TÜRKİYE ESİR KAMPLARI
Geçen hafta Cumartesi Anneleri İstanbul’da yine Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemindeydiler.
Ellerinde çocuklarının fotoğrafları ile devletin kaybettiği çocuklarının akıbetini soruyorlardı. Dostları onları yine yalnız bırakmamışlardı.
Ben anneleri ne zaman ziyaret etsem, kendimi dipsiz bir karanlıkta prangaya vurulmuş gibi hissederim. Devletin kaybettiği insanların fotoğrafları karşısında ezilir, bir şey yapamamanın aczi ile dolarım.
Bu defa da öyle oldu, elimde bir kayıp fotoğrafı ile bir annenin okuduğu açıklamayı dinlerken kör bir uçurumdan aşağı düşer gibiydim. Kanım donmuş, düşüncelerim susmuştu.
Anneler bu hafta Elazığ Cezaevi’ndeki barbarlığı gündemlerine almıştı.
Mahpusları çırılçıplak soyarak arama vahşeti her cezaevinde olduğu gibi Elazığ Cezaevi’nde de sürüyormuş.
Açıklamayı dinlerken, devletin tepesinde oturanlar tek tek gözümün önüne geldi; kendileri, eşleri ve çocukları bu zorbalığa maruz kalsalardı acaba ne hissederlerdi, diye düşündüm bir an.
Elazığ Cezaevinde kadın mahpuslara saldırılmış, saldırıda yaralanan İlke Başak Baydar adındaki kadın mahpus kan kusmuştur.
Mahpusların tüm insanı ayakları çiğnenerek kendilerine tam bir zindan hayatı dayatılmıştır.
Elazığ Cezaevi’ndeki bu vahşetin gösterdiği gibi, Türkiye cezaevleri birer esir kampıdırlar. Ortaçağ zindanlarından tek farkları hücrelerin lambayla aydınlatılmış olmasıdır.
Devlet hapishaneye kapattığı muhalifleri düşman olarak görmekte ve onlardan intikam almaktadır.
Cezaevlerindeki bu barbarlık bir devlet politikasıdır. Bir asırdır sürüp gidiyor. İktidara gelen her parti bu politikaya sadık kalmayı bir görev olarak görür. Çünkü onların işi bu düzene bekçilik ve tetikçiliktir.
Bugün KAN PARTİ bu politikayı uyguluyor, yarın başka bir parti uygulayacak.
Bu nedenle hükümetlerden cezaevlerini insanileştireceğini beklemek boş bir hayaldir. Onlara çağrı yapmak yok yere nefes tüketmektir.
Hükümetler ancak güçlü halk bir muhalefetiyle bu terörü durdururlar.
Ne yazık ki, bugüne kadar böyle bir muhalefet oluşmadı. Çünkü muhalif olduklarını söyleyen partilerin bir cezaevi politikası yoktur. Hatta böyle bir dertleri de yoktur.
Halk başsız kalınca, cezaevlerindeki çocuklarına sahip çıkamıyor. Bu ayıbın nedeni halk değil, halkı kontrol altında tutan muhalefetteki partilerdir.
Güçlü bir irade cezaevlerindeki bu dizginsiz terörü durdurabilir.
Bunun nasıl olacağını tartışmak gerekiyor.
Görev aydınlara ve devrimcilere düşüyor. Partilere kaldıysa, devlet terörü cezaevlerinde daha çok can yakacak.

Mahmut Alınak

alinakavdo@gmail.com

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.