ORTA-OĞU’DA KÜRT COĞRAFYASININ ÖNEMİ VE BÖLGESEL SAVAŞ…

Erdoğan ATEŞİN

14.09.2018
Kürt coğrafyası, yani Anadolu’nun doğu ve güneydoğusu enerji kaynakları olarak yüksek potansiyel taşıyan bir coğrafyadır. Bölgenin Hazar havzalarına yakınlığı ve bu alan üzerinden Ortadoğu ve Orta Asaya’ya daha kolay ve maliyet olarak daha az bir maliyetle yapılacak jeostratejik hamleler, zengin ve temiz içilebilir su kaynakları, ve yüz yıldır devam eden kırılgan etnik yapısı ve daha bir çok nedenle son yüz yıldır savaşların hiç durmadığı bir coğrafyadır.

Bölge, jeo-stratejik olarak kaynaklara yönelmenin kapısıdır, vaktinde bu kapıdan içeri girenler bir daha çıkmamışlardır ve bölgeyi sürekli savaş düzleminde tutarak, büyük silahlar bölge ülkelerine satmış, sevketmiş ve bölge ülkelerindeki savaşlardan beslenmişlerdir. Bütün bu nedenlerle Türkiye ve egemenler, Türkiyenin bu coğrafyasını daima Anadolunun güvenliği ve geleceği açısından, dış kaynaklardan beslenen etnik kırılganlıklarda aramış ve bu sorunu çözemeyerek yüz yıla yaymıştır.

Tabiki burada dış emperyalist müdahaleler esas belirleyendir, ancak genç Türk devleti de bu konuda hiç bir adım atmamıştır. Bölgenin iştah kabartan enerji kaynakları ve kapitalist çürümüşlüğün bitmez tükenmez enerji savaşları bu sürecin ana belirleyenidir. Gelinen aşamada bölgede statükonun sürdürülmesinin koşulları kalmamış, süreç Kıbrıs adasını da içene alarak, Irak’ın Kuzeyi, Fratın doğusu, ve bir bütün Türkiye Suriye sınır boylarının derinliğine kontrolü, İdlip, Efrin, ve bir bütün Türkiye Suriye sınırı son bir kaç yıldır savaş konjonktüründedir.

Bütün bu sorunlarla birlikte Karadenizin jeostratejik önemi de çok ciddi bir sorun olarak Türkiyenin gündemine uzun bir dönemden beri girmiş ve Güney kafkasların da Türkiyenin güvenliği için hayati önemde olduğu tarihsel bir gerçektir.

Türkiye’nin jeo-stratejisi Anadolu’nun Doğu ve güney doğusundan, Güney kafkaslara uzanan bir coğrafyanın tamamıdır. Bu hat coğrafi yapısı, üzerinde yaşayan halkların etnik ve karakteristik özellikleri ile Türkiyenin en yumuşak karnı olup ve uluslar arası küresel güç mücadelesinin hep hedefinde olmuştur.

Anadolu’nun doğusu Frat ve Dicle boylarından aşağıya doğru inen büyük Kürt coğrafyası Irak, İran Ve Suriye’yi de içine alarak genişleyen bu altın topraklar ve bu toptrakların içinden gün yüzüne çıkan büyük enerji kaynakları bölgenin tarihsel derinliğinin nedenlerini de bizlere sunmaktadır. Bu coğrafya Avrasya açılımının kapısıdır.

Türkiye, bu bölgede güvenliğini sağlamadan, diğer alanlarda da örneğin, güney kafkaslarda da etkili olamayacağını bilmektedir. Burada Azerbaycan kilit bir konumdadır. Azerbaycan kıtasal, küresel, bölgesel olarak jeo-politik, jeo-stratejik derinliğe sahiptir ve Azerbaycan Avrasya’ya açılımın yoludur ve Avrasya’nın jeo- stratejik eksen ülkesidir. Çünkü Azerbaycan, Orta Asyadan batıya açılan ve açılacak olan Hazar havzaları ve orta asya’ya ve enerji kaynaklarına ulaşmak için ön kapıdır ve küresel enerji ulaşımının güvenliği için önmeli bir jeo-stratejik alandır.

Bakü- Tiflis- Ceyhan enerji hattı Azaerbaycan üzerinden direk ve en doğrudan Akdenize indirilen ve oradan Avrupaya açılan enerji yolları Hürmüz boğazı,Babülmendep boğazı, Kızıl deniz ve Süveyş kanalı gibi kritik coğrafi bölgelerden geçmek zorundadır. Bu yolun Basra körfezine kıyasla daha güvenilir olduğu bilinmektedir.

ABD ve Avrupa için Azerbaycan önemli bir enerji ulaşım kapısıdır. bütün bu nedenlerle Güney Kafkasya, Anadolu, Karadeniz, Güney Akdeniz, Orta-Doğu ve Orta-Asya coğrafyalarının kesiştiği bu büyük çoğrafya Türkiyenin güvenlik kuşağı ve jeostratejisinin tamamıdır.

Bu bölgede ABD, AB,Rusya, Çin,İran, İsrail, güvenlik dengelemek ve kaynakları kontrol etmek için kıyasıya ve ölümcül bir savaş yürütmektedirler.

Türkiye bu jeo-stratejik ve jeo-politik üzerinden jeo-ekonomik çıkarlarını korumak için bütün bu çelişkilerden ne kadar pay alabilirim, kendimi ne kadar koruyabilirim hesabı yapmaktadır.

Tarih, bütün etnik, kültürel, dinsel, mezhepsel ve coğrafi bağları ve özellikleriyle bu çoğrafyada önümüze çıkmaktadır.
Orta doğunun teori ve pratiği bu gerçeğin içindedir, buralardan süzülerek büyük savaşlara beşiklik etmektedir. Dünyanın bu hinterlandında Irak, İran savaşı, sonrasında körfez savaşı, Suriye de 7. yıldır devam eden iç savaş ve emperyalist müdahale, Türkiye’de 30. yıldır devam eden büyük Kürt ayaklanmaları ve iç çatışmalar, doğru devrimci olanaklarla ve doğru zeminde degerlendirilmeden bölgeye ilişikİn doğru strateji ve taktikler üretmek mümkün değildir.

Kürt sorunu ve tarihsel sürecin ürettiği bu realite bugün hala doğru kavranmamış, bu konuda derin devrimci yanılgılar devam etmektedir. Tarihsel bakış, bölgede yüz yıldır devam eden bu büyük savaşların, içsel bağlantıları ve dış müdahalelere açık olma halini insanlığın önüne şiddetle koymuştur…Orta çağ tarihçiliği ve mantığıyla, burjuvazinin sosyolojik tarihçiliği üzerinden bugünü doğru anlamak, doğru çözümler üretmek mümkün değildir.

Özetlemiş olursak,

Bölgede Suriye’nin, emperyalist işgal ve iç kaostan beslenen emperyalist paramiliter güçlere karşı savaşı meşrudur, Rusya’nın ve İranın bu ülkede garantörlük rolü gerici bir ittifaktır ve bu ittifak, Suriye’de yaşayan halkların anti faşist cephesinde karşılığını bulur.

Türkiye’nin, suriye’nin derinliklerinde Efrin, Mimbiç, İdlip ve Suriye,Irak sınır boyunca kendi sınırları içinde kalarak güvenliğini koruması meşru hakkıdır, bu hakkını Kürt çoğrafyasında Kürtlerin bir ulus olarak varlığının kabulü ve Kürtlerin bütün ekonomik, sosyal, siyasal,kültürel ve diğer bütün haklarının tanınması kaydıyla kullanabilir.

Kürt halkını ve Kürtleri bölgede temsil etme iddiasında olan
parti, örgüt, grup ve oluşumların, bölgede anti emperyalist, anti faşist bir aks içinde bölgede mücadele etme hakları meşrudur ve desteklenmelidir..

Emperyalist merkezlerden icazetli, onların kontrolünde bir mücadele Kürt halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini zehirleyerek, bölgeyi sonu gelmez savaşlara sürükleyecektir.

ABD ve Rus emperyalist güç mücadelesi arasına sıkışmış bir Kürt ulusal hareketi, Kürtlere özgürlük ve bağımsızlık değil, bağımlılık getirir.

Kürtler üzerindeki milli baskı ve eritme politikası, onların anti faşist mücadeleleriyle hayat kazanır.

Kürt halkı kendi gerçek kültürünü ve tarihsel doğru gelişimini de bu anti emperyalist,anti faşist mücadele içinde geliştirecektir. Bunun dışındaki emperyalist müdahalelere açık bir Kürt hareketi, kendi gerçek kimliğini, gerçek kültürünü ve gerçek tarihini yaratamaz.
Bu süreç bölgeler arası ekonomik eşitsizliği ve kaynakların doğru ve reel kullanılması ile aşılacaktır… Kürt halkı ve bölge halkları özgürleşmeden, dünyanın bu hinterlandında savaşlar hep olacaktır. Kürt halk hareketi doğru yönetilirse bölgede anti emperyalist cephenin en güçlü dinamiği olabilir, bu da devrimci doğru bir önderlik gerektirmektedir.

İran’daki faşist molla diktaörlük, bölgede yayılmacı emeller peşinde olup, bölgeyi istikrarsızlaştırarak gerici faşist bir rol oynamaktadır. Anti amerikancı tavrı, anti emperyalist olduğu anlamı kesinlikle taşımaz. İran,faşist ve gerici orta çağ molla rejimiyle iç içe geçmiş komprador niteliktedir.

Irak, hala sömürge konumdadır ve ABD’ nin kontrolünde uydu bir ülke konumundadır.

Türkiye, ABD, AB, ve Rusya tarafında derin işbirliği sürecine zorlanan emperyalizmin kıskacında bağımlı komprador işbirlikçi bir ekonomidir…

Stratejik olarak bütün Orta-Doğu ülkeleri Demokratik Devrim sürecindedirler, ve bu bölge ülkelerinde işçi köylü ittifakı ve ortak mücadelesi devrimin birleşik cephesinin temel konusudur…
Erdoğan ATEŞİN
14.09.2018

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.