İNANÇ FİLTRELERİ ve YANLIŞTA ISRAR
Doğrulardan uzaklaşarak doğrularla çatışmak solun temel hastalığıdır. Yanlışlarının özrünü utanç kabul etmiş, ya da suçluluk duygusu olarak algılamış, deneyimlerini bilinç dışına atarak, iterek, bunları hiç yapmamış, hiç yaşamamış gibi davranmak ilkel insanın tavrıdır. Hatta bu tutum, çoğu duygu, dürtü, pratikte yaşadığı olay ve olgulara karşı, onları yalnız yok sayma, bastırmakla kalmaz, bunları dışarıya aktararak yansıtır ve ilkel savunma düzeneklerini devreye sokar.
Bu davranış siyasi bir tutum değildir, nevrotik hastalıktır. Bu hastalık bireyi örgütsel bir yapıya, ve ya bir guruba”kötü ben” ile iyi ben”arasında bocalamaya, ve iyi ile kötü arasında bir seçim yapmaya zorlasa da, sonuç; iyi ile kötünün olumlu yönde değerlendirilip, sonuçlanması olmayacaktır. Bu çoğul kişilik bilgi arşivlemek, deneyim arşivlemek yerine mevcut birikim ve deneyimleri imha etmekle meşguldür.
Bu tür kişiler kendi dünyalarında, gerçek düşün dünyalarında, pratik dünyalarında başarılı  doyumlara ulaşamadıkları için, zafersel doyumlar sağlayamadıkları için, kendi düş dünyalarına hapsolarak doyuma ulaşmaya çalışırlar. Günümüz Türkiye’sini ve dünyada ki somut gerçekleri analiz etmekten aciz, hala Sovyet, Çin ve Arnavutluk bataklıklarında gezinen bir sol bugünün gerçekleriyle ne kadar yakındır ki? Solun bugün en temel sorunu bugünün inanç filtrelerinin dışına çıkmaktır. Kafalarda oluşmuş inanç filtreleriyle mücadele edilmeden yeniyi yaratmak neredeyse olanaksız. Kör bir koşuda, kör bir yürüyüşte ısrar etmenin hiç bir şeyi değiştirmeyeceği çok açıktır. Dünya devriminin toplamda bütün teori ve pratiği yeni bir manifesto yazacak kadar zengindir. O nedenle geçmiş zaman ve mekanın insanı gibi davranmak bugünün vicdanı olamaz.
Kapitalizmin ayaklarıyla yürüyerek, onun bütün davranış ve alışkanlıklarını sahiplenerek geleceği yaratmanın ne kadar boş hayal olduğu çok açık değil midir ? Bugüne kadar işçi sınıfı öncülüğünde devrimci ve komünist partiler genellikle eskiyi yıkmak için çeşitli ülkelerde devrim yaptılar, ancak bütün ağır bedellere rağmen istisnasız bütün devrimler eskiyi hep taşımıştır kendi içinde ve bütün devrimler eskinin kendisi olmaktan kurtulamamışlardır.
Büyük alt üst oluşların içinde iki farklı iradenin sınavı verilir ve bu sınav ki bütün yıkıcı ve yok edici özelliklerine rağmen yeni ve daha farklı sorunlar çıkarır insanlığın karşısına. Her şafak bir karanlığı acımasızca yok eder, keskin bir dönüşümdür şafak ile karanlığı birbirinden ayıran çizgi. Bir döngüdür zamanda şafak ile karanlığın mücadelesi. Zıtların birliği ve mücadelesidir, hareket ve devinimdir. Bu diyalektik yasa insanda, insan vicdanında iyi ile kötünün mücadelesi olarak durmaksızın işler. Yine bu mücadele ve çatışma, devrim ile karşı devrimin, şiddet ile merhametin çatışması olarak sınıflar var oldukça hep var olacaktır.
İnsanlık, tarihin içinde milyonlarca milyarlarca iradenin emeğiyle birikmiş bütün birikimlerini yitiriyor gibi gözükse de, tarihin derinliklerinden yüzeye doğru durmaksızın bir birikim akmaktadır. Çünkü her devrimin birikimi tarihin içinde oluşur. Her devrimci hareket, enerjisini tarihin derinliklerinde ve tarihin içinde arar ve karşılığını da bulur. Çünkü madde zamanın içinde var olur ve orada gelişir. O nedenle bizler devrimin bütün olanak ve kaynaklarını tarihin içinden arar buluruz. Hiç bir parti, gurup veya örgüt kendi saplantılarını devrimci kolektife dayatamaz. tersine birikimlerini bir tecrübe olarak dünya kolektifine aktarmakla sorumludur.

Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.