”LİBERAL DÜNYA DÜZENİ ÖLDÜ”… 
Son BMGK ( Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) – ( Savaş Konseyi) toplantısı Liberalizmin öldüğünün, vahşi kapitalizmin tek dişinin de dökülmek üzere olduğunun ilanıydı. Düzensizlikten düzen üretme algısı ve ”yeni dünya düzeni” safsatası üzerinden 1980’den beri dünya halkları, tarihte eşi benzeri görülmemiş katliamlarla, savaşlarla ve büyük kitlesel göçlerle evlerinden, yurtlarından ve vatanlarından edilmektedir.

İkinci dünya savaşı sonrası ABD öncülüğünde Birleşik krallık İngiltere ile birlikte tasarlanan ve SSCB’nin( Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ) 1991’de çöküşüyle birlikte George H.W.Bush tarafından ”Yeni Dünya Düzeni ” olarak lansmanı yapılan ve dünyayı savaşlarla dizayn eden bu düzensizlik ve emperyalist saldırganlık bugün dünyanın ezilen ülkeleri tarafından şiddetle reddedilerek, bütün inandırıcılığını kaybetmiştir. ”Yeni Dünya Düzeni” dünyayı yeniden paylaşım savaşının, yani Üçüncü paylaşım savaşının başlangıcıdır ve bu süreç SSCB’nin dağılmasından sonra başlamış, Osmanlı İmparatotluğunun parçalanarak dağılması süreci nasıl ki Birinci Dünya savaşına yol açtıysa, bugün dünyamız aynı süreci yaşamaktadır.

Dağılan Osmanlı coğrafyasının paylaşılması Birinci Dünya savaşına yol açarak, emperyalist paylaşım savaşına dönüşmüş tü. SSCB dağılması da tıpkı Osmanlı İmparatorluğunun dağılma sı sonrasındaki sürecin devamı gibi yeniden bir paylaşım savaşı na dönüşerek bugün Orta-Doğu’da, Uzak Doğu’da, Kafkaslarda, Baltık Cumhuriytlerin de, Asya ve Afrika’da fiili savaşlarla ve ekonomik savaşlara dönüşerek bütün şiddetiyle devam etmektedir.

Dünyanın ezilen bağımlı ülkeleri ve halkları, ABD’nin nükleer gücünü ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak Asya’nın ezilen bağımlı ülkelerini hatta Avrupayı tehdit eden saldırganlığı, kirli ittifaklar ve bunlar üzerinden dünyaya yapılan tehditler artık insanlığın vicdanında kabul görmemektedir.

Dün ABD’yi kurtarıcı ilan edenler, bugün ABD’yi düşman olarak görmektedirler.

1980’den beri dünyayı savaşlarla dizayn eden liberal dalga ve demokrasi oyunu, başta ABD olmak üzere, Avrupa ve diğer bütün alanlarda geri çekilme sürecine girmiş ve inandırıcılığını kaybetmiştir. Dünyada gelişen aşırı milliyetçi dalga ve Avrupa’nın bir çok ülkesinde gelişen ırkçı faşist gelişmeler, Avrupa’da yeniden boy veren aşırı faşist nitelikli partiler parlamentolarda pozisyon alarak geleceğin dünyasını etkilemeye devam ediyorlar.

İngiltere’nin, AB ‘den ayrılması krallığın tahtını sarsmıştır, elitler artık çok ta belirleyici değildir. Dip dalgası farklı şekillenerek, dünyaya farklı bir milliyetçi enerji pompalarken, buna karşı gelişen emek hareketinin tarihsel dibe vuruştan, Tarihsel bir yükselişine bir geçişine tanıklık etmekteyiz,

”Milad” diyebileceğimiz bir tarihsel yeniden başlangıç.

ABD, baskıcı militarist politik bir savaş örgütü iddiasını Donald Trump üzerinden sürdürerek, içine düştüğü yönetim krizini aşmaya çalışırken dahada saldırganlaşarak, dünyayı ekonomik savaş ve fiili savaşlarla tehdit etmeye devam ediyor. Çin, Rusya, Türkiye, dahada faşist totaliter baskıcı rejimlere kaymış ve özellşikle Türkiye, adeta demokratik sokak hareketleri sıfır noktasında minimalize edilerek kontrol edilmektedir. İran’da ki faşist Orta-çağ kalıntısı molla rejim, her gün onlarca Kürt yazar, düşünür, savaşçı, ve emekçisini idam ederek bölgede bir güç olma iddiasını şiddetle pekiştirme çabasındadır.

ABD, dünyada oyun kurucu rolünü tekleştirerek, adeta dünyaya meydan okuyor, daha düne kadar ”stratejik müttefik’ olarak gördükleri ülkeleri, stratejik düşman ilan edebiliyor ve bu tavrıyla dünyanın güvenliğini ciddi bir şekilde tehdit ediyor…ABD bu tavrıyla giderek tecrit olurken, diğer taraftan dünyanın güveliğini ciddi bir tahribata uğratarak, dünyayı yaşanılmaz kılıyor. Diğer taraftan Çin’in Avrasya üzerindeki etkisi her geçen gün artarak devam ediyor ve bu genişleme ABD ve Avrupa ülklerinin pazar alanlarını daraltarak, onları yeni pozisyonlar almaya zorluyor.

Özellikle dünya ticaretinin hala %34’nü kontrol eden ABD bu gelişmeden muazzan derecede rahatsızlık duyarak, bölgede daha agresif politikalara yöneleceğinin mesajlarını açıktan veriyor. Donald Trump bu sürecin ürettiği bir kişidir ve abd’nin Gorbaçov’udur. ABD ve yöneticileri, büyük bir ahlaki çöküntü içine düşmüş, jeo-politik ve jeo-stratejik türbülanslar yaşayan ve dünyaya ahlaksızlık, hukuksuzluk pompalayan bir asalaklar gruhuna dönüşmüştür.

ABD’nin Orta-Doğu politikaları, İsrail, ve gerici Arap petrol Şehleri üzerinden yürüyen, -Mısır’ıda bu cepheye dahil edebiliriz- kirli bir siyasetin, bölge halkları üzerindeki yıkıcı etkileri her geçen gün dahada vahşileşerek devam etmektedir. Bu sürecin sürdürülebilirliği tamamen kirli bir savaşa endekslenmiş ve bu savaşın yeniden bir paylaşım savaşı olduğu artık çok nettir.

Rusya ise, bölgeye ilişkin politikalarıyla bu sürecin bir parçası olmuş ve bölgesel düzlemde önümüzdeki süreci belirleyen temel gücü konumundadır. İran,-Irak-Suriye-Lübnan Şii ekseni üzerinde askeri-politik manevralar yapan orta düzeyde bir ülke konumun dadır ve şimdilik sürecin bir parçasıdır.
Dünyamız şimdilik bir barış sürecine uzaktır, bu barış gelecekse, Orta-Doğu’nun ve ezilen dünyanın özgürleşmesiyle gelecektir. Bunun dışındaki çözüm önerilerinin hepsi savaşın hizmetindedir ve oraya hizmet etmektedir. ABD ekonomisi ve abd’nin iç politik dengeleri ciddi bir çıkmazın eşiğindedir ve bu süreç kaçınılmaz olarak ABD’yi büyük bir panik içine sürükleyerek ve ciddi yönetim krizine sokmuştur. ABD’nin bugün ciddi bir yönetim sorunu vardır.

Liberal yeni dünya düzenin kurucusu ve baş aktörü ABD ve Birleşik Krallık-İngiltere kurdukları düzenin, nasıl da büyük bir düzensizlik olduğuna tanıklık etmektedir. Savaşlarla dayatılan bir düzen ve bütün ekonomik kaynakların silahlarla dağıtıldığı bir dünya…

Şimdi bu emperyalist, liberal kapitalist piyasanın yerine, farklı politik, ideolojik,askeri ve ekonomik bir piyasa inşa edilmek isteniyor ve bu piyasa savaşla inşa edilecektir…Önümüzdeki sürecin, Dünyayı iki kutuplu değil, üç kutuplu bir sürece doğru zorladığını söylemek bir iddiadan öte bir gerçeğe dönüşme potansiyyelleri taşımaktadır. Bu sürecin nereye doğru evrileceğini önümüzdeki çalışmalarda dahada net söyleme şansına sahip olacağız.

Erdoğan ATEŞİN
28.09.2018

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.