SINIF MÜCADELESİNE İLİŞKİN YANLIŞLAR
Türkiye Devrimci Hareketi ve Türkiye Solu, Emperyalizm ve kapitalist sistemin sonuna gelindiği bu aşamada, devrimci saflaşmada sınıf hareketinden uzaklaşarak, sınıf hareketini yatsıyarak kör bir ulusalcılığa saplanmıştır. Türkiye solu, sınıf mücadeleleri teorisi konusunda hala 19. yy. bataklıklarında gezinirken, Kürt ulusal sorunu konusunda da da 19. yy bataklıklarında çaresizce gezinmeye devam etmektedir.
Marx, Avrupa’da devrimler bekliyordu ancak devrimler, kapitalizmin emperyalizm aşamasına girmesinden sonra, emperyalizmin en zayıf halkasında gerçekleşti. Marx devrimi, işçi sınıfının geliştiği Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’dan bekliyordu.
Dünyanın bu ülkelerinde kapitalizm gelişmişti ve güçlü bir işçi sınıfı hareketi vardı. Bundan ötürü Marx ve Engels, devrimin kapitalizmin geliştiği ÜLKELERDE da hayat bulacağını ön görüyorlardı. Çünkü bu alanlarda üretim ileriydi ve büyük sanayi komplekslerinde,fabrikalarda toplumsaldı.Proletarya burjuvazi çelişmesi gündemdeydi, ve bütün artı değer ve kar, kapitalistin hizmetindeydi. O nedenle proletarya ile bir avuç kapitalist arasındaki çelişme daha çok keskindi ve netti. Marx bütün bunlardan ötürü, devrim bu sınıfların hesaplaşmasıyla ,proletarya lehine sonuçlanacaktı diye düşünüyordu. Bu süreçte, yani 19 yy da Batı Avrupa’da devrim girişimleri de oldu sonuçta ama önderliksiz ve geriydiler.
1848 devrimi, 1871 Paris Komünü yukarıda bahsetmeye çalıştığımız sınıfsal zeminlerde gelişmişti ancak Komünarlar üç ay sonra ezildi ve, kapitalist burjuvazi iktidarı vahşice geri almıştı.
19 yy sonlarında kapitalizmin emperyalist aşamaya girmesiyle birlikte, farklı ve yeni bir dünya şekilleniyordu. Kapitalizm, sermaye ihracı yoluyla ve güçlü askeri üstünlüğünü de kullanarak, dünyanın geri kalmış ülkelerini sömürerek, yeni bir sistem kuruyordu. Dünyamız bu aşamada artık iki kampa bölünmüştü. Lenin, bu süreci doğru analiz ederek Emperyalizm ve proleter devrimler çağının o günkü tahlilini yapıyordu. Dünyayı, emek sermaye ekseninde değerlendiriyordu. Bir yandan gelişmiş kapitalist emperyalist sınıflar, diğer yandan sömürülen proletarya ve emekçi halklar.
Emperyalistler, bağımlı yarı bağımlı ülkelerden sömürdükleriyle, yağmaladıklarıyla, kendi ülkelerindeki emekçileri de sus payıyla susuturmuşlardı ancak,sömürge ve yarı sömürgelerle olan çelişmeleri de ala bildiğine derinleşiyordu. Kapitalist ülkelerin emekçileri ise kendi burjuvazisinin peşine takılmıştı ve sistemden pay alarak susmuştu, susturulmuştu. Lenin süreci doğru kavramıştı, Marx dönemine ilişkin devrim teorisini de yeniden analiz etti ve artık 19. yüzyıldaki devrimlerin Batı Avrupa, Kuzey Amerika da değil, devrimlerin merkezinin Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerine kaydığını söylüyordu. Devrimler bir anlamda 19.yüzyıldaki gibi kapitalizmin geliştiği ve iç çelişme,( burjuvazi proletarya ) çelişmesinin yoğunlaştığı şekilde gerçekleşmesinin koşullarının kalmadığını, Marx döneminin devrim teorisinin yetersiz ve emperyalizm çağının çelişmeleriyle uyumlu olmadığını saptıyordu.
 
Bu aşamadan sonra devrimler yalnız başına ülke içindeki sınıfsal çelişmelerin bir ürünü olmayacak, devrimler; emperyalizm ile ezilen halklar arasındaki çelişmelerin de direk etkilediği içi ve dış çelişmelerin bir ürünü olacaklardı. Bu bir anlamda emperyalizm ile ezilen halklar arasındaki çelişmenin çözülmesiydi. Ekim devrimi, Çin ,Arnavutluk, Vietnam, Küba v.s. devrimleri bu çelişmeyi de çözdüler ve emperyalist işgale devrimlerle karşı koydular. Lenin bu gerçeği 1920 ler de saptayarak, devrimlerin,Batı’dan Doğu’ya kaydığını, Asya’ya kaydığını net bir biçimde analiz ediyordu. 20.yüzyıl Lenin’i pratikte doğrulayarak, Komünist Enternasyonalin (3.Enternasyonal) programına zemin hazırladı ve 3. Enternasyonal bütün çalışmalarını bu teori üzerine inşa etti.
Batı Avrupa ve kuzey Amerika’da işçi sınıfı muhalefeti sömürgelerde yapılan talanlardan pay verilerek susturulmuştu. Buralarda ki mücadeleler düzen içine hapsedilmiş, bunun karşısında, bağımlı sömürge, yarı sömürge ülkelerde emperyalizm ve işbirlikçileri ile geniş halk yığınları arasındaki çelişkiler alabildiğine derinleşerek devrimlerle sonuçlanıyordu. Sovyet, Çin, Arnavutluk, Vietnam Küba, Kore, Kambuçya, Laos v.s. devrimler bu tarihsel koşullarda ortaya çıkıyordu. Devrimler emperyalizmin zayıf halkalarında gerçekleşerek Lenin’i doğruluyordu.
 
Türkiye solu bu gerçeği doğru analiz etmek ten yoksun ve Türkiye’ye ”Emperyalist Devlet”bile diyecek kadar ileri gidenler oldu ki-bu çok yanlış bir tahlildi- ve süreç içinde bu teori Türkiye gerçeğine, ruhuna ve pratiğine uygun olmadığından Yalçın Küçüğün osuruğuna dönüştü. Diğer yandan da Solun önemli bir kesimi, Demokratik devrim sürecini kavrayamayarak ekonomizme saplanarak sınıf mücadelesinden kopuyordu, dogmatikler ise teoriyi dondurarak, Sovyet, Çin ve Arnavutluk bataklıklarına saplanmış, çıkamıyorlardı, hala da çıkamıyorlar.
 
Bazılarına göre Türkiye emperyalistti ve Kürdistan’ sömürgeydi. PKK’de o süreçte bütün teorisini sömürgecilik üzerine yapıyordu. Bu tespit onları yanlış bir ittifak anlayışına zorluyordu ve PKK’nin ittifaklar politikası bu nedenle hep yanlış olmuştur. Bu yanlış saptama PKK’yi emperyalistlerle ( AB-ABD ) ittifaka kadar götürmüştür. OYSA Kİ KÜRDİSTAN SÖMÜRGE DEĞİL, EZİLEN BAĞIMLI ULUSTU VE ANCAK YENİ TİPTEN DEMOKRATİK DEVRİMLE SORUNLARINI ÇÖZEBİLİRDİ. İbrahim Kaypakkaya , süreci doğru analiz ederek,Yeni Tipten Demokratik Devrimin programını açık ve net bir dille ortaya koyarak, Kemalizm’den köklü bir kopuş yaşadı. Bu gerçeğin dışında kalanlar, Lenin’in Emperyalizm ve Proleter Devrimler Çağı ve devrimleri teorisini reddederek, emperyalizmin yedeğine düşmüş ve 2.Enternasyonal döneklerin bir anlamda devamı olmuşlardır .
 
Proletarya burjuvazi çelişmesi, gelişmiş kapitalist ülkelerin 19. yüzyılın çelişmesi gibi algılandı ve 20. yüzyıl devrimlerini anlayamıyorlardı. Sömürgecilik, Yeni Sömürgecilik vs. konularında, Kürt Sorunu konusunda sınıfsal mevzilerde değil daha geri ulusal ve sınıf uzlaşmacı mevzilere çekilerek, devrimi ve sınıf mücadelesini inkara yöneldiler. Oysa ki – etnik ve mezhepsel sorunları emperyalizm, bizzat kaşıyarak, dünyanın geri, çok uluslu ve etnik sorunları olan ülkelerin gündemine sokmuştu. Bu konuda Amerika ve İngiltere baş aktürdür. Tezgah büyük ve sömürü de bir o kadar büyüktü.Yıllardır bu provokasyonlarla işi götürüyorlar.
 
1990’lar da Sovyetlerin tamamen dağılmasıyla, ABD ve İngiltere’nin ”Yeni Dünya Düzeni” Büyük Orta Doğu Projesiyle ‘BOP” birleşerek, SINIF MÜCADELELERİ, ETNİK VE MEZHEPSEL ALANA SIKIŞTIRILIYOR VE EMEKÇİLER EZİLEN HALKLAR KENDİ SINIFSAL SORUNLARINDAN UZAKLAŞTIRILARAK, DEVRİMİN ÇELİŞMELERİ BAŞKA ALANLARA KAYDIRILIYORDU. Türkiye Solu bu gerçeği göremeyerek, Fukuyama ve Hungtinton’un dünyanın bağımlı, yarı bağımlı ülkeleri ve Reviziyonist burjuvazi tarafından sosyalizmden geriye dönmüş ülkelerde kışkırtıcılık yapan teori ve provokasyonlarına karşı, emekçileri sınıfsal olarak örgütleyememiş, ve bu gerici uluslar arası komploya sınıfsal bir devrimle karşı koyamamıştır.
 
PKK ve Kürtlerin baş kaldırısı da bu alana kanalize edilerek, gerçek anlamda Ulusal Kurtuluş Özlemlerinden koparılarak, emperyalizm ve yerli işbirlikçilerinin istediği çizgiye çekilmek isteniyordu. İmralı süreciyle birlikte uzlaşma çizgisine oturtulmuştur. Fukuyama ve Hungtinton bütün Doğu Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya coğrafyalarında amacına ulaşarak, teorilerini burada ki ülkeleri ve halkları birbirine etnik ve mezhepsel olarak kırdırtarak pratikte uygulamışlar dır. Oysa ki Sovyet, Çin ,Vietnam, Arnavutluk, Kambuçya, Laos, Küba halkalarının hepsi, emperyalist haydutların saldırı ve işgallerine karşı anti emperyalist, sınıf mücadeleleri mevzilerinden Vatanlarını savunarak devrimle çıkmışlardı…
 
Kürt halkının direnişi bu perspektiften değerlendirilirse, doğru yönelim ortaya çıkarak, savaşın kazanımları, bütün bir Avrasya ve Orta -Doğu coğrafyasını devrim coğrafyasına dönüştürebilir. Kürt halkına dayatılan Amerikancı ve batıcı çözümün ve ihanetinin bedeli ağır olacaktır. Kürt halkının direnişini, emperyalist savaş çeteleri istediği minvale çekmek için, Suriye’de yaşanan kirli operasyonun bir parçası olarak kullanmak için bütün çirkinliklere baş vurmaktadırlar. Barzani feodal gericiliği ve İmralı pundcu’luğu arasına sıkıştırılmış bir halkın, bir devrimin direnmekten başka yolu yoktur. Ayağa kalkmış bir halkın, bir ulusun evlatlarını kirli hesaplara hiç kimse pazarlık konusu yapamaz. Kürtleri ve Direnişçilerini, Esad’a karşı ve Yoksul Suriye halklarına karşı yürütülen kirli operasyonun bir parçası yapamazsınız.
Erdoğan ATEŞİN

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.