MKP 3. KONGRE SOSYOEKONOMİK YAPI REVİZYONU İLE DHD TASFİYESI YAPIYOR

Anadolunun şimdiki toplumsal yapısını  belirleyen etmenler,Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa’ya verilen kapütülasyonlara kadar dayanır.Anadolu 19. yüzyılda kapitalizmin en yüksek aşamasına geçmiş emperyalistlerin güdümüne girmiş ve  toplumsal yapı bu ilişkilerin niteliğine ve niceliğine göre şekillenmeye devam etmektedir.
       Tanzimat hareketleri,İslahat hareketleri,1, meşrutiyet,2.meşrutiyet ve cumhuriyet emperyalizme bağlı olarak gerçekleştirilmiş reform hareketlerinden ibarettir.   
     savaşından sonra İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin Osmanlı topraklarını işgaline karşı,Türk ticaret burjuvazisi,toprak ağaları,tefeciler,bir miktar sanayici,İttihat Terakkici bir kısım asker bürokrat zümre toprakları ve ticareti yabancılardan kurtarmak için mücadele başlattı.
       Kurtuluş mücadelesini başlatan sınıflar,savaş sırasında bile kendileri ile savaştıkları Fransa, İngiltere ve İtalya emperyalistleri ile ticari anlaşmalarını sürdürdüler.Bir süre sonra  Anadolu burjuvazisi ve toprak ağaları,emperyalistlerin şartlarını kabul etti ve Lozan Antlaşması ile Anadolu, yarı- feodal yapısı ile sömürgecilikten kurtuldu fakat yarı sömürge olarak kaldı.
       Anadoluda bugüne kadar başlamış ve tamamlanmış hiçbir toplumsal devrim yoktur.İkinci meşrutiyete kadar olanların tamamı emperyalistlerin güdümündeki reform hareketleri idi zaten.İkinci Meşrutiyet ise cılız bir burjuva hareketi olup,başarısızlıkla sonuçlanmış,hareketin başındakiler emperyalistlerle birlikte kapitalist ve feodal üretim ilşkilerini yan yana sürdürmüşlerdir.İkinci meşrutiyetin ilanındada cumhuriyetin ilanındadan sonra da iktidardaki toplumsal sınıflar önceki toplumsal sınıflarla aynıdır.
       Cumhuriyetle birlikte elbette ki değişen bazı şeyler vardır.Cumhuriyetten önceki komprador büyük burjuvazinin, toprak ağalarınıneski bürokrasinin,ulemanın yerini,ulusal karakterdeki orta burjuvazi içinden güçlenerek çıkan emperyalizmle komprador ilişkilere giren Türk ve Kürt burjuvazisi ve eski Türk ve Kürt komprador burjuvazi ve toprak ağalarının bir kısmı aldı.
        Anadoluda bugün istihdam edilen 22 594 000 kişinin yaklaşık %61’i üçretli veya yevmiyeli,%25’i kendi hesabına çalışan, veya işveren,%13,6’sı ücretsiz aile işçisidir.
       Ücretli ve maaşlı olan13 762 000 kişinin 527 000 i tarım, 4 950 000 i sanayi, 8 285 000 i hizmet sektöründe çalışmaktadır. Kendi hesabına çalışan 5 750 000 kişinin 2 513 000 i tarım, 883 000 i sanayi, 2 354 000 i hizmet sektöründe çalışmaktadır.Ücretsiz ailşe işcisi olan 3 083 000 kişinin 2 643 000 i tarım, 94 000 i sanayi, 346 000 i  hizmet sektöründe faaliyet göstermektedir.
       Kendi hesabına çalışan 5 750 000 kişinin %90 ı 1-4 kişi çalıştıran iş yeri sahibi,%6 sı 5-9 kişi çalıştıran iş yeri sahibi,%2 si 10-24 kişi çalıştıran iş yeri sahibi, %1 i 25-49 kişi çalıştıran işyeri sahibi ve %0,5 i 50 kişiden fazla işçi çalıştıran işyeri sahibidir.
        Ücretsiz aile işçisi olan 3 083 000 kişinin %86 sı 1-4 kişi çalıştıran işyerlerinde, %0,6 sı 10-24 kişi çalıştıran işyerlerinde, %0,03 ü 25-49 kişi çalıştıran işyerlerinde, %0,03 ü 50 den fazla kişi çalıştıran işyerlerinde çalışmaktadır.
        Merkezi feodal Osmanlı imparatorluğu döneminde, küçük üreticilere toprağın küçük parçalar halinde sadece kullanım hakkını veren Asya tipi üretim biçimi uygulandığından bu olgu önce köylülüğün farklılaşmasını yavaşlatmış el zanaatları ve manifaktürün gelişimini ve buna bağlı olarak ilkel birikimi engellemiştir.Sonrasında emperyalizmin önce meta ihracı ve sonrasında sermaye ihracı ile zaten güdük olan ve ilkel iş aletleri ile üretim yapan el zanaatlarını ve manüfaktürü çökertmesi ile yerli sanayinin gelişmesi engellendiği gibi karşılıklı diyalektik etki ile tarımda kapitalist üretim ilşkileri gelişememiştir.
        Anadoluda toprak mülküyeti, 1924 Anayasası ile güvence altına alınmış,eski tımar vb. toprakları işleyenlere,bu durumu kanıtlamaları halinde,bu toprakları mülküyetlerine geçireceklerine ilşkin yasanın çıkışından sonra bir çok nüfuzlu esnaf, büyük toprak sahibi, ellerindeki eski osmanlı belgelerini mahkemelere sunarak bu toprakları sahiplenmişlerdir.
         Osmanlı döneminden beri emperyalizm bir taraftan ülkedeki hammaddeleri talan etmekte,artı-değerin önemli bir bölümünü borçlandırma ile kendi hanesine aktarmaya devam etmektedir.Emperyalizm, bunu yaparken,kapitalizm öncesi geri üretim ilşkilerini korumakta, tarımın ve sanayinin gelişmesine engel olmaktadır.Bu talan ve soygun sisteminde küçük üretici köylü topraktan ve üretim araçlarından belli bir oranda kopmaktadır.Böylece özgür emekçilerin sayısı her geçen gün artmaktadır.Fakat bu artışın çok yavaş ve sancılı olduğu, tarım kesiminde yoksul ve küçük köylü üreticilerinin, sanayi kesiminde mikro ve küçük işletmelerin çokluğundan anlaşılmaktadır.Anadoludaki tarım ve sanayinin emperyalizmle ilişkisi artarak sürmekte, tarım ve tarım dışında gelişen ilkel birikimin geri üretim ilşkilerini tasfiyesi engellenmektedir.
         İlkel birikim denilen kavram serf niteliğinde topraksız köylülüğün ve küçük üretici köylünün üretim araçlarından ayrılması buna karşılık üretim araçlarının belirli ellerde toplanarak sermayeye dönüşmesidir.Kapitalizmin kendi dinamikleri ile geliştiği bir süreçteki ilkel birikim kavramı ile komprador kapitalizmin yarattığı ilkel birikim işlevsel olrak farklı olgulardır.Birinci olguda kapitalizmin gelişmesi ve ilkel birikimin gerçekleşmesi geri üretim ilşkilerinin tasfiyesi ile doğru orantılı iken ikinci olguda komprador kapitalizm bizzat geri üretim ilşkileri zemininde geliştiğinden bu ilşkileri koruyup sürdürmesi esas eğilimidir.
          Tarımda etkinlik gösteren 3 022 127 işletmenin arazi büyüklüğüne ve dahil edildikleri toplumsal sınıflara göre dağılımı  şöyledir:
          Tarımda etkinlik gösteren işletmelerin 1 952 142 si yoksul ve küçük köylü işletmelerdir. Bu işletmeler Anadoludaki tarım işletmelerinin %68 i olup, işlettiği arazi miktarı Anadoludaki toplam arazinin %21 idir ve bu işletmelerde bir traktöre düşen arazi miktarı 9 dekardır. Orta köylü işletmelerin sayısı 887 376 dır ve bu işletmeler Anadoluda tarım işletmelerinin %29 u olup, işlettikleri arazi miktarı, Anadoludaki toplam arazinin%45 idir ve bu işletmelerde bir traktöre düşen arazi miktarı 25 dekardır. Zengin köylüler 171 113 işletmeye sahiptir ve bu işletmeler, Anadoludaki toplam işletmelerin %6 sı olup, işlettikleri arazi miktarı,Anadoludaki toplam arazi miktarının %29 udur ve bir traktöre düşen arazi miktarı 730 dekardır.Büyük toprak sahipleri ve toprak ağaları 2 477 işletmeye sahip olup, bu iletmeler Anadoludaki toplam işletmelerin %0,15 i olup, işlettikleri arazi miktarı, Anadoludaki toplam arazinin %5 dir ve bir traktöre düşen arazi miktarı 1 265 dekardır.
         Yoksul ve küçük köylülerden arazi,si olanların %88 i yalnız kendi arazisini işlerken,diğerleri hem kendi arazisini hem zilyetlikle,hem kendi arazisini hem başkasının arazisini işletmektedir.Arazisi olmayanlar ise,kirayla,ortakçılıkla, diğer şekilde, iki yada daha fazla tasarruf şekli ile arazi işletmektedir.
          Orta köylülerden arazisi olanların %79 u yalnız kendi arazisini, işletirken,diğerleri,zilyetlikle,hem kendi arazisini hem zilyetlikle,hem kendi arazisini hem başkasının arazisini işletmektedir.Arazisi olmayanlar kirayla, ortakçılıkla,diğer şekilde, iki veya daha fazla tasarruf şekliyle arazi işletmektedir.
          Zengin köylülerden arazisi olanların %70 i yalnız kendi arazisini işletirken, diğerlerinin çok küçük bir bölümü zilyetlik, hem zilyetlik hem kendi arazisini işletirken, çok büyük bölümü hem kendi arazisini hem başkasının arazisini işletmektedir.Arazisi olmayanlar, tasarruf biçimlerinin tümüyle arazi işletirken, esas olarak kiracılık ve ortakçılık ile arazi işletmektedir.
          Büyük toprak sahiplerinin ve toprak ağalarının arazisi olanların %49 u yalnızca kendi arazisini işletirken, dğerleri topraklarını arazi tasarruf biçiminin tümüyle işletmekte, esas olarak, hem kendi arazisini hem başkasının arazisini işletenlerle işletmektedir.Arazisi olmayanlar ise, bütün tasarruf biçimleri ile arazi işletmekle birlikte, arazi işlettikleri esas tasarruf biçimi ortakçılıktır.
           Yoksul ve küçük köylü üreticilerinin büyük çoğunluğu, toprak sahipleri ile  veya temsilcileri ile zilyetlik, ortakçılık ve diğer feodal ilişkiler içinde değildir.Ancak Anadolu tarımında feodalizm esas olarak değişim sürecinden ziyade üretim sürecinin kendisindedir.Küçük meta üretimi yapan köylülük esas olarak kendi geçimlik ihtiyacı için kulanım değeri üretmektedir.Ürünün sonradan metalaşması bu gerçekliği değiştirmez ve bu kullanım değeri üretilirken yine belirleyici olarak satın alınmış emek değil aile emeği kullanılır.Yani emeğin kendisi metalaşmamaktadır.Artı ürünün bir kısmı zorunlu olarak diğer geçim araçlarını edinmek için metalaşır.Bu değişim sürecinde tefeci, tüccar ve tefeci, tüccar niteliğindeki devlet köylünün artı-emeğine el koymaktadır.Ürünün metalaşma sürecinde ürününü pazara götürecek olanağı olmadığından köylü ürünü pazar fiyatının altında bir fiyatla elden çıkarır.Ama esas sömürü şu olgudadır ki metalaşan ürünün kar realizasyonu tefeci, tüccar yada tefeci tüccar niteliğindeki devletle değişim sürecinde sonlanmaz;kar realizasyonu mamul maddenin yani sanayi ürününün pazara sunumu ile tamamlanır.İşte bu olgu, komprador kapitalizmin niteliği gereği gereksinim duyduğu ucuz hammaddenin yaratılmasının dinamiğinin tarımda küçük meta üretimi olduğu gerçeğinden kaynaklanır.
         Bu anlaşılır bir şeydir; eğer tarımda kapitalist ülkelerde olduğu gibi esas olarak satın alınmış emek kullanılsa idi ve bir tarafta üretim araçlarından yoksun emek kitlesi diğer tarafta üretim araçlarını ve toprağı sermayeye dönüştürmüş olan kapitalistler şeklinde bir sınıfsal bölünme oluşsaydı, kapitalizm kendi dinamikleri ile gelişecek ve ilkel birikim süreci tamamlanacaktı.Ancak emperyalizm ve ona bağlı olarak gelişen komprador ilşkiler bizzat kar realizasyonunu tarımın bu yarı-feodal niteliğinin yani küçük meta üretiminin çelişkileri ile gerçekleştirmektedirler.
          Komprador kapitalizm ve emperyalizmin gereksinim duyduğu ucuz hammadde ve hatta ucuz iş gücünü yaratan üretim ve hatta değişim süreci feodal karakterde olan küçük meta üretimidir.Komprador kapitalizmin ilkel birkimin oluşmasını engellediği iddaları doğru değildir.Büyük komprador holdinklerin kökeninde tefeci, tüccar sermayesi ve toprak ağalığı vardır.Oluşan bu sermaye birikimi tarımda küçük meta üretimini tasfiyeye yönelemez çünkü bizzat onun üstüne inşa edilmiştir.
         Başkasının toprağını işletenler işletmeyenlere göre çok daha kötü koşullarda üretim yapmaktadır.Ortakçılıkla kiracılık, kapitalist üretim biçimine yakınlığı ile karşılaştırıldığında, kiracılık daha yakındır.Ortakçılıkta, hasat iyi de olsa kötü de olsa, ürün önceden anlaşıldığı şekilde toprağı işletenle toprak sahibi arasında bölüşülmektedir.Kiracılıkta durum daha farklıdır.Hasat iyi olduğunda kira rahatlıkla ödenebilmektedir.Toprak verimliyse, ürün pazarda değer buluyorsa, ücretli işçi bile çalıştırılıp,kapitalist ilşkilere girilebilmektedir.Hasat kötü olduğunda, üretici kirayı ödeyememekte,ödediyse de kendisine bir şey kalmadığından, tefeciyle, tüccarla ilşkiye girmekte, daha önceden ilşkisi varsa, bu ilşkiler, kendi aleyhine dönüşmekte, topraktan ve üretim araçlarından kopmaktadır.
        Köylülüğün topraktan ve üretim araçlarından kopma süreci komprador kapitalizm koşularında kapitalizmmin kendi dinamikleri ile geliştiği koşulardan farklıdır.Bir taraftan giderek bölünen arazi ve yoğun sömürü yoksul ve küçük köylülüğü ve hatta orta köylülüğü topraktan koparırken köylülüğün oldukça önemli bir kısmı proleterleşmemekte ve yarı proletere dönüşmektedir.Tarımla ilişkisini toprağını ortakçı veya kiracıya bırakarak sürdüren bu kitle komprador kapitalizme ucuz iş gücü ve yedek iş gücü yaratmaktadır.Yarı- proleterler ücrete karşılık gelen gerekli emek zamanını düşürerek vasıfsız iş gücü kullanan sektörlerde komprador kapitalizme ucuz iş gücü yaratmaktadır.Ucuz iş gücünün bir diğer kaynağı da yedek iş gücüdür.
       Yoksul ve küçük köylü üreticiler, az sayıda ve ilkel tarım araçlarına sahip olup, kendi emekleri ile ve aile bireylerinin emekleri ile üretimde bulunmakta, kapitalist üretimdeki işçiler gibi çalışmaktadırlar.Onlardan farkları, üretim araçlarının kapitalistlere değil kendilerine ait olmasıdır.Üretim araçları kapitalistlere ait olsaydı, üretim ilşkileri kapitalistle olacaktı, fakat kendi toprağı olan yoksul ve küçük köylülerin ilşkileri, tefeci, tüccar ve tefeci, tüccar niteliğindeki devletle; başkalarının topraklarını işletenlerin ilşkileri, hem toprak sahibile hem de tefeci, tüccar ve tefeci, tüccar niteliğindeki devletledir.Bu sınıfın ürettiği artı emek,tefeci,tüccar,toprak sahibi ve tefeci,tüccar niteliğindeki devlet tarafından gasp edilmektedir.Daha başka bir anlatımla,yoksul ve küçük köylü üreticiler, feodal ilşki içinde üretimlerini sürdürmekte, çok zor duruma geldiklerinde, topraktan ve üretim araçlarından yukarıda anlatıldığı gibi kopmaktadırlar.
         Yoksul ve küçük köylü üreticiler,feodal üretim biçiminde görülen kullanım değeri üretmektedir. Bilinmektedir ki,kulanım değeri, üreticinin kendi gereksinimlerini karşılamak,yaşamını sürdürmek için yapılmaktadır.Bu nedenle,üreticinin ürünlerini pazara götürmesi,onun pazar için üretim yaptığı anlamına gelmez.Pazar için üretim, değişim değeri üretimi demektir.Küçük üreticinin kendi üretim araçları ile doğrudan ürettiği ve kullanım değerine sahip ürün, tüccar aracılığı ile bilinmeyen pazara götürüldüğünde değişim değerine sahip metaya dönüşmektedir.Burada artı- değer,feodal biçimde üretilmekte, değişim sırasında tüccar tarafından ele geçirilmektedir.Üretim araçlarına sahip kapitalist,emekçilerin iş gücünü ücret karşılığında satın alarak ürettiği ürünü parayla değiştirmek için pazara götürmektedir.Burada ürünün üretilme biçimi önemlidir,pazarda para yerine başka bir ürünle değiştirilmesinin hiçbir önemi yoktur.
         Kapitalist üretimin temel ölçütü üretimin ücretli emek tarafından yapılmasıdır.Kapitalist üretim, aynı zamanda süreç ilerledikçe sermaye birikimi yapar, küçük tarım üreticilerinin yerini  ücretli tarım işçileri alır.Yoksul ve küçük köylü üreticileri, üretim araçlarının parçası yada sahibidir ve doğayla ayrılmaz bir bütün oluşturmaktadır ve üretim araçları, üreticinin kendisini yeniden üretmek için kullanılmaktadır.
         Orta köylülerin büyük çoğunluğu kendi arazilerini işletir.Bu sınıfın esas özelliği, kendi emeği ile aile bireylerinin emeği ile tarımsal üretim yapmaktır.Küçük meta üretimi yapan orta köylüler, bazen tarım işlerinde ve tarım dışı işlerde geçici ücretli işçi olarak çalışırken, bazen kendileri de ücretli işçi kiralayarak kapitalist meta üretimi yani pazar için üretim yapmaktadırlar.İşleri iyi gidenler zamanla kapitalist çifçilere dönüşürken, kötü gidenler, tüccar tefeci veya banka borçları nedeni ile topraktan ve üretim araçlarından kopmaktadırlar.
          Zengin köylülerin esas üretim biçimi , kapitalist üretimdir, çünkü gelirleri, ücretli işçilerin artı-değerleridir.Bunun yanında, topraklarını kiraya verip, bu yolla da getirim elde etmektedirler.Zengin köylülerin topraklarını kira karşılığında işleten yoksul ve küçük köylüler ise, kendi gereksinimleri için üretim yaptıklarından, toprak sahibi ile feodal ilişki içindedirler.Söz konusu topraklar, ücret karşılığında işçi çalıştıran kapitalist işletmeler tarafından işletildiğinde, buradaki ilişki, kapitalist ilişkidir, toprak sahibine ödenen kira, artı-değerin işçilere ödenmeyen bölümünden verilmektedir.Bir başka anlatımla zengin köylülerin bir tarafı ücretle çalıştırdıkları işçilerle kapitalist ilişki içinde olurken,diğer tarafı, topraklarını, kirayla, ortakçılıkla, yarıcılıkla verdiği yoksul ve küçük köylülerle,orta köylülerle feodal toprak ilişkisi içindedirler.
        Büyük toprak sahipleri ve toprak ağalarının tamamına yakını kendi topraklarına sahiptir.Zengin köylüler gibi ücretli işçi kiralayarak, kapitalist üretim gerçekleştirirken, ticaret yaparken, topraklarını, tarımsal üretim yapan yoksul ve küçük köylülere, orta köylülere, zengin köylülere yarıcılıkla, ortakçılıkla veya kiracılıkla vererek, bu kesimlerle feodal ilşki içindedirler.
        Tarımsal kesimde, ücretli işçi çalıştıran kapitalist işletmeler, dikkate değer bir varlık göstermemektedir,Kendi hesabına çalışanlarla ücretsiz aile işçisi toplamı neredeyse, esas işi tarım olanların tamamıdır.
         Anadoluda işletmelerin işlettiği araziler daha çok küçük parçalar halindedir.Bunun nedenleri, Osmanlı tımar sisteminde kullanım hakkı olan arazinin onu işletenlere verilmesi, borçlarını ödeyemeyen bazı köylülerin arazilerinin belli bir kısmını elden çıkarması ve veraset nedeni ile arazilerin daha küçük parçalara ayrılmasıdır.Bir işletmenin çok sayıda parça işletmesinin nedenleri ise, kendi topraklarında elde ettiği ürünle geçinememesidir.Yoksul köylüler, küçük köylüler ve orta köylülerin bir bölümü böyle yapmaktadır.
         Yoksul ve küçük köylüler, küçük meta üretimi ile sağlanan gelirle geçinemediği halde, topraktan ve üretim araçlarından kopamamaktadırlar.Bunun en önemli nedeni ücretli olarak çalışacakları kapitalist işletme bulamamalarıdır.
           Kırsal nüfusta nispi azalma ile birlikte tarımda küçük meta üretiminin korunması Asya tipi tarım geçmişinden gelen yarı-feodal formasyonlarda esas eğilimdir. çünkü komrador kapitalizmin tarımı kapitalistleştirme dinamiği olmadığı gibi bizzat küçük meta üretimi niteliğindeki tarım emperyalizme bağımlılığın koşulları olan ucuz tahıl ve hammadde ile ucuz iş gücünün yaratıcısıdır.
           Lenin tarımda kapitalizm ile ilgili değerlendirmelerini yaparken ücretli emeğin ve makina kullanımının yaygınlaşmasını ve ücretli işçi artış oranının toplam nüfus ve kırsal nüfus artış oranından yüksek olmasını önemli ölçütler olarak görür.
           Tahıl fiyatlarının küçük köylü toprak mülkiyetinin belirleyici olduğu ülkelerde kapitalist üretim biçimine sahip ülkelerden daha düşük olmasının esas nedeni küçük meta üretiminde emeğin kendisinin metalaşmamasıdır.
            Küçük meta üretiminde sermaye birikiminin üretim süreci döngüsünün dışında gerçekleşmesi önemlidir çünkü bu olgu bu üretim tarzının kendi dinamikleri ile asla kapitalist üretim tarzına dönüşemeyeceğini anlatır.
            Anadoluda tarımda ücretli emek kullanım oranları bölgelere göre şöyledir:
            İstanbul bölgesi %0,1, Batı Anadolu bölgesi %1,9,Batı Marmara bölgesi %4,5, Doğu Marmara bölgesi %2, Ege Bölgesi %5,4,Akdeniz bölgesi %10,6,Orta Anadolu bölgesi %4,5,Batı Karadeniz bölgesi %2,9, Doğu Karadeniz bölgesi52,Orta Doğu Anadolu bölgesi%3,6, Kuzey Doğu Anadolu bölgesi %4,2,Güney Doğu Anadolu bölgesi%7,9
              Görüldüğü gibi sanılandan farklı olarak tarımın en fazla kapitalistleştiği bölgeler ücretli iş gücü kullanım oranları ile %10,6 ile Akdeniz bölgesi ve %7,9 ile Güney Doğu Anadolu bölgesidir.Bu bölgeler aynı zamanda büyük toprak mülküyetinin en fazla görüldüğü bölgelerdir.
             Kır nüfusunda yüzdelik azalmaya karşılık tarımda kapitalist üretim ilşkilerinin geliştiği ve tarımın kapitalist bir niteliğe büründüğü iddaları tutarsızdır.Nüfus oranlarına dair istatistik yüzdeler tek başına üretim ilşkilerinin niteliğine ilşkin bir şey ifade etmezler.Bizzat tarımsal üretim sürecinin irdelenmesi gerekir.Tarla tarımına yarı feodal niteliğini veren esas olgu üretim aşamasında emeğin metalaşmamasıdır.Kısmen satın alınmış emek kullanımı tarımın yarı feodal niteliğini değiştirmez.Ayrıca kır nüfusunda yılara göre nispi azalma yani kırdan şehire sürekli nüfus hareketi yine yarı- feodal ekonomilere dair bir olgudur.Küçük meta üretimi niteliğindeki tarla tarımı köylülüğün esareti olduğu gibi kırdan şehire nüfus hareketi komprador kapitalizme vasıfsız iş gücü ve yedek iş gücü yaratır.Ayrıca kırdan göçle gelen yığınların tarımdan tamamen ayrılmaması ve yarıcı, ortakçı,kiracı ilişkisi ile kır ekonomisiyle ilşkisinin sürmesi onlara yarı proleter nitelik verir ve bu yarı proleter kitle işçinin kendisini yeniden üretmek için ihtiyaç duyduğu miktara karşılık gelen gerekli emek zamanını yani ortalama ücretleri düşürür.
           Görüldüğü gibi Anadolu tarımında küçük meta üretimi niteliğinde kapitalist ve feodal formasyonlar çok farklı biçimlerde iç içe geçmiş ve birlikte komprador kapitalizmin karakterini belirlemektedirler.Bu üretim ilşkilerinden hangisinin belirleyici olduğu tartışmasının tutarlılığı yoktur.Bu iki üretim biçimi iç içe geçerek bir format oluşturmaktadır.
           İMF ve Dünya Bankası tarım projeleri ile tarımı tekeleştirme girişimleri ile getirilen sözleşmeli çiftçilik gibi olgular da  sonuçta küçük meta üretiminden başka bir şey değildir.Tarımda kar marjları düşük, doğal etkilere açık,risk oranı yüksektir. Bu olgularda tefeci tüccar sermayesinin ve komprador sermayenin tarımda kapitalist yatırıma yönelmemesinin nedenlerindendir.Küçük üretici topraktan tedricen kopsa da  küçük meta üretimi ve yarı feodal formasyon komrador kapitalizmin karakterini belirlemeyi sürdürecektir.
            Anadoluda yıllara göre işletilen toplam arazi miktarının dağılımında çok büyük farklar görülmemektedir.Örneğin 1952 de işletilen toplam arazi miktarı 194 5194 00 dekar, 1963 de 171 427 776 dekar, 1980 de 227 640 289 dekar, 1991 de 234 510 913 dekar, 2000 de 184 348 223 dekardır.
             Görüldüğü gibi işletilen toplam arazi miktarı hemen hemen 1952 de işletilen arazi miktarı kadardır.Buna karşılık kırsal nüfustaki azalma nispi bir azalma olup kırsal nüfusta gerçekte bir artışı göstermektedir.Örneğin 1927 de kırsal nüfus 10 392 391 (%76,14), 1950 de 15 702 851 (%74,96), 1965 de 20 585 604 (%65,58), 1980 de 25 091 950 (%56,08), 1990 da 23 146 684 (%40,98), 2000 de 23 838 629 (%35,13), 2010 da 17 500 632 (%23,73) dür.
              Görüldüğü gibi kırsal nüfus 1980 lere kadar sürekli artmış , 1980-2000 arasında hafif bir düşme ile sabit kalmış, 2000-2010 arasında belirgin bir düşme görülmektedir.Kırsal nüfustaki nispi azalmaya karşılık toplam işletilen arazi miktarı ve ücretli tarım işçisi oranlarında anlamlı bir değişme görülmemektedir.
              Anadoluda tarımda ücretsiz aile işçisi oranları bölgelere göre şöyledir;
              İstanbul bölgesi %5,2, Batı Anadolu Bölgesi %79,4, Batı Marmara %83,4, Doğu Marmara %74,3, Ege %82,2, Akdeniz %82,5, orta anadolu %90,6,  Batı Karadeniz %91,7, Doğu Karadeniz %94,9, Orta Doğu Anadolu %92,0, Kuzey Doğu Anadolu %95,8, Güney Doğu Anadolu %83 dür.
              Görüldüğü gibi sadece bu oranlar dahi Anadolu tarımının ücretsiz aile emeği üstüne kurulu olduğunu göstermektedir.Marks’ın tanımı ile kapitalist ekonomik formasyon emeğin bizzat kendisinin metalaştığı formasyondur ve diğer ekonomik formasyonlardan bu niteliği ile ayrılır.Leninist kriterlerle değerlendirildiğinde de ücretli işçi kullanım oranlarının toplam nüfus ve kırsal nüfus artış oranlarından yüksek olmadığı görülmektedir.Makine kullanım oranları da traktör başına düşen arazi miktarlarından görüleceği gibi yoksul, küçük ve orta köylülükte hiç de üretken değildir.
               Bu göstergelerin hemen hepsi Anadolu tarımının üretim ve değişim süreçlerinde çok çeşitli şekillerde iç içe geçmiş kapitalist ve feodal formasyonların oluşturduğu yarı-feodal bir niteliği göstermektedir.Anadolu tarımı rakamlarında gösterdiği gibi büyük oranda küçük ve orta ölçekli tarla tarımıdır.Yine verilerden de görüldüğü gibi tarla tarımında esas olarak aile emeği kullanolmakta satın alınmış emek kullanımı tali kalmaktadır.Marks’ın tanımı ile bir üretim ilşkisine kapitalist denilebilmesi için emek etkinliğinin bizzat kendisinin metalaşması gerekir.Tarla tarımında emek etkinliğinin kendisi metalaşmamakta emek ürünü metalaşmaktadır.Anadolu tarımının bu yarı-feodal niteliği sonuçları itibarı ile hiç de basit ve yok sayılabilecek bir olgu değildir.Emperyalizme bağımlılık ilişkilerine ve komprador kapitalizme niteliğini veren tarla tarımının yarı-feodal niteliğidir.Tarla tarımının yarı-feodal niteliği komprador kapitalizmin bütün üretim ve paylaşım dinamiklerini de belirlemektedir.Tarımsal üretim süreçlerinde emek etkinliğinin metalaşmaması ve esas olarak satın alınmış emek kullanımının tali kalması tarımsal ürünün, yani sanayi hammaddelerinin girdi maliyetlerini düşürerek pazar fiyatını da düşürmektedir.Bir çok sanayi hammaddesi niteliğindeki tarım ürününde alıcının tefeci-tüccar niteliğindeki devlet olması tarımsal ürünlerin piyasa fiyatını düşüren diğer bir etkendir.Devletin belirlediği fiyat zaten tekel fiyatıdır ve üretim ilşkileri tarımsal ürünün serbest pazar ilişkileri ile belirlenmesini engellemektedir.Yine tarla tarımının küçük ölçekli tarım olması itibarı ile yeni yetişen kuşakların geçimini karşılamaması nedeni ile kırdan şehre göçe neden olan niteliği bir taraftan yarıcı yada ortakçı ekonomisi ile kır ekonomisi ile ilşkisini sürdüren diğer taraftan şehirlerde bulabildikleri işlerde istihdam edilen kitleleri yaratmaktadır.Bu kitlelerin topraktan tamamen ayrılmış olanları proleterleşmekte tarımla ilişkisini sürdüren kısmı ise yarı-proleteryayı olşturmaktadır.Bu yarı-proleter kitle özellikle vasıfsız kol emeği kullanılan sektörlerde emeğin kendisini yeniden üretmek için ihtiyaç duyduğu miktara tekabül eden gerekli emek zamanını yani ortalama ücretleri düşürmektedir.Tarla tarımının yarı-feodal niteliği komprador kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ucuz iş gücünün de yaratıcısı olmaktadır.Emek etkinliğinin fiyatını düşüren diğer bir etken yine tarla tarımının bir fenomeni olarak kırdan şehre göçle gelen işsiz kitle yani yedek iş gücüdür.
         Komprador kapitalizm yarı-feodal nitelikteki küçük meta üretimi görüngüsündeki tarla tarımını yeniden ve yeniden üretmektedir.Çünkü komprador kapitalizmin bütün üretim ve paylaşım dinamikleri tarımın bu yarı-feodal niteliği tarfından belirlenmektedir.Tarla tarımı Anadolu köylülüğünün esaretidir.Küçük meta üretimi niteliğindeki tarla tarımında sermaye birikimi üretim sürecinin dışında gerçekleştiğinden yani kar büyük oranda ürünü satın alan tefeci-tüccar ve tefeci-tüccar niteliğindeki devlet tarafından realize edildiğinden küçük meta üreticisi köylülük sermaye birikimi yapamaz dolayısı ile yarı-feodal nitelikteki aile tarımını satın alınmış emeğin kullanıldığı yani emek etkinliğinin kendisinin metalaştığı büyük ölçekli kapitalist tarıma dönüştüremez.Tefeci- tüccar sermayesi ise tarımsal üretimin düşük kar marjları, doğal koşular tarafından belirlenen risk oranının yüksekliği buna karşılık sermaye piyasaları ve ticaretin tarımsal üretimden daha karlı nitelikleri ile biriktirdikleri sermayeyi büyük ölçekli tarla tarımına dönüştürmeyeceklerdir.Bu eşyanın doğası gereğidir.Tefeci- tüccar sermayesinin varlık nedeni zaten küçük meta üretimi niteliğindeki yarı-feodal tarla tarımıdır.Tefeci-tüccar sermayesinden kendi varlık nedenini ortadan kaldırması beklenemez.Kır nüfusunda nispi azalmaya rağmen tarımda yarı-feodal üretim ilişkileri komprador kapitalizmin yapısal ihtiyaçları paralelinde kendini yeniden üretmektedir.Bu olgu tarımın yarı-feodalizmin asalaklığından kurtarılması sorununu komprador kapitalizmin bütün kurumları ile tasfiyesi sorununa zorunlu olarak bağlamakta komprador kapitalizmin sürekliliğinde tarımda feodalizmin tasfiyesi tezlerini ütopikleştirmektedir.Böylesi bir sosyo-ekonomik yapı yine zorunlu olarak demokratik devrimi sosyalist inşa ile içiçe bir süreç haline getirmektedir.Demokratik devrimin sosyalisst devrimle içiçe nisbeten uzun bir tarihsel süreç olması farklı mücadele biçimlerinin koordineli birliğini de beraberinde getirmekte silahlı mücadele biçimlerinin yanında yarı-legal, legal demokratik mücadele biçimlerini ve Demokratik Kitle Örgütlerinin birer sovyet formatında önemini de artırmaktadır.
           Anadolu köylülüğünün esaretinin  ve emperyalizme bağımlılık ilşkilerinn beliryeci halkası olan küçük ölçekli meta üretimi niteliğindeki yarı-feodal tarla tarımının komprador kapitalizm tarafından neden tasfiye edilemiyeceğini gördük.Anadolu gibi yarı-sömürge yarı-feodal sosyoekonomik yapılarda geriye yegane seçenek olarak deyim yerindeyse zorunlu olarak emperyalizme bağımlılık ilişkilerini sonlandırmak için küçük meta üretimi niteliğindeki yarı-feodal tarla tarımını zor yolu ile kollektif tarıma dönüştürmekten başka seçenek kalmamaktadır.Bu nedenle tarımı kolektifleştirmek Demokratik Halk Devriminin (DHD) asgari pogramının birincil öğelerindendir.Anadolu tarımının bu niteliği İbrahim Kaypakkaya tarafından belirlenmiş ve baş çelişki feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişki olarak gösterilmiştir.Burada feodalizmi yalnızca büyük toprak mülküyeti temsil etmemektedir.Küçük meta üretimi niteliğindeki tarla tarımının üretim sürecinde feodal ve kapitalist biçimler çok farklı biçimlerde iç içe geçmiştir ve devletin tarıma ilşkin ekonomik faaliyetinin bizzat kendisi de tefeci- tüccar niteliğindedir.Bu nedenle komprador kapitalizmin bütün diğer dinamikleri üstünde belirleyici bir niteliğe bürünen tarımın yarı-feodal niteliğinin yarattığı baş çelişki diğer başlıca çelişkilerin ve komprador kapitalizmle halk sınıfları arasındaki temel çelişkinin çözümünde belirleyici konumdadır.İşte bu nedenlerden dolayı devrimin niteliği DHD temel gücü de köylülüktür.DHD ve sosyalist devrim mücadelesini bir birinden kopuk süreçler olarak değil kesintisiz olarak iç içe geçmiş süreçler olarak kavramak gerekir.
             “Türkiye toplumunun iktisadi yapısı ve buna dayanan sınıfsal güçler mevzilenmesi, sosyalist devrimin doğrudan gündeme getirilmesini engellemektedir. Türkiye henüz burjuva demokratik devrimini gerçekleştirmemiş, yarı-sömürge ve yarı-feodal bir toplumdur. Diğer yandan, Türkiye devletinin çok uluslu bir devlet olarak kurulması ve pazar çıkarları uğruna Kürt ulusunun azgın bir ulusal baskı altına alınmış olması da, bir başka demokrasi sorunu olarak gündeme girmektedir.

Tüm bunlardan ve İbrahim Kaypakkaya’nın net ve berrak çözümlemelerinden hareketle toplumumuzdaki başlıca çelişmeleri sıralarsak:
Toplumumuzda dört başlıca çelişme mevcuttur:
1) Feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişme,
2) Emperyalizmle halk yığınları arasındaki çelişme,
3) Burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişme,
4) Hakim sınıfların kendi aralarındaki çelişme,
Bunlar başlıca sınıfsal çelişmelerdir. Ve toplumun ileriye doğru hareketinin değişik yönlerini tanımlamaktadır. Bunlardan halk yığınlarının feodalizm ve emperyalizmle olan çelişmeleri demokratik halk devriminin sonucunda tamamıyla çözülecektir. Ne var ki proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişmenin tam anlamıyla çözümü ancak sosyalist devrim ile mümkün olabilecektir. Hakim sınıfların kendi iç çelişkileri ise, bunlar (yani komprador burjuvazi ve büyük toprak ağaları) iktidardan alaşağı edildikleri ve iktisaden tasfiye edildiklerinde doğal olarak ortadan kalkmış olacaktır.
Bu başlıca çelişmelerden biri, diğerinin gelişimi ve çözümleri yolundaki mücadele süreci üzerinde tayin edici etki icra eder. Bu, toplumdaki baş çelişmedir, Türkiye’de baş çelişme şu an “feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişme”dir. Çünkü feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişme diğer başlıca çelişmeler üzerinde tayin edici bir etki icra etmektedir. Önce halk yığınlarının emperyalizmle olan çelişmesini ele alalım. Ülkemizde şu anda emperyalizmin doğrudan işgali altında değildir. Emperyalist sömürü ve talan onun ülke içinde uşaklığını yapan egemen sınıflarca yürütülmektedir. Dolayısıyla, emperyalizme karşı yürütülecek mücadele mevcut durumda ancak içteki baş çelişmenin kavranmasıyla mümkündür. Feodalizme indirilecek her darbe, emperyalizmin ülke içindeki ayaklarını kesmek demektir. Feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişmenin belirli bir keskinlik seviyesine ulaşmasından sonra muhtemeldir ki, emperyalistler uşaklarını koruyabilmek için doğrudan müdahale etmek zorunda kalabilirler. Böylesi bir durumda ise, emperyalizmle mücadele halkımız açısından pratik bir sorun olarak gündeme gelecektir. Diğer yandan feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişmenin çözüme doğru gelişmesi burjuvazi-proletarya çelişmesini güçlendirecek ve olgunlaştıracaktır. Çünkü
feodal ve yarı-feodal üretim ilişkilerinin yıkımına doğru olan bir gelişme kaçınılmaz olarak iki modern sınıf olarak burjuvazi ve proletaryayı güçlendirecek, bu gelişmenin çözümü ise ancak anti-feodal devrimin başarılmasıyla gündeme gelebilecektir.
Feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişmenin baş çelişme olması değişmez bir durum değildir. Örneğin ülkemizin emperyalizmin (tek veya toplu olarak) işgali altına girmesi durumunda milli çelişme ön plana çıkacak ve diğer çelişmelerin gelişimi üzerinde, belirleyici bir etki icra eden bir baş çelişme haline gelebilecektir.
Baş çelişmenin tespiti, komünistler için kavranacak halkayı bulmak açısından önemlidir. Dolayısıyla, bugün ülkemizde feodal kalıntılara karşı mücadele diğer bir deyişle doğrudan toprak devrimi için mücadele, sınıf mücadeleleri içinde kavranacak esas halkadır. Ancak bu çelişmenin çözümü için verilecek mücadele sayesindedir ki, diğer başlıca çelişmeler daha da olgunlaşacak, keskinleşecek ve demokratik devrimin son aşamasına doğru, bir bütün olarak, emperyalizm-feodalizm ve komprador kapitalizm ile halkımız arasındaki temel çelişme nihai çözümü için gündeme gelecektir.
                                                     İbrahim kaypakkaya Seçme yazılar  syf;35-37

Köylülüğün büyük çoğunluğunun kendi toprağını ekip biçen küçük meta üreticisi konumunda olması ve tarımın yarı-feodal niteliği nedeni ile tarlasının bizzat köylülüğün esaretinin nedeni olması toprak devriminde toprak talebinin zayıflığını açıklar.Anadolu tarımının niteliğinde de görüldüğü gibi özü toprak devrimi olan Demokratik Halk Devriminin bir talebi olarak her koşulda toprak talebi güncelleşmeyebilir.Bu durumda yine tarla tarımının yarattığı ikincil ekonomik demokratik talepler diğer toplumsal mağduriyetlerin yarattığı taleplerle birlikte ve sorunun asıl nedenini tasfiye etmek üzere tarımın kollektifleştirilmesi hedefleri DHD nin asgari programını belirleyecektir.Tarla tarımı esaretinin nedeni olan köylülük iş,eğitim,sağlık hizmetleri,konut gibi insani yaşam standartları karşılığında küçük mülküyetinden vaz geçmeye razı olacaktır.Tarımın kollektifleştirilmesinin önündeki engel küçük meta üreticisi köylülük değil varlık nedenleri tarımın yarı feodal niteliği tarafından belirlenen tefeci-tüccar sermayesi, tefeci-tüccar niteliğindeki devlet, kopmrador kapitalistler, toprak ağaları ve emperyalizmdir.Esas olarak DHD nin asgari programına dahil olan tarımın kolektifleştirilmesi programı devrimle karşı devrim arasındaki güç dengelerine bağlı olarak azami programa da devredebilir.DHD nin tarım programı tarımın kolektifleştirilmesi ve yine küçük meta üretimi niteliğindeki yarı-feodal tarla tarımının  yarattığı ikincil ekonomik demokratik talepler olarak özetlenebilir.Komprador kapitalizmin Anadolu tarımının yarı-feodal niteliği üstünde inşa edilmesi İbrahim Kaypakkaya tarafından sosyoekonomik yapının baş çelişkisinin feodalizmle geniş halk yığınları arasındaki çelişki olarak belirlenmesinin de proleteryanın bilimi olan diyalektik tarihsel materyalizm biliminin ustalıklı kullanımına bir örnektir.Öyle ki söz konusu coğrafyada burjuva feodal devlet aygıtının bizzat ekonomik faaliyetinin kendisi de yarı-feodal sosyoekonomik yapılara dair bir sermaye tipi olan asalak tefeci-tüccar sermayesi nitelğiindedir.
          Ezen ve ezilen ulus milli burjuvazisi dahil genel olarak milli burjuvazinin tarımı kapitalistleştirme dinamiğinin olmadığı ve komprador kapitalizmin niteliğinin bizzat tarımın yarı-feodal niteliği tarfından belirlendiği koşullarda emperyalizme bağımlılık ilşkilerini sonlandırmak için bir zorunluluk olarak tarımı kollektifleştirme görevi ile birlikte diğer ekonomik demokratik taleplerin proleterya öncülüğünde gerçekleştirilme zorunluluğu Demokratik Halk Devrimini kapitalizmin emperyalizm öncesi aşamalarında görülen ve emperyalist kapitalizm çağında geçerliliği kalmamış olan burjuva demokratik devrimlerden ayırır.
           Tarla tarımının yarı-feodal niteliği komprador kapitalizmi ve emperyalizme bağımlılık ilşkilerinin dinamiklerini yeniden ve yeniden üretmektedir.Ucuz ham madde ve iş gücü etrafında yaratılan bu talanı sonlandırmak için tarımı kollektifleştirmek DHD nin asgari programının birincil maddesidir.Ancak tarımın kollektifleştirilmesi hamlesi devrimle karşı devrim arasındaki güç dengelerine bağlı olarak azami programa da devredebilir.Proleteryaya kaynak teşkil eden yoksul ve küçük köylülüğü ve dolayısıyla proleteryayı yarı-feodal tarla tarımını zor yoluyla kollektif tarıma dönüştürmeden özgürleştirmenin başka bir olanağı yoktur.DHD nin tarımın kollektifleştirilmesi programı sanayinin kollektifleştirilmesi programı ile birlikte köylülüğün ve proleteryanın özgürleşmesinin yegane yoludur.
           Kapitalizmin emperyalizm aşamasından önceki süreçlerde küçük ölçekli tarımın büyük ölçekli tarıma dönüşmesi ve tarımda küçük mülküyetin yerini tarım kapitalistlerine ve ücretli emekçilere bırakma süreçleri yani feodalizmin tasfiyesi başlıca iki tarzda görülmektedir:
             1)JAKOBEN TİPİ BURJUVA DEVRİM:Bu tarz burjuvazinin proleterya ve köylülükle ittifak halinde feodal üretim ilişkilerini bir devrimle tasfiye etmesiyle karakterizedir.Burada burjuvazi ve halk sınıflarının beklentileri ortaklaşmıştır.burjuvazi kendisine yük olan feodal üst yapıdan ve pazarın gelişmesini engelleyen feodal üretim ilşkilerinden bir devrimle kurtulurken proleterya ve köylülükte feodal zobalıktan kurtularak emeğini satma özgürlüğüne kavuşacaktır. 1789 fıransız ihtilali bu tarza örnektir.
           2)PRUSYA-JUNKER TİPİ :Bu tarzda burjuvazi aristokrasi ile uzlaşarak feodalizmi tasfiye eder.Bu tarzın hayat şansı bulabilmesi tarımda kapitalist üretim ilşkilerini geliştirecek lokomotif bir sanayinin varlığına bağlıdır.Britanya da dokuma sanayi bu rolü oynayarak tarımda kapitalist üretim ilşkilerinin gelişmesini ve toprak beylerinin kapitalistlere dönüşmesini teşfik eder.Böylelikle bir devrime ihtiyaç olmadan tarım kapitalistleşir.Feodal üst yapı kapitalizmle uzlaşarak burjuva revizyonla kapitalizme uygun hale getirilir.
           Kapitalizmin emperyalizm aşamasında bu iki tarz da geçerliliğini yitirir.Eperyalist kapitalizm yarı ya da yeni sömürgelerde feodal kalıntıların tasfiyesine bizzat kendisi engeldir.Emperyalizm yarı ve yeni sömürgelerde yukarıda belirtildiği gibi ucuz hammadde ve işgücü yaratan feodal kalıntıları, burada, Anadoluda tarla tarımını korumakta, komprador kapitalizmi küçük ölçekli tarla tarımına bağlı olarak geliştirmektedir.Tarla tarımının belirleyici olduğu yarı feodal ekonomik formasyonda yoğun sömürüye rağmen kitlelerin tepkisinin yetersizliğinin nedeni de bizzat tarla tarımının kendisidir.Komprador kapitalizm, yarı feodal üretim ilşkilerini tasfiye etmemekte/edememekte ancak çürütmektedir.Bu çürüme, yarı feodal üretim ilşkilerinde, köy kökenli yığınların bireyleşememesi olgusu ile birlikte gelişmektedir.Gerek tarla tarımında ikame edilen, gerekse komprador kapitalizme ucuz işgücü olarak şehirlere gelen kitleler tarla tarımının yarı feodal niteliğinin yarattığı düşük ücretler nedeni ile vasıfsız iş gücü olarak yada işsiz yedek iş gücü olarak toplandıkları şehirlerde çekirdek aileler kuramamakta, dolayısı ile birey haline gelememektedirler.Şehir varoşlarının profiline bakıldığında bu kitlelerin kalabalık aileler halinde bir arada yaşadıkları görülmektedir.Bu kitleler şehir hayatının hareketliliği ve çok kültürlülüğü karşısında eski feodal kültürlerini koruma refleksleri, bir güven duygusu yaratmak maksadı ile din ve aidiyet kültürlerine sarılmakta aidiyet kültürlerini ve dini yoğun sömürünün yarattığı tahribata karşı bir afyon olarak kullanmaktadırlar.
        Aile elbirliği ekonomisi kitlelerin şehir yaşamındada sürmektedir.Kalabalık aileler düşük ücretler nedeni ile ekonomik olarak ayrışamamaktadır.Ekonomik olarak kendine yeterliliği ve bağımsızlığı olmayan aile bireyleri, feodal aile ilşkileri ve kültürünü sürdürmekte ve kendi yaşamları dışındaki dış dünyanın sorunlarına ve toplumsal olaylara karşı ilgisizleşmekte ve apolitikleşmektedirler.Yine, ailenin topraktan tam olarak ayrılmamış olması ve köyle ilşkisinin yarıcı yada ortakçı olarak sürmesi, köyden bir miktar gelirinin olması, bu kitlelerin proleterleşememesi ve yarı-proleter kimliğini belirlemektedir.Yarı-proleter kitleler şehirlerde bulabildikleri geçici yada taşeron işlerde ikame edilmekte veyarı-feodal aile ekonomisi şehirlerde de varlığını sürdürmektedir.Kitlelerin toplumsal olaylar karşısında yetersiz tepkiselliğinin ve apolitizasyonun nedenleri irdelendiğinde görüldüğü gibi karşımıza yine tarla tarımının yarı-feodal niteliğinin yarattığı sosyoekonomik yapı ve bu yapının kültürel formasyonu çıkmaktadır.
     MKP 3. Kongre kararları sosyoekonomik yapı tahlilini revize etmektedir.
     MKP Kongre kararları sayfa 39 da kapitalizmin emperyalizm aşaması öncesi ve sonrasına dair hiç bir ayrım yapmadan genel bir feodal ekonomi tarif edilmektedir.
   Feodal ekonominin 4 temel özelliği vardir dendikten sonra söyle deniyor:
     ” 1) Pazar için değil kemdi tüketimi için üretim yapan kapalı ekonomi…”
      Her şeyden önce komprador kapitalizmde kendi halinde bir feodal ekonomi tanimlanamaz.feodal ve kapitalist uretim ilişkilerinin üretim ve değişim süreçlerinde farklı biçimlerde iç içe geçmiş olması söz konusudur. Dolayısı ile küçük üretici köylü yalnizca kendi tüketimi için uretim yapmaz. Küçük ölçekli tarla tariminda her koşulda aile tüketimi dışında bir artı ürün oluşmaktadır. Yine kapitalist pazarın oluşmuş olması küçük üreticiyi artı ürün üretmeye teşvik etmektedir.  Köylülük kendi tüketimi dışında oluşan bu artı ürünü pazara sunarak kendisi için gerekli olan diğer yaşam nesnelerini satın alir. Örneğin Mis süt,  Pınar Süt gibi kapitalist işletmeler sütü bir kaç ineği olan köylülükten toplamakta ve pastorize edip paketleyerek pazara sunmaktadirlar.Bu kapitalist işletmelerin kurduğu kapitalist ciflikler üretimin gerçek boyutuna göre yalnızca sembolik bir değeri temsil etmektedir. Çünkü tarım ve hayvancılık doğal kosullara tabi risk oranı yüksek sektörlerdir.Yine tarim ve hayvancılık borsa, finans, sanayi ve ticaretten daha düşük kar marjlarini temsil eder.Sermaye her kosulda yüksek kar marjina yönelme egilimindedir.Komprador kapitalizmde tarım ve hayvanciliktaki düşük kar marjlari zaten yukardaki bölümlerde irdelendigi gibi feodal rantla telafi edilmektedir. Bütün bu sebeplerden komprador kapitalizmin tarıma ve hayvancılığa semaye yatırımı sanayi, ticaret, borsa ve finans sektörlerine göre tali ve sembolik oranlardadir. Dolayısı ile komprador kapitalizm üretim surecinde emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi küçük ölcekli yarı feodal nitelikli tarla tarimini koruma ve sürdürme egilimindedir.Zaten üretim surecinde emek faaliyetinin kendisinin metalasmamasina bağlı olarak sermaye birikiminin üretim süreci dışında tefeci tüccar sermayesi biçiminde gerçekleşmesi tarımn kendi dinamikleri ile yaratacagi bir sermaye birikimi ile kapitalistlesmesini engellemektedir.Tarim dışı sektörlerden tarıma sermaye aktarımı da yukarda belirtilen sebeplerden dolayı olanaklı olamamaktadir.Bu olgu kapitalizmin emperyalizm asamasinda gelişen komprador kapitalizmlerde feodal tarımın yarı feodal tarima dönüşümün ve yeniden uretiminin dinamiklerinin komprador kapitalizmin gelisme dinamikleri ile iç içe geçtiğini göstermektedir.
   ” 2) Tekniğin bulunulan düzeye göre son derece geri ve durgun olması. ..”
      Bu kosulda komprador kapitalizmde görülen yarı feodal formasyon için anlamlı bir ön koşul olamaz. Çünkü yarı feodal formasyonun niteligini belerleyen olgu üretim surecinde kullanılan emeğin metalasmamasidir.Kullanilan teknik ve uretim araçları tali olgulardir.Anadolu tarımının görünümüne bakildiginda küçük ve orta köylülüğün büyük toprak mulkuyetinden geri olmayan üretim araçları kullanmasina rağmen aile el birliginin belirleyici olduğu ve emeğin uretim surecinde metalasmadigi görülür. Küçük ve orta koyluluk ya ileri teknikteki üretim araçlarının sahibidir yada bu araçları kiralayarak kullanmaktadir.
   Örneğin TUIK verileine göre yoksul köylülerde mülküyet durumuna göre traktör dağılımı şöyledir:
     Kendi malı traktör kullananlar yoksul köylülerin % 11 idir ve her bir traktöre 9 dekar arazi düşmektedir.Ortak traktör kullananlar yoksul köylülerin % 15 idir ve her bir traktöre 10 dekar arazi dusmektedir.Kirayla traktör kullananlar yoksul köylülerin % 33 udur ve her bir traktöre 8 dekar arazi dusmektedir.Akraba komşu traktöru kullananlar (ucretsiz) yoksul köylülerin % 33 udur ve her bir traktöre 8 dekar arazi dusmektedir.
   Bu verilerde yoksul köylülerin % 33 ünün ücretsiz akraba ve komşu traktöru kullandığı görülmektedir. Bu oran kiralanan traktör miktarı kadardir.tarimda yarı feodal formasyonda da feodal süreçten kalma imc tipi dayanismanin halen sürdürüldüğü görülmektedir. Verilerden de anlaşıldığı gibi köylük bolgelerde yalnizca aile el birliginin değil yine akraba ve komşuluk iliskilerinin de yarı feodal formasyonun yeniden ve yeniden uretiminde belirleyici olduğu fark edilmektedir.Akraba ve komşuluk ilişkilerde ucretsiz üretim aracı kullanımı taktorle sinirli da degildir.Diger üretim araçları da feodal iliskilenmelerle ücretsiz kullanilmaktadir.Boylesi bir uretim ilişkisini kapitalist tarimda görme olanağı yoktur.
     Küçük köylülerde mülküyet durumuna göre traktör dağılımı şöyledir:
      Kendi malı traktör kullananlar küçük köylülerin % 28 idir ve her bir traktöre 28 dekar arazi dusmektedir.Ortak traktör kullananlar küçük köylülerin % 29 u ortak traktör kullanmaktadir ve her bir traktöre 25 dekar arazi dusmektedir.Kirayla traktör kullananlar küçük köylülerin % 35 i kiralık traktorle arazi işletmektedir ve her bir traktöre 23 dekar arazi dusmektedir.Akraba komşu traktöru kullananlar (ucretsiz) küçük köylülerin % 32 sidir ve her bir traktöre 24 dekar arazi dusmektedir.
   Bu verilerden de anlaşılacağı gibi yoksul ve küçük köylülük ekonomik durumunun elverişli olmamasına rağmen büyük oranda traktör kullanımını ortaklasarak yada feodal iliskilenmelerle dayanisarak ucretsiz sürdürmektedir. Örneğin küçük köylülerde ucretsiz yada ortaklaşarak traktör kullanımı % 29 +32= % 61 dir.Traktor kullanimindaki bu biçimlerden ortalasarak kullanım kapitalist dayanışmayı, ucretsiz traktör ve üretim aracı kullanımı feodal dayanisma ve imceyi göstermektedir.
  Orta köylülerde mülkiyet durumuna göre traktör dağılımı şöyledir:
    Kendi malı traktör kullananlar orta köylülerin % 47 sidir ve her bir traktöre 83 dekar arazi dusmektedir. Ortak traktör kullananlar orta köylülerin % 45 idir ve her bir traktöre 75 dekar arazi dusmektedir.Kirayla traktör kullananlar orta köylülerin % 28 idir ve her bir traktöre 66 dekar arazi dusmektedir.Ucretsiz olarak akraba ve komşu traktöru kullananlar orta köylülerin % 30 udur ve her bir traktöre 68 dekar arazi dusmektedir.Orta köylülük de % 30 gibi  onemli bir oranda ucretsiz traktör ve üretim aracı kullanmaktadir.
  Zengin köylülerde mülküyet durumuna göre traktör dağılımı şöyledir:
    Kendi malı traktör kullananlar zengin koyllulerin % 13 udur ve her bir traktöre 275 dekar arazi dusmektedir. Büyük köylülerin % 11 i ortak traktör kullanmaktadir ve her bir traktöre 261 dekar arazi dusmektedir.Kirayla traktör kullananlar büyük köylülerin % 4 u dur ve he bir traktore 2120 dekar arazi dusmektedir.uctetsiz akraba komşu traktöru kullananlar zengin koylullerin % 5 idir ve her bit traktore 179 dekar arazi dusmektedir.
Rakamların gösterdiği gibi zengin köylülerde kendi malı traktör kullanim oranları ile birlikte traktörun diğer kullanım bicimlerine dair oranlarda belirgin bir düşme görülmektedir. Bunun anlamı zengin köylülüğün toprağını bizzat istemediği yarıcı ve kiracılar aracılığıyla toprağın islendiginden başka bir anlama gelmez.Yarici ve kiracılık biciminde işlenen toprak küçük parçalara bölünerek yoksul, küçük ve orta köylülükten kitleler tarafindan işlenmektedir. Küçük ölçekli tarla tarımının niteligini ise emek faaliyetinin kendisinin üretim sürecinde metalasmadigi aile el birligine dayalı yari feodal formasyonun belirledigini daha önce istatistik verilerle belgelemistik.Zengin köylülük toprağını kiralamak ve yarıcı iliskisiyle isletmek biçiminde tarımsal faaliyetten bir setmaye birikimi yapsa da bu birikimin tefeci tuccar sermayesi gibi üretim sureci icinde degil üretim sutlreci dışında gerçekleştiği ve zengin köylülüğün dahi tarımda satın alınmış emek kullanimina bağlı kapitalist bir uretim ilişkisi içinde olmadığı açıkça fark edlir.Zaten zengin köylülüğün bir bölümü büyük toprak mülküyeti ile birlikte köylük bolgelerde aynı zamanda tefeci tüccar sermayesini temsil ettiğini daha önce görmüştük.
   Büyük toprak sahiplerinin mülküyet durumuna göre traktör dağılımı şöyledir:
   Kendi malı traktör kullananlar büyük toprak sahiplerinin % 39 udur ve her bir traktöre 1666 dekar arazi dusmektedir.Ortak traktör kullananlar büyük toprak sahiplerinin % 54 udur ve her bir traktöre 261 dekar arazi dusmektedir.Kiayla traktör kullananlar büyük toprak sahiplerinin % 5 u dür ve her bir traktöre 993 dekar arazi dusmektedir.Ucretsiz akraba komşu traktöru kullananlar büyük toprak sahiplerinin % 0,8 idir ve her bir traktöre 960 dekar arazi dusmektedir.
   Büyük toprak sahiplerinde ortak traktör kullanımında belirgin bir yukseklik gorulmektedir ( % 54 ). Bu olgu büyük toprak mülküyetinin akrabalik iliskilerini belirler. Köylük bolgelerde büyük toprak mulkuyeti büyük parçalar halinde genellikle bir veya bir kaç sulaleye ait topraklardan olusmaktadir.Ortak traktör kullanımının işlenen toprağın büyümesine rağmen zengin koylulukten  (% 11) çok yüksek olması başka bir şekilde aciklanamaz.
    Sonuç olarak 2000 genel tarım sayımına göre tarim isletmelerinin % 35 ini olusturan yoksul köylülerde bir traktöre düşen arazi miktarı 9 dekardır . Tarım isletmelerinin % 32 sini oluşturan küçük köylülerde bir traktöre düşen arazi miktarı 25 dekardır. % 28 ini oluşturan orta köylülerde bir traktöre düşen arazi miktarı 730 dekardir.Tarim işletmelerinin binde birini oluşturan büyük toprak sahiplerinde bir traktöre düşen arazi miktarı 1265 dekardir.Bu rakamlardan ilk üç toplumsal sinifta gereğinden fazla traktör olduğu anlasilmaktadir.Cunku bir traktör bir yılda 1000 dekar araziyi rahatlıkla isleyebilmektedir.
  Traktörun geniş tarım alanlarını islemek icin kullanılan bir tarım aracı olduğu düşünüldüğünde , mevcut durumun böyle olmadığı, tarım kesiminin çok karlı bir pazar olma koşullarının esasta feodal rant tarafindan belirlendigi ortaya çıkmaktadır. Binlerce traktör kendinden beklenen yararı saglayamadan çürütmekte ve özellikle yoksul ve küçük köylülerin ürettiği artı ürünün büyük bir  bölümü traktör borcu odemek için kullanılmaktadır. Durum böyle oldugu halde , küçük üretim ayakta kalmaya çalışmakta ve traktör her şeye rağmen küçük üreticiyi beklendiği derecede topraktan koparamamaktadir. Çünkü bu sınıfların en azından şimdilik başka seçeneği görülmemektedir. Bu durumda traktör den gerçek anlamda yararlananlar büyük toprak sahibi isletmelerse de bu isletmeler toplam tarımsal isletmelerin binde birinden daha azini temsil etmektedir.
   Istatistik verilerle de desteklediği gibi emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi yarı feodal formasyon esasta küçük ve orta ölçekli aile isletmeleri bicimindedir.3. Kongre kararlarının ise tarimda feodalizmi büyük toprak mulkuyetinde aradığı orada kendisini tatmin edecek veriler bulamadiginda da tarımın kapitalistlestigine ikna olduğu anlasilmaktadir.Gerceklikte ise Anadolu tarimina ve komprador kapitalizme karakterini veren yarı feodal formasyonun küçük ve orta ölçekli aile isletmelerinde egemen olduğu görülmektedir. Traktör ve diger tarım araçlarının ücretsiz kullanim rakamlarının yüksekliği dahi Anadolu tariminda kapitalist formasyonlarda görülmesi olanaksız olan feodalizmden kalma imece tipi dayanismanin halen belirleyiciligini koruduğu göstermektedir.
    ” 3) Köylülüğün tek geçim kaynağı olan toprağa bağımlı olması….”
      Bu kosulda komprador kapitalizmin yarı feodalizmi için zorunlu bir on koşul degildir.Kapitalizmin emperualizm asamasinda emperyalizm ile komprador ilişkiler geliştirerek yarı somurgelesen cografyalarda feodal uretim iliskileri ne komprador kapitalizmin kendi dinamikleri ile ne de emperyalizm marifeti ile tasfiye olmaz.Ancak yine emperyalizm öncesi süreçlerde görülen salt toprağa ve büyük toprak mülküyetine bağımlı klasik feodalizm biciminde de kendisini yeniden uretemez. Örneğin Anadolu cografyasinin tarımsal uretimi tahlil edildiğinde ucuz iş gücü ve ucuz tarım ürünü ve hammadde gibi komprador kapitalizme niteliğini veren bütün olguların esas dinamigi uretim surecinde emek faaliyetinin kendisinin metalasmamasi olan yarı feodal tarımın bu niteliğine bağlı olarak geliştiği anlaşılır. Yarı feodal sosyoekonomik yapıda kapitalist uretim iliskileri feodal üretim ilişkileri ile farklı bicimlerde iç içe geçmiştir. Anadolu tarımı komprador sanayi ile birlikte tahlil edildiğinde komprador sanayinin verimli tarım alanları etrafinda geliştiği yoksul, küçük ve orta köylünün bir kısmının hem tarım yaparken aynı zamanda küçük, orta ve büyük isletmelerde ikame edildiği görülür. Bu görünüm komprador kapitalizmin niteliği geregidir.komprador kapitalizmin gelişme dinamigi ucuz iş gücü ve ucuz hammaddedir.ucuz iş gücü ve hammaddeyi yaratan olgu da tarımın yarı feodal niteliği yani emek faaliyetinin uretim
sürecinde metalasmamasidir.
    ” 4) Köylülüğün toprak ağalarına kişisel olarak bağlı olması ve iktisadi baskının dışında baskının gerekli olmasi…”
     Bu koşulda komprador kapitalizmin yarı feodal tarımı için gerekli bir ön koşul olamaz . Çünkü ornegin Anadolu tarımında üretimin büyük çoğunluğu yoksul, küçük ve orta köylülük tarafından yapilmaktadir.Kucuk ve orta koyluluk üretim araçlarının bir kısmının sahibi konumundadir.Ancak üretim sürecinde emek faaliyetinin kendisi metalasmadigindan yani satın alınmış emek kullanımı tali kaldığından sermaye birikimi uretim surecinin dışında ve tefeci tüccar sermayesi niteliğinde gelişir. Bu olguda iktisadi baskı dışında feodal baskı toprak ağası nın feodal cebri biçiminde değildir. Küçük tarla tarımının kendi çelişkileri esasında bir feodal baskidan aile baskisindan bahsedililebilir.Aile el birliginin kendi kosullarinda feodal angarya da çeşitli bicimlerde yarı feodal tarimin üretim surecini belirlemektedir. Bu baglamda köylük bolgelerde tarimin yarı feodal niteliği esassinda kadın b
Ve cocuk emeginin angarya biciminde yogun sömürüsü de bir gercekliktir.  Yine tefeci tüccar sermayesinin aynı zamanda orta köylülüğün zengin kısmı ve büyük toprak mülküyetini temsil etmesinden dolayı tefeci faaliyetin surdurulmesinde mafyatik tarzda yerel otarite gelisimi de söz konusu olabilir.

3.Kongre kararları sayfa 40.
      ” Geçiş donemlerinde bir isletme ya feodaldir yada kapitalistir….”

      Yarı feodalizm kapitalist ve feodal üretim iliskilerinin komprador kapitalizmin gelisme düzeyine bağlı olarak cesitli bicimlerde iç içe geçmiş bir biçimi olup tarımda küçük ve orta ölçekli uretimin belirgin olduğu yarı somurgelere dair bir olgudur. Örneğin Güney Amerika coğrafyasında da yarı sömürge ülkeler vardir.Ancak bunlarin bir çoğunda tarim tarımsal ürünlerin niteliği gereği büyük ölçekli tarimdir. Şeker kamisi, kahve, muz, ananas gibi tarimsal ürünler küçük ölçekli tarım için rantabl degildir ve bu cografyalarda büyük araziler toprak beylerinin arazileridir. Köylülük bu arazilerde serf niteliğinde topraksız koyluden oluşmaktadır. Bu cografyalarda da tarımın yapısı yarı feodal olmasina rağmen yarı feodalite farklı ozellikler gösterir. Bu gibi coğrafyada köylülüğün çok güçlü bir toprak talebi olmasina ve bu yönde çok çabuk politize olmasına rağmen Örneğin Nikaragua’da Sandinistlerin yaptığı toprak reformu olumlu sonuçlanmamış ve köylülük kendilerine dağıtılan toprağı bir süre sonra toprak beylerine satmistir Çünkü bu cografyalardaki tarımsal ürünlerin niteliği küçük ölçekli tarım için rantabl degildir.Dolayisi ile köylülüğün kendilerine dağıtılan topraklarla sürdürülebilir bir tarımsal ekonomik faaliyet gerceklestirmeleri mümkün olmamistir.Anadolu cografyasinda ise topraksız köylülük belirleyici bir olgu olmadigindan toprak talebi köylülük arasinda cilizdir.Bununla birlikte köylülüğün tarimin yarı feodal niteligine bağlı ikincil sorunlara iliskin ekonomik demokratik talepleri vardir. Yarı sömürge yarı feodal sosyoekonomik yapilarda köylü ve tarım sorununun nihai çözümü toprak reformu değil tarımın kollektiflestirilmesidir ve bu sebeple proleteryanin öncüsunun tarım programı asgari programla sinirlandirilamaz ve azami programa bağlanmak zorundadir.Toprak reformu küçük ölçekli tarımı ortadan kaldirmaz bizzat destekleyerek sürdürür. Köylülüğün esaretinin esas sebebi zaten küçük ölçekli yarı feodal tarla tarimidir.Bu sebepten herhangibir toprak reformu köylülüğün esaretinin ekonomik temellerini ortadan kaldirmayacagindan köylülüğün durumunda genel bir iyileşme yaratamayacaktir.

Toplumsal zenginlik.. faaliyet halinde bulunan sermaye.. proletaryanın mutlak büyüklüğü..

“Toplumsal zenginlik, faaliyet halinde bulunan sermaye, bunun büyümesinin hacmi ve gücü ve dolayısıyla da proletaryanın mutlak büyüklüğü ve emeğinin üretici gücü ne kadar büyük olursa, yedek sanayi ordusu da o kadar büyük olur. Kullanıma hazır emek gücünün büyüklüğünü artıran nedenler, sermayenin genişleme gücünü artıran nedenlerle aynıdır. Yani, yedek sanayi ordusunun göreli büyüklüğü, zenginlik potansiyeli ile birlikte artar. Ama, bu yedek ordunun faal orduya oranı ne kadar büyükse, sefaletleri çalışma sırasında katlandıkları işkenceyle ters orantılı olarak artan artık nüfus o kadar yığınsal şekilde yerleşiklik kazanır. Son olarak, işçi nüfusunun düşkünler tabakası ve yedek sanayi ordusu ne kadar büyükse, resmî yoksulluk da o kadar büyük olur. Bu,
KAPİTALİST BİRİKİMİN MUTLAK, GENEL YASASIdır. Diğer bütün yasalar gibi bu yasa da, gerçekleşmesi sırasında, burada inceleyemeyeceğimiz çok sayıda durum tarafından değişikliğe uğratılır.”
Marx, Kapital I, sf. 622, Yordam Kitap.

   3. Kongrenin tarım sorununda tutarsizliklarindan biri de olası bir toprak reformu kosullarinda dahi zengin köylüler gibi halk siniflarindan olan toplumsal tabakanın topraklarina el konuldugunda ve bu topraklar topraksız köylülüğe dagitildiginda da ancak 100 bin aile olan topraksız köylülükten 50 bin ailenin toprak sorunun cozulecegine dair hesap yapmis olmalarina Anadoluda en az topraksız 100 bin köylü aile olduğunu kabul etmelerine rağmen -ki bu rakam gerçekte çok daha yuksektir – köylü sorunu ve toprak sorununu asgari programla birlikte tasfiye etmeleridir.Anadolu gibi yarı sömürge cografyalarin en belirgin ozelliklerinden biri yarı feodal yapiya bağlı olarak komprador kapitalizmin toplumsal yapisinin esas olarak belirleyici bir şekilde proleterya ve burjuvazi gibi iki temel sinifa ayrismasinda ve emek sermaye celiskisinin devrimci sürecin baş çelişkisi haline gelmesinde, kırsal bolgelerde tarım proleteryasina oranla yoksul, küçük ve orta köylülük gibi yarı feodal formasyona dair ara tabakalarla, kentlerde yarı proleterya ve kent küçük burjuvazisinin toplam nufus içindeki oranının kapitalist ülkelere göre çok yüksek olması, özellikle  toprakla iliskisi süren proleterya ile yine kentlerdeki toplam kapitalist isletmelerde çalışan iscilerin % 50,9 u olduğu ve bu mikro isletmelerde ortalama 2 kişi çalıştırdığı  düşünüldüğünde bu isletmelerin cogunlugunun tıpkı köylük bolgelerdeki tarim isletmeleri gibi aile isletmeleri olduğu çalışan kişilerin emeğini kapitaliste satan mülk suz proleter kitleler değil kendi işinde çalışan kendi üretim araçları ve sermayesi olan mikro aile isletmesinin argumanlari olduğu anlasilir.Bu mikro isletmelerde ikame edilen kitleler bildigimiz berber, manav, bakkaldir. Ve bu kitleler gercekte proleter kitleler değil yarı proleter yada küçük burjuva kitlelerdir . Mikro isletmelerin komprador kapitalizmin ekonomipolitiginde bu kadar geniş bir yer tutmasinin nedeni de yarı feodal nitelikli tarimdir. Bu isletme sahiplerinin büyük çoğunluğu köyle ekonomik iliskisi olan ve yarıcı yada kiracı iliskisiyle koydeki topragindan geliri olan küçük burjuva ve yarı proleter kitlelerdir.Kendi isinin patronu olan ve esas olarak küçük burjuvaziye ve yarı proleteryaya dahil olan bu kitlelerde 3. Kongre tarafindan proleterya olarak gosterilmektedir. Bütün bu verilerinde gösterdiği gibi Anadolu cografyasi gibi yarı somurge yarı feodal sosyoekonomik yapilarda emek sermaye celiskisinden daha belirgin olarak bu ara sinif ve tabakalarin ekonomik demokratik, siyasal talepleri guncellesme ve öne çıkma egilimi gosterdiginden ve bu olguya bir de ezilen ulus milli burjuvazisinin kendi kaderini tayin hakkı talebi gibi yine emek sermaye celiskisinin dışında demokratik talepler eklendiginden devrimin niteliği doğrudan sosyalist devrim değil Demokratik Halk Devrimidir. DHD sureci ise proleteryanin öncüsunun siyasi programı ile ilişkili olarak bir asgari program ve bir de azami programı zorunlu olarak gerektiir. Asgari program doğrudan prolteryanin değil ama bütün bu bahsedilen halk siniflarinin komprador kapitalizm, büyük toprak mülküyeti ve emperyalizme karşı ekonomik, demokratik, siyasal taleplerini temsil ederken, azami program proleteryanin siyasal taleplerini temsil eder. Tarım ve köylü sorunun çözümünün küçük meta uretimi tarzinda yarı feodal nitelikli köylü tarımınin komprador kapitalizmin bütün diget sinif celiskilerinin niteligini de belirleyen bir olgu olması, toprak reformunun tarımın yarı feodal niteliğini değiştirecek bir dinamiğinin olmamasi gibi nedenlerle DHD surecinin asgari programinin taleplerinin çözümü çoğu zaman azami programin taleplerinin çözümüne, örneğin tarım ve köylü sorunu için, yarı feodal tarımın tasfiyesi sorunu tarımın kollektiflestirilmesi sorununuyla iliskilenir ve asgari programin talepleri azami programla iç içe gecer. Bütün bu olgular DHD surecini sosyalist devrim sürecine kesintisiz olarak baglamakta ve DHD nin asgari programini sosyalist inşa nin azami programı ile iç içe süreçler haline getirmektedir.
    3. Kongre, köylü ve tarım sorunuyla birlikte ulusal sorunu da gercekte bağlı olduğu ekonomipolitik dinamiklerden koparmakta ve asgari program şahsında DHD ni tssfiye ederek dogrudan bir sosyalist devrim perspektifi tanimlarken, baş celiski tesbitinde köylülüğü temel güç olmaktan azade edip proleteryayı öncü ve temel güç olarak tanimlarken yaptığı sey esasta DHD surecini temel sınıf dinamiklerinden kopararak tasfiye etmek suretiyle sosyalist devrimi de olanaksız hale getirmekten başka bir sey degildir.Anadolu devriminin niteliği DHD dir. Proleteryanin ideolojik onderliginde temel güç köylülük tür.  Baş çelişki tefeci tuccar, tefeci tüccar niteligindeki devlet ve büyük toprak mulkuyeti sahsinda somutlasan yarı  feodalizm ile halk yığınları arasindaki çelişki dir.Proleteryanin siyasal öncüsü DHD sürecinin asgari progrsminin bu baş celiskisini köylü savaşı tarzindaki uzun sureli halk savaşı strarejisi ile siyasallastir. Bu baş çelişkinin çözümü ile temel celiskiyi ifade eden komprador kapitalizmle halk sınıfları arasindaki celiskinin çözümü bir birinden kopuk değil iç içe geçmiş kesintisiz süreçler olarak DHD ni sosyalist inşa surecine bağlar. Feodalizmle geniş halk kitleleri arasindaki çelişki, komprador kapitalizmin bütün dinsmiklerini ve sinif celiskilerinin niteliğini belirleyen tarımın yarı feodal niteliginin çözümünde kavranacak esas çelişki olmasiyla çözümü komprador kapitalizmin diğer celiskilerinin çözümü nin de önünü açacak olan çelişki dir.
   Baş çelişki,  temel çelişki belirlemek ve bunlara göre örgütlenme biçimi ve strateji belirlemek bir siyasal tercih meselesi değil mücadele yürütülen coğrafyanın ekonomipoltiginin zorunluluklarinin tahlil edilerek siyasallastirilip formüle edlerek siyasal bir devrim programi haline getirilmesidir.
   3.Kongre kararlarında belirgin egilim kapitalizm öncesi biçimiyle kendi halinde bir feodalizm arayisidir.3. Kongre feodalizmi esas olarak büyük toprak mulkuyetinde aramaktadır. Ancak yukarida
istatistik verilerle de desteklenerek gösterildiği gibi feodalizm Anadolu cografyasi için yalnızca büyük toprak mülküyetine dair bir olgu degildir.Esasta yarı feodal formasyonun ve bunun üstüne inşa edilen komprador kapitalizmin bütün dinamikleri küçük ve orta ölçekli yarı feodal tarla tarımı tarafindan belirlenmektedir.Komprador kapitalizmin emperyalizmle ilişkilerine niteliğini veren ucuz iş gücü ve ucuz tarimsal ürünle hammaddenin yaratıcısı tarimin bu yarı feodal niteligidir.Yine köyden kente göçü surekli bir olgu haline getiren ve köylü sorunuyla birlikte yarı proleteryanin yaraticisi da yarı feodal tarimdir.Istatistik verilerden de görüleceği gibi sanıldığı gibi büyük toprak mülküyeti feodalizmin yegane dayanağı degildir ve büyük toprak mulkuyetinde islenilen toprak miktarı büyüdükçe ücretli emek kullanım oranlarini yükseldiği görülmektedir. Büyük ölçekli tarımda ücretli emek zorunlu olarak kullanilmaktadir. Yarı feodal sosyoekonomik formasyonda uretim surecinde emek faaliyetinin kendisi metalasmamaktadir.Belirleyici nitelik budur.Tarimsal uretimin ve komprador kapitalizmin bütün diğer dinamikleri bu esas niteliğe bağlı olarak gelismektedir.Celiski üretim sürecinin kendisindedir.Mulkuyet biçimi bu olguya göre tali bir konumda kalmaktadir.

    ” revizyonistlerin teorileri birde şu açıdan sakattır. Dedikleri gibi, ” türk toplumunun yapısı hızlı bir değişme içinde” değildir. Bu iddia, türkiyede Aren’cilerin, dünya çapında Troçkistlerin iddiasıdır.Onlara göre emperyalizm, girdiği ülkelerde üretim güçlerini hızla geliştirir, féodalizmi çözer, işçi sınıfını güçlendirir ve sosyalist devrim şartlarını olgunlaştırır. Bu revizyonist -troçkist iddia, köylerde çalışmanın esas alınması konusundaki tartışmalarda, şehirlere ağırlık verilmiş olmasını haklı çıkarmak için, temel gücün köylüler olduğunu reddetmek için, Marksist Leninist kanada karşı, bir kanıt olarak ileri sürülmüştür.Revizyonistler, bu iddianın bazı sonuçlarından vazgeçmişlerdir ama, bizzat bu iddiadan vazgeçmemişlerdir..!”
İ. Kaypakkaya
   Ibrahim Kaypakkaya da sosyoekonomik yapının niteliği ve buna bağlı olarak baş çelişki temel çelişki tesbitleri ile devrimin stratejisine dair derinlestirilmesi gereken olgu da küçük ve orta ölçekli tarimda üretim surecinin celiskilerinin bu irdelenmesi zorunlulugudur.Ibrahim Kaypakkaya nın elinde böylesi bir çalışma için yeterli veri olmadığı düşünüldüğünde bu konunun yarı feodalizmin ekonomik karakterinin niteliği ve dayanakları bakımından önemi daha da artmaktadir.Yine ibo da feodalizmle geniş halk yığınları arasindaki baş çelişki tesbiti esasta güncelliğini sürdürmektedir. Bu tesbite eklenmesi gereken ve ibo da yenilenmesi gereken olgu DHD nin feodalizmi tasfiye ederek burjuvazi ile proleterya arasindaki temel celiskiyi guclendirecegi tesbiti yine feodalizmi yalnızca  büyük toprak mülküyetine başladığından mekanik bir DHD süreci tanimlamaktadir.Yari feodalitenin belirleyici dinamiklerini bizzat küçük ve orta ölçekli tarımın uretim surecine dair bir olgusallik gostermesi ve komprador kapitalizmin tarımın bu yarı feodal niteliği ne bağlı bir gelişme karakteri gostermesi anti feodal devrimle anti kapitalist devrimi kesintisiz bir biçimde iç ice süreçler haline getirir. Başka bir soylemle feodalizmle geniş halk yığınları arasindaki baş celiskinin çözümü ile komprador kapitalizmle halk sınıfları arasindaki temel celiskinin çözümü mekanik olarak bir birinden ayrı ve bağımsız süreçler değil iç içe geçmiş süreçler olarak belirlenmelidir. Baş çelişki ile temel çelişki arasindaki iliskinin bu yeniden belirlemesi esasta devrim stratejisinde bir değişim yaratmaz. Çünkü temel güç yine köylülük tür. Çünkü komprador kapitalizmin en problemli ve sinif olarak hareketli unsuru köylülük tür. Ancak taktik anlamda gerek strateji ile ilişkisi içinde gerekse politik konjonkturdeki değişkenler ile iliskili olarak kirsal faaliyetle sehirletdeki faaliyetin niteliği konularinda kimi yeni olgulardan bahsedilebilir.Bunlardan biri örneğin komprador kapitalizmin gelisme derecesine bağlı olarak sehirlerde biriken halk sınıfları ve toplumsal tabakalara dair siyasal tavrı yeniden belirlemek gerekir.Bu gün sehirlerde biriken proleter, yarı proleter ve küçük burjuva kitlelerin farklı tabakalarinin çelişkileri yeniden tahlil edilmeye ihtiyaç göstermektedir. Özellikle yarı proleter kitleler ile küçük burjuvazinin farkli tabakalarinin sehirlerdeki celiskilerinde surekli bir yükselme görülmektedir . Küçük burjuva kitlelerin entellektüel unsurları arasinda ekonomik celiskilerle birlikte entellektüel , kulturel celiskiler yükselme egilimi göstermektedir. Yine ulusal ve inancsal aidiyet gruplarının çelişkileri sürekli olarak yukselmektedir.Bu olgular degerlendirildiginde sehirler kırsal gerilla mücadelesine göre tali konumu degismemekle birlikte bugün pasif güç biriktirme alanları olarak gorulemez.Sehirler demokratik ve militer aktif mücadele alanları olarak belirlenmelidir . Bugün kırsal mucadelenin durumu halk savaşının sehirlerdeki genel demokrasi mucadelesi ve milis örgütlenmeleri ile koordineli olarak yeniden yapılandırılmasıni bir zorunluluk haline getirmektedir.
     Nihayet bir sonraki paragrafta şöyle deniyor:
     ” iç içe geçmiş ilişkiler derken anlaşılması gereken biçim, belli toprak parcalarinda emeğin somurulmesine dayalı, pazar için üretim yapan kapitalist işleyişle, belli toprak parcalarinda feodal rantla ağaya yarıcılık yapan köylü iliskisinin aynı coğrafyada olması algilanmalidir”…
     Her şeyden önce şu soylenmelidir ki 3. Kongre komprador kapitalizmin ekonomipolitginin niteliğinden habersiz olduğu gibi genel olarak ekonomipolitigin yasaları konusunda da cahildir.
     Herhangibir coğrafyada bir kez komprador kapitalizm gelişmeye başladığında tarımsal üretimde toprağın bir kısmında kapitalist form bir kısmında feodal form gibi ucube bir ayrimdan bahsedilemez. Böyle bir olgu ekonomipolitigin yasaları ile bagdasmaz.Feodal rant ın kapitalist kardan yüksek olduğu bir koşulda tarımda üretim ilişkileri feodal niteliğini sürdürme egilimi taşır. Ancak sosyoekonomik olgular yalnizca ekonomipolitigin yasalarindan ibaret değildir. Ekonomipolitige mudahale eden sosyal olgularda söz konusudur. Kapitalizmin emperyalizm aşamasında Kapitalizm öncesi bicimiyle klasik bir feodalizm ancak feodal bir üst yapıyla zor kullanılarak sürdürülebilir. Osmanlı bunu denemiş ve sonuçta yıkılmıştır.  Cumhuriyet dönemi ile gelişmeye başlayan komprador kapitalizm tarımda feodalizmi klasik biçimiyle sürdüremezdi. Gelişen komprador kapitalizm tarimda yarı feodal bir biçim almak zorundadir. Çünkü son tahlilde komprador kapitalizmin tarımı pazar için uretimdir.Ancak üretimin pazar için olma niteliği ona kapitalist bir nitelik vermek için yeterli degildir. Bırakalım feodal toplumu köleci toplumda dahi pazar için uretim vardir.Bir uretim iliskisine kapitalist denilebilmesi için emek faaliyetinin kendisinin metalaşmis olması gerekir.Kapitalist formasyonla diğer formasyonlar arasındaki niteliksel fark budur.Bu fark toplumsal siniflardaki farklılaşmayi bir tarafta üretim araçlarının sahibi konumundaki kapitalistlerle diğer tarafta üretim araçlarından yoksun olan ve emeğini satarak geçinmek zorunda olan proleterya olarak gerceklestiren niteliksel farktir.Komprador kapitalizm koşullarında Anadolu tarımının yapısı irdelendiginde küçük meta uretimi niteliğindeki tarla tarımında uretim surecinde esas olarak emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi, aile el birliginin belirgin bir nitelik gösterdiği görülür. Işte tarımın yarı feodal niteliği bu olgudan dolayı esas egilim haline gelmekte ve komprador kapitalizmin bütün diğer süreçlerinin niteliğini belirlemektedir.
    3. Kongrenin komprador kaptalizm kosullarinda tarimda feodal formasyona dair anlayışı ve yarı feodalizmin esas dinamiklerini kavrayisinda nitel hatalar silsilesi vardır. Bütün diğer dış koşullar bir tarafa bırakılırsa tarimda feodal formla kapitalist form nasıl birbirinden yalitik olarak yan yana olabilir.Boyle bir sey hiç bir şekilde olanaklı degildir Çünkü ekonomipolitik esaslar gereği herhangibir toprak parcasinda feodal rantin kapitalist ranttan yüksek olduğu kosullarda feodal tarım belirleyici olmak zorundadir.istisnalar haricinde hemen bütün olasiliklar içinde feodal rant her zaman kapitalist kardan yuksektir. Çünkü feodal rantta emek sömürüsünun bir siniri yoktur.
    Bu mantık silsilesi ile komprador kapitalizm koşullarında tarımın salt feodal niteliğinin hiç degismemesi beklrnirdi.Komprador kapitalizm koşullarında olan şey sudur:
   Özellikle küçük ve orta ölçekli uretimde uretim sürecinde emek faaliyetinin metalasmamasi ve aile elbirliği kullanımı aynen klasik feodalizmde olduğu gibi surmektedir. Değişen olgu üretimin pazar için yapilmasidir.Bu formasyonda emek metalasmamakta ürün metalaşmaktadır. Küçük ve orta ölçekli üretimde bu yarı feodal tarım belirginken  büyük toptak mulkuyetinde satın alınmış emek kullanımı ve kapitalistlesme görülmektedir. Oysa klasik feodalizmde feodal ite esasta büyük toprak mulkuyetinde kendisini gostermektedir.
    Osmanlının tarimsal faaliyeti asya tipi uretim tarzıdır ve özel kisilere ait Büyük toprak mülküyeti Anadolu cografyasinin tarihinde bu dönem yoktur.Asya tipi üretim tarzında toprak devletin mümkündür. Ancak cumhuriyet doneminde komprador kapitalzmin ilk aşamalarında özellikle doğuda ve guney doğuda aşiret yapısından dolayı büyük toprak mulkuyeti bir süreliğine de olsa salt feodal ranta bağlı utetimi surdurebilmis ise de pazarın gelismesi ile birlikte yalnizca feodal ranta bağlı salt feodalizm yerini yarı feodal formlara birakmak zorunda kalmıştır. Bu süreç gelisirken dahi büyük ölçekli tarım tercih edilen bir biçim olmamış büyük toprak parçaları olabildiğince yarıcı ve kiracılık biçiminde küçük parçalara bölünerek emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi küçük ölcekli tarım sürdürülmüştür. Bu bolgelerde de büyük ölçekli tarım ancak toprağın faha fazla parçaya bolunemedigi koşullarda tercih edilen bir biçim olarak değil bir zorunluluk olarak yapılmaktadır. 3.Kongre burada da feodalizmi ve yarı feodalizmi genel olarak mülküyet biçiminde özel olarak büyük toprak mulkuyetinde aramayı surdurmektedir.Oysa tarimsal süreçlerde yarı feodaliteyi yaratan koşullar tarihsel anlmiyla mülküyet bicimindedir ama Osmanlının mülküyet biçimi toprakda devlet mülküyet idir. Osmanlida toprakda asya tipi üretim tarzı sürerken kapitalizmin emperyalizm asamasina geçtiği cografyalarda meta ihracinin yerini sermaye ihracinin almasiyla somurgelerin yarı somurgelesen süreci başlarken meta ihracı doneminde büyük üretim fabrika malları ile rekabet edemeyen ve henüz el zanaatları sürecinde küçük üretim asamasinda olan yerli sanayi ve kapitalist gelisme dumura uğramış ve yerel pazar zaten emperyalizme bağımlı hale getirilmistir.Meta ihracinin üstüne gelen sermaye ihracı ise yerli sanayiyi tamamen emperyalzme bağımlı hale getirirken geliştirilen komprador kapitalizm tarimda küçük olcekli üretimi sürdürerek üretim surecinde emek faaliyetinin metalasmamasindan yaratılan feodal rant varlığını sürdürürken değişen olgu yalnizca uretimin daha geniş bir pazar için yapilmasidir.osmanlida asya tipi uretim tarzinda dahi zaten kısmen ve daha sınırlı bir iç pazar için tarimsal üretim vardir.Emperyalizmle işbirliği kosullarinda büyük toprak mülküyeti ve ticaret sermsyesi ile gelistirilen kompradorluk iliskileri yarı feodal tarimi kapitalistlestirecek birvdinamik yaratmamistir ve yaratamazdi da. Çünkü gelişen komprodor kapitalizm bizzat tarımın yarı feodal niteliğinin ürettiği ucuz tarimsal ürün ve ucuz iş gücü dinamiklerine bağlı olarak inşa edilmek durumundadir.
   Istatistik verilerin ifade ettiği gerçeklik tarimda satın alınmış emeğin kullanıldığı kapitalist üretim ilişkilerinin en fazla geliştiği bölgeler Doğu ve Guney Doğu Anadolu yani büyük toprak mülküyetinin en yaygın olduğu bolgelerdir.Bu kapitalist ekonomipolitigin bir zorunluluğu olarak böyledir. Çünkü büyük ölçekli tarimsal faaliyet satın alınmış emek kullanilmadan yapilamaz . Böyle bir olasılık ancak büyük toprakların küçük parçalara bölünerek yarıcı ve kiraci biciminde islenmesi ile mümkün olabilir ki büyük toprak mulkuyeti bu yari feodal uretim iliskisini zaten Anadolu cografyasinin tamaminda esas egilim ve yaygın bir biçim olarak surdurmektedir.Dogu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu yani Kürdistan bölgesinin aşiret yapısı bu bölgelerde büyük toprak mulkuyetinin cumhuriyet sonrasinda da fodal cebir kullanarak salt feodal ranta bağlı tarimsal faaliyeti ve serf yani topraksız köylünün angarya emeğini somurmeyi sürdürmüştür. Yariciligin ürün rant biçimleri yada aganin toprağında ucretsiz çalışma biciminde surdurulen bu klasik feodalizm pazarın gelismesi ve genislemesi surecine paralel olarak Yariciligin para rant bicimine dönüşmüş ise de yarı feodalizmin esas dayanağı olan küçük ölçekli tarla tarimi esasinda yeniden uretim eski biçimiyle yani üretim surecinde aile el birliginin belirleyici niteliği ve emek faaliyetinin kendisinin metalasmamasi esasinda devam edegelmistir. Yarı feodalizm komprador kapitalizmmin üstünde geliştiği ekonomik zemindir.Ucuz hammadde ve ucuz iş gücünün yaraticisidir.Anadolu cografyasinda fasist devlet aygıtının ekonomik faaliyetinin kendisi de tefeci tuccar sermayesi niteligindedir.En büyük tefeci tuccar fasist devlet aygıtının kendisidir.Devletin bu tefeci tuccar kimliği devlet bankalarinin tarım kredi politikalari ve devlet tekeli niteliginde olan TMO şahsında somutlanmaktadir.
,    3.Kongre belgeleri sayfa 41.
      “Bir diğer önemli konu ise emperyalizmin feodalizmi tasfiye etmeyeceği şeklindeki hastalıklı yaklaşımdır. MLM ekonomi politika birbirlerine taban tabana zıt olan kapitalist ve feodal uretimlerin (uretim iliskisi demek istiyor…) bir arada kardeşçe yasayamayacaklarini ve ileri olanın gelişerek geri olanın erimesiyle bu sürecin sonuclanacagini net olarak ortaya koymaktadir.Emperyalist sermaye, ihtiyaçlarını karsilamak icin artı emek sömürüsünu gerçekleştirmek zorundadir. (Alın size bir revizyonist tez daha…3. Kongre ne dediğini bilmeden sayıkliyor. .bu konuya tekrar geleceğiz) Bu durum kapitalist tarzdaki işçi emeğinin sömürüne dayalı ilişkileri yaratir.Somurunun önündeki bütün engelleri yikarak ilerler. Önündeki bu engel, bir dönemler bağımlı ülkelerdeki temel ayaklarindan birisi olan feodalizm bile olsa , iradesi dışında onu da tasfiye eder.Emperyalizmin feodalizmi tasfiye etmeyeceği belirlemesinden çok, herhangibir coğrafyada bağımsız bir kapitalizmin gelişmesini darbeleyerek kendine bağımlı kapitalist iliskileri gelistirir belirlemrsi doğrudur. Dunyada ve cografyamizda sömürü temeline dayalı yüz yıllık emperyalist sermaye (siz iki yüzyıl anlayın. ..) hareketleri incelendiğinde bu durum açık açık görülecektir. “
   Emperyalizm feodalizmi tasfiye etmez, edemez.3.Kongre MLM nin esaslarına saldirmaktadir. Emperyalizm kosullarinda gelişen komprador kapitalizm bizzat tarımın yarı feodal niteligine bağlı olarak kendini yeniden uretmektedir.Komprador kapitalizmin talep ettiği ucuz iş gücü ve hammaddenin üretilmesi tarımın yari feodal niteliğine bağlı olarak gerceklesmektedir.3.kongre emperyalizmin kapitalizmi tasfiye ettiğini iddea ederken yine emperyalizmin kendisine bağımlı kapitalizmi nasıl ve hangi ekonomipolitik, toplumsal dinamiklerle yeniden ve yeniden ürettiği konusunda bir şey söylemiyor. Ucuz is gücü ve hammaddenin hangi üretim iliskileri ile üretildiği yani emperyalizme bağımlılık dinamiklerinin neler olduğu konusunu sessiz sedasız gecistiriyor.
   “Emperyalist sermaye ihtiyaçlarını karsilamak için artı emek sömürüsünu gerceklestirmek zorundadir…”
    “Emperyalist sermayenin ihtiyaçları” alın size yeni bir kavram…MLM nin literatürü fakir fukara mutfağı gibiydi…Böyle zengin dadakalariyla biraz daha cesitlensin…
   Ne imiş bu “emperyalist sermayenin ihtiyaçları” ?
   Ucuz iş gücü ve hammadde olmasın. ..ama nasıl yaratılıyor bu ucuz iş gücü ve hammadde…çıt yok…
    Emperyalist sermaye kendi ihtiyaçlarını karşılamak için artı emek sömürüsü yapiyor…bunu yapabilmesi için de feodalizmi tasfiye etmesi gerekir…Yani emperyalist sermayenin Fransız devriminin jakobenlerinden hiç bir farkı yok.!!…Yani emperyalist sermaye feodal angaryanin düşmanı. ..yani emperyalist sermaye köylü dostu…Ibrahim Kaypakkaya ya daha başka nasıl ihanet edilebilir…
    Emperyalist sermaye ve komprador kapitalizm feodal ranta neden düşman olsun…komprador kapitalizmi yaratan ve onun bütün ekonomipolitik dinamiklerini belirleyen feodal rantın ta kendisidir.Bir meta bütün diğer koşullar eşit sayildiginda iki ayrı coğrafyadan birinde nasıl daha ucuz uretilebilir?
   Kapitalist meta üretiminin üç unsuru vardir.Birincisi, değişen sermaye; bu işçi ucretlerine tekabul eden kısım dır. Ikincisi degismeyen sermaye; bu uretim araçlarının karşılığı olarak metalarda somutlasan kısım dir . Üçüncüsü hammaddeler…Bütün diğer kosullar esitlendiginde yani hammadde fiyatları,  is gücünün ucreti esit kabul edildiğinde ancak uretim araçlarının teknik düzeyi digerinden yüksekse aynı meta bir cografyada diğer coğrafyadan daha ucuza uretilebilr.Bu emperyalist ulkelerdeki meta üretimine dair bir olgudur.Ancak kapitaliszmin emperyalizm asamasinda teknik üstünlük yaratarak pazarda rekabet avantajı yaratmak uzun süre surdurulebililirligi olmayan bir olgudur . Çünkü teknik gelişmenin kendisi her turden teknik buluş ve sırrı gizlenemez hale getirmistir.Emperyalist mali gruplar arasindaki rekabet yarı sömürgelerde feodal rant esasinda olgulasan ucuz iş gücü ve ucuz hammadde ile inşa edilen komprador kapitalizmler ve montaj sanayi marifeti ile metalara hem iç pazar yaratma ve hem de dış pazarda fiyata bağlı rekabet avantaji yaratma olanaklı olabilir.Ustelik de bu tarz meta uretimi ileri teknikle değil emperyalist metropollerde kullanılmayan çok geri teknikle yapilmaktadir.
   ” Emperyalist sermaye kendi ihtiyaçlarını karsilamak icin artı emek sömürüsünu gerçekleştirmek zorundadir..” Şimdi şu mantık silsilesine bakın. ..Emperyalist sermaye kendi ihtiyaçlarını karsilamak için artı emek sömürüsü yapiyor…kendi ihtiyaçları ne imiş…her halde muz yada armut değil. ..ucuz iş gücü ve hammadde…yani emperyalist sermaye ucuz iş gücü ve hammadde ihtiyacını karşılamak için artı emek sömürüsü yapiyor…peki artı emeğin artisini degil ama kendisini ucuzlatan ne? …hammaddeyi ucuzlatan ne?…onu sormayın canım…O tanrının eli….
   Valla hava soğuk olduğu için yazıyı yatakta yaziyordum…bursinda dayanamadim mutfağa geçtim…yatak odasında gülünce komşular yanlış anlıyor. ..Mutfakta gulunecek bir şey yok…belki sakinlesirim….
     Mutfağa geçtiğinde sepetteki kuru Soğanların durduğu yerde yesillindigini gördüm. Topraksız köylünün soğanı bile durduğu yerde yesilleniyor….
    Maradona aslında sağ kulağını kasiyacakti ama yanlisliklami yoksa hirsindan mi nedir topa dokundu…gol oldu…Dunya kupası arjantine gitti…Maradona yaptığı hilenin kulpunu da hemen orda buldu…O tanrının eliydi dedi…Üçüncü kongre de kapitalizmin ekonomipolitiginde tanrının elini arıyor. ..inanca saygı gerekir…ama yarı feodalizmin belgesi insanın kendi varlığının ta kendisiyken tanrı severligin böylesine guler misiniz ağlar mısınız. ..Artık siz bilirsiniz….
   Ama sıkıntı yok….Ibonun olmadığı ligde 3.kongre şampiyon. …
     Şimdi sadete gelelim…Bütün bu hikayeyi niçin anlattık. …feodalizmi emperyalizme tasfiye ettirip Bahtı kara mabedini emperyalizmarifeti ile feodalizm illetinden bertaraf ettikten sonra ( yoksa ettirdikten sonra mı demeliydik) köylülüğü ve köylü sorununu yok sandıktan sonra halk savaşının bu defa sosyalist olanın dan
Bahsedenlere sormazlar mı köylülük ve köylü sorunu yoksa halk savasini kimle yapacaksınız. ..
   Ama merak etmeyin o sorunu da tanrının eli çözer elbet….
      3.kongre yarı feodal formasyonu yalnizca büyük toptak mulkuyetinin ürettiği klasik feodal rantta aramaktadir.Ancak yarı feodal nitelik yalnizca büyük toprak mulkuyetine bağlı özel bir üretim ilişkisi olarak klasik feodal rant biçiminde gerçekleşmez. Klasik feodalizmin asya tipi komprador kapitalizmin cumhuriyet doneminde de belirli bir süreliğine de olsa özellikle aşiret yapısına bağlı bölgesel otoritenin ve feodal cebirin hüküm sürdüğü Kuzey Kurdistan gibi cografyalarda varlığını sürdürmüştür. Feodal cebiri temsil eden büyük toprak mulkuyeti aynı zamanda TC nin kuruluş surecinde yer almış olan aşiret yapilaridir.TC tarihinin hiç bir sürecinde asiret yapısı ve feodal cebire karşı fiilen bir mudahale olmamistir.Asiret yapısı ve büyük toprak mulkuyeti etrafinda yaratılan feodal rant fiilen devlet tarafindan korunmasina rağmen komprador kapitalizmin ilerleyen süreçlerinde klasik feodalizm karakterindeki üretim iliskileri iç ve dış pazarın gelismesine bağlı olarak eski biçimiyle surdurulemez olmuştur. Klasik feodal üretim iliskileri komprador kapitalizmin niteliği gereği giderek yerini esas olarak küçük ve orta ölçekli aile tarımının yarı feodal biçimine bırakmıştır. Tarimsal uretimde emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi yarı feodal uretim tarzı hem klasik feodalizm yada asya tipi uretim tarzından komprador kapitalizme geçişin ve yarı somurgelesmenin zorunlu bir ön koşulu hem de diyalektik sonucu konumundadir.Sermaye birikiminin üretim süreci dışında tefeci tüccar sermayesi olarak gerçekleşmesi tarimda emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi yarı feodal formasyondan satın alınmış emekle surdurulen büyük ölçekli kapitalist tarima gecilmesinin yani tarımın kapitalistlesmesinin engelidir.
   Komprador kapitalizmin yarattığı holdink sermayesinin geçmişi arastirildiginda büyük toprak mülküyeti görülür. Holdink sermayesinin ise başlangıçta tefeci tüccar sermayesi olarak palazlandigi ve gelisme sürecinin hiç bir asamasinda tarimi kapitalistlestirme yolunda bir sermaye hareketinin olmadığı görülür. Holdink sermayesinin tarıma yönelik yatırımları küçük ve orta ölçekli yarı feodal tarımın korunarak bunun etrafinda küçük ureticinin ürününün satın alinarak işlendiği ve pazara sunulduğu komprador kapitalist bir nitelikte gelişmiştir. Zaten tarimda feodal ve yarı feodal üretim ilişkilerini çözen ve tarımı kapitalistlestiren bir kapitalizme komprador kapitalizm tanımı yapilamaz . Böylesi bir kapitalizm ulusal kapitalizm olabilirdi ancak.Ancak kapitalizmin emperyalizm asamasinda petrodolar gibi finans kapitalden noksan olmayan meblaglarda sermayeye sahip olan orta dogu gibi cografyalarda dahi ulusal bir kapitalizm inşa etme olanağı emperyalist kapitalizmin ekonomipolitginin yasaları gereği olanaksizdir.Bu cografyalarin sanayideki bütün gelismeleri içerde yarı feodal formasyonda bir tarimsal uretime ve disardan ara malı, teknoloji ve sermaye ithaline bağlıdır. komprador kapitalizm bu ön koşulların bir araya geletek oluşturduğu kapitalizm emperyalizm asamasinda yarı sömürgelere ilişkin tarihsel bir olgudur.Komprador kapitalizmin olmazsa olmazı tarımsal uretim süreci için feodal ranttir.Feodal rantin ortadan kalktığı bir formasyona komprador kapitalizm tanımı yapilamaz.Zaten dunya tarihinde de emperyalist kapitalizm adamasinda böyle bir ulusal kapitalizm örneği yoktur . Çünkü emperyalizmin kendisi ulusal kapitlizmin kendi dinamikleri ile gelismesinin engelidir.
Orta Doğu ve Guney Amerika nin kimi cografyalarinda gelişen petrodolar sermayesi dahi meblağ olarak çok büyük sermayeleri temsil etmelerine rağmen bu sermayeler tarihsel olarak geç oluşmuş sermayeler olduğundan ve uluslar arası derinlikleri olmadigindan dolayı finans kapitale donusememektedir.Finans kapitalle petrodolar arasindaki bu çelişki petrodolarin borsa ve faiz spekülasyonları ile durduğu yerde erimesi ve üretken sermayeye yada finans kapitale donusememesine sebep olmaktadir.petrodolar büyük sermaye birikimine rağmen finans kapitalin sahip olduğu bir sanayi sermayesi bileseninden ve uluslararası finans derinliğindenvyoksundur. Örneğin El Kaide gibi siyasal oluşumlar finans kapitalle petrodolar arasindaki bu çelişkiden gelismekte tutarsız bir anti emperyalist karakter gostermektedirler.Venezuella gibi Güney Amerika ülkeleri ise petrodolar sermayesine sahip konumları ile finans kapitalin kimi birlesenleri ile  özellikle dunya borsalarini ve dünya Bankası IMF gibi emperyalist ekonomipolitigin kurmaylarıni yöneten ABD emperyalizmi ile olan celiskilerinde Rusya ve Cin gibi nisbeten finansal gücü yetersiz emperyalistlerle Iran gibi yine petrodolarin varolussal çelişkileri ile finans kapitalle tutarsız bir çelişki gösteren ülkeler birbirine yakınlaşma ve blok oluşturma egilimi gostermektedir.Ancak bunlardan Rusya ve Çin haricinde hiç biri ulusal dinamiklere sahip bir kapitalizm yaratma potansiyelini temsil etmemekte edememektedir.Komprador kapitalizmden yani yarı feodal yarı somurge formdan  bir ulusal kapitalizm yaratmak için sermaye birikimin niteliği yeterli bir ön koşul olusturmaz.Esas olan sermayenin nicel miktarlari değil nitel fonksiyonlaridir.Ne emperyalizmin ne de komprador sermayenin tarımı kapitalistlestirerek ulusal bir kapitalizm inşa edecek dinamigi yoktur . Çünkü komprador ilişkiler bizzat tarımın yarı feodal niteliği ve feodal rantin sonsuz bicimlerde kapitalist karla ic içe formlar oluşturduğu kapitalizmin emperyalizm asamasinda yarı somurgelerde gelişen tarihsel bir olgudur . tarımın yarı feodal niteliği ile beraber komprador kapitalizmin diğer dayanakları ancak işçi köylü temel ittifakina bağlanmış bir demokratik halk devrimi ile olanaklı dir. DHD surcinde işçi köylü temel ittifak ını yaratan çelişki yani baş çelişki de komprador kapitalizmin bu niteliğinden dolayı esaslasmaktadir. Baş celiski ve temel çelişki tesbitleri bir cografyada rasgele yapilamaz. Baş çelişki komprador kapitalizmin kendini yeniden uretme dinamiğinin esas olgularıni hedefler ve DHD nin temel sınıf ittifakı ve stratejisini belirler.Anadoluvcografyasinin  devrim öncesi Cinle arasindaki esas fark yarı somurge formun Benzerliğine rağmen Çin toplumundaki köylülüğün esas olarak serf niteliğinde topraksız köylülük olmasidir.Ibrahim Kaypakkaya ornegin ulusal sorun ve Kemalizmin sınıfsal kimliği gibi meselerde özel bir çalışma yapmış olmasina rağmen sosyoekonomik yapı tahlili Kurecik raporu hariç özel bir arastirma ve istatistik verilerlevdesteklenmis, tarimsal üretim surecinin celiskilerinin cozumlendigi bilimsellikte yeterlilik arz eden bir çalışma niteliginde olmamasina ve ibonun böyle bir çalışma için ne yeterli olanakları ne de vakti olmasina ragmen coğrafyanın ekonomipolitiginin başlıca celiskilerini dogrulara çok yakın bir nitelikte tesbit edebildiği olağanüstü öngörü niteliğinde bir çalışmadır. Sosyoekonomik yapı tahliline ve baş çelişki tesbitinin kendisine değil ama DHD stratejisinde feodalizmin silahlı devrimle tasfiyesi ve bu tasfiye sureci ile birlikte emek sermaye celiskisinin gelisme süreçlerinin mekanik olarak birbirinden ayrilmasinda aranmalıdır ki bu ayrım Çin devriminin serf niteliğinde topraksız köylülüğü temsil etmesi ile Anadolu köylülüğünün esasta kendi toprağını işleyen küçük uretici olması arasindaki farktan dolayı Çin devriminin aşamalarının bu farkliliga rağmen olduğu gibi Anadolu devrimine ikame edilmesinden kaynaklanmaktadir.Ayrica belirtmek gerekir ki Cin devriminde de feodalizmin tasfiyesi süreci ekonomipolitik bir olgu olarak komprador kapitalizmin ve emek sermaye çelişkisinin derinlestigi bir süreç izlememis, feodalizmin tasfiye edildiği bolgelerde Kızıl Siyasi Iktidarlarin kurulması boylelikle komprador kapitalizmin temel dayanaklarinin ortadan kaldırıldığı bir surecte gelismistir.Anadolu köylülüğünün esas olarak küçük utetici olması anti feodal devrimi anti kapitalist devtimle iç içe süreçler haline getirir.Baska bir soylemle anti feodal karakterdeki halk savaşı aynı zamanda anti kapitalist bir nitelik tasir.Bu anlamda sosyalist halk savaşı da denebilir.Ancak feodalizmi komprador kapitalizmle beraber emperyalizme tasfiyecettirip köylü sorunuyla beraber köylülüğü de yok sayan bir anlayışın sosyalist halk savasini hangi temel sinif ittifak lari ve hangi devrim dinamikleri ile yapacağı merak konusudur.
  Şimdi şunu soylemek gerekir ki ekonomipolitigin yasaları öğüt dinlemezler ama bakkalı, manavi, berberi dinlerler….
   Siyasalbtarihinde kirdalda hiç dönem 40; tan fazla gerilla sı olmamis ama avrupa da 4000; den fazla multecisi olan bir siyasal yapı bu görünümüyle zaten çoktan karikaturlesmistir. Bir siyasi karikatürlerden toplumsal bir drama malzeme olması zaten beklenemez…
    Tarımın niteliğinin belirlenmesi yalnız kapitalist pazarın tahlili ve buna bağlı istatistik verilerle gerceklestirilemez.Bizzat tarımsal uretim iliskilerinin süreçlerinin celiskileri tahlil edilmelidir.3.kongre kararlarinda böyle bir tahlil yoktur . Üstelik 3.kongre bizzat kendi derlediği istatistik verileri doğru okumaktan da aciz olduğunu göstermektedir.
    Örnek vermek gerekirse, sayfa 56 da verilen tablo şöyledir:
     Tarımda ikame edilen is gücü rakamlari:

Tarım : ( bin )

Erkek : 3199
      Isveren : 92
      Ucretli maaşlı ve yevmiyeli : 385
      Kendi hesabına çalışan : 2120
      Ücretsiz aile işçisi: 602

Kadın : 2944
       Ücretli maaşlı yevmiyeli : 238
       Isveren : 8
       Kendi hesabina : 434
       Ucretsiz aile iscisi:2265

3.kongre tarım ve sanayi ayrımı yapmadan 24 milyon 110  olan toplam istihdamin 14 milyon 877 bini ucretli maaşlı ve yevmiyeli diyerek cografyamizda ücretli emek esasta hakim hale gelmistir tesbiti yapmaktadir.
       Her şeyden önce tarım ve sanayi birvirine bağımlı iki ayrı sektordur.Feodalizmin emperyalizm tarafindan tasfiye edildiği iddeasinin kendisini dogrulayabilmesi için toplam istihdamin verilerinden yapilan bir genelleme yeterli olmadığı gibi özel olarak tarimsal üretim süreçlerinin celiskileri ve niteliğine dair hiç bir fikir de üretmeye olanak vermez.
   Yukardaki tablo incelendiğinde tarımda istihdam edilen kitlelerin durumu şöyledir:

385 bin erkek + 238 bin kadın olmak kaydıyla toplam 623 bin ucretli maaşlı yevmiyeli tarım iscisi vardir.Bu rakam toplam tarisal istihdam olan 3 milyon 199 bin erkek ve 2 milyon 944 bin kadin olmak kaydiyla toplam 6 milyon 143 bin olan tarimsal istihdamin % 9 una karşılık gelmektedir.Yani tarimda istihdam edilen emek kitlesinin yalnizca % 9 u ucretli maaşlı yevmiyeli tarım iscisidir.
    Istatistik okumakta ve verileri degerlendirmekteki yetersizlik köy ekonomisini bilmemenin yada bilmezden gelmenin yetersizliği ile ortaklasmaktadir. Şöyle ki, kendi hesabına çalışan 2 milyon 120 bin erkek ve 434 bin kadin olmak kaydiyla toplam 2 milyon 654 bin kişi ayni zamanda tabloda ayri bir katagori olarak verilen 602 bin erkek ve 2 milyon 265 bin kadin olmak kaydiyla toplam 2 milyon 867 bin tarimda istihdam edilen ucretsiz aile iscisi katogorisine dahildir.Yani tarımda istihdam edilen 6 milyon 143 bin toplam istihdamin kendi hesabina çalışan olarak katogorilendirilmis 2 milyon 654 bin kişi ve ucretsiz aile işçisi olarak katogorilendirilmis toplam 2 milyon 867 bin kişi aynı katogorinin yani üretim surecinde emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi yarı feodal nitelikte küçük ve orta olcekli tarimsal faalyetin unsurudurlar. Böylece okunması katagoriler üstünde hokkabazlik yapiarak zorlastirilan istatistik verilerden de anlaşılacağı gibi 6 milyon 143 bin olan toplam tarimsal istihdamin yalnizca 623 bini yani yaklaşık % 9 u ucretli maaşlı yada yevmiyeli tarim işçisi iken 5 milyon 521 kisi yani tarimsal istihdamin % 91 ine karşılık gelen kitle ister kendi hesabina çalışan olarak katogorilendirilmis olsun, isterse ucretsiz aile işçisi olarak katogorilendirilmis olsun esasta emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi küçük ve orta olcekli yarı feodal nitelikli tarim bir unsurudur.
   Yıllarca kirsalda faaliyet yapmış, ustelik Ibrahim Kaypakkaya gibi bir dahsiyete önerimiz diyen siyasal bir yapının köy ekonomisine bu kadar yabancı olması ve tarımsal faaliyette kendi hesabina çalışanlarla, ucretsiz aile iscilerinin bir ve aynı ekonomikkatogorinin yani aile el birliği esasinda olan emek faaliyetinin kendisinin metalalasmadigi küçük ve orta ölçekli yarı feodal tarla tarimin bir unsuru oldugunu bilmemesi yada bilmezden gelmesi şaşılacak bir şey dogrusu….
   Hadi diyelim istatistikten anlamiyorsunuz, hiç mi köy gormediniz…Öyle bi haliniz var …
   Emperyalizm kosullarinda gelişen komprador kapitalizmin tarimsal faaliyrletteki ekonomipolitigi ve bu ekonomipolitigin komprador kapitalizmin dinamikleri ile iliskisine dair verileri ve teorik belirlemeleri Marks Lenin yada Mao da aramanın anlamı yoktur. Çünkü Marks emperyalizm öncesi serbest rekabetçi kapitalizmin ekonomipoltigini çözümler. Lenin ise sosyoekonomik yapı tahliline ilişkin yegane çalışması olan Rusya’ da Kapitalizmin Gelismesi adlı eserinde zaten emperyalist bir ülke olan Rusya’ da kapitalizmin gelisme süreçlerini irdeler.Bunu yaparken az çok güçlü bir işçi sınıfı dinamigi yaratmış olan kapitalist gelismenin ceperlerinde yani Rusya ekonomisine bağımlı uluslardan oluşan feodal ve yarı feodal formasyondaki sosyoekonomik yapıları ayrı bir katagoride çözümleme gereği gormemistir.Bunun nedenleri konusunda ancak varsayimlarda bulunma hakkına sahibiz. Çünkü Lenin’ in o süreçlerde ilgilenmek zorunda kaldığı meseleler konusunda yeterli tarihsel veriye sahip degiliz.Ama Lenin’in yalnizca bir teorisyen degil aynı zamanda bir orgutcu ve parti lideri olduğu düşünüldüğünde ve bütün yeorik çalışmalarında tercih ettiği metodun öncelikle siyasal rakiplerinin yazısını Marksizmin temel kavramlarinin ve diyalektik materyalizmin elestirisinden gecirmek olduğu düşünüldüğünde Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi calismasinda da aynı metodla oncelikle burjuva yazının ve tevizyonistlerin tezlerini irdelemek ve bilimle bağdaşmayan hata ve revizyonla ri teşhir etmeyi tercih etmekle hem teoriyi pratigin ihtiyaçları için kullanmaktaki ustaligini hem de önceliği olmayan konularda teori uretmek gibi bos entellektüel bir çabadan kaçınma tavrını farj ediyoruz.Maoizm ise esas olarak kirsalda serf yani topraksız köylülüğün ekonomik ve siyasal taleplerini politiklestirmis ve proleteryanin iktidar mucadelesine yedeklemistir.Devrimden onceki Çin kırsalında Anadolu köylülüğü gibi esas olarak kendi toprağını işleyen küçük uretici köylülük azınlık konumundadir.Dolayisiyla Maoizm esas olarak cok çabuk politiklesme egilimi gösteren topraksız köylülüğü öncelikle örgütleme ve silahlandirma siyasetiyle köylü sorununda daha çok askeri bir siyasetin meseleleri üstünde durmustur.Bir de o tarihsel kosullarda Cin gibi kapitalizmin gelismesinin çok sınırlı olduğu bir cogtafyada köylülüğün ekonomipolitigine dair istatistik veri bulmanın olanaksizligi düşünüldüğünde bütün usta diyalektikciler gibi Mao da daha çok pratik mucadelenin ihtiyaçları edasinda teorik calismalar yapmıştır.
    Özel olarak Anadolu cografyasi genel olarak bugünün yarı somurgelerinin sosyoekonomik yapilarinin gerceklikleri MLM bilimi ve diyalektik yontemle ayri ayrı degerlendirilme ihtiyacindadir.
    Anadolu cografyasinda 1950 lerden sonra ithal ikameci politikalarla emperyalist ortakli işletmelerin ve montaj danayinin gelistirilmesine bağlı olarak kapitalist pazarin büyümesi ve tarım ürünlerinin metalaşması surecinin hizlandigi tesbiti doğru olmakla birlikte bu olgu esasta Anadolu tarımının küçük ölçekli tarla tarimi olmasi gercekliginde nitel anlamda bir değişim yaratmamistir. Küçük ölçekli meta uretimi niteliğindeki tarla tarımının en belirgin özelliği üretim surcinde emek faaliyetinin metalasmamasinin esas egilim olması ve satın alınmış emek kullanımının tali kalmasidir.
    3. Kongre kararları sayfa 66 :
     ” Küçük işletmeler iki karakterlidir.Herhangi bir küçük işletme geçimini esasta kapalı ekonomi üzerinden sağlıyor ve tali ihtiyaçlarını pazardan sağlıyorsa bu ilişkide feodal sömürü olmamasına karşın biçimde feodaldir.Yine herhangi bir küçük tarımsal işletme geçimini kapalı ekonomiden sağlamıyor ve esasta pazardan satın alarak geçimini sağlıyorsa bu işletme yanında işçi calistirmasa da biçim olarak kapitalistir.Aksi bir savunuyla gelişmiş ülkelerdeki küçük işletmelerin büyük işletmelerin 99 katı fazla olmasını ve yanlarinda işçi calistirmadiklarini aciklayamayiz….”
    3.kongre MLM nin esasları olan kavramları revizyonfan geçirmeyi surduruyor.Hem de öyle bir revizyon ki netesinden tutdaniz lime lime dökülen bir revizyonizm.Mengeneye koysak duzeltmek olanaksız. Hani sosyalist halk savaşı diye bir kavramdan bahsedilmese berbat bir oportunizm olacak cinsten bir revizyonizm.  Hemen söylemek gerekir ki biçimde feodalizm yada biçimde kapitalizm diye bir uretim iliskisi kavramı MLM literaturde yoktur ve olamaz da.Bir uretim ilişkisi uretim ve değişim sureclerinde karşı karşıya gelen sınıflar arasinda bu uretimin ve değişimin niteliğini belirleyen ekonomipolitik yasaların işleyişini ifade eder. Kapitalist üretim iliskisinin Marksist tanımı üretim surecinde emek fsaliyetinin bizzat krndisinin metalaştığı ekonomik formasyondur. Üretim surecinde emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi bir ekonomik formasyon özde yada biçimde kapitalist üretim ilişkisi olarak tanimanamaz. Pazar olgusu ilkel komünun dagilmasindan bu tarafa köleci toplumda da vardir.Yine koleci ve feodal toplumda da pazarla beraber para ilişkisi ve meta mubsdelesi ve ticaret vardir.Ancak bütün bunların varlığı koleci toplumu yada feodal toplumu kapitalist toplumun kendisi yada bir alt formu olarak tanimlamaya yetmez.Kapitalizm bir tarafta üretim araçları üstünde hiç bir mülküyeti olmayan ve emeğini satarak geçinmek zorunda olan proleterya ile diğer tarafta üretim araçlarını mülk edinmiş olan ve emeği satın alan burjuvazi olmak kaydiyla taban tabana zıt iki sınıfın ortaya çıktığı toplum bicimidir.Kapitalizm tarih sahnesine yeni çıktığı süreçlerde tutarsız da olsa eski üretim ilişkilerine muhalif bir tutum gelistirmistir. Çünkü eski üretim iliskilerini temsil eden siniflar feodal devlet aygıtının üst yapısına egemen konumları ile kapitalizmin gelişmesini ve burjuvazinin kendi hukukunu ve devlet aygıtını yaratmasinin önünde engel konumundadirlar. Ancak yazının yukardaki bölümlerinde irdelendigi gibi kapitalizmin temsilcilerin en radikal unsurlarının dahi feodalizmle bu çatışması üst yapida egemenlik kurma biçiminin ötesinde alt yapıyı olduğu gibi değiştirme mucadelesi biçiminde olmamistir. Kapitalizmin bütün gelisme süreçlerinde kendi dinamikleri ile gelişen emperyalizm öncesi serbest rekabetçi kapitalizm dahi feodallerle üst yapdaki egemenlikvpaylasiminda uzlasma alt yapida ise kapitalizmin gelismesini ve feodal üretim iliskilerinin tasfiyesini kapitalist sureclerin kendi halinde gelişmesine birakmislardir. Fransız devrimi hariç burjuvazinin feodallerle zora dayalı devrimci bir çatışmaya dönüşen siyasal talepleri kapitlizmin hiç bir doneminde olmamistir.Emperyalizm adamasinda ise sömürge ve yarı somurgelerdeki eski üretim iliskileri bizzat korunmuş ve komprador kapitalizm bu eski sinflara dayanılarak inşa edilmistir.
    Anadolu tarımına niteliğini veren küçük meta uretimi emek faaliyetinin kendisinin metalasmadigi ve feodal angaryanin aile emeği biciminde uretim surecine katıldığı bir uretim iliskisidir.Feodal angaryanin yarattığı feodal rant köylük bolgelerde esasta kadın ve çocuk emeğine dayanır. Bu niteliği ile kadın sorunu ve pedogojinin de konusu niteligindedir. feodal angaryanin satin alınmış emek yerine üretim surecinde varlığını sürdürmesi hem köylülüğü kendi küçük mümküne bağlı bir esaret kosullarida yasamasina sebep olurken hem de ilk elden tarimsal ürünün fiyatını göreli olarak düşürür.  Ayni zamanda sanayi hammaddesi niteliginde olan tarım ürünlerinin ilk elden fiyatindaki bu düşme yine sehirlere göç eden ama toprakla ilişkisi süren yarı proleteryanin vasıfsız iş gücü kullanan sektörlerde ortalama ücretleri düşürmesi ile birleserek komprador nitelikteki kapitalizme kendisini yeniden üretecek dinamikler olan ucuz iş gücü ve hammaddeyi yaratir.Komprador kapitalizme niteliğini veren bütün dinamikler tarımın bu yarı feodal niteliğine bağlı olarak gelisir.
    Ithal ikameci kapitalizm esasta iki olgu üstünden gelismektedir.
      1) ucuz hammadde
      2) ucuzvis gücü

Bu iki olgunun gelismesinde belirleyici nitelikte olan dinamik tarimsal üretim sutecindr emek faaliyetinin bizzat kendisinin metalasmama egiliminin esas olması ve satın alınmış emek kullanımının tali kalmasidir.
    Feodalizmin jakoben ve prusya tipi iki tasfiye bicimi de kapitalizmin emperyalizm asamasindan öncesine dair olgulardir.Emperyalizm asamasinda yarı somurge ve sömürgelerde feodalizmin bu iki tasfiye bicimi de mümkün değildir. Bu olgu yukarida etraflica incelendiginden tekrar üstünde durmuyoruz.Yalnizca feodal rant yeniden ve yeniden uretlmeden komprador kapitalizmin diğer dinamiklerinin utetilemeyecegi gerçeğini yekrarlamakla yetinelim.
      3.kongre kararları sayfa 99 ;

Sosyalist devrim iktidardaki
” emperyalizme bağımlı olan komprador tekelci burjuvaziye karşı proleteryanin öncü ve temel güç olarak başlattığı ve kent ve kır küçük burjuva kitlelerinin muttefik olduğu Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi  ( SHSS ) aracılığı ile icra edilir.”

Proleteryanin yani işçi sınıfının öncü ve temel güç olduğu bir SHSS….Bir sinifin devrim stratejisi o sınıfın üretim iliskilerindeki konumundan bağımsız degildir.3.Kongre proleterya kavramindan da hiç bir şey anlamamis oldugunu belgeliyor.proleterya bol boş zamanı olan bir aylaklar sinifi degildir. Çoğu zaman günün 12-15 saatini emeğini satarak yasayan ve ancak böyle kendini yeniden uretebilenl siniftir. KKomunist parti öncülüğünde surdurulen sosyalist devrim mucafelesinin de DHD mucadelesinde ideolojik öncü gücü proleteryadir.Ancak ideolojik öncülüğü ptlroleteryaya ait olsa da DHD yi sosyalist devrimin kendisiyle iç içe gectigi bir ön aşama haline getiren gerceklik yarı somurgelerde emperyalizme bağımlılık kosullarinda köylü sorununun ve toprak devrimi sorunun çözümleme den suruncemede kalmış olmasidir. Köylülüğü DHD nin temel gücü olarak proleteryanin muttefiki yapan da bu olgudur. Proleterya kavramı işçi sinifi esasli emek kitlesini kapsar. Proleterya sinifsal var oluş gerceklikleri ile kirlari esas alan bir halk savaşı stratejisinin temel gücü degil ideolojik öncü gucudur. Halk savasini şehir esasinda belirlediginizde de bu olgu degismeyecektir.3. Kongre köylülüğü temel güç olmaktan tasfiye ederken SHSS safsatasi ile DHD ni tasfiye ediyor ve yerine köylülük gibi yarı feodal sosyoekonomik yapının en hareketli tabakasının devrimci enerjisinin tasfiye edildigi bir gidiş SHSS ikame ediyor.
    3.Kongre kararları sayfa 100 ;

“….Daha önceki belirlemelerimizde demokratik devrim perspektifimize bağlı olarak halk sinif katmanları arasinda degerlendirdigimiz milli burjuvazi, emperyalist somurgecilik ilişkileri sonucu kapitalist üretim ilişkilerinin hakim hale gelmesi sonucunda çözülecek komprador tekelci kapitalizm ile kent ve kır küçük burjuvazisi olarak nitelik değişikliğine evrilmistir. Emperyalizm ve komprador tekelci kapitalist egemenliğe bağlı olarak milli burjuvazi , milli ve anti emperyalist karakterini yitirerek bir bölümü kompradorlasmis bir bölümü iflas ederek küçük burjuva katmanlara dönüşmüş bir bölümü ise orta burjuva nitelikte emperyalist komprador tekelci kapitalist sisteme yedeklenmistir.Bu çıkar birliği stratejik olarak var olma duzlemindedir.Bu anlamda konjonkturel bir muhteva olarak ele alinamaz…..”

Gecenlerde rüyamda aksakalli bir ihtiyar bana dedi ki;
– evladım ne yap yap garp bülbülu ile Şark bülbülu arasinda kalma…
   Ne demekvistedigine pek bi anlam verememistim…neyse…
   
   3.kongre MLM literatürü zenginlestirmeyi sürdürüyor. ..Milli burjuvaziye dair olarak soylenenler sunlar…
  
     -Milli burjuvaziyi daha önce halk siniflari  arasinda degerlendiriyorduk. Çünkü o zaman demokratik devrim perspektifimiz vardi….
   Oha…cusss. …Demek ki devrim perspektifi demokratik devrimden sosyalist devrime degisince halk siniflarinin birlesimi de degisiyor.!!…Var mi böyle bir MLM literaratur….Artık var…
    Halk siniflari kavrami devrimin aşamaları yada niteligine göre değişen bir katagori ifade etmez..Halk sınıfları devrim ister demokratik devrim niteligin de olsun ister sosyalist devrim niteliginde olsun yine halk sinifidir ve bu siniflara karşı proleteryanin zor aygıtının zorunlu koşullar ve karşı devrimci faaliyetler disinda kullanilmayacagi bir muttefiklik ifade ederler.
   – milli burjuvazi cozulmustur..
    -Kent ve kir küçük burjuvazisine dönüşmüştür. ..
    – nitelik degisikligine evrilmistir…
    – milli burjuvazi milli ve anti emperyalist karakterini yitirmistir…
     – milli burjuvazinin bir bölümü kompradorlasmistir…
     – bir bölümü ise orta burjuva nitelikte emperyalist komprador sisteme yedeklenmistir…
      -Bu yedeklenme konjonkturel degil stratejiktir…

Sen neymissin ve milli burjuvazi…basina gelmeyen kalmamis…
     Soylenenlere bir bakın. ..Milli burjuvazi bir zamanlar vardı artik yok…varsa da milli nitelikte degil kompradorlasti..bir kismi iflas etti küçük burjuvaya donustu…kalanida orta burjuva nitelikte ve komprador kapitalizmin stratejik yedegi…
    Daha neler duyacağız…Milli burjuvazi ekonomik katagori olarak zaten orta burjuvazidir…komprador degildir…arasindan cok küçük bir azinlik belki bir kaç aile kompradorlasacak kadar sermaye biriktirme olanağı bulabilir ki onfan evvel büyük toprak mulkuyeti gibi kompradorlasma egilimi çok daha güçlü siniflar vardir.Ekonomik katagori olarak orta burjuvazibolan milli burjuvazi anti emperyalist karakterini siz demokratik devrim perspektifinden sosyalist devrim perspektifine gecince mi yitirdi?..
    3.Kongrenin sayiklama hali sürüyor.
    Milli burjuvazinin orta burjuva niteliği var olduğu sürece her kosulda tutarsız da olsa anti emperyalist bir niteliği vardir.Bu nitelik açık emperyalist isgal kosullarinda daha da belirginlesir.Yine milli burjuvazi komprador kapitalizm kosullarinda bir tarafyltan yıkıma ugrarken diğer taraftan kendisini yeniden uretebililecek dinamiklere de sahiptir.Ornegin kirsalda zengin köylülük ve orta büyük toprak mulkuyetinin kimi unsurları bu dinamiklerdenken sehirde zanaatcilar orta esnaf, aydin ve sanatcilarin kimi unsurlari, mimar, muhendis, doktor gibi nitelikli iş gücünün kimi unsurları yine bu dinamiklerdendir.
   Milli burjuvazinin bir taraftan komprador kapitalizm tarafindan yikima sürüklediği tesbiti yapildiktan sonra diger taraftan yine aynı sınıfın komprador kapitalizm ve emperyalizmle stratejik olarak ortaklastigi ve anti emperyalist niteliğini yitirdiği iddiası bir paradoks olusturmaktadir.3.kongre abondone vaziyette sayikliyor…işçi köylü temel ittifaki ve DHD perspektifini köylülüğü temel güç olmaktan çıkararak igdis etmekle kalmiyor bu kez proleteryanin diger demokratik devrim ittifaklarindan olan milli burjuvsziye saldiriyor…ona olmadık nitelikler biçiyor..kiliktan kılığa sokarak taninmaz hale getiriyor…Boylelikle proleteryaya iyilik yaptığını saniyor…Aslinda yaptığı şeyin kendi kafasindaki kafalarindaki öznel kavramlari nesnel gerçekliğin yerine ikame ederek proleteryayi koylulukten sonra milli burjuva sinif ittifakindan da azade ederek fasizm karsisinda tamamen çırılçıplak birakmak ve silahsizlandirmak anlamina geldiginin farkinda degil.
    Milli burjuvazi yalniz anti emperyalist niteliği ile degil aynı zamanda yine karasizliklar gösteren bir nitelikte de olsa anti fasist niteliği ile de demokratik devrim de proleteryanin muttfikidir. Çünkü fasist devlet aygıtı finans oligarsi ve iş birlikcilerinin iktidar aygitidir. Milli burjuvazi orta burjuva niteliği ile finans kapital ve isbirlikvlcisi olan kompradotlrlarla hem ekonomik hem de siyasal perspektiften sorun yasamaktan kacinamaz.Milli sermaye hareketleri komprador kapitalizm ve emperyalizm tarafindan surekli kisitlanma egilimindeddir.Milli burjuvazinin komprador kapitalizm ve emperyalizmle olan celiskileri siyasal bir tercih sorunu degil komprador kapitalizmin ekonomipolitginin zorunlu sonuçları olarak gelismektedir.
    Yok denilen milli burjuvazinin unsurlarindan olan zengin köylülük 2000 yılı TUIK verilerine göre toplam ekilebilir arazinin % 6 sını isletmektedir ki bu oran gercekte daha yuksektir. Çünkü Anadolu tariminin genel karakterine bağlı olarak araziler mümkün olduğunca küçük parcalara bolunmekte ve kiracı yarıcı iliskisiyle ekildiginden kır orta burjuvazisine ait arazinin bir kismi da yoksul ve küçük köylülük tarafindan yarici ve kiracı iliskisiylecislenmekyedir.
     Yine aynı yılın TUIK verlerine göre Anadolu cografyasinda % 3,1 i küçük isletme % 0,5 i orta boy isletme olmak uzere  toplam isletmelerin % 3,6 sını olusturan KOBİ ller toplam calisan işçi sayısının % 31,5 ini yani yaklaşık 1/3 ünü istihdam etmektedir.Zaten ülkede toplam isletmelerin % 96,3 ü mikro isletme yani 10 kişiden az işçi çalıştıran isletmelerken ancak % 0,1 i 150 kişiden fazla işçi çalıştıran büyük isletmedir.
    Milli burjuvazi ulusal sorunun yaşandığı cografyalarda ekonomik katagori olarak bir bütünlük olustursa da siyasal olarak bir bütünlük olusturmaz. Ezilen ulus milli burjuvazisinin ezen ulus egemen sınıfları ile olan pazar celiskileri etrafinda gelişen milli hareketler anti fasist, demokratik bir nitelik tasir. Proleterya ulusların kendi kaderini tayin ilkesi kapsaminda uludal mucadelelerin demokratik muhtevasini destekler.Proleterya ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkini kayıtsız şartsız tanır.Ancak proleterya kendi kaderini bizzat tayin yani ayrilma ayrı bir devlet kurma meselesiini demokratik devrimin ve sosyalist devrimin genel menfaatlerine göre degerlendirir. Ulusal sorunun varlığı kosullarinda ulusların krndi kaderini tayin ilkesi ezilen ulus yada uluslarin milli karakyerdeki mucadelelerinin demoktatik muhtevasinin kayitsiz şartsız desteklenmesi, ayrılma, ayrı bir devlet kurma halkının taninmasi anlamına geldiğine göre ezilen ulus milli mucadelesi baglaminda ezilen ulus milli burjuvazisi demokratik devrimde proleteryanin muttefikidir.3. Kongre ezilen ulus milli burjuvazisini de proleteryanin demokratik devrimdeki muttefikleri birleseninden azade ederek aslinda Kürt proleteryasi ve köylülüğünu SHSS soylemi maskesi ile Kürt büyük toprak ağaları ve sermayesine yedeklemektedir. Çünkü demokratik devrimin feodalizmin  emperyalizm ve komprador kapitalizm tarafindan tasfiyesi biciminde tamamlandığı iddiası ile sosyalist devrim perspektifinden yeni bir ittifaklar tanımı yaparken milli burjuvazinin ulusal kimliğine bakmaksizin tamamini devrim cephesi disinda tutmak esasta Kürdistan cografyasinda belirli bir orgutluluk bicimini almış olan milli mucadeye ve onun milli burjuva karakterde önderliğine kendi kaderini tayin hakkinin ötesinde yani ayrı bir devlet kurma hakkinin ötesinde bizzat ayrı bir devlet kurma eylemini koşulsuz tanimaktan başka pratik bir anlam ifade etmez  Boylelikle kurnazca siyasal manevralarla ezilen ulus milli burjuvazisi yalnizlastirilmakta ve ona zaten önderliğine sürdürdüğü kendi kaderini bizzat tayin yani ayrı bir devlet kurma yolu kosulsuz hale getirilmektedir. Çünkü Kürt milli butjuvazisi sosyalist devrimde proleteryanin muttefiki olmayacağına göre ve demokratik devrim de feodalizmin tasfiyesi ile esasta tamamlandigina göre ve sosyalist halk savaşının Kürdistanda yeterli bir desteği olmadığına göre geriye kalan yegane olasılık milli burjuva onderlikli kapitalist Kurdistandir.zaten komprador kapitalizmin ve emperyalizmin feodalizmi tssfiyecedebilme dinamiklerine sahip olduğu da söyleyerek hokkabazca Kürt proleteryasi ve köylülüğü ” millivkapitalizm ” in kucaginda birakilmaktadir.
    Maoizm iddiası taşıyan bir siyasal yapının hiç köy gormemis gibi köylü sorununda nasil kivirdigina sasirdigimiz kadar ezilen ulus milli burjuvazisinin proleteryanin ve devrimin muttefikleri cephesinden azade tutulmasina da sasirsak mı?
     3. Kongre ya abondone bir vaziyette sayiklama yı surdurmektedir….
     Köylü sorunu ve ulusal mucadeleler demoktatik devrimin dolayisiyla emperyalizmin ve komprador kapitalizmin kabusudur.Bu olgularda her revizyon odullendirilmektedir.Feodalizmi emperyalizme ve komprador kapitalizme nasil ve hangi dinamiklerle olduğunu bir türlü formüle etmediği bicimde tasfiye ettiren 3.kongre bu kez mili burjuvazinin devrimci karakterinin kalmadığı safsatası ile proleteryanin bir baska muttefikini daha devrim cephesinin disina atiyor.
    Simdi size sormazlar mı dün köylülük temel güç ken ve milli burjuvazinin Turk olanina da Kürt olanina da yaltaklanirken orgutleyemedigin halk savasini köylülüğü temel güç olmaktan çıkarıp milli burjuvaziyi de devrim cephesinin disinda tutarak nasıl ve hangi sınıf dinamikleri ile orgutleyeceksin? Öncü ve temel güç denilen proleterya da iisinde gücünde geçim derdinde olduguna göre geriye yatak gerillalarindan baska kimse kalmadı gari…
    3.kongre belgeleri sayfa 101 ;
     ” Emprryalizme bağımlı olarakelişen komprador tekelci kapitalizm , Turkiye-Kuzey Kurdistan özgülunde ekonomik, sosyal, siyasal, kulturel, ekolojik yasama damgasını vuran siniftir.Bu baglamda baska celiskiler içinde somut olarak baş çelişki, emperyalizm ve komprador tekelci kapitalizm ile geniş halk yığınları arasindaki çelişki olarak degisiklige dönüşmüştür. “
    Baş çelişki bir siyasal tercih meselesivdegildir. Baş celiski bir cografyada devrimle karşı devrim arasindaki çelişkilerin esas dinamiginin tesbiti ve buna baglivolarak blirlenecek sinif ittifaklari ve devrim stratejinisinin belirleyen esastir. Emperyalist kapitaliznm çağında emperyalistleri ve kompradorlari en fazla meşgul eden mesele köylü sorunu ve ulusal sorunlardir. Çünkü bu sorunlarin varlığı devrim cephesini genisletirken karşı devrimi yalnizlastirmaktadir. Köylü sorunu demek kimi bolgelerde öncelikle toprak talebi, kimi bolgelerde issizlik ve huzursuz kitlelercdemektir. Köylü sorunu yarı feodal yarı somurgelerin en dinamik sorunlarindan biri çoğu zaman da en dinamigidir. Çünkü yarı somurgelerde yari feodal yapidan dolayi ve komprador kapitalizmin niteliği geregi proleteryanin gelismesi sorunlu ve yavastir. Proleterya yarı proleterya ile birlikte ve onun yarattığı ekonomipolitik dinamiklerin belirlediği siyasal bir pasifizasyon durumunda cok güç politize olabilmekte iken köylülük toplumun en fazla yikima uğrayan tabakasi olarak küçük burjuvazi ile birlikte en hareketli sınıfları olusturmaktadir.Ibrahim kaypakkaya baş çelişki tesbitiyle köylülüğü temel güç olarak belirlerken komptador kapitalizmi neresinden vuracaginin bilincinde idi.
    3. Kongre köylü sorununu revize ediyor. Köylü sorununu esas dinamiklerinden kopariyor. Demokratik Halk Devrimini tasfiye edyor. Sonra milli burjuva sorununa el atiyor. Milli burjuvazinin anti emperyalist ve devrimci bir niteliginin kalmadığını soyluyor.
     Birincisi, komprador kapitalizm kosullarinda halk sınıfları yikima ugrarlar; proleterya, küçük burjuvazi , orta burjuvazi olarak farklı milliyetlerden milli burjuvazi komprador kapitalizm kosullarinda bir taraftan yikima ugtarken alt siniflara savrulurken diğer taraftan toplumsal dinamikler bu sınıfları yeniden üretir. Yarı feodal yapı ve toprakta feodal rant var olduğu sürece komptador kapitalizm hiç bir zaman iki temel sınıfın yani proleterya ve burjuvazinin esas olduğu klasik kapitalist bir yapida olmayacaktir. Halk sınıfları proleterya ile birlikte kır ve kent küçük burjuvazisi, yarı proleterler, orta burjuvazi olarak bir cephe oluştururken karşı devrimci sınıflar komprador kapitalistler, Toprak ağaları ve tefeci tuccarlardan sekillenir. Halk siniflarindan proleteryayı yaratan esas dinamik genel olarak üretim araçlarının özel mülküyeti iken yarı proleterya, kır ve kent küçük burjuvazisi ve orta burjuva nitelikli milli burjuvazinin birer toplumsal sinif ve tabaka olarak sekillenmesinde  sermaye hareketleri kadar toprak rantı ve onun özel bir biçimi olarak  el birligine bağlı feodal rant da rol oynar.Ozellikle kır küçük burjuvazisi ve orta burjuvazisinin kendini yeniden bir sınıf olarak üretme dinamigi büyük toprak mülküyeti ile birlikte toprak rantı dinamiginden gelisir.Bunlardan orta burjuvazi ve büyük toprak mülküyeti sehirlerde kapitalist üretim faaliyeti de gelistirse bir yönü ile toprak rantindan nemalanmayi sürdürür.  Cografyamizda holdinglerin olduğu kadar KOBİ tarzı isletmelerin ekonomik kökenleri arastirildiginda karsimiza toprak rantı çıkmaktadır. 
    3. Kongre milli burjuvazinin anti emperyalist ve devrimci dinamiginin kalmadigini söylerken bu soyledigi şeylere ekonomipoltik bir belge gosteremiyor. Önce milli burjuvazinin komprador kapitalizm tarafindan yıkıldığını ve ortadan kalktığını iddeya yelteniyor. Sonra orta burjuvaziyinin olduğu yerde durduğunu görünce bu sefer onun da komprador kapitalizme yedeklendigi iddeasini ortaya atiyor.
     Şu gerçeği belirtmek gerekir ki coğrafyanın sosyalist yazını sovenizmden o kadar muzdarip ki milli burjuvaziyi hep yekpare bir bütün olarak ifade etmeyi bir alışkanlık haline getirmistir.Sol sosyalist yazinda değişik milliyetlerden halk sınıfları terminolojisini kullanmaya cesaret eden yegane yazar Ibrahim Kaypakkayadir. Ibrahim Kaypakkaya bununla da yetinmeyip Kürt milli hareketini ve ulusal sorunda komunist tavrı da ayrıntıları ile tahlil etmistir.
    Cografyamizda milli burjuvazinin ne ekonomipolitik ne de siyaseten bir bütün olusturmasi bizzat ulusal sorunun varligindan dolayı olanaksizdir.Cografyada farklı millyetlerden milli burjuvazi mevcuttur. Bunlardan Türk ve Kürt milli burjuvazisi orta burjuvazi arasinda milli farklilasmada belirgin bir nitelik gostermektedir.
     Orta burjuvazi niteliginde olan milli burjuvazi hangi milliyetten olursa olsun zaten komprador nitelikli kapitalizm ve emperyalizmle sorun yasamaktan kacinamaz Fasizm, finans oligarsi ve isbirlikcilerinin iktidaridir. Orta burjuvazi fasist devlet aygitinin hem finansal dayanaklari hem de anti demokratik niteliğinden dolayi fasist aygitla catismaktan kacinamaz. Orta burjuvazinin kimi siyasal grupları fasist aygita yaltaklanip komprador kapitalizmle dostluk iliskileri gelistirse de bu tarz ortaklasmalar  uzun vadede surdurulemez ve fasist kamp icindeki gruplar arasindaki celiskilere bağlı olarak dagilmaya adaydir.
    Bunun ötesinde bizzat Kürt milli meselesinin varlığı Kürt milli burjuvazisini fasist devlet aygıtı karsisinda anti fasist bir siyasete zorlamaktadir. Kürt milli burjuvazisinin komprador kapitalizmle pazar celiskileri onun demokratizminin niteligini de belirler. Kürt milli burjuvazisi anti fasist bir siyaset üretmeden milli meseleye önderlik edemeyeceği gibi milli mesele saflarinda da kalamaz. Toplumsal bir sinif yada tabakanin siyasal kimliği onun sinifsal iliskilerinin ekonomipolitiginin bir yansimasidir. Komprador kapitalizm kosularinda onun ekonomipolitiginden azade bir sinif siyaseti gelisemez. Bu baglamd Kürt milli burjuvazisi oldukça tutarlı bir antifasist ancak tutarsız ve kararsiz bir anti emperyalisttir. Çünkü Kürt milli burjuvazisinin anti fasizmi onun TC fasizmi karsisindaki siyasal konumundan kaynaklanirken anti emperyalizminin tutarsizligi yine bu konumu gereği emperyalistler arasindaki celiskilere fazlasıyla ilgili olmasindan ve T C karsisinda karşı cephe olusturabilecegi emperyalist muttefik arayisindan gelir.
    Buna karşılık Türk milliyetinden milli burjuvazi ulusal sorunda esas olarak şoven bir konmdadir. Demokratizmi fasizmin kendisini rahatsız eden ekonomipolitigi ile sınırlı olmasina rağmen anti emperyalizmi özellikle açık emperyalist isgal kosullarinda daha da belirginlesen nisbeten tutarli bir nitelik gosterir.
   3. Kongre milli burjuvaziyi önce yok etmek istiyor.Onun komprador kapitalizm tarafindan bir taraftan savrulurken diğer taraftan çok farklı ekonomik dinamikler ve toprak rantiyla sinif olarak yeniden uretildigini görmüyor.  Sonra orta burjuva ntelikte milli burjuvazinin komprador kapitalizm ve emperyalizme stratejik olarak yedeklendigi gibi ucube bir iddea ortaya atiyor.
   Farklı milliyetlerden orta burjuvazinin komprador kapitalizme ve emperyalizme neden stratejik olarak yedeklenemeyecegini böylece belirledikten sonra şunu  da belirtelim ki 3. Kongre SHSS gibi hayal mahsulu bir olgunun içini doldurmak kaygısı ile koylulugu temel güç olmaktan cikararak halk savaşını temel sinifsal dinamiginden yoksun birakarak  igdis etmekte bununla da yetinmeyip muttefikler poitikasinda milli burjuvaziyi de disarda birakarak proleteryanin sinif ittifaklari siyasetini kuşa cevirmektedir.
     3. Kongre tam da yarı somurgelerdeki köylü sorununa karşı geliştirilmiş ve bu sorun etrafinda gelişecek bir devrimvolasiligina karsi dizayn edilmiş AB, NAFTA, BOP gibi emperyalist projelerin esasta gobeginden catlatacak olan köylü sorunu, demokratik devrim ve ittifaklar meselelerinde ibrahim Kaypakkaya nın çok gerisinde revizyonist bir konumdadir.
    Yunanistan örneği AB projesinin nerelerden sokulecegini gostermektedir.Yunanistan geri kapitalist bir ülke olmasina rağmen tarımı anadolu tarımı gibi küçük ölçekli tarım niteligindedir. Aile tariminin yarattığı yarı feodal rantin sanayi hammaddesi de olan tarimsal ürünlerin fiyatinda yarattığı nispi düşme sonuçta dış ticaret dengelerine yansimakta ve bu yarı feodal rant para ve faiz politikalari ile emperyalist metropollere akmaktadir. Yunanistan gibi AB ulkelerinin ürettiği nden fazla tükettiği ideasi burjuva iktisatçılar in bir yalanidir. Hic bir sosyoekonomik yapının urettiginden fazlasini tuketmesi ekonomipolitigin ilkeleri geregi mümkün degildir. Yunanistan tuketiminden fazlasını uretmektedir ancak yari feodal toprak rantı emperyalist metropollere aktigindan dış ticaret dengesi sürekli açık vermektedir.Bu celiski büyük ölçekli kapitalist tarımla küçük ölçekli tarla tarimi arasindaki celiskidir.Bu celiski emperyalist kapitalizmin ekonomipolitiginin cozemeyecegi bir celiskidir.AB projesini iflasa sürükleyen olgulardan biri de budur.
    Syriza Yunanistanda ulusal sol egilimlerle enternasyonal solun gelisen ekonomik ve siyasal nitelikli krize karşı bir toplumsal refleksi olarak tarih sahnesine cikmis ve belirli bir kitlesellige ulasarak iktidar olmussa da getek kendi birlesenleri arasindaki celiskiler gerekse emperyalizmle yasanan mali sorunların niteliğinin Syriza olusumunun ekonomik demokratik talep ve dinamikleri ile cozulebilirligi olanaklı gorulmemektedir. Kisa ve orta vadede  Yunanistan krizinin silahlı devrim mucadelesine donusme ihtimali yüksek gorulmektedir.
   Ayni sekilde BOP ve NAFTA projeleri de yine köylü sorunu esasinda hizla iflasa suruklenirken 3. Kongrenin SHSS safsatasi ile DHD yi tasfiye ve işçi köylü temel ittifakindan cayarak milli burjuvazinin de dislandigi bir ittifaklar zemininde proleteryayı hem öncü hem de temel güç ilan etmesi esasta cografyanin devrimci dinamiklerinin igdis edilmesinden baska bir anlam ifade etmemektedir . Yarı somurgrlerde süreç tarımın yarı feodal niteligine bağlı olarak toprak talebi yada ikincil ekonmik taepler, ulusal sorunun varliginda kendi kaderini tayin hakkı esaslarinda gelişen DHD surcidir.Yunanistan orneginde dahi ekonomik siyasal krizin derinliğine ragmen dogrudan bir sosyalizm talebi değil emeryalist AB nin borçları ertelemesi yada silmesi gibi ekonomik demoktatik bir talep güncellenmiş ve kitleler bu talep etrafinda politize olmustur.Yari somurgelerde sosyalizm talebi DHD mucadelesinin belirli  asamalarina bağlı olarak guncellrsme egilimi gosterecek ve kitlesecektir . Yarı somurgelerde sinif yapilarinin birlesimleri, köylü ve toprak devrimi sorunları, varsa ulusal sorun baglaminda sosyalizm talebi dogrudan guncellesmez.Sosyalizm talebi DHD nin asamalarina bağlı olarak mucadele içinde proleteryanin orgutlulugundeki gelişmelere bağlı olarak guncellesme egilimi gosterir.
    Anadoluda kapitalist isletmelerin niteliği irdelendiginde mali kuruluslarin % 49,9 u mikro işletme, insaat sektörünün % 91,5 i , gıda sektörünün % 90 i, toptan ve parakende ticaretin % 99 u, makina ve techizat imalatinin % 89 u mikro isletmedir.Mikro isletmelerde ortalama iki işçi calismaktadir ve bu isletmelerin çoğunluğu satin alınmış ucretli emek kullanilmayan ailecisletmeleri olup feodal angarya özel bir bicimiyle bizzat mikro ve küçük isletmelerde de varligini kapitalist bir biçim altinda surdurmekktedir.Bu isletmelerde ilkel kosullarda üretim yapilmaktadir ve bu isletmeletdeki isciler çok düşük ucretlerle, sigortasiz ve sendikasız çalışmak zorunda kalmaktadir.
    Dünyada olduğu gibi Anadoluda da 1980:lerden itibaren emek surecinin esneklestirlmesi , taşeron sisteminin uygulanması , büyük isletmelerin küçük ve orta boy isletmelere bolunmesine neden öldür Büyük tekeller nihai ürünleri ve ara ürünleri ucuz iş gücü ile bu isletmelerde yaptirarak , artı emeği eskisinden daha büyük boyutlarda gasp etmeye basladilar.Emegin esneklestirilmesi , büyük isletmelerdeki işçi sayısının azalması , iş yerlerinde dayanışmanın ve sınıf bilincinin geliştirilmesinin yerini yalnizlasma ve burjuva ideolojisi ve pasifizme boyun egmek aldı. 1960 larda % 16,3 olan sendikalasma oranının % 5,9 a gerilemesi bunun en büyük ornegidir.Taseron tipi isletmeleri yaratan toplumsal dinamik de esas olarak buralarda calismaya razı yada baska seçeneği olmadığı icin zorunlu olan vasıfsız is gücünü olusturan yarı proleter kitlelerdir.Bu kitleler sehirlerde de köyde olduğu gibi kalabalık aileler şeklinde yasamakta ve her evde birden fazla kisi calismaktadir. Buldukları islerde gecici sure çalışan bu kitleler düşük ucretleri köyle iliskilerinin sürmesi ve köyden kira ve yarıcı biciminde bir miktar gelirlerinin olması ile tolare ederken köyle hic bir ilişkisi kalmamış çekirdek proleterya bu düşük ucretleri tolare edememekte ve yıkıma suruklenmektedir.
   Anadolu da toplam isletmelerden ancak % 0,1 i büyük isletme olup cogunluk isletmeler mikro ve küçük isletmelerdir.Anadolu tariminin yarı feodal niteligi ve komprador kapitalizm koşullarında sehirlerdeki kapitalist isletmelerin çoğunluğunun mikro isletme biciminde aile isletmesi olmasi verileri sosyoekonomik yapının yarı feodal yarı sömürge komprador kapitalist niteliğini belirlemektedir.
     3.kongre Ibrahim Kaypakkaya nin işçi köylü temel ittifakina bağlı DHD perspektifinde kesintisiz olarak sosyalizme kadar surdurulecek uzun sureli halk savaşı stratejisinin iflasi değil hemserilik, meshepcilik, kafakol iliskileri ile siyaset ureten klikci köy kurnazi küçük burjuva narodnik tarzin iflasidir.Bu tarz, çoğu zaman iboda olmayan bir şey söylediğinde iboyu peygamberlestirip dogmatizmin en bagnaz bicimde savunuculugunu yaparak her yeni söyleme saldirmayi siyasal bir tavir haline getirmis olan Köy narodnizminin kendi siyasal yetersizliklerini ve pragmalara feda edilen proleter öncülüğü küçük burjuva klikcilige cevirme tarzinin iflasidir. Köy küçük. burjuvazinin narodnizmi dün olabildigince dogmatizmi kendine siper edip iboyu peygamberlestirirken bu gün bütün esaslarını revize ederek tümden yadsimakta bir behis gormemektedir.Fazla birşey soylemeye gerek yok olguları gormeyenlere gostermek yeterli diye dusunuyoruz. Bizzat ulusal hareketin gerlla savaşı pratiği hem askeri esaslari ve hem de temel gücün köylülük olması gercekligini dogrulamaktadir.Kendi ideolojik, pratik, orgutsel ve kisisel yetersizliklerini stratejiye mal ederek zirvalayanlarin varacagi yer çok uzak değil kendi ahirlaridir.
     Mahirin emperyalizmi nispi refah getiriyordu; bu sebepten halk tepkisizdi.Halk tepkisiz oldugundan öncü savaşı yapmak gerekiyordu. Çünkü halkla emperyalizm arasindaki, emperyalizmin getirdiği nispi tefahtan dolayı mevcut olan suni denge başka türlü bozulamazdi. Öncü savaşı bu suni dengeyi bozacak ve öncü nün yaktığı denge ile kitleler politize olacakti.
    Simdi 3. Kongre bu kez emperyalizme Mahirin nispi tefahindan daha farklı bir misyon daha yukluyor. Emperyaizme feodalizmi tasfiye ettiriyor.Ama Mahir nispi refahı emperyalizmin getirdiği beyaz esyalara bagliyordu. Yani buzdolabı , camasir makinesi, televizyon falan. 3.Kongrenin emperyalizminin feodalizmi hangi dinamiklerle tasfiye ettiği ise bir sır. ..Dedikya tanrının eli…
    Simdi halk demesin mi bu emperyalizm bu bunalimli halimize nispi refah getiriyorsa ve onunla da kalmayıp bi de feodalizmi tasfiye ediyorsa bize de gelsin…Baş köşeye oturtalim aga…
    3. Kongre tarimsal faaliyette ürünün metalaşması ni yeterli görüyor. Emeğin metalasip metalasmadigi sorunuyla hiç ilgilenmiyor ve bu olgunun komprador kapitalizmin bizzat üstünde insa edildiği olgu olmasını fark etmiyor.
   Anadolu ozgunlugunde köy ekonomisi ile iliskisi baglaminda kent küçük burjuvazisi ve yarı proleteryasini oluşturan üretim faaliyetlerinin ekonomipolitiginin irdelenmesinin ayrı bir önemi ve gereği vardir. Çünkü bu kitleler bir çok istatistik veride bilerek yada bilmeyerek ücretli emek kitlesi içinde proleter kitleler olarak gosterilmektedir.Gerceklikte ise bu kitleler kendi içinde uretim faaliyettinde bulunduklari konuma göre farklilasmakta ve proleteryadan, kendilrini yeniden üretme faaliyetlerinin niteliği ile ayrismaktadirlar.
    Ornegin, mikro isletmeler orneginde olduğu gibi. Bu isletmelerde çoğunlukla 2 kişi calismakta ve yine cogunlukla aile isletmeleri niteligindedir. Çalışan kişiler çoğunlukla akrabadir. Istatistik verilerde ücretli işçi gibi görüşmelerinin nedeni istatistik verilerin olusturulma biçimi ile ilgilidir. Istatistik verilet isletmeler için vergi beyanı yada sigorta pirimleri esas alinmissa mikro isletmelerde çalışan kisilerin gerçek niteliğinin belirlenmesine bu tarz bir istatistik veri kullanarak olanak yoktur. Bunun icin özel bir istatistik veri toplamak ve birebir mikro isletmelerde çalışan kitlelerin sinifsal kimliğini sorgulamak getekir.Ancak en azindan bizim ulasabildigimiz kaynaklarda böyle oluşturulmuş istatistik veriler yoktur. Bu nedenle mikro isletmeleri kendi gozlemlerimizden sentezledigimiz verlerle degerlendirmek zorunda kaliyoruz.
,      mikro isletmelerdeki üretim faaliyetinin niteligiyle olduğu gibi genel olarak toplumsal iş bölümü içindeki yerlerine göre yarı proleterya ve küçük burjuvaziye dahil olan kitleleri şöyle tasnif etmek olanaklidir.
  1) Küçük burjuvazi:
      Kent küçük burjuvazisi çok farklı tsbakalardan olusmaktadir. Bu tabakalar içinde küçük esnaftan , çalışmadan yaşamını sürdüren masrafları ailesi tarafından karşılanan kisilere , sanatcilardan, aydinlara; kadar esas olarak emeğini satmayan ama emek ürününü satan yada bir ürünün satışında aracılık ederek küçük miktarlarda ticari gelir elde eden veya entellektuel üretim faaliyeti içinde olan kişiler anlasilmalidir.
    Kent küçük burjuvszisi içinde mikro işletme sahibi olanların önemli bir kısmı ekonomik faaliyet olatak kentlerdeki mikro isletmelerin bir unsuru olmakla beraber aynı zamanda kirsalda toprak sahibi konumundadirlar. Toprak sahipligi olgusu aynı zamanda küçük ve orta boy isletmelerin sahiplerinin bir çoğu içinde geçerli olduğu gibi buralarda çalışan yarı proleter kitlelet icin de gecerlidir.Bu kitleleden köyde orta veya zengin köylü yada büyük toprak mülküyetine dahil olanlar aynı zamanda kentlerde küçük ve orta boy isletmelerde işletme sahibi konularıyla bir ekonomik faaliyet yapmaktadirlar. Bu olgu yarıcı ve kiracı ekonomisiyle küçük parçalara bölünerek işlenmesi ve daha önceki bölümlerde ifade edildiği gibi tarımın bu küçük ölçekli yarı feodal niteliği sonucu sermaye birikimin üretim faaliyeti dışında gerceklesmesinin sonuclarindan biridir.
     Tarimda ancak bizzat üretim fsaliyeti icinde degil üretim süreci dışında tefeci tüccar sermayesi biçiminde gelişen sermaye şehirlerde büyük holdinglerden küçük ve orta boy isletmelere hatta mikro isletmelere komprador nitelikli kapitalizmin tüm  gelişme süreçlerinde kendisini gostermektedir. Bir başka soylemle sehirlerde mikro, küçük,  orta ve büyük isletmelerin sahipleri aynı zamanda tarımsal üretim surecinde orta, zengin köylü yada büyük toprak mülküyetini temsil etmektedirler. Istisnai olgular olsa da esas komptador kapitalizmin esas dinamikleri tarımın yarı feodal niteliği tarafindan belirlenmektedir.
   Bu olgu gerek kırsal gerekse sehirlerdeki sinifsal yapının ve siniflar arasindaki üretim iliskilerinin de niteliklerini belirlemektedir. Örneğin kentlerde mikro isletme sahibi olanlar koydeki topraklarının miktarına göre aynı zamanda küçük, orta yada zengin köylülüğe dahildirler ve genel olarak hem kentte hem kırda ekonomik süreçleri olan ekonomik faaliyetlerinin niceliğine göre küçük ve orta burjuvaziyi temsil eden kitlelerdir.
    Yine köy ekonomisi ile ilişkisini sürdüren kitlelerden işçi olarak çalışanların bir bölümü aynı zamanda köy ekonomisi ile iliskilerinde küçük ve orta köylü konumundadir. Bu kitlelet tarımın yarı feodal niteliği nedeniyle yoğun bir emek sömürüsüne maruz kalması ve tarımsal utetimin çok büyük bir bölümünün tefeci tüccar sermayesi tarafindan feodal rant biciminde gasp edilmesi nedeni ile tarimsal uretimi tercih ettikleri için değil ya ellerindeki toprakları elden çıkarıp bunun geliri ile sürdürülebilir bir kapitalist faalyet yaratamadiklari yada toprak gelirine ihtiyaçları olduğu icin zorunlu olarak toprağı mülk olarak ellerinde tutmakta ve tarimsal faalietle yarıcılık ve kiracılık ilşkisi ile ilgilerini surdurmektedirler. Bu kitleler kentletde kendi islerini kurmak ve tarimdan ve topraktan bagimsizlasmak isterler. Bu maksatla ekonomik girişimlerde bulunurlar ve sermayelerinin niceliğine bağlı olarak mikro isletmeler kurarlar. Bu kitlelerin bir bölümü mikro isletme sahibi olarak kentsel yasama adapte olurken bunların büyük çoğunluğu komprador kapitalizmin suregen krizleri nedeniyle iflas etmekte ve surdurulebilir bir mikro işletme faaliyeti gerceklestiremediklerinden yine kentlerdeki diğer isletmeletde işçi olarak calismak zorunda kalmaktadirlar. Bu kitleler içinde bulundukları ekonomik faaliyetin niteliğine göre eğer hem tarimla yukarida ifade edildiği bicimlerde iliskili ve hem de kentlerdeki isletmelerde işçi konumunda iseler aynı zamanda yarı proleteryayı temsil etmektedirler. Tarimla iliskisini aynı zamanda kentlerde mikro işletme sahibi olarak sürdürenler kent ise kent küçük burjuvazinin bir bölümünü temsil etmektedir.
    Görüldüğü gibi Anadolu cografyasinda kent küçük burjuvazi ile yarı proleteryayı olusturan kitleler esasta tarımın yarı feodal niteliğine bağlı zorunluluklarla kendini yeniden uretmekte ve bu toplumsal sinif ve tapakalar arasinda komprador kapitalizmin krizlerinden etkilenme derecelerine göre süreklilik gösteren geçişler söz konusu olmaktadir ki böyle bir olgu kendi dinamikleri ile gelişen ve tarımı kapitalist nitelikli olan kapitalizmlerde gorulmesi olanaksız olan bir olgu niteliğinde yarı feodal tarım üstünde gelisen komprador kapitalizme dair bir olgudur.
   Kentlerdeki kapitalist isletmelerde işçi olarak çalışan kitlelerin bir bölümü aynı zamanda tarimla ilişkisi yarıcılık, kiracılık biciminde toprağının bir başkası tarafindan işleniyor olması ile süren yada tarım alanlarının etrafinda kurulan işletmelerde hem bizzat tarım yaparken aynı zamanda bu isletmelerde işçi olarak çalışan ve proleteryadan kendi ücretli emeği disinda gelirinin olmasiyla ekonomik bir katagori olatak farklılaşan yarı proleter kitleleri oludturmaktadir.
   Yarı proleter kitlrler proleter kitlelerden yalnizca ekonomik bir katagori olarak farklilasmazlar. Kendilerini yeniden üretme dinamiklerinin niteliğine bağlı olarak bu kitleler toplumsal siyasal olgulara karşı da proleter kitlelerden farklilasan egilimleri temsil ederler. Proleter kitlelere göre kendi yaşamlarını sürdürme alternatifleri tarımla iliskileri baglaminda küçük yada orta mülk sahibi olmaları sebebiyle alternatif olarak emegini satarak gecinmek zorunda olan proleter kitlelere göre çeşitlilik gosterdiginden bu kitleler ornegin kapitalizmin krizlerine ve işsizlik fenomenine karşı daha avantajlı ve direnclidirler. Yaygın bir işsizlik yaratan kapitalizmin krizleri bu kitleleri proleter kitleler kadar etkilemez. Yine proleter kitlelerin emeğinin karşılığı olan ücretleri eriten yüksek enflasyon bu yarı proleter kitleletde proleter kitlelerde olduğu gibi yıkıcı etkiler yaratmaz. Bu gibi ekonomik avantajları emek faaliyetleri karsiliginda aldıkları ücret dışında tarimdan belirli bir miktar gelirlerinin olmasindan dolayidir. Bütün bu olgular bu kitleleri siyasal ve ekonomik gelismelerin sonuçlarına karşı daha ilgisiz kalma ve genel bir depolitizasyon ve pasifizme suruklemektedir.
   Yani Anadolu cografyasinda komprador kapitalizm kosullarinda süren yoğun emek sömürüsüne rağmen yaygın depolitizasyon ve pasifizmin ekonomipolitik dinamikleri emperyalizmin getirdiği iddea edilen nispi refahta degil bizzat yarı feodal tarimin yarattığı sinifsal dinamiklerdedir. Yarı proleter kitlelerin emek kitlesi içinde belirgin bir oranını olması objektif gerçekliği kitlelerin ogutsuzlugunden kaynaklanan sübjektif olgularla birlikte yaygin depolitizasyon ve pasifizmin ekonomipolitik ve siyasal koşullarını yaratmaktadir.
    Mahirin sunni denge tesbiti emperyalizmin getirdiği nispi refah yani beyaz esya kullaniminin yaygınlığı gibi çocukça bir olguya baglanirken bu sebepten kaynaklanan yoğun sömürüye rağmen kitlerdeki tepkisiz ligin ancak öncü savasiyla asilabilecegi iddeasi da kendi yarattığı sebep sonuç iliskisi içinde tutarsizdir. Yani siyasal pasifizasyonun kaynağı çamaşır makinesi yada buz dolabı ise öncü savaşı kendi gerekcesi olan pasifizasyonu buz dolaplarini ve çamaşır makinalarını ortadan kaldirarak mı yok edecektir.
   Siyasal pasifizasyonun kaynağı buz dolabı yada çamaşır makinesi degildir.Pasifizasyonun kaynağı bizzat emek kitlesinin ekonomipolitigindedir.Ekonomipolitik gerceklikler disinda siyasal neden aramak diyalektik materyalizm biliminin tarzı degil utopyacilarin tarzidir.
    Mahirde öncü savaşının bu nitelikte getekcelendirilmesi onu toplumsal siniflar arasinda en hareketli ve en problemli sınıf olan köylülüğe karşı ilgisiz kalarak küçük burjuvazinin çabuk politize olabilen aydin tabakasi ile bir öncü savaşı siyasetine suruklemektedir. Ne var ki bu türden bir öncü savaşı yarı feodalizmin kendisiyle birlikte diğer ikincil sonuçlarını yaratan küçük olcekli tarımın yarı feodal niteliği ve bu niteligin yarattığı ekonomipolitik ve siyasal olgularla sinifsal bir yikim ve savruluslar yasayan köylülüğü görmezden gelmekte ve komprador kapitalizme ve feodalizme karşı silahlı mucadeleyi ekonomipolitik sinifsal dinamiklerinden soyutlamaktadir. Anadolu cografyasinda komprador kapitalizm tarafindan sürekli bir yikima ve savruluslara maruz kalan köylülük siyasal bir savasima silahlandirilmadan anti fasist, anti feodal, anti kapitalist ve emperyalizm karşıtı bir halk savasini orgutlemek ve nihai sonuclarina vardirmak olanaksizdir.
   Öncü savaşı anlayışı nisbeten kısıtlı bir öncü gerilla gücüyle fasizme karşı mucadelenin zafer kazanabilecegi utopyasini yaratirken Küba devrimi gibi küçük bir ülkede ustelik kendi mülkünu işleyen küçük köylülüğe degil topraksız köylülüğe dayandirilmis Politiklestirilmis Asketi Savas Starejisi ( PAS ) ın yarattığı basaridan etkilenmektedir  Ancak Anadolu köylülüğü böylesine belirleyici bir nitelikte topraksız köylülükten mutesekkil olmadigindan ve esas olarak küçük tarım belirleyiici oldugundan ve T C devleti Küba gibi sinifsal dayanaklari birkaç toprak beyi ve bir kaç kompradordan ibaret degil bizzat tarla tariminin yarı feodal niteligi ve onun üstüne inşa edilen komprador kapitalizmin derinliğine bağlı olarak dallanip budaklanmis ve orta siniflara kadar geniş bir sinifsal tabakaya dayanan bir ekonomipoltigi ve ideolojik formasyonlari olan fasist aygit olması PAS in bu coğrafyada çabuk sonuç veren bir mucadele dinamiğini öncü savaşı esasinda yaratamamasinin nedenleridir.
    Bu olgulardan da anlaşılacağı gibi köy ekonomisinin ve yarı feodal nitelikli tarımın komprador kapitalizmin niteligini ve celiskilerini hem sermaye cephesinden ve hem de emek kitlesi cephesinden belirlemektedir.
   Anadolu cografyasi ozgunlugunde surdurulebilir ve tutarlı bir anti fasist anti feodal anti emperyalist halk savaşı işçi köylü temel ittifakina dayalı sehirlerdeki küçük burjuvaziyi de kapsayan ve orta sınıfları tarafsizlastirarak fasizmin yedeği olmasını engelleyen köylü savaşı esasina dayalı Uzun Süreli Halk Savaşı Statejisidir. Bu stateji esasinda ulusal sorunun da varlığı kosullarinda milli burjuvazinin ve orta siniflarin siyasal bir bütünlük ifade etmediği gercekliginden hareketle milli burjuvazinin ve orta siniflarin ezen ulus tarafinda olan kitleleri sovenizmden arindiracak siyasal bir hatta esas olarak Kürt milli burjuvazi ile devrimci bir tarzda siyasal muttefiklik iliskileri üreten bir halk savaşı işçi köylü temel ittifaki üstünden orgutlenmelidir.Ulusal sorunun varlığı kosullarinda siyasal bir bütünlük olasılığı tarihsel ve ekonomipoltik olarak mevcut olmayan genel bir milli burjuvazi tanımı eger bu terim ile Türk miliyetinden orta sınıfları tanimliyorsa bu siyasal bir sovenizm ve ekonomipolitik bir korlukten baska bir şey ifade etmez. Bu anlamda bu cografyada ulusal burjuvazi zaten siyaseten ve tarihsel olarak Bölünmüştür. Başlıca iki milliyeti temsil eden orta siniflara dair siyasetinde proleteryanin öncüsü esas olarak kendi kaderini tayin hakki ilkesinin demokratik perspektifi ile hareket ederek Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı kapsaminda Kürt milli burjuvazini siyasal bir mututefik olarak kabul ederken sovenizmin etkisindeki hakim ulus orta siniflarini tarafsizlastiracak bir hatta siyasal perspektif belirlemelidir. Çünkü bizzat tarihsel kökenleri ile ulusal sorunun varlığı hem Türk milliyetinden ve hem de Kürt milliyetinden orta siniflarla bir antifasist muttefiklik iliskisi gelistirmetirmeye olanak tanimamaktadir. Ibrahim Kaypakkaya genel olarak orta siniflar ve özel olarak milli burjuvazi için böyle bir siyasal belirlemeye yonelmemis ise bunun sebebi o tarihsel kosullarda milli onderlikli bir Kürt ulusal hareketinin henüz nuve seklinde var olmasindan ve proleter onderlikli ulusal hareket olasiliginin halen bir olasılık olarak mevcudiyetinden dolayidir. Milli onderlikli bir ulusal hareket bir kez kendisini var ettikten ve ustelikte sinifsal mucadeleden daha güçlü olarak gelistikten sonra bu hareket içinde Kürt milli burjuvazisi- ki esas olarak tarım ve ticatet kokenli bir niteliktedir- görmezden gelmek ve Anadolu cografyasinda orta burjuvazi nitelikli milli burjuvazinin hiç bir devrimci niteliğinin kalmadığı gibi siyasal körlük ürünü varrgilardan bahsetmek tutarsizliktir.Zaten bizzat ulusal sorunun kendisi esas olarak mülk sahibi sınıflar için pazar sorunudur. Bu anlamda Anadolu cografyasinda milli burjuvazi kavramına dair genel bir orta burjuvazi tanimiyla yetinmek ve farklı milliyetlerden milli burjuvaziyi ve bunlarin pazar celiskileri esasinda komprador kapitalizmde çalışmalı varoluslarini görmeden genel olarak orta burjuvazinin devrimci dinamiginin kalmadığı iddiası gerçekçi degildir. Bu gün Kürt ulusal hareketini siyaseten var eden dinamik Kürt milli burjuvazisi ve küçük büyük toprak ağalarının egemen ulus kompradorlariyla pazar celiskileridir. BIr cografyada ulusal sorunun varlığı kosullarinda orta burjuvazi ekonomik bir katagori olarak bir birlik olustursa da siyasal olarak bir birlik olusturmaz.
   Açık emperyalist isgal kosullarinda ise Türk milliyetinden orta burjuvazinin anti emperyalist niteliği kendiliğinden belirginlesir. Çünkü bu orta siniflar kendilerini esas olarak toprağa ve tarima bağlı olarak var eden siniflar olduğundan açık emperyalist işgale karşı sermaye isgalinden daha fazla duyarlı ve tepkilidirler.Acik emperyalist isgal olasiliginda proleteryanin öncüsü muttefik ilskilerinde Türk milliyetinden orta siniflarla anti emperyalizm esasinda ittifaklara yonelebilir. Çünkü Kürt milli burjuvazisi kendi sinifsal gerceklikleri esasinda güçlü bir anti fasist niteliğe sahip olsa da yine ezilen ulus kimliğinden dolayı siyasal bir hami aramaya meyilli oldugundan ve bu anlamda TC ile promlemli emperyalist gruplara karşı ilgili olduğundan anti emperyalizmi ancak kendi pazar coğrafyası sinirlarinda bir tutarliga sahiptir.
    3. Kongrenin iddea ettiği gibi ne yarı feodalitenin emperyalizmin tasfiyesiyle köylü sorunun ortadan kalktığı iddiası de köy ve kent ekonomisindeki konumlariyla orta burjuvazi niteligindeki milli burjuvazinin komprador kapitalizmle celiskilerinin ortadan kalktığı ifdeasi gerçekçi degildir.
  Çoğunlukla küçük ve orta isletme ( KOBİ) niteliğinde orta isletmelerin sahibi olan orta burjuvazi neo liberal politikalarla sanayi alanında büyük isletmelerinin taseronuna dönüştürülmüş böylelikle hem emek kitlesi daha düşük ucretlerle ikame edilerek maliyetleri dusurmek suretiyle kar marjları yükseltilmiş,  hem de emek kitlesi guvencesiz ve sendikasız çalışmaya zorlanarak örgütlenme olanakları kisitlanmistir. Ancak bu KOBİ türü isletmelerin sahibi konumundaki orta burjuvazi hem çok düşük kar marjları ile iş yapmakta ve hem de ihale almada karşılaştığı güçlükler nedeniyle bıçak sirtinda mali dengelerle iş yapmakta ve komprador kapitalizmin ve emperyalizmin krizlerinden yoğun sekilde etkilenerek iflasa suruklenmektedir. Orta bujuvazinin kırsal kesimini temsil eden zengin köylülükte tarım politikalarindan olumsuz olarak etkilenmektedir.Dolayisiyla bu toplumsal tabakalarin komprador kapitalizmle celiskilerinin ortadan kalktığı ideasi gerçekçi degildir. Ancak orta burjuvazi sinifsal konumu nedeniyle bağımsız siyaset uretebilecek siyasal dinamiklerden yoksundur. Bu sinifin bireyleri ekonomik faaliyette bir birinin takibidirler ve emek kitlesi gibi bir araya gelerek dayanisma olanaklari yoktur. Bu sinifin kurduğu dayanisma örgütleri olarak esnaf ve zanaatkarlar odası,  meslek örgütleri ve diğer ekonomik siyasal örgütlenmeleri  siyasal lobi faaliyetinden öte bir siyasal yaptırım ve etki üretme potansiyeli tasimamaktadir. Dolayisiyla orta burjuvazi siyaseten güçlü olan egilimlere yedeklenme egilimi gosterir ve bu egilimleri kendi ekonomik siyasal beklentileri yönünde etkilemek ister. Örneğin Kürt milli hateketi icinde milli nitelikli orta burjuvazninde bu türden bir siyasal perspektifi vardir. Ancak Kürt milli hareketi aynı zamanda esas mucadele eden kitlesini Kürt miliyetinden proleterya ve köylülüğün oluşturduğu bir hareket olmasiyla bu türden burjuva feodal egilimleri asma ve proleteryanin mucadelesi ile enternasyonal birliğe donusme potansiyeli de tasimaktadir.
   KOBİ tarzı isletmeler çok geri teknoloji ve düşük kar marjları ile calismaktadir.Bu isletmeler düşük kar marjları ve geri teknoloji kullanimindaki dezavantajlarını yoğun emek sömürüsü ile telafi ederler. Bu isletmeletde çalışan emek kitlesi çok düşük ucretlele, guvencesiz ve sendikasiz calismaktadir.Yine bu isletmelerde kadın ve çocuk emeği yoğun şekilde somurulmektedir.Bir cografyada bu türden bir taseronlastirmanin olabilmesi için yalnız sermaye yapısının bu türden bir taseronlastirmaya uygun olması yetmez; aynı zamanda bu taşeron isletmelerde düşük ucretle ve guvencesiz çalışmaktan başka seçenekleri olmayan kitlelerin de var olması getekir. Işte çoğunluğunu tarımla iliskisi çeşitli bicimlerde süren bu yarı proleter ve proleter kitlelerin kaynağı yarı feodal nitelikli tarimdir. Tarim kapitalismediginden kirsal nufus stabl ( durgun ) hale gelememekte, küçük tarla tarımı bir taraftan kendisini tektarlarken diger tataftan yeni kusaklarla oluşan artı nufus köyde yeni gecim aracına yani toprağa sahip olmadigindan yani ekilebilir arazi miktarı kırsal nufusun artışı oranında artamayacagindan köyden kente göç yarı feodal tarımın süregelen bir olgusu olarak gelismektedir. Kentlerde toplanan bu artı nüfus da komprodor kapitalizmin ucuz iş gücü kaynağını olusturmaktadir.
  Görüldüğü gibi tarım ve köylü sorunu komprador kapitalizmin tüm dinamiklerinde belirleyici konumdadir. Bu nedenle Anadolu devriminin niteliği DHD ve temel gücü de köylülük tür.  Baş çelişki yarı feodal tarımı yaratan ve sürdüren ekonomik ve sınıfsal argumanlar olarak büyük toprak mülküyeti,  tefeci tüccar,  tefeci tüccar niteligindeki devletin temsil ettiği yarı feodalizmin argumanlari ile geniş halk kitleleri arasindaki çelişki dir.                  Baş çelişki DHD nin asgari programının da niteliğini belirler. DHD nin asgari programı uzun sureli halk savaşı stratejisi ile  ( USHSS)  devlet otoritesinin ve bunun temsilcisi konumundaki büyük toprak mülküyeti ve tefeci tuccar tabakasının geriletiletek kırsal bolgelerde işçi köylü temel ittifakina dayalı Kızıl Siyasi Iktidarlarin (KSI) kurulması ve sehirlerde toplu ayaklanma koşulları ve olasılığı için hazırlık yapmak ve pratik ekonomik demokratik siyasal mucadeleyi sehirlerdeki ve kirsaldaki halk sınıfları arasinda orgutlemek olarak orgutlemek olarak özetlenebilir. 
   Bir devrim programi ve statejisi halk sınıfları ile karşı devrimci sınıflar arasindaki bu sınıfların üretim ilskilerindeki konumlanisindan tureyen celiskilerin tahlilinden formüle edilir. Öyle 3 kongrenin yaptığı gibi ” işi koyduk tavina bakacağız tayina ” tekerlemesi ile ne siyasal devrim programi ne de strateji üretme olanağı yoktur.
   Küçük burjuvazi kendi utopyalarina inanmaya pek heveslidir. Sıkıcı dünyası ve uetersiz olanakları ile hayata mudahale etmekte yetersiz kaldikca bol bol hayal kurar. Küçük burjuvazinin bu hayalperestligi onun siyasal kimliğine de yansimakta ve yaşadığı coğrafyanın gerçekliği ile ilişkisi olmayan utopik siyasal perspektiflet yaratmadaki becerisini beslemektedir. Küçük burjuva akşam yatarken kendisi olarak yatar ama sabah kalkarken rüyasında gördüğü kahraman kılığında başkası olarak kalkar. O sebepten küçük burjuva devrimci liği ara sıra cimdikleyip dürtmek ve rüyadan uyandirmak gerekir.
    Bir ülkenin devriminin niteliği ve bu devrimin progtam stratejisi siyasal yercihlerin ürünü olarak değil o ülkenin ekonomipolitiginin ve siniflar arasindaki celiskilerin yarattığı devrimci dinamiklerin bir yansimasi olarak belirlenir ve programlasir. Kisisel yada toplumsal tabakalardan birine göre belirlenen program ve stratejilerle objektif gercekliklet arasindaki fark revizyonizme ve oportunizme tekabül eder. Zaten revizyonizm ve oportunizm de objektif gerceklikleri kendi sinifsal konumuna göre tahrif etme arayislarindan doğar ve bu niteliği ile her zaman proleterya dışı siniflarin siyasal egilimlerini temsil eder.
   3. Kongre ibrahim Kaypakkaya tarafindan belirlenen işçi köylü temel ittifakina dayalı DHD programi ve onun stratejisi olarak köylü savaşı niteliğindeki halk savaşının iflası değil mezhepci, klikci, bolgeci küçük burjuva oportunulizminin iflasidir. Köylü savaşı orgutlenme devrimci gorevini bölgesi lige klikcilige feda eden ve bu maksatla bir zamanlar kaskati dogmatorevizyonizmi temsil eden küçük burjuva narodnikler bu kez 3. Kongre ile kendi ideolojik pratik yetersizliklerini stratejinin yetersizliği olarak gostererek MLM nin temel ilkeleri ile alay edercesine coğrafyanın objektif gercekliklerini tahrif ederek strateji değişikliği yapmak suretiyle aslinda pratikte halk savasini temel dinamiklerinden soyutlamakta ve kuşa cevirmekteler. Ama zaten gerlla savaşı maskesiyle kuş avliyorlardi. Değişen şey yaptiklari pratiği nesnel gerçekliği kendi rüyalarına benzetme pahasına tahrif ederek halk savasini komprador kapitalizm ve toprak ağaları nin iktidarı için tehlikesiz bir küçük burjuva rüyası haline gettirme programını resmilestirmekten ibarettir.
    Fasizm, finans kapital ve isbirlikcilerinin iktidaridir. Dolayısıyla kapitalizmin emperyalizm asamasinda orta ve küçük sermaye devletin iktidar mekanizmalarindan dislanmis, devlet aygitini ancak dolaylı, mali oligarsi ve isbirlikcileri aracılığıyla kullanabilir hale getirilmistir.Ancak bu farkli sermaye bicimleri üst yapida yani devlet mekanizmasini kullanma alaninda çalıştıkları halde, alt yapida yani üretim iliskileri alaninda emeğin kapitalist ve yarı feodal sömürü bicimlerinde uzlasirlar. Dolayisiyla Anadolu cografyasinda finans oligarsinin isbirlikcisi konumunda olan komprador burjuvazi ve toprak ağalarının iktidar aygıtı olmasina rağmen orta siniflara kadar varan bir ekonomipolitik ve sinifsal derinliği vardir.Boylesi bir olgusallik devlet aygitinin toplumsal derinligi baglaminda ne devrim oncesi köylülüğü topraksız köylülükten oluşan Çin ne de benzer nitelikte daha küçük cografya olan Küba için söz konusu degildir. Devrim oncesi Çin ve Kuba nisbeten egemen siniflarin toplumsal derinligi baglaminda ptefabrik devletlerdi. TC ise orta siniflarin kirsalda ve sehirlerde gelişmişlik düzeyi ve derinligine bağlı olarak bu orta siniflarin devrimci siniflar ve karşı devrimci siniflarla iliskileri baglaminda cetrefilli ve ikili niteliginin devlet ve karşı devrimin ideolojik, politik ve askeri derinligini kompleks bir olgu haline getirmesiyle özgün bir yapısal lik olusturmajtadir. Dolayisiyla PAS gibi nibeten sınırlı bir gerlla gücü ile öncü savaşı tarzinda iktidar mucadelesi cografyamizin sinifsal gerceklikleri ve fasist devlet aygıtının niteliği ile uyumlu degildir. 3. Kongre işçi köylü temel ittifak ını redderek işçi sinifini hem öncü güç hem de temel güç ilan ederek DHD ni tasfiye etmekte ve sosyalist halk savasi belirlemesi ile aslinda halk savasini temel toplumsal dinamiklerinden soyutlayarak hem DHD nin asgari programinin gorevlerini tasfiye etmekte hem de halk savasini fasist devlet aygıtı için tehlikesiz bir olgu haline getirerek revizyonizmin sularinda demirlemektedir.
    Geçen gece rüyamda o ak sakallı dedeyi yine gördüm.  Eee…hep küçük burjuvalarin ruyalarini mi yorumluyacaz….biraz da kendi ruyamizi yorumlayalim….dede bana dedi ki ” sakin ola ki o eş kenar şeytan üçgenine düşme yesin; o ucgenin çifte kenarları şeytan işidir. Tabanın da ejderhalar vardir. Tepesinde de sonradan bir kralın kızıyla evlenip ejderhalara dayı olmuş bir ayı oturur.” dedi.
   Dedi ama ben yine bişe anlamadim. Efkarlandim. Kalktim bi türkü açtım garip bir kuştu gönlüm ley elimden uçtu gönlüm .    Ulan adaletin bu mu dunya….Ayıya ejderhalar ulkesinin kuralının kızı bize de orospu kızı. ..
    Anadoluda  1 788 835 mikro isletme olup bu isletmelerde 3 305 259 işçi calismaktadir. Bu isletmelerde çalışan sayısının ortalama 2 kişi olduğu ve bu isletmelerin istatistiklerde gosterilmeyen bir biçimde çoğunlukla bakkal, lokanta, manav tarzinda aile isletmeleri olduğu düşünüldüğünde bu isletmelerde çalışanların sgorta pirimlerinde yada vergi beyanlarinda ücretli işçi olarak gosterilmesine rağmen gerçekte satın alınmış emek olarak ücretli emek kullanımının bu mikro isletmelerde tali bir olgu olduğu bir gercekliktir. Dolayısı ile satın alınmış ucretli emek kullanmayan bir isletme meta satışı,  yada hizmet satışı veya meta ve hizmet satışına aracılık etmesi ile pazarla olan iliskisinde kapitalist bir uretim ilişkisi içinde olmasina rağmen ki bu da yalnızca isletmnin faaliyet gösterdiği pazarın kapitslist bir pazar olmasindan dolayı böyledir.  Çünkü bu ücretli emek kullanımı olmayan mikro isletmelet pekala feodal bir ekonomide de olabilir. Ve pazar olgusu tek başına kapitalist formasyona özgün bir olgu degildir. Pazar, ilkel komünun dagilmasindan sonra köleci ve feodal toplumlarda da vardir.Bu mikro isletmelerde işçi gorunumude calisanlarin Anadoludaki toplam işçi sayısının % 50,9 u olduğu düşünüldüğünde bu isletmeler feodal bir toplumsal yapida olabildiği gibi kapitalist bir toplumsal yapida da olabilir.
    Anadoluda  58 321 küçük isletme olup bu isletmelerde  1 132  077 işçi çalışmakta olup bir isletmeye düşen ortalama işçi sayısı 20 dir.Bu isletmeler Anadoludaki toplam işletme sayısının  % 3,1 i olup çalıştırdıkları işçi sayısı Anadoludaki toplam işçi sayısının % 17,4 u dur. Anadoluda 8 984 orta boy isletme olup bu işletmelerde 915 291 işçi calismaktadir. Bu isletmeler Anadoludaki toplam isletme sayısının  % 0,5 i olup  çalıştırdıkları işçi sayısı Anadoludaki toplam işçi sayisinin % 14,1 dir. Anadoluda 1851 büyük isletme olup bu isletmelerde 1 144 413 işçi calismaktadir. Bu isletmelerin Anadoludaki toplam isletme sayısının % 1 i olup çalıştırdıkları işçi sayısı Anadoludaki işçi sayısının % 17,6:sidir.
    Istatistiklerin ifade ettiği gibi Anadoludaki isletmelerin büyük çoğunluğu satin alınmış emek kullanımı olmayan mikro isletmedir. Bu isletmelerde Anadoludaki toplam işçi istihdaminin % 50,9 u istihdam edilmektedir. Satın alınmış ucretli emek kullanımının tali bir olgu olduğu bu işletmeler yalnizca kapitalist pazarda faaliyet yapmaları ile pazarla iliskilerinde kapitalist bir ekonomik iliskide olmalarina rağmen kendi iç dinamiklerinde feodal angaryanin çocuk ve kadın emeği gibi farklı bicimlerde kullanıldığı aile isletmeleri dir . Üstelik bu isletmelerin sermayelerinin kökeninde de büyük oranda feodal rant yada kapitalist kiracılık bicimlerinde toprak geliri vardir. Toprak geliri diğer kucuk, orta ve büyük isletmelerinin hem kuruluş sermayelerini hem de faaliyet dışı gelirlerini bir çok isletme için kapsamaktadir.Yine bu yoğunlukta mikro işletme gelişmiş kapitalist ekonomilerde gorulmemektedir. Örneğin mikro isletmelerin toplam isletmeler içindeki yüzdesi Anadoluda % 51 ken bu oran Almanyada % 11, ingiltetede % 22, Isvecte % 17 dir . Mikro isletmelerdeki bu yoğunluk yarı feodal yapının bir sonucu olarak gelismektedir. Çünkü bu isletmelerin kuruluş sermayeleri çok büyük oranda tarim kökenlidir.
   Anadoluda sanayide istihdam edilen emek kitlesi sayisi tarimda istihdam edilen emek kitlesi sayisina eşit ve 6 şar milyondur. Fark yaratan hizmet sektorunde istihdam edilen emek kitlesi olup hizmet sektörünün sinai bir faaliyet olmadığı düşünüldüğünde böylesi istatik verilerin ve istatistiklerde gizlenen ucretsiz aile iscilginin bir kapitalist ekonomi yanimlamadigi açıkça fark edilir. Dolayısı ile Anadolu cogtafyasi bütün ekonomik verileri ile yarı sömürge yarı feodal bir komprador kapitalizm ifade etmektedir.
   Bu çalışmada yazıyı daha fazla uzatmamak maksadı ile ornegin holding sermayesinin birleşen lerine dair kompradorluk iliskilerini gösteren istatistik verilerin bir degerlendirmesi yapılmadı. Zaten yazının maksadi da genel olarak komptador kapitalizmi tanimlamak değil özel olarak sosyoekonomik yapı, tarımın niteliği,  genel sinif konumlanislari ve çelişkileri ile devrimin niteliği ve stratejisinin bir degerlendirmesini yaparak MKP 3.Kongre kararlarını sorgulamakti.istatistikbveriler Vasfi Nadir Tekin’in Zincirin Halkası kitabından alınmış olup 2000 yılına dair TUIK verileridir.Istatistik verilerin yorumu tarafima aiittir.

Özgür Bahar

Not: DHD süreci boyunca köylülüğün temel güç olması,  komprador kapitalizmin niteligini belirleyen tüm dinamiklerin tarımın yarı feodal niteliği tarafindan belirlenmesi ve silahlı mucadelenin şartları itibarıyla kırsal bolgelerde faşist devlet otoritesi ve orgutlulugunun şehirlere nisbeten güçsüz olması silahlı mucadelenin kır gerilla savaşı biciminde surdurulmesini zorunlu hale getirmektedir.Bu nedenle silahlı mucadelenin kır gerlla savaşı biçimi esas sehirlerdeki silahlı ve demokratik mücadele biçimleri talidir.Ancak DHD surecinin belirli aşamalarında ulusal ve uluslararası konjonktrlerdeki kimi önemli değişimler ile yine kır gerilla savaşının bizzat kendi koşullarının yarattığı kimi ozgunluklere bağlı olarak sehirlerin silahlı mücadele için tali durumu ve silahlı mücadele ile demokratik siyasal mücadele arasındaki esas tali iliskisleri konjokturel değişimler gosterebilir.Silahli mucadelenin esas olarak kır gerilla savaşı biciminde surdurulmesi zorunlulugunun siyasal ve askeri gerekçeleri tamamen sosyoekonomik yapinin niyeligi tarafindan belirlenmekte ve bu yarı feodak niteliğe bağlı olarak köylülüğün toplumsal yapının en problemli ve en hareketli sinifi olması itibarıyla köylü gerilla savasini esas hale getirmektedir.Koylulugun genel nüfus içindeki nispi oraninda görülen nispi azalma tamda söylendiği gibi nispi bir azalma ifade eder. Gercekte ise kirsal nufusta gerçek bir azalma değil sürekli bir artış söz konusudur.zaten yari feodal tarımın niteliği geregi küçük olcekli aile tarımı olması ve tarimin kapitalistlesememesine bagli olarak tarım proleteryasinin gelismesindeki yetersizlikler kirsal nufusta nispi azalma dışında bir değişime olanak tanimamaktadir.Kirsal nufustaki nispi azalma silahlı mucadelenin kir gerlla savaşı biçiminde surdurulmesinde bir değişme yaratacak siyasal ve askeri argumanlar olusturmamaktadir.Bununla birlikte bu olgu yukarida da belirtildiği gibi sehirlerin pasif güç biriktirme alanları olarak değil aktif mücadele alanlari konumuna getirmektedir.Hatta zaman zaman sehirlerdeki silahlı yada demokratik mucadelenin farklilasan bicimlerini esas halinde uygulanabilecegi bir petspektifte silahlı mucadelenin argumanlari arasinda siasal kosullara bağlı olarak degiskenlikler gösteren bir olgu olarak gelişmektedir.MKP 3. kongre böylelikle üç olanaksızlığa oynuyor; birincisi sosyalist halk savaşı tanımlamasıyla  KÖYLÜLÜĞÜN DEVRİMCİ DİNAMİKLERİNİ YOK SAYARAK VE KÖYLÜ SORUNUNU ES GEÇEREK PRATİKTE SOSYALİZM PROGRAMINI OLANAKSIZLAŞTIRIYOR. İKİNCİSİ YİNE KÖYLÜ SORUNUNU ES GEÇMEKLE HEM HALK SAVAŞININ TEMEL GÜCÜNÜ HEM DE DEMOKRATİK DEVRİM MÜCADELESİNİ TASFİYE EDEREK OLANAKSIZLAŞTIRIYOR. ÜÇÜNCÜSÜ , SOSYALİST KÜRDİSTAN SLOGANIYLA KÜRT ULUSUNUN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI PRATİKTE OLANAKSIZ HALE GETİRİYOR.MKP 3. kongre yarı entelektüel köy küçük burjuva kurnazlığının kendi toplumsal konumunun ve siyasal açmazlığının bir belgesi niteliğindedir.Bu tabaka ve bu tabakadan türemişsiyasal klikler yıllarca Kaypakkaya kökenli siyasal yapılarda kendi siyasal yetersizliklerine bir manivela ve savunma refleksi haline getirdikleri Kaypakkayayı ve tüm MLM yi doğmatikleştirme anlayışlarını bu kez bir gecede tüm MLM ve Kaypakkaya birikimini külliyen yadsıma ile belirginleşen demokratik devrim, köylü sorunu, ulusal sorun ve sosyalizm sorunlarında olguların birbiri ile diyalektik ilişkisini allak bullak eden en pespaye ve yarı entelektüel köy kurnazlığının siyasal şaşkınlığının bir yansıması olan oportünizme evrimlendiriyorlar.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.