Yirmi birinci yüzyılın en gerici ve en barbar zamanlarına tanıklık etmekteyiz. Kendiliğinden bir sıradanlığın girdabında, geçmiş iki yüzyıllık devrimci süreç boyunca biriktirdiğimiz teorik, örgütsel, siyasal ve kültürel zenginliğimizin tarihsel birikimleri, şüphesiz karşımıza yeni ve daha ileri bir devrimci program ve yeni bir hareket tarzı çıkaracağı kesindir. İnsanlığın büyük atılımının ve gelişiminin yüz yıllar içinde yıkıcı bir sonla karşılaşabileceği olasılığını da hesaba katarak, uzay da dahil olmak üzere tamamen askerileşmiş bir dünyanın, bu yüzyılın şafağında büyük kitlesel meydan okumalarla yeniden bir devrimler sürecine gireceğini dünyanın çelişmeleri zorlamak tadır. İnsan eğitim ve disiplinleri, insanlığın ezici çoğunluğunu önümüzdeki süreçlerde tercih yapmaya zorlamaktadır. Bu tercih iki yönlü işleyecektir, ya insanlık kendi sürecini sonlayarak tarih sahnesinden çekilecektir, ya da tarihindeki bütün kötü alışkanlıklarına karşı savaşarak tarihsel yolculuğuna devam edecektir. Tarihin dağ yollarında ve patikalarında koşuşturan insanın çabası, devrimci bir dünya, yani sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız bir dünya yaratma çabasıdır. Nükleer teknolojiyi insanlığın fiziksel yok oluşuna programlamış, kendi türünden tamamen ayrışmış bir zihniyetin geleceğe dair hiç bir tasarruf hakkı olamaz. Gelecek bütün bu insani olmayan heveslerden ötürü kırılgandır. İlerlemek isteyen insan çabasıyla, tarihi tersinden zorlamaya çalışan gerici ve yıkıcı bir çaba arasındaki çelişme ve çatışma, insanlığın kendisini gerçekleştirmedeki kırılma noktasıdır. Bugünün insanı bu iki seçenek arasında tercih yapma sınırına gelmiştir. Tarihin ve toplumsal pratiğin insanlığa bıraktığı devrimci mirası, insanlık son zerresine kadar sahiplenmelidir. Emperyalist sistemin bütün yıkıcı silahlarına karşı insanlık vardır ve kendi dünyasını, şiddet ve zulmü tarihe gömerek mutlaka savunacaktır. Emekçilerin elindeki sosyal, siyasal ve pratik bilgi birikimi bugün daha az hata yapmalarını gerektirmektedir. Bu birikim insanlığın besleneceği en önemli tarihsel pratiktir. Kapitalizmi, yüksek derecede değişken ve dinamik kılan, onun rekabet özelliğidir. Ancak kapitalizmi mezara gömecek olanda bu rekabet özelliği olacaktır, çünkü rekabet yoksa büyümek ve gelişmekte yoktur. Rekabet başka bir şirketin yok olması üzerine yapılır ve ölümcüldür. Metaların hareketi insan ilişkilerini kuşatmış, adete dünyayı metalar yönetir hale gelmiştir ve insanlık şuursuz bir tüketimle kendi tarihine ve ürettiklerine yabancılaşarak kendisini inkara yönelmiştir. Kapitalizm, temel sosyal ilişkilerden doğan kurumları dönüştürdükçe kendisi de dönüşüm geçirerek başkalaşmakta, ancak kar dürtüsünden asla vaz geçmemektedir. Kapitalizm, aslında insanlık tarihinde ticaretin ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkmış, ve bugünkü halini almıştır. Orta çağın zanaatı ve sonrasında endüstriyel sanayi dönemi ve giderek iletişim ve emformasyon hamleleriyle kendisini devam ettirmeye çalışmaktadır. Kapitalist sistem geçmişi bugünün içine alarak geleceğe yönelmektedir. Marksın dediği gibi ” saf kapitalizm ” yoktur. Ancak büyük bir sosyal, siyasal, ideolojik ve kültürel devrimle geleceğe yönelinir. Kapitalizm, hala geçmiş üretim biçimlerinden kalan bütün kurumları yedeğine alarak onları kullanabilme yeteneğine sahiptir. Bunu dünyanın en geri toplumlarına girerek oralarda kendisi için alanlar yaratarak ve o potansiyeli arkasına alarak gerçekleştirmektedir. Üretimdeki çok çeşitlilik kitlelerde çok yönlü bir tüketim çeşitliliğine dönüşerek şuursuzca bir çekim alanı yaratmaktadır. Hatta kapitalist sistem, dünyanın ötesine taşarak, gezegenimiz ötesinde gelecekte muazzam ticari alanlar yaratmak çabasındadır. Kapitalist sistem salt yeni metalar üreterek, yeni istekler yaratmakla kalmamış, insanlığın bilincine yeni kültür ve yeni sosyal sorunlarda taşımış ve bu alanda yeni ve büyük bir insan kitlesini etkileyerek peşine takmış ve kendine benzer insan tipi yaratmıştır. Ölüm döşeğinde bir kapitalizm, yeniden bir kurulum hamlesiyle kendi ölümcül sürecini yeniden aşma çabası içine girmiş ise de ,ücretli emek ile sermaye arasındaki çatışma bütün şiddetiyle devam etmektedir. Kapitalizmin bugünkü en önemli çabası ücretli emeği, küçük burjuva sınıfa dönüştürme yönündedir. Eskiden kullandığı işçi aristokrasisi yerine bütün ücretli emeği kapsayan bir dönüştürme çabasına girmiştir. Nasıl ki yirminci yüzyılın proletaryası, on dokuzuncu yüzyılın proletaryasıyla aynı değildi, geleceğin proletaryası da yirminci yüzyılın proletaryasıyla asla aynı olmayacaktır. Geleneksel proletarya günümüz kültürü, sosyal ilişkileri, üretim ilişkileri içinde burjuva ütopyacılığa kayarak, tüketim alışkanlıkları tamamen değişmiş ve küçük burjuva alışkanlıklar ile kuşatılmıştır. Tarım taşımacılığı ve çalışanları da aynı kültürün etkisindedirler. Bu realite işçi sınıfının yaşam standartları ve maddi beklentileri üzerinde muazzam etkilerde bulunarak, sınıfın başkalaşmasında ve kendine yabancılaşmasında büyük roller oynamaktadır.Kapitalizm artık genelde bütün insanlık için ölümcül bir tehdite dönüşerek, yabancılaştığı doğasını da yok etmek üzeredir. Erdoğan ATEŞİN

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.