini, çünkü proleteryanın sınıf erkinin yalnızca silahlanmış halk olmadığını,sınıfın ekonomipolitik gücünün de proleterya dikdatörlüğü/demokrasisinin niteliğini şekillendirmesi gereğinin altını çizmek gerekir.Proleterya emek faaliyetinin yasal karşıtı niteliklerini yasal nitelikleri üstünde hukuklandırarak emeği toplumsallaştırmış sınıf olmaktan gelen tarihsel gücünü tarih yapıcı dinamiklerine eklemelidir. Bu eklemleme yapılmadan tam ve gerçek anlamda bir proleterya dikdatoryası/demokrasisinden bahsedilemeyeceği ve bürokratizmin alışılagelmiş bütün biçimleri ve yeni toplumda ortaya çıkan yeni biçimlerinin yadsınamayacağı reel sosyalizm deneyimlerinden de görülmektedir.

Üretim araçlarına el konulması proleteryanın devlete dair “son eylemidir” tezinin irdelenmesi gerekir.

Paris Komünün sınırlı deneyimleri Engels’i bu teze götürüyor.

Oysa, proleterya burjuva hukuku bütün kalıntıları ile parçalamalıdır. Bunu yapabilecek bir toplumsal dinamizmi vardır proleteryanın.

Bu toplumsal dinamizm onun emeği toplumsallaştırmış sınıf olmasından gelir.Aksi halde, proleterya kendi hukukundan yoksun kaldığı yeni bir iktidarın, entellektüel -teknik birikimin bürokratik alışkanlıklarının iktidarına, yalnızca ve yalnızca yönetsel erki kendi hukukuna bağlı olarak kendi eline almadığı için şahit olacaktır.Reel sosyalizm deneyimleri bize bu gerçeği göstermektedir.

Proleterya sosyalist devrimi başından sonuna kadar kendi hukuku ile sürdürmelidir.Üretim araçlarına el koymak onun burjuva devlete dair son eylemi değildir.  Burjuva devlet toplumsal dokunun derinliklerinde, kültüründe,etiğinde,yönetsel alışkanlıklarda ve en sonu ekonomipolitiğin zorunluklarında eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden işleyişinin şahsında varlığını sürdürmektedir.

Proleterya tarihsel olarak yasa karşısındaki eşitsiz konumunu mutlak bir eşitlik hukuku ile aşamazdı. Çünkü, mutlak eşitlik gibi görülen ücretlerin eşitlenmesi hukuku burjuva hukukun ve eşitsiz gelişme yasasının bir başka dışa vurumundan başka bir şey değildi. Çünkü eşit ücret hukuku halen emek faaliyetinin kendisindeki çelişkiyi kollektifin tarihsel amaçları lehine çözmek için yeterli değildi. Eşit ücret hukuku emek faaliyetin yasa karşıtı niteliklerini yasaya ve yasal eğilimlere karşı hukuksuz ve silahsız bırakıyordu.

Toplumsal iş bölümünün üretici güçlerdeki gelişmeye paralel olarak derinleşme eğilimi, kapitalist formasyonda giderek kafa emeği ile kol emeğinin birbirinden ayrı iki kategori olarak şekillenmesine neden olmaktadır. Kafa emeğinin entellektüel-teknik bilgiyi kendi mülküyetinde tutması ve bu niteliği ile kendini yeniden üretme eğilimi onun bürokratik eğilimlerini de şekillendirmektedir.Emek faaliyetinin yasal ve yasa karşıtı içeriğinin çelişik birliğinin, daha çok,kafa emeği etrafında kollektif üretim ilşkileri için bir antagonizmaya (uzlaşmaz karşıtlığa) dönüşme eğilimi zorunlu toplumsal iş bölümünde rotasyon uygulamalarının ve yapılması zorunlu işlerin gönülllülk esasında paylaştırılmasının önemini öne çıkarmaktadır.

Sosyalizmin yukarıdan inşa edileceği tezi eğer toplumsallaşmış emek etkinliğinin yaratıcı dinamiklerini harekete geçirecek bir kolektif hukukla desteklenmediği koşullarda yetersizdir.

Sosyalist inşa esas olarak üretim ilşkilerinin kolektifleştirilmesi ve kolektif yaşam kültürünün toplum içinde genelleşmesi anlamına gelir. Bunun için emeğin toplumsalaşması kavramı ile emeğin kolektifleşmesi kavramları bir ve aynı kavramlar değildir.

Emeğin toplumsallaşması kapitalizmin gelişmesi ile kitlelelerin üretim araçlarından yoksunlaşarak proleterleşmesini ifade ederken emeğin kolektifleşmesi kitlelelerin bir proleter devrimle öncelikle üretim araçlarını kolektifleştirerek bujuva ekonomipolitigi i tasfiye ederek üretici güçlerin olanakları ölçüsünde emek faaliyetinin nesnel ihtiyaçlarına göre iradi olarak örgütlemesi anlamına gelir. Birincisi kendiliğinden bir süreçken ikinci KP aracılığı ile sürdürülen iradi bir devrim sürecidir.

Emeğin kolektifleşmesi, emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin zorunlu olarak hukuklaşmasını gerektirir. Mutlak bir yasa olan eşitsiz gelişme yasasının üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstündeki belirleyici etkisinin iradi olarak denetim altına alınması ve burjuva ekonomipolitiğin aşılabilmesi emek faaliyetinin kolektif niteliklerini esas alan bir paylaşım hukukunu şart koşar. Oysa ”Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar’ inşa ilkesi emek faaliyetini halen burjuva hukuk kapsamında meta kategorisinde tutarken emek faaliyetinin kolektif ve devrimci niteliklerini hukuksuz bırakmıştır.  Bu tam da proleteryanın kendi iktidarı için öz hukukundan yoksunlaşması demektir.Kolektif inşanın üst yapısı her ne kadar KP hukuk ile rütbe hukukunda devrimci nitelikleri hukuklandırsa dahi bu kez profosyonel ordu ve profosyonel siyaset kurumları ile üretim sürecinden soyutlanan üst yapı bir bürokratlar tabakasına dönüşmüştür. Böylelikle amacına yabancılaşan üst yapı giderek kolektivizme yabancılaşmıştır.

Kolektif inşa üst yapınının belirleyici yönlendirici dinamiğinden de yoksun kaldığından iradi nitrliğini yitirmiş ve sonuç olarak bütün bu olumsuzlukları fırsat haline getiren modern revizyonizm marifeti ile kapitalist restorasyon sürecine girilmiştir.

Burjuva nitelikli inşa ilkesi üretici güçlerde yükselme yaratacak bir toplumsal adrenalin üretemediği için kolektif üretici güçlerin gelişimi dumura uğramış ve bu durum giderek kültürel ve etik süreçlerde de sosyalist inşanın yozlaşması ve amacına yabancılaşması ile sonuçlanmıştır.

Proleterya dikdatörlüğünün KP aracılığıyla üst yapıdan bir dayatma biçiminde örgütlenebileceği tezi eğer sosyalist inşa alt yapıda emeğin toplumsal niteliğine uygun olarak ilkelendirilmediği koşullarda yetersiz kalır.  KP ancak ilkelerin belirlenmesi ve uygulanmasını denetlemekle öncülük görevini yerine getirebilir. Kolektif inşanın ilkeleri ise kapitalist ekonomipolitiğin yasalarına karşıt olarak belirlenmelidir. Bütün sınıflı toplum biçimlerinde üst yapının niteliğini belirleyen alt yapıda üretim ilişkilerinin niteliğidir. Reel sosyalizm deneyimleri kolektif üretim ilişkilerini burjuva ekonomipolitiği ve hukukundan özgürleştirecek emeğin toplumsal niteliğine karşılık gelecek yeterli kolektif hamleleri yapmakta başarılı olamamışlardır. Dolayısıyla sosyalist inşa süreci bir taraftan üst yapıdan dayatma biçimde sürdürülürken alt yapıda burjuva hukuku hakimiyetini sürdürmüş, üst yapı ise bürokratik biçimlere bağımlı hale gelmiştir.

Reel sosyalizm deneyimleri alt yapıda burjuva hukukunu kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde tasfiye etmeye yönelmek ve sosyalist inşayı eşitsiz gelişme yasasına karşı ilkelendirmek materyalist yöntemi yerine inşayı bürokratizmin egemenliğine terketmekle idealizme düşmüşlerdir.

KP sosyalist inşayı ancak ilkeler aracılığı ile gerçekleştirebilir.

İlkeler ise genel olarak sınıflı toplumların özel olarak kapitalist ekonomipoltiğin yasalarına karşıt olarak belirlenmek zorundadır. Üretim araçlarını toplumsallaştırmak ile KP nin sosyalist inşa için işi bitmez. Kolektif inşayı kuşatan sınıf çelişkileri ve bu çelişkilere niteliğini veren yasalara karşı olarak ilkelerin işletilmesi gerekir. Kolektif inşa sürecinde de mutlak bir yasa ve determinant olan eşitsiz gelişme yasasının üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstünde belirleyici niteliği sürmektedir. Dolayısıyla kolektif inşanın öncelikle eşitsiz gelişme yasasının toplumsal biçimi olan burjuva hukukunu üretim ilişkilerinin her alanında kuşatarak aşacak emeğin toplumsal niteliği ile uyumlu kolektif biçimleri yaratabilmesi gerekir. Bu olgu kafa emeği ile kol emeği, kırla kent arasındaki çelişkilerde olduğu gibi eşitsiz gelişme yasasını her an yeniden ve yeniden üretici güçlerin gelişme diyalektiğinde hakim hale getiren determinantlara iradi müdahale için kolktif üretim ilşkilerinin yasadan özgürleştirirecek sınıf dinamiklerinin aktif hale getirilmesini gerektirir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.