ORTADOĞU SAVAŞININ ALGISAL BOYUTU
Erdoğan ATEŞİN
Sosyal bir varlık olarak insan sürekli bir iletişim ve öğrenme faaliyeti içindedir. İletişim karşılıklı etkileme, etkilenme sürecidir ve amacı belirlenen hedef üzerinde etkili olmak hedefi etkilemektir. Bu süreç, sosyal, siyasal, kültürel ve psikolojik zeminlerde sürekli ve sistematik işler, hedefi insandır, bu süreç hedef kitlenin bütün özellikleri dikkate alınarak planlanır.
İletişim aynı zamanda bilinçli bir planlama ve tasarımdır…Bu faaliyetin en büyük ayağı bugün medyasıdır. Medya kendisini denetleyen ve ekonomik olarak finanse eden grup yada zümrelerin kontrolündedir ve bütün çalışanları bu mantık içinde hareket ederler. Bütün çalışan personel, editör, köşe yazarı, yorumcusu ve istihbaratını mevcut verili sürecin ve kimin, hangi kliğin hangi egemenin kontrolündeyse onun politikalarına uygun dizayn eder.
Ancak bu faaliyetin veya bu emformasyonun hedef kitlesi, yani halk medya üzerinde hiç bir yaptırım gücüne sahip değildir. Halkın medya üzerinde hiç bir şey yapma şansı yoktur sadece sunulanlar arasında tercih yapabilir, bunun dışında hiç bir hakkı yoktur. Medya algıları yöneterek kitleleri istediği gibi yönlendirir ve onları parçalara ayırır, böler ve insanın insana yabancılaşması, ve yine insanın kendisine ve emeğine yabancılaşması için sürekli bir manipülasyon yapar. Bu manipülasyon çok yönlü ve çok amaçlıdır.
Bu süreç o kadar acımasız işletilir ki, istediğini değersizleştire bilir, istediğine çok farklı ve hak etmediği değerler yükleyebilir veya kahramanlaştırabilir. Bu faaliyeti salt burjuva basın yapmıyor, sahte sol kimliğe bürünmüş liberal ve sahte solcularda artık medyanın bu olanaklarından alabildiğine faydalanmaktadırlar. Bu yöntemle bilimsel devrimci düşüncele rin içi boşaltılır ve devrimci kişilikte ısrar eden ve onu bir yaşam tarzı haline getirmiş insanlar etkisizleştirilerek değersizleştirilmek istenir. Bu alanda muazzam bir bilgi kirliliği yaratılarak, doğruyla yanlışı seçmek adeta imkansızlaştırılma ya çalışılır.
Bir insanın bir olayı olguyu ve gelişmeyi sağlıklı değerlendire bilmesi için bir takım süreçler izlemesi gerekiyor. Öncelikle izlenimlerinin sade, direk ve gerçek olması, ve bunu sağlıklı ve gerçek duyularla, gerçek algılarla ve toplamda bütün bunları gerçek algılama yetenegine sahip olmasını gerektirir.
Gerçek, somut olan, doğru olan, yanlış, hayali ve yalan olmayandır. Yani doğru gerçeğe uygun olan hayali olmayan bilimsel yasalara ve bilimsel düşünceler uygun olandır.
 
Gerçeklik düşünülerek tasarımlanan ve gerçekte var olan ve varlığıyla, pratiğiyle maddi bir güç haline gelmiş bilimsel bir olgudur. Çünkü doğrular olgulardan çıkar. Gerçek, o nedenle bilinçten düşünceden ve kurgulardan bağımsız ve bizim dışımızda zaten vardır, insan onu olay ve olgulardan çıkararak usa vurur. Algılar her koşulda doğruları yansıtmaz, bu süreç kişinin içinde bulunduğu durum, eğitim düzeyi, olay ve olgulara bakış tarzı, inançları, edindiği kültür v.s. ile ilişkilidir. Gerçek ve illüzyon burada bulanıktır ve manipülasyon çağımızın en etkili silahı olmuştur artık…
Özellikle 12 eylül 1980 sonrasu Türkiye’de bu konularda akıl almaz illüzyon ve manipülasyonlarla yeni bir insan tipi yaratıldı. Bu süreçte kişi adeta çevresinde olup bitenleri ve bütün illüzyonları gerçek gibi kavramaya başladı. Manipülasyon amacına ulaşmış ve son otuz yıldır beyinler adeta dumura uğramıştır. Sokak ve caddelerde yapılan sosyal içerikli deneyler tolumun ve özellikle gençliğin içinde bulunduğu durumu çok net anlatıyor bizlere…İnternet yayıncılığının yaşamın her alanına girmesiyle, bunun etkilerini özellikle son yıllarda çok amaçlı ve çok çeşitli boyutlarıyla gözlemlenmek mümkün.
 
Bu gelişmeyle birlikte siber alan neredeyse hayatın bir izdüşümü haline gelmiştir. Mali işlemlerden, diğer bütün ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel,sağlık, arkadaş bulma, evlilik, bloglar, forumlar ve grupsal ve ikili tartışmalar, sekronize eylem biçimleriyle siber dünya, gerçek dünyanın dili haline gelmiştir.
Bütün bu faaliyetlerin yürütüldüğü merkezlerden dünyamıza sürekli bir ideolojik, siyasi, ve kültürel dezenformasyon yapılmaktadır. Bu süreç insanları haber alma ve kültürlenme düzleminde muazzam bir değişime uğratarak, farklı insan tipleri yaratmaktadır. Sınır kişilik zombiler de bu sürecin ürettiği insanlardır. Bu süreç algılarda dış dünyayı devre dışı bırakarak, toplumsal pratikten uzak, hazır sunulanı almaya zorluyor bugünün insanını.
Bu alanda yürütülen kirli bilgi savaşları insanları kamplara bölerek, ülkeler arası güvenliğe kadar dönüşebilecek süreçler yaratıyor…Bu süreç endüstriyel casusuluk ve elektronik takip ve izlemelerle çeşitlenmiştir. Askeri bir söylem olarak literatürümüze giren algı yönetimi internet üzerinden savaşma tekniklerine, ve savaş teknolojilerinin pazarlanmasına ortam hazırlayarak, hayatın bütün alanlarını kontrol etmektedir. Bu teknoloji insanlığa karşı büyük bir tehdide dönüşmüş ve insanlık bu yöntemle baskı altına alınarak köleleştirilmek isteniyor. Bu sürecin şimdilik nereye ve neye evrileceği bilinmemektedir. İnsanlık şimdilik bir bilinmezin girdabında kendi geleceğini inşa etmeye çalışıyor.
Teknoloji giderek insan eksenli emek gücünü tarihin dışına atarak, bir anlamda insanı hiçleştirmeye çalışıyor. Kapitalist -emperyalist sistem bugün farklı dünyalar için yatırımlara yönelmiş ve dünyamızı bir avuç emperyalist haydut, kirli çıkarları uğruna talan ederek yok etmektedir.
 
ABD’ yapılan ilk anayasayla birlikte 18. yy da insanlığın hayatına giremeye başlayan siyasi partiler 1. ve 2.dünya savaşlarıyla birlikte ciddi değişimler geçirmiş ve bugünün partilerine dönüşmüşlerdir. 1. dünya savaşıyla birlikte yıkılan bir çok monarşik, feodal rejimlerin yerini burjuvazi yeni teknolojilerle tahkim ederek, bugünün dünyasını yarattı. Ezen ezilen çelişmesi, kapitalizm çağında emek sermaye çelişmesi olarak tezahür etmiş ve bugün sosyal dünyasını, emperyalizm ve emekçi devrimleri çağını yaratmıştır.
 
Sovyet, Çin, Asya, Afrika ve Latin Amerika devrimleri tarihte yeni bir süreç başlatarak, emeğin haklı kavgasını iktidar olanaklarıyla devam ettirmek istemiş ise de bu süreci daha fazla ileriye taşıyamamış ve sonuçta devrim coğrayası kapitalist sistemle yeniden entegre olmaktan kurtulmamış tır. Türkiye 1900. başında bu sürece girmiş ancak önderlik birikimi, içinde bulunduğu tarihsel koşullar ve sosyo- ekonomik yapısı gereği emperyalist tahakkumdan tam olarak kurtulamamış ve bugün bunun acı faturasını emekçiler ve Türk Kürt, çeşitli milliyetlerden emekçi halklar bedenleriyle, canlarıyla ve malıyla ödemektedir.
 
2. dünya savaşından sonra ABD’nin yönlendirmesiyle Türkiye çok partili hayata geçmiş 7. Ocak 1946 yılında kurulan ve dört yıl sonra 1950 de tek başına iktidar olan Demokrat Parti ( DP), 27 yıl aradan sonra alman işbirlikçisi kliği CHP’nin 27 yıllık saltanatına son vererek, ABD işbirlikçisi bir çizgiye kayarak, ”Küçük Amerika ” algısı yaratarak Türkiye de ilk algı operasyonu başlatmıştır. Dönemin Cumhur başkanı Celal Bayar’ın üç aylık Amerika gezisi ve ” komünizm lazımsa onuda ben getiririm” diyen dönemin CHP kökenli siyasetçisi Nevzat Tandoğan bu sürecin algı yöneticileridir. Bu süreç daha sonra Demirel, Ecevit, A.Türkeş,T. Özal ve bugünün R. T.Erdoğan ekibiyle doruğuna çıkmış, emekçi halklar büyük yalan ve manipülasyonla iç savaşa zorlanmış ve bugün hala bu tehlike devam etmektedir. İki Ay evvel sınır ötesinde başka bir coğrayda Efrin’e yönelik başlatılan operasyon ve işgal hareketi, bir ilhak hareketine dönüştürlmek istenmektedir.
 
 
Yüz yıllık tarihsel bir inkarın Kürt düşmanlığına dönüşmüş ve Kürtlerin siyasi ve toplumsal uyanışından, baş kaldırısından korkan ezen ulus milliyetçiliği, ABD ve batı emperyalizminin tuzağına düşmüş Kürt ulusal burjuva önderlik arasındaki bu savaşta Kürt emekçileri yerlerinden, yurtlarından edilerek, büyük göç yollarında katledilmektedir .
 
Resmi ideolojinin temsilcisi ve kurucu öğesi kemalist diktetörlüğün hille ve entrikalarına kurban olmuş bir halkın dramına bütün dünya tanıklık etmektedir. Bugünün işbirlikçileri bu saldırılarını daha da ileriye taşıyarak Güney Kürdistan’da Kürt emekçilerine karşı derinlikli operasyonlar yapmaktadır. Efrin ve genelde Fıratın doğusunu tampon bölge haline dönüştürerek buraların demografik yapısın bozmak amacındadır…Şu anda Afrin’i terk eden Kürt nüfusu yerine farklı kesimler yerleşmektedir. Sykes Picot, Sevr ve Lozan sürecine geri dönülmüştür ve daha evvelki çalışmalarımızda da belirtildiği üzere Orta doğu 1.dünya savaşı konjonktürüne geri dönmüştür.
 
ABD’nin ” Suriye’den çekiliyorum” blöfü ve taktiği, ve hemen aynı gün Fransa’nın bölgeye asker göndermek yönündeki açıklaması, bölgenin daha büyük savaşlara gebe olduğunu bizlere göstermektedir.Türkiye’de savaştan beslenen bir savaş kliğinin milliyetçi devlet politikasına dönüşmüş savaş çığırtkan lığı, bölgeyi paylaşmak isteyen emperyalist aktörlerin sömürge ci emelleri, bölgenin demokratik Devrim potansiyelini boşa çıkarmak ve devrimleri ertelemek amaçlıdır. Türkiye’nin bu savaşı Musul’u da içine alacak bir niyet içinde olduğu yönünde ciddi bir iç kamuoyu kanısı hakimdir. Mimbiç ve sonrası hamleler durumu biraz daha netleştirecektir.
Erdoğan ATEŞİN
30.03.2018

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.