Ekonomizm, çağımızda işçi sınıfının iktidar mücadelesinde en tehlikeli akımlardan biridir. Kökleri 19 yy.sonlarına kadar gitmek tedir ve bu akım, Bernstein’den kök almış, oradan etkilenmiş ve işçi sınıfı mücadelesini de derinden etkilemiştir. Ekonomistler, ekonomi ve siyasetin kesinlikle bir birinden ayrılmasını ve işçi sınıfı mücadelesinde kendiliğindenciliği savunmuşlardır. Ekonomistlere göre, işçi sınıfı sadece ekonomik mücadeleyle ilgilenmeli, siyasi mücadeleyi aydınlar vermelidir. Bu anlayış, işçilerin politikayla uğraşmamalarını ve sendikaların, işçilerin mevcut düzenin yasaları dahilinde, çalışma koşullarının düzeltilmesi için, sadece patrona karşı mücadele etmeleri gerektiğini savunarak özünde, siyasi mücadeleyi başından reddetmişlerdir. Ekonomistler, Proletaryanın ve onun devrimci sınıf mücadelesinin belirsiz bir geleceğe ertelenmesinin, burjuvaziyle ittifak içinde reformist, sınıf uzlaşmacı, teslimiyetçi ve kendiliğindenci bir program savunuyorlardı. Ekonomistler 1899 da yayınladıkları bir broşürde aynen şöyle demektedirler:”Bağımsız bir işçi partisi konusundaki tartışmalar, yabancı emellerin ve yabancıların vardıkları sonuçların bizim topraklarımıza ihtilalin ürününden daha fazla bir şey değildir. Rus Marksistleri için tek bir yol vardır: Proletaryanın iktisadi mücadelesini desteklemek ve liberal muhalefet faaliyetine katılmak.” Lenin, bu çizgiye karşı amansız bir mücadele başlatarak, işçi sınıfı içindeki bu ekonomist, reformist akıma öldürücü darbeler vurmuştur ve Rusya’daki işçi sınıfı mücadelesine büyük bir devrimci derinlik kazandırmıştır. İktisadi ve siyasi mücadelenin birbirinden ayrılamayacağını, sendikaların kapitalist burjuvaziye karşı, toplumda temel bir olgu olarak tanıdığı, işçi sınıfının sermayeye karşı siyasi ve ekonomik mücadelesi, ücretlilik sisteminin kaldırılması için örgütlenmesi bakımından son derece önemli araçlardır. Devrimci sendikal anlayış, direk işçi sınıfının kurtuluşunu öngörür ve bu doğrultuda hareket eder. Buradaki temel sorun, ideolojik, politik ve pratik olarak sendikaların nerede duracağı sorunudur. Sendikalar mutlak taraftırlar, ya burjuva ideolojisinden yanadırlar, ya da proletarya ideolojisinden. Üçüncü bir ideoloji olmadığı için, öyleyse proletarya ancak kendi ideolojisi üzerinden kendisini savunabilir, başkada bir alternatif yoktur. Sınıf mücadele ve çatışmasıyla ayrışmış bir toplumda, sınıfların dışında veya üstünde davranmak, mümkün değildir ve aksini savunmak anti bilimsel ve sınıf savaşımının inkarıdır. Öyleyse; 1.İşçi örgütleri her şeyden önce mesleki olmalıdırlar 2.En geniş işçi ve emekçi kitleleri kucaklamalıdırlar 3.Sınıf mücadeleci bilinçle donatılmalı ve kısmen gizli olmalıdırlar 4.İşçi sınıfının eylem kadroları ileri müfrezeler de örgütlenmelidirler, bu müfreze partidir. 5.Ekonomik ve siyasi mücadeleyi birlikte mutlaka yürütmelidirler. 6.Türkiye’deki sendikalar bu anlayıştan hareketle değerlendirilmelidirler. Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.