(Marksizmin Ulusal Hareketler Konusundaki Tutumu)
Marks ve Engels’in, ilk Komünist Partisi (1847-1852) ve Birinci Enternasyonal’in (1864-1876) ulusal hareketlere yaklaşımı dönemin en aktüel ulusal sorunları etrafında somutlaşır.
İtalyan, Alman, Macar, Polonya ve İrlanda sorunlarıdır bunlar.
Yahudi Sorunu’ndaki ve Amerikan İç Savaşı’ndaki tutumları da bu konuyla ilişkilidir.
Farklı tipte sorunlardı bunlar.
İtalya ve Almanya’nın birlik sorunları vardı.
Marks ve Engels, bu iki ülkedeki ulusal birlik talebini desteklediler.
1848’den itibaren Polonya’nın, 1869’dan sonra İrlanda’nın da bağımsızlık taleplerini desteklediler.
Ancak Slav ulusal hareketlerini desteklemediler.
Köleliği savunan Amerikan eyaletlerinin ayrılma hareketine de şiddetle karşı çıktılar.
Ama Macar Devrimi’nin (Macar bağımsızlık savaşı, 15 Mart 1848-Ağustos 1849) en ateşli savunucuları Marks ve Engels’ti.
Çelişkili gibi görünen tüm bu tavırların ardında bir ve aynı bakış açısı, bir devrim stratejisi vardı.
Komünistler, ulusal sorun politikalarını kendi nihai amaçlarını gözardı ederek oluşturamazlar.
Bu nihai amacı uzaklaştıran değil, yakınlaştıracak türden devrimci bir çözüm yolu önermek zorundadırlar.
Marks ve Engels, ulusal sorunların devrimler yoluyla, aşağıdan yukarıya, ezilen sınıfların kurtuluş mücadeleleri lehinde çözülmesinden yanaydılar.
Örneğin Almanya’nın birleşme sorununu “Sürekli Devrim” stratejisi ile bağlantıya soktular.
Bu yaklaşım burjuva demokratik devrimlerini tamamlamakta gecikmiş başka ülkeler için de yol göstericiydi.
Nitekim Lenin, Parvus ve Troçki, 1848-49 Alman Devrimi’nin yenilgisinden sonra ilk Komünist Partisi’nin Mart Genelgesi’nde (1850) formüle edilen bu anlayışı özenle incelemiş ve Rusya’ya uyarlamaya çalışmışlardır.
Geçerken not etmekte yarar var sanırım:
Burjuva devrimleri yabancı egemenliği altındaki ülkelerde ulusal kurtuluş savaşları (bağımsızlık savaşları), bölünmüş ülkelerde birlik mücadeleleri şekline bürünmüşlerdir.
Birer örnek olarak Hollanda ve İtalya verilebilir.
Hollanda’da burjuva kurtuluş savaşı İspanya’ya karşı bağımsızlık savaşı şeklinde, İtalyan burjuva devrimi ise birlik ve bağımsızlık savaşı biçimi altında yaşanmıştır.
Ulusal sorunların hangi yöntemle, hangi sınıf (lar) tarafından, kimin çıkarları lehinde çözüleceği çok önemlidir.
Marks ve Engels’in çeşitli ulusal hareketlere karşı tutumunu belirleyen Avrupa (ve dünya) ölçeğinde demokratik mücadelenin ve proletarya devriminin çıkarlarıydı.
Bu çıkarlardan hareketle yalnızca kurulu düzene muhalefet eden, bu düzene karşı mücadele yürüten hareketleri desteklediler.
Bunun anlamı dönemin ulusal hareketlerinin Rusya, Avusturya ve Prusya gericiliği karşısında nerede durduklarıydı.
Çünkü bahsi geçen tarihsel konjonktürde gericiliğin kıta çapındaki kaleleri başta Çarlık olmak üzere bu üç monarşiydi.
Kıtada eskimiş kurulu düzeni ayakta tutanlar, bu amaçla 1789 Büyük Fransız Devrimi’nden beri nerede olursa olsun her devrimci kalkışmayı ezmeye koşanlar, Avrupa’nın bu en köklü ve en yaygın hanedan evleriydi (Habsburg, Hohenzollern, vd).
1848 Avrupa Devrimleri başladıktan sonra Prag’da Slav halklarının temsilcilerinden oluşan bir kongre toplanmış (2-12 haziran 1848), bütün Slavlar için bağımsızlık talep eden bir Manifesto yayımlamıştı.
Bakunin’in de katıldığı bir kongre bu.
Marks ve Engels, Polonya hariç, Slav halkların bağımsızlık talebini desteklemediler.
Çünkü, Engels’in ifadesiyle söylersek, “Slavların 1848 devrimlerindeki duruşu karşı-devrimciydi.”
Engels, konu Slavlar olduğunda, bu karşı-devrimci duruşun geleneksel/tarihsel bir duruş olduğuna işaret etmekte ve devrimci öfkesini şu ifadelerle açığa vurmaktadır:
“Tekrarlıyoruz: Polonyalılar, Ruslar, bilemediniz Türkiye Slavları hariç, hiçbir Slav halkın geleceği yoktur….Dil ve tarih bakımından farklı olsalar da, hiçbir zaman kendilerine ait tarihleri olmadı…Pan-Slavizm, pan-Germanizm gibi gerici ve çocukçadır….Pan-Slavcılar milliyeti devrimden üstün tutuyor. Çünkü devrime katılmak için istisnasız tüm Slavları tek bir ulus gibi görmemizi ve tek bir bağımsız Slav devleti olmalarını desteklememizi koşul olarak öne sürüyorlar….Ama devrim kendisine herhangi bir koşul empoze edilmesine izin vermez. Bir insan ya devrimcidir ve devrimin sonuçlarını kabul eder ya da karşı-devrimin kollarına sürüklenir. Bakunin diyor ki, Almanlar ve Macarlar, Avusturya Slavlarına bağımsızlıklarını garanti etsinler. Avrupa’nın devrimci uluslarına bunu dayatmak, kapımızda karşı-devrime engelsiz varolma ve devrimi ezme serbestisi tanımaktır…Biz Almanlar, Polonyalılar ve Macarlarla beraber devrimi güvenceye almak için Rusya ile ittifak edecek olan bu Slav halklarına karşı en kararlı teröre başvuracağız….”.
(Bkz. Engels, Democratic pan-Slavism, Şubat 1849).
Bu satırlar Avrupa’nın devrim ve karşı-devrim şeklinde iki düşman kampa bölündüğü koşullarda ve cephede kaleme alınmıştır.
Yani bağlamından koparılmadan değerlendirilmek zorundadır.
Amerikan örneğinde ise günün yakıcı sorunu kölelikti.
Rusya’da serflik vardı, Amerika’da kölelik.
Amerikan birliğinden (The Union) ayrılmak isteyen güney eyaletleri köleliği savunuyordu.
Afrika kökenli yüzbinlerce Amerikalı 19. yüzyılda bile köle statüsünde tutuluyordu.
Amerikan İç Savaşı (1861-1865) bu kölelik konusu üzerinde patlak vermişti.
Marx ve Engels, köleliği savunan güney eyaletlerinin ayrılma (bağımsızlık) hareketini desteklemediler.
Bunların oluşturduğu ‘Konfederasyon’un tanınmasına karşı çıktılar.
“Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”, yani bağımsızlık/ayrılma hakkı ilkesinin ne denli kötüye kullanılabildiğinin çarpıcı bir örneğini buluyoruz bu örnekte.
Bu tutumları Marks ve Engels’i Prodhon (1809-1865), Bakunin (1814-1876), Ferdinand Lasalle (1825-1864), Karl Vogt (1817-1895) ve başkalarıyla karşı karşıya getirdi.
Prodhon ve izleyicileri ulusal sorunları (dolayısıyla bu sorunlarla sıkıca bağlantılı köylü sorunlarını) görmezden geliyor, her sorunda herkese Fransa’da devrimi beklemelerini öğütlüyorlardı.
Marks’ın Engels’e mektuplarından birinde şu satırları okuyoruz:
“Paris’te öğrenciler arasındaki Prodhoncu klik (Courrier français), barış vaaz ediyor. Savaşı modası geçmiş bir şey ve milliyetleri safsata/saçmalık olarak ilan ediyor, Bismark’a, Garibaldi’ye vs saldırıyor. Onların bu etkinlikleri şövenizme karşı polemik olarak yararlı ve anlaşılırdır. Ama Fransızlar yoksulluğu ve cehaleti ortadan kaldırana kadar Avrupa’nın tamamı kıçı üzerinde sessizce oturmak zorunda kalacaktır inancındaki Prodhon’un sadık takipçileri olarak gülünç bir duruma düşüyorlar…”.
(Bkz. Marx To Engels in Manchester, June 7, 1866).
Marks ve Engels’in Bakunin’le polemikleri ise Slav ulusal meselesi yüzünden başladı.
(Bkz. Mikhail Bakunin, Appeal to the Slavs, 1848; Engels, Democratic Pan-Slavism, Yeni Ren Gazetesi, Köln, 1849).
İtalya konusunda önce Lasalle ile anlaşmazlığa düştüler, daha sonra da Karl Vogt ile kapıştılar.
Konu Avusturya ve Fransa arasında İtalya’da patlak veren savaştı.
İtalyan birliği süreci üzerinde kritik bir rol oynayan bu savaş, “İkinci İtalyan Bağımsızlık Savaşı” (1859) olarak da adlandırılmaktadır.
Bu savaş konusunda Marks ve Lasalle arasında anlaşmazlıklar ve polemikler yaşandı.
Napolyon III tarafından kullanıldığı açığa çıkan Prof. Karl Vogt’un saldırısına Karl Marx’ın verdiği cevap, müthiş bir polemik örneği olarak oldukça ünlüdür.
(Bkz. Karl Marx, Herr Vogt, 1860).
1859’da İtalya üzerinde cereyan eden Avusturya-Fransa Savaşı’nda Marks ve Engels’in benimsedikleri tutum ile Lenin’in Birinci Empeyalist Paylaşım Savaşı’ndaki tutumu arasında bir paralellik kurulabilir.
Unutulmaması gereken bir diğer nokta, Marks’ın ve Engels’in ulusal hareketlere desteğinin hep eleştirel bir destek olduğudur.
Destekledikleri hareketleri yeri geldiğinde eleştirmekten geri durmadılar.
Örneğin Fenian (İrlanda) hareketinin bireysel terörizmi karşısında susmadılar.
(Bkz. Engels’in Marks’a 29 Kasım ve 19 Aralık 1867 ve 9 Aralık 1869 tarihli mektupları; Engels To Marx, November 29, 1867; Engels To Marx, December 19, 1867; Engels To Marx, December 9, 1869).
Polonya’da ve İrlanda’da sosyal sorunun (toprak/köylü sorunu) önemini, bu hareketlerin Avrupa işçi hareketiyle ve komünistlerle dayanışma içine girmelerini sürekli vurguladılar.
Marks ve Engels’in Polonya konusundaki tutumunu tasvip etmeyen Polonyalı Marksistler de vardı.
Polonya’nın Rusya’dan ayrılmasına (bağımsızlık talebine) karşı çıkıyordu bunlar.
Bu itiraz sonraları özellikle Rosa Lüxemburg tarafından seslendirildi.
Polonya sosyalist hareketi İkinci Enternasyonal’de iki rakip parti tarafından temsil ediliyordu.
Biri (PSP) Polonyanın bağımsızlığı talebini ileri sürerken, Roza Lüxemburg’un partisi karşı çıkıyordu buna.
II. Enternasyonal’in 1896 Londra Kongresi’nde alınmış olan kararın acil nedeni bu anlaşmazlığı çözmekti.
Fakat bu çabalar sonunda ulusal sorun konusunda genel bir kararın ortaya çıkmasını sağladı.
“Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı” konseptine yer veren bu kararın tam metni şöyledir:
“Bu kongre bütün ulusların tam self-determinasyon hakkını desteklediğini ve şu anda militarist, ulusal ve diğer otokratik yönetim biçimleri altında acı çeken bütün ülkelerin işçilerine sempatisini ilan eder. Kongre, uluslararası kapitalizmi yenilgiye uğratmak ve uluslararası sosyalizmin amaçlarını başarmak için, tüm bu ülkelerin işçilerini bütün dünyanın sınıf bilinçli işçilerinin ortak kavgasına katılmaya çağırır.”
(Aktaran Vladimir İlyiç Lenin, Ulusların Self-Determinasyon Hakkı, Şubat-Mayıs 1914).
Ama İkinci Enternasyonal partilerinin hepsi bu karara bağlı kalmadılar.
Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi kuruluş kongresi (1898) bu kararı kendi ulusal sorun programı olarak aynen benimserken, Avusturya partisi bu kararla bağdaşmayan farklı bir program benimsemiştir.
Avusturya programının fikir babaları Karl Renner (Rudolf Springer) ve Otto Bauer ikilisiydi.
Bu ikili, özellikle Bauer, bir ulus teorisi geliştirdiler.
Bu teori ve program Rusya’da Yahudi burjuva partileri ve Yahudi işçi hareketi Bund tarafından da benimsendi.
Bu gelişmeler RSDİP ile Bund arasında anlaşmazlıklara ve ayrılığa yolaçtı.
Bolşeviklerin ulus teorisi işte bu tartışmalar ve ulusal sorunlar etrafında beliren farklı tipte milliyetçi eğilimlerle mücadele içinde alternatif bir teori olarak şekillendi.
(devam edecek)

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.