SOSYALİST EKONOMİPOLİTİĞİN HUKUKUSAL BİÇİMLE İLİŞKİSİNE DAİR

  Marks  ve Engels komünizmin ikinci aşaması, yani sınıfsız topluma ulaşma ereğini hiç bir zaman burjuva eşitlik kavramı ile tarif etmezler.Sınıfsız toplum ereğinin, çalışan insanları moral ve entelektüel dönüşümüne bağlı olduğu özellikle öngörülmektedir.Çalışan insanların moral ve entelektüel dönüşümü onların kendilerini yeniden üretim süreçlerinden yani kolektif üretim ilişkilerinin örgütlenme biçiminden bağımsız bir süreç değildir.Marksizm hiçbir zaman üretimi tüketimden ayırmamıştır.Dolayısı ile kolektifin bireyin üretiminin niteliğini onun tüketiminin niteliği belirleyecektir. Kolaktifin bireyi, ancak, topluma verdiği emek faaliyetinin kolektif nitelikleri karşılığı olarak toplumdan limitsize varan bir kullanım hakkına sahip olduğunda, onun tüketiminin eşitsiz gelişme yasası karşısında özgürleşmiş bu niteliği, üretiminin de yani bireysel yeteneklerinin de özgürleşmesini koşullandıracak ve böylelikle, yalnızca sahip olduğu bu yasa karşıtı nitelikler aracılığı ile yasa karşısında özgürleşme olanağı bulan birey bütün yeteneğini kolektif inşaaya seferber etme moral-motivasyonu ile kolektif üretici güçlerde tarihte eşi benzeri görülmemiş bir gelişme yaratabilecektir.
           Marks ve Engel tarafından bir proleter hukuksal formasyon tanımlanmadan, burjuva hukukun üretim arçlarının toplumsal mülküyeti koşullarında kendisini yeniden üretemeyerek söneceği öngörüsü ,reel sosyalizm uygulamalarından da görülebileceği gibi, eşitsiz gelişme yasasına karşı toplumsal emek faaliyetinin kollektif niteliklerini koruyacak ve geliştirecek bir yasal formasyonla desteklenmeden, yasanın özel olarak emek faaliyeti, genel olarak üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstünde belirleyici etkisi ile özel mülküyetin bürokratik biçimlerini bireysel yenekler üstünden yeniden ve yeniden üretttiği anşaşılır bir olgudur.Bu durumda üretim araçlarının toplumsal mülküyeti de giderek bürokrastik bir tasarrufa dönüşme eğilimindedir.Diğer taraftan eşitsiz gelişme yasasına ezdirilen emek faaliyetinin kollektif nitelikleri şahsında proleterya kendi üretimine giderek bir yabancılaşma yaşamakta ve entellektüel -moral gelişimi dumura uğratılmaktadır.Proletryanın mral motivasyon ve kültürel gelişimindeki bu düşme onun teknik kapasitesinde ve emek üretkenliğindeki düşmeye bağlı olarak karşılıklı bir birini provake eden süreçler olarak gelişerek kollektivizmi içten içe çürütmektedir.
          Yine, proleterr demokras,i burjuva anlamda dahaçok yada daha az demokrasi değil ama emeğin toplumsal niteliğinin dinamiklerini onu kollektifleştirmek üzere olabildiğince aktive etme nitelinde bir hukuksal formasyon olarak anşolmalıdır.Proleterya iktidarının demokratik niteliği ile dikta niteliği arasındaki diyalektik bağıntı onun bütün devrimci karakterinin de yaratıcısıdır.Yasa karşıtı olan her şeye olabildiğince tüketim hakkı ve demokrasi, yasa taraftarlığına karşı en sıkı dikta ve denetleme.
           Üretici güçlerle üretim ilşkileri arasındaki zorunlu uygunluk yasası gereği, emek faaliyeti şahsında toplumsallaşmış ütretici güçlerin kollektif üretim ilişkileri ile uymlu gelişmesi, üretici güçlerin  sosyalist inşa sürecinde toplumsallıktan kollektifliğe doğru nicel ve nitel dönüşümünün sürekliliğini gerektirir.Kollektif inşa süecinde de üretici güçler üstünde etkisini sürdüren eşitsiz gelişme yasası an ve an toplumsal üretici güçleri parçelayarak bireysel yetenekler şahsında yeni eşitsizlikler yaratma eğilimindedir.Yasaya karşı hiçbir önlen önermeyen inşa ilkesi sosyalist inşayı kendiliğindenci bir sürece terketmek anlamına gelir.Sosyalist inşanın kendinde, bilimsel bir süreç olarak gelişmesi toplumsallaşmış emek faaliyetini giderek kollektif bir niteliğe büründürme yetsinde bir proleter hukukun işlerliğini gerektirir.Böyle bir hukuksal formasyon ise ancak emek faaaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinden türetilebilir.
            “Lassalle’ın ( “emeğin tüm ürünü işçiye” biçimindeki) , bulanık, karanlık ve genel formülü yerine, Marks, sosyalist toplumun işleri nasıl yöneteceğini açıklıkla gösterir.Marks, kapitalizmin var olmayacağı bir toplumdaki yaşama koşullarının somut çözümlemesine girişir ve düşüncesini şöyle açıklar:
              “Burada (işçi partisi programının incelenmesinde) uğraştığımız şey, kendine özgü temelleri üstünde gelişmiş bulunduğu biçimiyle değil, tersine, kapitalist toplumdan çıkmış bulunduğu biçimiyle bir komünist toplumdur; o halde, ekonomik, törel, entellektüel, bütün ilşkilerinde, henüz bağrından çıktığı eski toplumun izlerini taşıyan bir toplum.”
                İşte kapitalizmin bağrından henüz çıkmış bulunan ve bütün alanlarda eski toplumun izlerini taşıyan, u komünist tolumu, Marks, komünist toplumun “birinci”, yada alt evresi olarak adlandırır.
                Üretim araçları, daha şimdiden, artık bireylerin özel mülküyetinde değildir.Tüm topumun malıdır.Toplumsal bakımdan gerekli çalışmanın belirli bir parçasını tamamlayan her toplum üyesi, toplumdan, sağladığı çalışmanın niceliğini gösteren bir bono alır.Bu bono ile, kamusal tüketim maddeleri mağazalarından, çalışmasına denk düşen bir nicelikte ürün alma hakkını elde eder.Sonuç olarak toplumsal fona ödenen çalışma tutarı çıktıktan sonra, her işçi, toplumdan, ona vermiş olduğu kadarını alır.
                 “Eşitlik” in egemenliği denebilir buna.
                  Ama (çoğunlukla sosyalizm denilen ve Marks’ın komünizmin birinci evresi adını verdiğ) bu toplumsal düzenden söz eden Lassallle, bu düzende “hakkaniniyetli bölüşüm”, “eşit emek ürünü üstünde herkesin eşit hakkı” olduğunu söylerken yanılır ve Marks bu yanılmanın nadenini açıklar.
                   Marks, “eşit hak” der;gerçekten, burada eşit hak vardır; ama burada söz konusu olan şey, henüz, “burjuva hukuku” dur; her hukuk gibi, eşitsizliği ön gerektiren burjuva hukuku.Her hukuk, farklı insanlara, gerçekte ne özdeş ne de eşit olan farklı insanlara, tek bir kuralın uygulanmasına dayanır. Bundan ötürü, “eşit hak”, aslında eşitliğe bir saldırı, bir adaletsizlik demektir.Gerçekte, herkes toplumsal üründen, kendisi tarafından sağlanan toplumsal çalışmanın eşit bir parçası için, (yukarıda belirtilen çıkarmalarla) eşit bir pay alır.
                    Oysa, bireyler bir birine eşit değildir.Biri daha güçlü, öteki daha güçsüzdür;biri evli, öteki değildir;birnin çocuğu çok, ötekinin azdır vb…
                     “…Emek eşitliğinde ve dolayısıyla toplumsal tüketim fonuna katılma eşitliğinde, demek ki biri gerçekte ötekinden çok alır,biri ötekinden zengindir vb…Bütün bu sakıncalardan kaçınmak için, hakkın eşit değil eşitsiz olması gerekirdi” diye bağlar Marks.
                     Öyleyse komünizmin ilk evresi, adalet ve eşitliği gerçekleştiremez; zenginlik bakımından insanlar arasındaki farklılıklar, hem de haksız farklılıklar sürecektir; ama insanın insan tarafından sömürülmesi de olanaksız olacaktır,çünkü üretim araçları, yani fabrikalar, makineler,toprak vb… üzerinde, özel mülküyet olarak, egemenlik kurulamayacaktır.Lassalle’ın genel olarak “eşitlik” ve “adalet” üzerindeki karışık ve küçük burjuva formülünü çürüterek, Marks, yalnız üretim araçlarının bireyler tarafından maledilmesi “haksızlığını” yıkmakla başlamak zorunda olan, ama öteki haksızlığı: tüketim nesnelerinin (gereksinimlere göre değil) “emeğe göre” bölüşümü haksızlığını birdenbire yıkmakta yeteneksiz bulunan komünist toplumun gelişme akışını gösterir.”
                                                                                                             Devlet Ve Devrim- Lenin
                      “Bayağı iktisatçılar, ve onlar arasında, “bizim” Tugan (Tugan Baranovski ç.) dahil, burjuva profösörler,sosyalistleri sık sık insanlar arasındaki eşitsizliği unutmak ve onun ortadan kaldırılmasını “düşlemek” ile kınarlar. Bu kınamanın ancak ve ancak, burjuva ideolog bayları aşırı bilgisizliğini tanıtladığı, görülüyor.
                        Marks, yalnızca insanlar arasındaki kaçınılmaz eşitsizliği değil, üreti araçlarının tüm toplumun ortak mülkü haline dönüşümünün (sözcüğün alışılmış anlamında “sosyalizm” in), tek başına bölüşümdeki kusurları,ve, ürünler,” emeğe göre” dağıtıldığına göre, egemen olmakta devam eden “burjuva hukuku”nun eşitsizliğini ortadan kaldıramıyacağı gerçeğini de, sıklıkla hesaba katar.
                        “…Ama, diye sürdürür Marks, bu kusurlar, uzun ve sancılı bir doğum döneminden sonra, kapitalist toplumdan henüz çıkmış, bulunduğu biçimiyle, komünist toplumun birinci evresinde kaçınılmaz şeylerdir.Hukuk, ekonomik durum ve ona karşılık düşen uygarlık derecesinden hiç bir zaman daha yüksek olamaz.”
                          Demek ki, komünist toplumun (genellikle sosyalizm adı verilen) birinci evresinde “burjuva hukuku” tamamaen değil, ancak kısmen, ancak ekonomik devrimin yapılmış bulunduğu ölçüde, yani ancak üretim araçlarıyla ilgili olarak ortadan kaldırılmıştır.”Burjuva hukuku”, bireylerin üretim araçları üstündeki özel mülküyetini tanıyordu.Sosyalizm üretim araçlarını ortaklaşa mülküyet haline getirir.İşte bu ölçüde, ancak bu ölçüde “burjuva hukuku” yürürlükten kaldırılmış olur.
                                                                                                                   Devlet Ve Devrim-Lenin
                              “Marks, devam eder:
                              “…Komünist toplumun yüksek bir evresinde,bireylerin işbölümüne köleleştirici bağımlılığı ve, onunla birlikte, kol ve kafa emeği arasındaki karşıtlık yok olacağı zaman, çalışmanın yalnızca bir yaşam aracı olmaktan çıkıp, bir ilk dirimsel gereksinim durumuna geleceği zaman; bireylerin çok yönlü gelişmesi ile birlikte, üretim güçlerinin de artacağı ve bütün kollektif zenginlik kaynaklarının bollukla fışkıracağı zaman;ancak o zaman burjuva hukukun sınırlı ufku kesin olarak aşılabilecek ve toplum, bayrakları üstüne “herkesten yeteneğine göre herkese gereksinimine göre” diye yazabilecektir…”
                              Avımasız alayları ile “özgürlük” ve “devlet” sözcükleri arasındaki o saçma birleşmeyi toz eden Engels’in düşüncelerinin tüm doğruluğunu ancak şimdi değerlendirebiliriz.Devlet var oldukça, özgürlük yoktur.Özgürlük olacağı zaman devlet olmayacaktır.
                              Devletin büsbütün sönmesinin ekonomik temeli, kafa emeği ile kol emeği arasındaki tüm karşıtlık yok olacak ve, dolayısıyla, çağdaş toplumsal eşitsizliğin, yalnız üretim araçlarının toplumsallaşmasının, yalnız kapitalistlerin mülksüzleştirilmesinin hiç bir biçimde kökünü hemen kurutamayacağı başlıca kaynaklarından biri yok olacak kadar yüksek bir gelişme derecesine erişmiş komünizm demektir.”
                                                                                                                     Delet Ve Devrim-Lenin
                              Sosyalizmin hukuku hiç bir zaman bir soyut kurallar manzumesi değil bir eylemlilik rehberidir.Sosyalist hukuk yazılı olmadan önce kollektifin bireyinin eylemliliğinde daha kapitalizme karşı mücadele aşamasından başlamak üzere ete kemiğe bürünmüş, yaşayan canlı organizmadır.Mark ve Engels’in sosyalist hukuku dair öngörüleri tarihsel deneyimsizlikle malüldir.Paris Komününün sınırlı deneyimleri kollektivizmin ekonomipolitiğine ve kollektif hukuka dair yeterli verioluşturabilecek bir nitelikte değildir.Daha sonra, reel sosyalizm deneyimleri de bu öngörüler çerçevesinde “herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” inşa ilkesini esas almakla emek faaliyetinin kollektif niteliklerini eşitsiz gelişme yasasının kendiliğinden etkisikarşısında savunmasız bırakmışlardır.
                              Oysa, burjuva hukuk, daha kapitalizme karşı mücadele aşamasında devrimci bireyin eylemliliğinde, feda ruhu, özveri, kararlılık,cesaret ve cürret gibi erdemlere bürünen emek faaliyetinin yasas karşıtı nitelikleri şahsında aşılmıştır.Soyalist inşa sürecinde yapılması gereken şey, emek faaliyetinin bu yasa karşıtı niteliklerini ilkeselleştirmektir.Emek faaliyetinin yasa karşıtı nitelikleri, kollektifin bireyinin kendisini var ediş biçiminde ete kemiğe bürünmüş olarak burjuva hukukun aşılabilirliliğinin tescilidir.
                              Sosyalist inşanın birinci aşamasından ikinci aşamasına geçiş koşullarını yalnızca kollektif üretici güçlerde yaratılacak gelişmeye bağlamak, eşitsiz gelişme yasasının üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstündeki etkisine karşı kendiliğindenci bir tutum takınmak anlamına gelir.Oysa, sosyalist inşa, aynı zamanda eşitsiz gelişme yasasına karşı sürdürülmesi gereken iradi bir süreç olmak zorundadır. İşte sosyalist inşa sürecini iradileştirentoplumsal dinamik, tam da, emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinin yasal nitelikler üstünde hukuklaşmasıdır.Bu anlamda, sosyalist inşa süreci için temel ve baş çelişkiler kollektivizmin özyle uyumlu olarak belirlenmeden inşa sürecini sınıfsız topluma doğru bilimsel olarak geliştirme olanağı yoktur.
                             Sosyalist inş sürecinin temel çelişkisi, emperyalist kapitalizm ve kalıntıları ile kollektif üretici güçler arasındaki çelişkidir.Baş çelişki ise, üretim ilşkilerinin kollektif niteliği ile bireysel yeteneğin yasal (özel) biçimi arasındaki çelişkidir.Üretim araçlarının kollektifleştirilmş olması,emek faaliyetine ilşkin olarak, üretimin toplumsal niteliği ile mülk edinmenin özel biçimlerinden birini, emeğin meta olarak satın alınmasını ortadan kaldırmıştır. Ancak özel mülk edinmenin yegane biçimi emeğin meta olarak satın alınması değiildir.Yasa ürünü, doğuştan yada edinilmiş her türlü bireysel yenek de bir özel mülküyet biçimidir.Ve, sosyalist inşa sürecinin proleter kollektivizmin özüne uygun olarak her türlü yasal bireysel yeteneğin gelişimini, emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin gelişimine endeksleyecek nir inşa hukuku ile sürdürülmesi gerekir.Çünkü proleteryayı iktidara taşıyan toplumsal dinamizm de, onun iktidarının sınıfsız topluma değin sürdirülebilirliğindeki toplumsal dinamizmin yaratıcısı da kollektifin bireyinin eylemliliğinde ete kemiğe bürünmüş olan, emek faaliyetinin yasa karşıtı nitelikleridir.Dolayısı ile sosyalist inşanın sınıfsız topluma doğru geliştirilebilirliği temel çelişkinin baş çelişkiye bağlı olarak çözülmesine bağlıdır.Bir başka söylemle sosyalist inşa süreci emperyalist kapitalizm ile kollektif üretici güçler arasındaki temel çelişkinin, emeğin kollektif niteliği ile bireysel yeteneğin yasal biçimi arasındaki çelişkinin çözümüne bağlı olarak ve çözüldüğü oranda sınfsız topluma doğru gelişecektir.
                              Marks’ın söylemiyle “hukuk, ekonomik durum ve ona karşılık düşen uygarlık derecesinden hiç bir zaman daha yüksek olamaz” Yalnız, “uygarlık derecesi” söylemi yalnızca üretici güçlerin gelişmişlik düzeyini kapsamaz; aynı zaman da kollektifin bireyinin bilme ve yapma becerisi olarak gönüllü bir biçimde eyleme dönüştürdüğü feda ruhu, özveri, kararlılık, yoldaşlık, cürret gibi emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinin de kavrayış derecesini ifade eder.Ekonomik durum ise kollektif inşa süreci için, her zaman üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi ile doğru orantılı olacaktır. Ancak bu gelişmişik düzeyinin ilerlitilebilirliliği de, yine, kollektifin bireyinin özveri,disiplin,çalişkanlık gibi emek faaliyetinin kollektif niteliklerini kavrayış derecesi ve pratiği ile doğru orantılı bir süreçtir.Dolayısı ile, sosyalist inşa sürecinde temel çelişki ve baş çelişkinin çözüm diyalektiğini yaratan olgu, kollektif inşa ilkesinin, emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerine göre belirlenmesini gerektirrir.
                            Sosyalist inşanın bireyinin kollektif üretim ilşkilerindeki varoluşu yalnız kapitalist toplumdan gelen biçimiyle bir eşitsizlik göstermez, aynı zamanda emek faaliyetinin yasa karşıtı nitelikleri ve komünizmi kavrayış derecesi olarak da bir eşitsizlik söz konusudur. Ve sosyalist inşanın kaderi bu ikinci eşitsizliğin çözümüne, yani emek faaliyetinin yasa karşıtı niteliklerinin genel toplumsal etik düzeyine yükseltilmesine bağlıdır. Marks ve Engels, soyalist inşa sürecini aynı zamanda kültürel bir gelişme süreci olarak tanımlar.Bu kültürel gelişme Maoizmde üretici güçlerle üretim ilşkileri arasındaki yasaların karşısında sosyalist inşayı iradileştirecek olan kollektifin bireyinin zorunluluk/gönüllük diyalektiğini bilince çıkarması olgusuyla ilgilendirilmeye çalışılmıştır.
Özgür Bahar

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.