Somut Emek / Soyut Emek Ve Sosyalist İnşa ile İlişkisi.
Metaın bu niteliği, metayı yaratmış olan emeğin ikili niteliğinden gelir. Meta içinde üreticinin maddeleşen emeği, bir yandan somut emek görünüşünde, bir yandan da soyut emekgörünüşünde kendini gösterir.Belirli amaçla, akla-uygun yararlı birşekilde harcanmı şolan emek somut emektir.
İnsan “genel olarak” çalışmış olmaz.Kunduracının işi, çiftçinin işi, madencinin işi, vb. gibi [belirli -ç.]bir iş yaptığı zaman çalışmış sayılır.
İşin farklı şekilleri, nitelikleri, meslek yöntemleri, aletleri,yararlanılan unsurları ve nihayet sonuçları, yani ürünlerin kullanım değerleri bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Somut emek, metanın kullanım değerini yaratır. Ama, işin farklı şekilleri yakından gözlendiğinde ortak bir çizgi bulunur ki, bu da, genel olarak insan emeğinin harcanmış olmasıdır. Yani kasların, beynin, sinir ve benzeri unsurların harcanması. Somut şeklinden bağımsız emek, genellikle insana özgü iş gücünün harcanması olarak ele alınan emek, soyut emektir.
Metanın [değişim -ç]-değerini, soyut emek yaratır.Kullanım değerinin yaratıcısı somut emek, her zaman var oldu ve her zaman var olacaktır.
Meta üretimi rejiminde var olduğu gibi, meta üretimi olmadığı zaman da var olur. Soyut emek ise, ancak meta üretimine bağlıdır. Somut emeğin farklı şekilleri kadar, soyut emek de, genel olarak, farklı şekillere sokulabilir. Bu, meta üretiminin var olmasından, ürünün satış için üretilmiş olmasından ileri gelir. Örneğin, üretici, bir çift bot EKONOMİ POLİTİK (P.Nikitin Halk Kitaplığı sayfa: 046) yaparak pazara götürmüş olsun. Pazarda bunları nasıl değişebilecek? Diyelim ki, bu değişim buğday karşılığında olsun. Kullanım değerleri bakımından bu ürünler,birbirleriyle kıyaslanamazlar. O halde bunlar, ancak [içerdikleri -ç.] emek miktarına göre birbirleriyle kıyaslanabilecektir. Eğer kunduracı bu bir çift botu 100 kilo buğday karşılığında değiştirse, bu bir çift bot için harcanan soyut emek miktarı, 100 kilo buğday için harcanan soyut emek miktarının aynıdır demektir. Eğer kunduracı, bu botları böyle bir değişim için değil, kendi ailesi için yapsaydı, botlarda maddeleşen soyut emek miktarını belirtmeye hiç gerek olmayacaktı. Meta üretiminin ortadan kalkmasıyla, emeğin soyut türü, yani soyut emek de ortadan kalkacaktır.Meta üretiminde, somut emekle soyut emek arasında,uzlaşmaz karşıt bir çeliş ki vardır, ki bu çeliş ki, özel emek ile toplumsal emek arasında olan bir çelişki olarak kendini gösterir.
Özel Emek ve Toplumsal Emek Meta üretimi koşulları içinde, her üretici, belirli bir meta tamamlar.
İş , toplumda bölünmüş tür, işin toplumsal bölünmesi arttıkça, üretim dalları çoğalır ve üreticileri birbirine bağlayan bağlar genişleyip kuvvetlendikçe, kendi aralarında birbirlerine karşı bağımlılıkları da genişlemiş olur. Hemen hemen bütün nesnelerin yapımına, farklı mesleklerden onlarca ve yüzlerce insan katılır. Bu demektir ki, her üreticinin emeği, toplumsal emeğin bir parçasını oluşturur, toplumsal bir niteliğe bürünür.Ama üretim araçlarının özel mülkiyetinin hüküm sürdüğü bir toplumda, üreticiler, kendi işlemlerini ayrı ayrı yönetirler,aralarında birlik yoktur.
Bundan dolayıdır ki, esas olarak toplumsal bir emek olan kendi işleri, özel emek olarak görünür.Böylece, emeğin toplumsal niteliği gizlenmiştir. Bu toplumsal nitelik, ancak pazarda değişim anında kendini gösterir.Üreticinin özel emeğinin, de ğişimde, metaların alım satımında,EKONOMİ POLİTİK (P.NikitinHalk Kitaplı ğı sayfa: 047) toplumda kaçınılmaz olan toplumsal emeğin bir parçası olduğu açıkça meydana çıkar.Üreticinin özel emeğinin, toplumsal bir niteliğe bürünmesiyle basit meta ekonomisinin başlıca çelişkisinin,yani özel emek ile toplumsal emek arasındaki çelişkinin doğrulandığı görülür. Bu çelişki, değişim anında ortaya çıkar.Üreticiler pazara geldikleri zaman, bazıları kendi metalarını satarlar, diğer bazıları satamazlar.
İster talep yokluğundan olsun, ister metalarının çok pahalı bulunmasından olsun,metalarını satamazlar. Eğer, üretici, kendi ürettiği metayı paraya çeviremiyorsa, bu, üreticinin özel emeğinin, toplum tarafından kabul edilmemiş olmasındandır; üretici yıkıntıya uğrar, bu yıkıntılar yinelenirse, o mahvolur.
Bundan dolayıdır ki, özel emek ile toplumsal emek arasındaki çelişki, bazılarını yıkıma ve diğer bazılarını da zenginleşmeye götürür. Nikitin-Ekonomipoitik Burada, özel emek kavramı, metaların üretiminde kullanılan emeğin, pazar koşullarındaki niteliğini belirleyen, doğuştan yada edinilmiş, öğrenilmiş bireysel yetenekler,yeterlilikler toplamını ifade eder.Toplumsal emek, emeğin toplumsal niteliği, emeğin son tarihsel sosyolojik biçimi olduğundan sosyalist toplumda da varlığını sürdürecek ve hatta bu yeni toplum biçimine niteliğini verecektir.
Özel emek ise, varlığını, biçim değiştirerek, toplumsal emeğin pazardan bağımsızlaşıp özgürleşmesi ile, toplumsal emekle arasındaki çelişki çözülerek sürdürecektir.
Özel emeğin toplumsal emekle arasındaki çelişkinin çözülebilmesi, özel emeğin karşılığının toplumsal emekte genel bir niteliğe ve göreliliğe göre belirlenmesi ile mümkün olabilir.
Bu genel nitelik, emek faaliyetinin bireysel yeteneklerinden farklı olarak, onun kollektif nitelikleridir.İşte bu, proleteryanın iktidarının, ,burjuva hukuka karşı devrimin esasını oluşturan mülküyetin, yalnız büyük özel mülküyetin değil, tek tek bireylerin özel tasarrufunda olan, bireysel yetenek şahsında somutlaşan özel emek mülküyetinin de toplumsal emekle özdeşleştiği kollektif hukuku yaratan esas niteliktir.
Özel emekle toplumsal emek arasındaki çelişkinin çözülebilmesi, özel emeğin karşılığının, toplumsal emekte, emeğin toplumsal niteliğnin bireysel emek faaaliyetindeki görüngüsü olarak, kollektif nitelikler arasındaki bir göreliliğe endekslenerek gerçekleşmesi mümkündür.
Reel sosyalizm deneyimleri, emek faaliyetinin karşılığını burjuva hukuk kapsamında ücret hukukuna bağımlı tutmakla, özel emekle toplumsal emek arasındaki çelişkiyi sürdürmüşlerdir
Reel sosyalizm deneyimlerinde sosyalist inşa sürecinin alt yapısı ile üst yapısı farklı hukuksal mecralarda gelişmiştir.Alt yapıda burjuva hukuku muhafaza edilirken üst yapı parti tüzüğü bağlamında kolektif hukuk zemininde geliştirilmek istenmişse de , üst yapı alt yapıyla arasındaki çelişkiyi çözecek diyalektikten yoksun kaldığı için giderek bürokratik biçimlere bürünmüş ve süreç içinde de altyapıdaki burjuvu hukukuna ve eşitsiz gelişme yasasının üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstündeki dolaysız belirleyici etkisine teslim olmuştur.
Bu olguda burjuva askeri-bürokratik aygıt için biçilmiş kaftan olan küçük burjuva entelektüelizminin eski toplumdan getirdiği bürokratik eğilimler alt yapıda köylülük ve küçük burjuvazi gibi özel mülküyet eğilimleri hakim burjuva hukuku tarafından yeniden üretime zemini bulan sınıf ve tabakaların sınıfsal eğilimleri ile birleşerek kolektif üretim ilşkilerini tahrip ederken üst yapıda bürokratizmden modern revizyonizme doğru bir yozlaşma sürecine girmiştir. .
“Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” ilkesi, özel emeği emek faaliyetinin kollektif niteliklerine bağlı olarak kollektifleştirecek bir proleter hukuk yaratmakta yetersiz kalmıştır.Yetersiz kalmıştır, çünkü, söz konusu ilke, emek faaliyetinin kollektif niteliklerini maddi üretim ilişkilerinde karşılıksız bırakmaktadır.
Komünist Parti tüzükleri, emek faaliyetinin kollektif niteliklerine politik karşılıklar içerse de, bu politik karşılıklar ekonomik alt yapıda yeniden örgütlenmediğinden ve bizzat alt yapının denetiminden yoksun bırakıldığından, statiko ve dolayısıyla bürokrasi üretmekten öteye gidememiştir.
Emek faaliyetinin kollektif niteliklerine karşılık dağıtılan rütbeler, bir zamanların kahramanlarından yeni bürokratlar yaratmıştır.
Emeğin özel niteliği ile toplumsal niteliği, ancak emek faaliyetinin kollektif nitelikleri aracılığı ile uzlaşabilir.Buada, doğuştan yada edinilmiş bireysel yetenek, eşitsiz gelişim yasasını temsil ederken, kollektif nitelikler yasa karşıtlığını temsil etmektedir.Böylelikle, emeğin özel niteliği ile toplumsal niteliğinin uzlaşabileceği yegane ekonomik formasyon, proleteryanın öz kültüründen türetilmiş bir hukuk hakimiyetinde, proleterya dikdatörlüğü/demokrasisidir.
Emeğin özel niteliği ile toplumsal niteliği arasındaki çelişkinin çözülme derecesi, aynı zamanda proleteryanın bir sınıf olarak kendi iktidarı ve hukuku ile birlikte sönme sürecini de belirleyerek, sınıfsız topluma ilerlemenin bir göstergesi niteliğinde olacaktır.
Emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin öznel olduğu, bu nedenle de ölçülemeyeceği eleştirileri ise ancak bir yöntem sorununu günceller.
Emek faaliyetine dair öznel/nesnel çelişkisi tamamen pratiğin alanında çözülebilecek bir çelişkidir.
Çalışkanlık, özveri, feda ruhu gibi emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasına karşıt olan kolektif nitelikleri birer öznel edim olmalarına rağmen pratiğe dönüştüklerinde toplumsal yarar açısından nesnelleşirler.Bu nesnellik ise örneğin gönüllü çalışmalara katılma, eğitim çalışmalarına katılma ve bu çalışmalardaki başarı derecesi olarak nesnel olarak doğrudan gözlem yöntemi ile ölçülebilir ve doğrudan demokrasi yöntemi ile hukuklandırılabilir.
Ayrıca sosyalist inşa sürecinin kapitalizmden devralınan üretici güçlerle sürdürüldüğü ve eski toplumdan kalma sınıf ve tabakalarla bunların kültürel eğilimlerinin varlığını sürdürdüğü komünizme ilerleyiş sürecinde bir geçiş aşaması olması itibari ile komünist topluma doğru olan gelişmenin ürtici güçlerde teknik bir gelişme ile birlikte sıradan emeğin devrimcileşmesine paralel bir kültürel gelişme sürecini de kapsadığı unutulmamalıdır.
Dolayısı ile emek faaliyetinin kolektif nitelikleri maddi üretim ilişkilerinde hiçleştrilerek yeniden üretilemez.Sosyalist inşa sürecinde alt yapı ile üst yapı arasındaki dolayısıyla somut emekle soyut emek arasındaki çelişki ancak emek faaliyetinin kolektif nitelikleri arasındaki göreliliği esas alan bir paylaşım hukuku ile çözülebilir.
Asıl volantarizm alt yapıda burjuva hukuku hüküm sürererken üst yapıdan parti tüzüğünün soyut hükümlerini dayatarak sürdürülmek istenen bir sosyalist inşa için söz konusudur.
Alt yapı ile üst yapının farklı hukuksal mecralarda yol aldığı bir sosyalist inşa süreci için üst yapı açısından alt yapı ile olan çelişik niteliğini proleter kolektivizme özgü yöntemlerle çözemediği için gittikçe totaliterleşen, bürokratikleşen ve bireysel yeteneğin sunumuna, sanatsal ifade biçimlerine müdahaleye kadar varan bir yasaklamacı yöntemselliğe vararak burjuva demokrasisinin de gerisine düşen bir reel sosyalizmler sürecinin çelişkileri düşünüldüğünde sosyalist inşanın alt yapısı ile üst yapısı arasındaki çelişkinin alt yapıda paylaşım hukukunun soyut burjuva eşitlik ilkesine göre değil emeğin kullanım değerini esas alan ve emek faaliyetinin kolektif nitelikleri arasındaki göreliliği hukuklaştırmalıdır.
Kapitalist ekonomipolitik soyut emeği, yani, kullanım değerinden soyutlanmış olan bir bir miktar insan emeği olarak soyut emeği esas alır.
Çünkü kapitalizm kendisini değişim değeri üstünden yeniden üretir.
Kapitalist ekonomipolitikte kullanım değeri değişim değerine, somut emek soyut emeğe tabidir.
Böyle olduğu için herhangi bir sıradan emek faaliyetinde emeğin insancıl nitelikleri, emek yoğunluğu, emeğin devrimci nitelikleri yok sayılır.
Sosyalist inşanın ise kapitalizmin ekonomipolitiğinin anti tezi olarak emeğin insancıl niteliklerini yani kullanım değerine karşılık gelen somut emeği esas alması gerekir.Çünkü sosyalist inşada insan emeği artık bir meta değil kolektifin bireyinin gönüllü eylemidir.
Böylelikle kolektif inşa emeğin insancıl niteliklerine karşılık gelen somut emek karşılığında kolektifin bireyine toplam toplumsal üründen kolektif üretici güçlerin olanakları ölçüsünde doğrudan demokratik bir gözlem yoluyla ürünlerin payına düşen kullanım hakkını vermelidir.
Kullanım hakkı, değişim değerine karşılık gelen mülküyet hakkından farklı olarak herhangi bir kötüye kullanım ya da istismar durumunda geri alınabilir olması ile kolektivizmin proleter niteliği ile uyumludur.
Bu, kullanım hakkı örneğin, belirli bir süre içinde bireyin ne kadar gönüllü kamusal çalışmaya katıldığı ve bu çalışmalardaki performansı ile ölçülebilir.Böylesi bir ölçülendirme maaş bodroları hesaplamaktan daha az bürokratik ve özellikle kolektivizmin amacına uygun olarak emeğin değişim değeri olarak her türlü insani nitelikten soyutlanmış emek zamanını değil, yani, meta olarak emeği değil, bir insancıl faaliyet olarak emeği değerlendirmesi ile proleter kolektivizmn niteliği ile uyumlu, sosyalist inşayı bizzat kolektif üretim ilşkilerinde örgütleyen doğrudan demokratik niteliği ile proleteryanın öz iktidarına karşılık gelir.
Bu doğrudan demokratik yöntem aynı zamanda toplumsallaşmış emeğin proleterya iktidarının niteliğine uygun olarak kollektifleşmesi anlamına gelir.
Toplumsal emek böylelikle nicelik karşılığı olarak değil, ama insancıl niteliklerinin karşılığı olarak hukuklandırlmakla kapitalizmin ruhsuz, inasancıl doğadan mahrum çalışma zamanını yerine insanın doğasıyla uyumlu, proleter kolektivizmin niteliği ile çelişmeyen ve çalışma eyleminin insancıllaştıran bir niteliğe bürünür.
Emek faaliyetinin bu yeni devrimci niteliği temsil ettiği etik genelleştikçe sönme eğilimi taşıyan bir doğrudan demokrasiyi temsil etmesi ile de sosyalist inşanın sınıfsız toplum ereğiyle çelişmeyen bir biçim oluşturmaktadır. Oysa , emeği meta katagorisinde tutan ve onun değişim değerini hukuklandıran burjuva hukukunun özel mülküyeti korumak üzere şekillenmiş niteliği ile kendiliğinden sönme diyalektiği yoktur.
Lenin’in demokratizmin niteliğinin ekonomik ilşkiler tarafından belirlendiğine dair belirlemesinin de belirttiği ana fikre uygun olarak proleterya demokratizmi böylelikle emek faaliyetini burjuva ekonomipolitiğinden özgürleştirerek sınıfsız toplum ereğine uygun bir niteliğe büründürebilir. ”Demokrasiyi sonuna dek geliştirmek, bu gelişmenin biçimlerini araştırmak, bu biçimleri pratiğin [sayfa 104] deneyinden geçirmek vb.: toplumsal devrim savaşımının en önemli görevlerinden biri de budur.
Tek başına alındığı zaman, hangisi olursa olsun, hiçbir demokratizm sosyalizmi sağlamaz; ama gerçek yaşamda, demokratizm hiçbir zaman “tek başına” değil, “tümün içinde” alınacaktır; demokratizm bir yandan ekonomik gelişmenin etkisine uğrayacak, ama bir yandan da, dönüşümün uyardığı ekonomi üzerinde etkide bulunacaktır vb.. Yaşayan tarihin diyalektiği böyledir.” Devlet ve Devrim – Lenin

Fikret  Karavaz

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.