SOSYALİST EKONOMİPOLİTİĞİN SORUNLARINA DAİR

Değer yasası, meta üretiminin ekonomik yasasıdır; değer yasasıyla, metaların değişimi, onların üretimleri için toplumsal bakımdan gerekli-emek miktarına göre gerçekleşir.  Başka bir deyişle, değer yasası, metaların birbirleriyle değişiminin, bir değere göre yapıldığı anlamına gelir. Bu demektir ki, değişimi yapılan metalar, eşit miktarda toplumsal bakımdan gerekli-emek içerirler. Bundan dolayıdır ki, bir metaın fiyatı (fiyatın, değerin para biçiminde ifadesi olduğunu anımsayalım) kendi değerine tekabül etmelidir. Bununla birlikte, gerçekte, arz ve talebin etkisi ile; şu ya da bu metaın fiyatı, değerinin altında veya üstünde olabilir.

Bilindiği gibi, şu ya da bu meta, pazarda az bulunabilir; talebin arzdan fazla olması, meta fiyatını daha da yükseltir. Bunun tersi de olur. Bu olayda, değer yasasının bir rolü olmadığı kabul edilebilir mi? Hayır.   Nasıl olursa olsun, bir yasanın etkisi ancak, çok sayıda olguların incelenmesiyle anlaşılabilir. Herhangi bir metaın uzun bir dönem içindeki fiyatları tahlil edilirse, artma ve düşmelerin birbirlerini dengeledikleri ve ortalama fiyatların değer ile uyuştukları görülür.

Emek faaliyetinin yasa ürünü bireysel nitelikleri üretici güçleri geliştirebilir, ancak, üretim ilşkilerinde kendi başlarına devrimci bir değişim yaratamazlar.Buna karşılık emek faaliyetinin kolektif nitelikleri tamamen Proleteryanın tarihsel varoluşunun sonuçları olarak yasa karşıtı gelişmişlerdir ve üretim ilşkilerini kolektifleşmeye doğru zorlayan potansiyel bir nitelik taşırlar. Çünkü, emek faaliyetinin kolektif nitelikleri tamamen Proleteryanın üretim araçları karşısındaki konumuna bağlı olarak gelişmişlerdir.

Tarihsel materyalizm biliminin yöntemi diyalektiktir. Diyalektiğin ilkeleri vardır.Karşıtların birliği ilkesi gibi , örneğin.Karşıtların birliği ilkesi her nesnel olguda göreli olarak ileri ve geri, devrimci ve tutucu iki esas yön aramamızı gerektirir. Söz konusu olguda, emek faaliyetinin kolektif nitelikleri proleteryanın üretim araçları karşısındaki konumunun en devrimci niteliğini temsil eder. Bu nitelikler. samimiyet, dürüstlük, vefa, çalışkanlık, paylaşım gönüllüğü, feda ruhu biçiminde soyut değil, belirli bir tarihsel gelişimleri olan somut varoluş biçimleridir.

Bu nitelikler, üretim ilişkilerini kolektivizm yönünde bir değişime zorlama potansiyeli taşırlar.   Buna karşılık emek faaliyetinin yasa ürünü bireysel nitelikleri statikocudur.    Bu bireysel nitelikler, ancak, üretim ilşkileri emek faaliyetinin kolektif niteliklerine göre yeniden tanımlandığında, yani, bir devrimci değişimle emek faaliyetinin kolektif nitelikleri ile olan çelişkilerinden özgürleşebilir.Başka bir söylemle emek faaliyetinin bireysel nitelikleri öznellikleri nesnelliklerinden daha baskın bir eğilim gösterir.

Emek faaliyetinin kolektif nitelikleri, değer yasasının bir ilkeye ve sosyalist inşanın bir ilkesine dönüşübilmesinin dinamiğini oluşturur.   Çünkü yasa toplumsal eşitsizlikleri bir başka eşitsizliğe eşitleken, ilke, eşitsizlikleri bir niteliğe, emek faaliyetinin kolektif niteliklerine eşitleyerek bu eşitsizlikleri aşma potansiyeli taşır.       Bu anlamda Marksist değer yasası , eşitsiz gelişme yasasından bağımsız olarak ele alınamaz.Emek faaliyeti ayrıca, eşitsiz gelişme yasasının tahakkümünden de özgürleştirilmelidir.   Bu ise ancak emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin yasal nitelikler üstünde hukuklaşması ile gerçekleşebilir.    Demek ki vicdanın özgürleşmesi son kertede emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaşmasına bağlıdır.    Çünkü emek faaliyetinin kolektif nitelikleri her türden öznelikten bağımsız olarak emeği burjuva hukukundan ve eşitsiz gelişme yasasından özgürleştirebilecek yegane nesnel zemindir. Böylelikle ayrı ve hiç bir zaman gerçekleşemeyecek bir idealizm olarak bir vicdan hukuku tanımına gerek kalmadan vicdan denen mevhum toplumsal bir nesnellik kazanarak devrimcileşebilir.         Bu, kolektifin sıradan bireyinin emek faaliyetinin kolektif niteliklerini sahiplenmesi ve bu pratiğinin kendi sınıf iktidarının paratik hukuki tesisinden başka bir şey olmadığının farkına varmasıyla gerçekleşen devrim içinde bir Emek faaliyetini yasanın tahakkümünden de özgürleştirmelidir.

Emek faaliyetinin eşitsiz gelişme yasasının tahakkümünden özgürleşmesi, ancak onun kollektif niteliklerinin yasal niteliklere karşı hukuklaşması ve toplumsal üretimin denetlenebilir yönü olan paylaşım dinamiğinin herkese emek faaliyetinin kollektif niteliklerine göre toplumsal ürünleri kullanım hakkını vermesi ile gerçekleşebilir.  Oysa reel sosyalizm deneyimleri burjuva hukuku ile yasayı işleten ücret hukukunu muhafaza ederek herkese kollektivizm için ölçülemez bir değer olarak emek zamanına göre bir paylaşım dinamiğini esas alarak sıradan emek faaliyetini yasaya ezdirmişlerdir.

Sıradan emek faaliyeti eşitsiz gelişme yasasına ezdirilmiştir; çünkü herhangi bir çalışma süresinde, emek zamanları çalışma süresi olarak eşitlense de yarattıkları toplumsal değer eşit değildir.       Emek faaliyetinin kollektif niteliklerini temsil eden sıradan emek etkinliği hem kendi , hem diğer çalışanların performansını olumlu etkileyerek daha fazla toplumsal değer yaratmasına rağmen , bu niteliklerin karşılığı paylaşım dinamiğinde hukuksuz kalmıştır.      Bu aslında Proleteryanın kendi hukukundan yoksunlaşmasının ta kendisidir.

Reel sosyalizm deneyimleri emek faaliyetinin kollektif niteliklerini hukuksuz bırakmakla hiç bir zaman proleteryanın öz iktidarını temsil etmemiş, küçük burjuva entellektüelizmi önderliğinde başarısız kollektivizm deneyimleri olarak kalmışlardır. Oysa, proleterya kendisini iktidara taşıyan emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin hukuksuz kaldığı bir üretim ilşkisinde kendi iktidarını tesis edecek silahtan da yoksun kalacak ve küçük burjuva bürokratizmi şahsında bu kez burjuvaziye değil ama eşitsiz gelişme yasasına teslim olacaktı. Proleter kollektivizmin gerçek anlamı ile gerçekleşebilmesi için üretim araçlarının toplumsallaştırılması yeterli değildir.

TOPLUMSAL ÜRETİMİN PAYLAŞIM DİNAMİĞİNİN DE EŞİTSİZ GELİŞME YASASINA KARŞI EMEK FAALİYETİNİN KOLLEKTİF NİTELİKLERİ İLE HUKUKLANDIRILMASI GEREKİR.HER TOPLUMSAL DEVRİM ÖNCELİKLE HUKUK SORUNUNU GÜNDEME GETİRİR.

Burjuva hukuku , üretici güçlerin eşitsiz gelişme yasasının mutlak tahakkümü altında olduğu tarihsel bir süreçte mutlak eşitlik tanımı yaparak aslında sermaye iktidarının iktidarını mutlak eşitlik tanım ile meşrulaştırıyor.Burjuva hukuku sermaye iktidarı koşullarında ve eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden egemenliği şartlarında değil mutlak eşitlik eşitliğin en basit biçimlerinin dahi olanaksız olduğunu bilerek bunu yapıyor.                                                     Proleter kollektivizm için eşitlik ilkesi ile sınıfsız toplum ereği arasındaki ilişki bir araç amaç ilişkisi ise , kollektivizmin bir mutlak eşitlik ilkesine indirgenmesi anlamsız olacaktı. Zaten her türlü mülkiyet eşitsizliği giderilse dahi eşitsiz gelişme yasasının üretici güçler üstündeki tahakkümünün devam ettiği tarihsel koşullarda mutlak eşitlik ilkesinin gerçekleşmesi olanaksızdır.   Bunun yerine, yani, burjuva mutlak eşitlik ilkesi yerine kollektif adalet ilkesinden hareket etmek daha gerçekçi olacaktır ve devrim anlamına gelir.

Üretim ilişkilerinin matematiksel ifadesi, emekle birlikte her şeyin metalaştığı piyasa diyalektiğinin bir yansımasıdır.Örneğin, ”herkese gerekli emek zamanı kadar” ya da ”herkese emeği kadar” gibi.   Emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaştığı bir proleter kolektivizmde, kolektif üretim ilşkilerinin ifadesi matematiği, yani, niceliksel ifade biçimini aşar/aşmalıdır; niteliksel bir ifade biçimini alır. Örneğin, ”herkese emek faaliyetinin kolektif niteliklerine göre” gibi.  Çünkü, bu yeni üretim ilişkisinde üretenler, ürünlerin paylaşım diyalektiğini piyasa değerlerine göre değil niteliksel değerlere karşılık olarak belirlemişlerdir/belirlemelidirler.Kapitalist formasyonun proleter kolektivizm tarafından gerçek anlamda aşılabileceği mihenk taşı da buradadır.

Reel sosyalizm deneyimleri burjuva hukuku ve kapitalist formasyonun ekonomipolitiğine ait kavramlarla bir kolektivizm inşa etmeye çalışmakla gerçekte kapitalizmi ne teorik ne de pratik olarak hiç bir zaman aşamamışlardır.      Burada bir niceliğin bir başka niceliğe göre bölünmesi yerine, bir niceliğin bir niteliğe göre bölünmesi anlamında matematiğin ve burjuva ekonomipolitiğin aşıldığından bahsedilmektedir.

Bir niceliği bir başka niceliğe göre bölen burjuva ekonomipolitiğin ruhu yoktur; buna karşılık emeği ve insanı özgürleştirmeyi hedefleyen kolektif ekonomipolitiğin insancıl bir ruhu olmalıdır.       Kolektivizm iradi bir süreçtir ve doğal yada ekonomik determinantların aşılması mümkündür.     Örneğin doğal bir determinant olan eşitsiz gelişme yasası ve ekonomik bir determinant olarak emeğin emek zamanına göre metalaştığı burjuva hukuku emek faaliyetinin kolektif niteliklerinin hukuklaştığı bir proleter kolektivizmde böylelikle aşılabilir. Toplumsallaşmış emek sosyal zorunlulukları aşacak potansiyeli kendi niteliğinde taşır.

Marksizmin birincil sorunsalı kapitalist ekonomi politiğin diyalektik materyalist çözümlemesi üzerinden sosyalizmin olanaklılığını ortaya koymaktı. Dolayısıyla Marks sosyalist ekonomi politiğin sorunlarına dair (herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar) sosyalist inşa ilkesinden başka çok fazla içerik önermemiştir.Leninizm ise sovyet devriminin gelişme koşulları gereği esas olarak proleteryanın iktidarı ele geçirme srateji- taktiği ve parti sorunlarına yönelmek zorunda kalmıştı.   Sonrasında Stalin döneminde ise sosyalist ekonomipolitiğe dair Marks’ın” herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” önermesinin amorf (şekilsiz) uygulamalarından başka pek bir şey üretilemedi. Oysa zaten Marksizmin sosyalist ekonomipolitiğin sorunlarına dair çok fazla içerik önerebilmesi diyalektik materyalizm biliminin doğası gereği olanaksızdı.

Sosyalist ekonomipolitiğin diyalektik çözümlemeleri ancak materyali olan üretici güçlerin içinde bulunduğu tarihsel koşulların gözlemlenmesi üzerinden geliştirilebilirdi.

Fikret Karavaz

Devam edecek.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.