‘Dikenli telleri sökün halklar kucaklaşsın’
24.01.2017 09:37 BİRGÜN GAZETESİ KÜLTÜR SANAT
Mahmut Alınak’ın ‘Aşk, Hicran ve İsyan’ adlı kitabı çıktı. Alınak: Sınırlara çekilen dikenli teller bugün sökülüp atılsa ortalık güllük gülistanlık olacak ve halklar bayram havası içinde kucaklaşacaklar

MAZLUM VESEK

Romanları, denemeleri, kalem kavgası yazıları ve siyasetçiliğiyle tanıdığımız Mahmut Alınak bu defa modern bir destanla Aşk, Hicran ve İsyan’la çıkıyor okurun karşısına. Destan, çünkü eserde Karapét’ é Xaço’ nun gökleri sarsan yüz yıllık sesi var, Rüstemé Zal’ın dağlara çekilen ruhu ve Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı’nın çığlığı var. Mahmut Alınak ile yeni kitabını konuştuk.

» Eserinizdeki dili konuşmak isterim. Çok güçlü Kürtçe anlatılan bir destan duygusu var. Anadilinizin Kürtçe olması doğal olarak bu sonucu getiriyor; ancak sözlü bir tarih çalışması yaptığınızı gözlemliyoruz. Eseri hazırlarken ‘eskilerden’ kimseyi dinlediniz mi?
Eserde geçen hikâyeler 1918’lerde yaşanmış gerçek olaylar. Kurgu çok az. Bazı yerlerde esere edebi bir renk ve lezzet katmak için kurguya başvurduysam da, vakalar ve kişilerin çoğu gerçek. Halklar arasındaki o aptal savaşta vatanları olan Erivan’dan kaçmak zorunda kalan dedelerimiz Elegez Dağı’na bakan çeperlerin dibine çöker, vatan hasretini ve savaşı yorulmak nedir bilmeden anlatırlardı. Biz çocuklar o acıklı hikâyeleri dinleyerek büyüdük.

» Kitabınızı okurken, meraklı bir okuyucu kitabı alıp inceledi. Ardından “Tanıdığım Karslılar gündelik hayatında da böyle şiir gibi konuşuyor. Bu bana çok ilginç geliyor; ama onlar için çok sıradan bir durum” gibi bir ifade kullandı. Eleştirmenlikle ilgisi olmayan bir okuyucunun bu gözleminden yola çıkarak, memleketiniz Kars’ın bu şiirsel çalışmada ne denli etkisi var?
Kars’ta iki dil konuşulur; Kürtler Kürtçe; Azeriler, Yerliler, Terekemeler ve Türkmenler ise Türkçe konuşurlar. Eserdeki şiirsel anlatımda Kars dilinin etkisi yok. Yeni bir tarz ve destansı bir anlatım biçimi denemek istedim.

» Bu şiirsel metinde Kürt ve Ermeni halkları arasındaki ilişki önemli yer tutuyor. Edebiyatımızın eksene almaya pek cesaret etmediği bir konuyu ele almışsınız. Edebiyat ve genel anlamda sanat eserlerinde Ermeni halkından söz etmenin, asırlık bir sorun hakkında nasıl bir etki/katkı yaptığını düşünüyorsunuz?
Eserde geçen olaylar 1918’de bölgemizdeki karşılıklı çatışmalardan oluşuyor. Türk komutanlar Kürt Hamidiye Alayları’nı da kullanarak Ermenilere karşı bir savaş başlattı ve Ermeniler de karşılık verdi. Her iki tarafta da korkunç katliamlar yaşandı. Sünni Hamidiye Alayları sadece Ermenilere değil Alevi Kürtlere de zulüm yaptı. Bu ve benzer eserler tarihteki Ermeni Jenositinin hafızalarda canlı kalmasında ve bugün Ortadoğu’yu kana bulayan eli kanlı milliyetçilik, dincilik ve mezhepçiliğin mahkûm edilmesinde umarım faydalı olur.

» Anlatınız günümüz Türkiyesinin serhat boyunda geçen bir hikâye. Araya çekilen sınırlara rağmen halkların tarihsel, kültürel ilişkileri olumlu-olumsuz yönde sürüyor. Bu yönüyle eserinizin ‘sınır’ olgusuna da işaret ettiğini görüyoruz. Anlattığınız yöre insanının sınırların henüz günümüz haliyle belirlenmediği ve kültürün zenginliğin bu denli eksiltilmediği dönemle ilgili hafızası güçlü mü?
Sınırlara çekilen dikenli teller bugün sökülüp atılsa ortalık güllük gülistanlık olacak ve halklar bayram havası içinde kucaklaşacaklar. O iğrenç savaşa rağmen halklar arasında hiçbir sorun yok, barış içinde birlikte yaşayabilirler. Onları birbirlerine düşürenler, Allah’ın belâsı o egemenler ve onların devletleri.
» Yazarlık serüveninizde tutukluluk dönemlerinizin etkisini görüyoruz. İlk iki kitabınızı 90’lı yıllarda cezaevindeyken yazdığınızı biliyoruz. Bu kitapta da, en azından ‘ithaf’ında bir tutukluluk sürecinin izlerini görüyoruz. Yazma sürecinizde bu süreçlerin etkisini/katkısını özetlemenizi istesek neler söylersiniz?
Yazmak eskiden beri en büyük sevdamdı. Köyde kuzuya giderken elimde bir kurşun kalemle dizime saman sarısı bir kâğıt koyar, ekmek parası için civar köylerde kapı pencere tamiri yapan dedemi yazmak isterdim. Ne var ki, elimde sımsıkı tuttuğum kurşun kalemden dizimdeki kâğıda bir iki kelimeden başka bir şey düşmezdi. Çünkü doğru dürüst Türkçe bilmiyordum, Kürtçe konuşsam da Kürtçe diye bir dilin olduğunu bilmiyordum. Yazmaya milletvekiliyken, tutuklandığımız Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde başladım. Mahpusluk insanın hayatına bambaşka anlam katar. Duygularınız göklerin doruklarında dolaşır. Bir çukurdasınız ve hayatı, hayata dair her şeyi özlüyorsunuz. Sizi, hayattan men ederek o mezarlığa kapatanlara ve onların temsil ettikleri rejime karşı öfke dolusunuz. Rejimle onun en güçlü olduğu zeminde mücadele etmek gerekiyor. Cezaevinde işte bu duygularla kaleme sarılıyordum.

» Şiro’nun Ateşi, Nazo adlı kitaplarınız 1990’lı yılların ortamını anlatan çalışmalardı. Siyasi tecrübeleriniz ve dönemin atmosferinin hâkim olduğu eserlerdi. Bu kitaplarınıza dönüp bakıyor musunuz?
Şiro’nun Ateşi ve Nazo’daki zulüm bugün de tüm şiddetiyle sürüyor. Devlet 8 Kürt şehrine karşı apaçık bir savaş başlattı, şehirler toplarla kül ufak edildi, binlerce insan katledildi. Halk, yaktığı ateşin başında canı kadar sevdiği köyünü, Bana’yı terk etmeyen Şiro gibi toprağından kopmuyor.

-Sözünü ettiğimiz eserleriniz dönemin güncel olaylarını sıcağı sıcağına anlattığınız eserlerdi. 1990’ları inceleyen herkesin dönüp okuması gereken iki kitap. Güncel konulara edebiyatta yer vermek, ülkemiz yazarlarının pek tercih ettiği bir konu değil. Bazı konular küllendikten sonra dönüp yazılır. Günümüz yazın ortamıyla ilgili olarak bu bağlamda neler söylemek istersiniz. Yazar ve okuyucu olarak edebiyatımızdan beklentiniz nedir?
Edebiyatın resimli romanlardan öteye bir işlevi olmalı. Derdi olan, karanlığa kılıç çeken, kişiyi ve toplumu ruhsal değişime zorlayan bir kuvvet olmalı. Yoksa içi boş o resimli romanlardan bir farkı kalmaz.

-Aşk, Hicran ve İsyan ile şiirsel bir deneme yaptığınızdan söz ettiniz. Bu sizin için yeni bir tarz. Önünüzde bir dosya ya da bir plan var mı? Yeni bir yenilik gündemde mi?
‘Pişmanlık’ adında yayımlanmayı bekleyen bir roman ile ‘Geriye Dönüp Baktığımda’ ve ‘Yüzyıl Sonraya Yazılan Mektuplar’ adlı bitmiş kitaplarım var.

» Aşk, Hicran ve İsyan’da Karapete Xaço’nun kitaba konuk olması kitabın en renkli özelliklerinden biri. Dengbej anlatısının hem bu eseriniz üzerinde hem genel anlamda yaşamınızdaki etkisinden söz edecek olursanız…
Karapété Xaço içimde kor gibi yanıp duran bir ateş. O dokunaklı sesi, bir hayat boyu dinleyebilirim. Aşk, Hicran ve İsyan’ı yazarken dengbéjlerle uzun yolculuklara çıktım, onlar olmasa eserde bu destansı dili tutturamazdım.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.