Marksizmin birincil sorunsalı kapitalist ekonomi politiğin diyalektik materyalist çözümlemesi üzerinden sosyalizmin olanaklılığını ortaya koymaktı. Dolayısıyla Marks sosyalist ekonomi politiğn sorunlarına dair (herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar) sosyalist inşa ilkesinden başka çok fazla içerik önermemiştir.Leninizm ise sovyet devriminin gelişme koşulları gereği esas olarak proleteryanın iktidarı ele geçirme srateji- taktiği ve parti sorunlarına yönelmek zorunda kalmıştı.Sonrasında Stalin döneminde ise sosyalist ekonomipolitiğe dair Marks’ın” herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” önermesinin amorf (şekilsiz) uygulamalarından başka pek bir şey üretilemedi.Oysa zaten Marksizmin sosyalist ekonomipolitiğin sorunlarına dair çok fazla içerik önerebilmesi diyalektik materyalizm biliminin doğası gereği olanaksızdı.Sosyalist ekonomipolitiğin diyalektik çözümlemeleri ancak materyali olan üretici güçlerin içinde bulunduğu tarihsel koşulların gözlemlenmesi üzerinden geliştirilebilirdi. Söz konusu sosyalist inşa ilkesi üzerinde Marks’ın çok fazla düşündüğünü idda etmek ise güçtür.Çünkü bu ilke içeriğinde bir çok tutarsızlığı barındırmaktadır.Söz konusu ilkenin tutarsızlıklarından bir kısmını şöylece sıralamak olanaklıdır; 1)Anılan ilke emek etkinliğinin karşılığını kollektif üretim ilişkileri içinde ölçülemez bir değere tekabül ettirmektedir.İlkenin herkese emeği kadar şeklinde formüle edilen paylaşım dinamiği ancak emek etkinliğinin içinde bulunduğu kapitalist pazar koşullarında anlamlıdır ve ölçülebilir.Eğer ilkenin paylaşım dinamiğini oluşturan (herkese emeği kadar) kavramından kollektif üretim ilişkileri içindeki emek etkinliğinin karşılığını belirlemede emek zamanının esas alınmasını anlamak gerekirse( ki stalinizmin uygulaması da böyledir); emek zamanı kavramı ancak kapitalist pazar ilişkileri için anlamlı bir kavramdır.Emek etkinliğinin kapitalist pazar koşullarında alınıp satılma kriterlerinden biri olan emek zamanı kavramını kollektif üretim ilişkileri için de kullanmak kollektivizm kavramının içeriğiile temelden çelişen bir antagonizma (çözümsüzlük) yaratmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktı ve doğurmadı da. Neden? Çünkü emek zamanı kavramı sıradan iş gücü ile doğuştan yada edinilmiş yetenek arasındaki çelişkide (örneğin kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkide yasayı işleten bir kavramdır.Oysa proleter kollektivizmin temel felsefesi sıradan emek etkinliğini (yasaya rağmen!) yeniden kollektifleştirmektir. Öyle ise proleter kollektivizm kendi hukukunu şekillendirirken (devrim sorunu herşeyden önce hukuk sorunudur) kollektif üretim ilişkileri içindeki emek etkinliğinin karşılığını belirlerken kriter olarak emek etkinliğinin doğasındaki yasal içeriği değil yasa karşıtı içerik olarak ne varsa onu esas almalıdır. Emek etkinliğinin doğası yalnızca doğuştan yada edinilmiş yasa ürünü ve yasayı işleten yetenekten ve onun kapitalist pazar koşullarında alınp satılma kriteri olarak icat edilmiş emek zamanından mı ibarettir? “Çelişkinin evrenselliğinin yada mutlak olmasının iki anlamı vardır. Bunlardan ilki,çelişkinin, bütün şeylerin gelişme sürecinde bulunduğu , ikincisi, her şeyin gelşme sürecinde baştan sona kadar bir karşıtlar hareketinin var olduğudur. Engels, “Hareketin kendisi bir çelişkidir” der.Lenin ,karşıtların birliği yasasını “…doğanın (zihin ve toplum da dahil) tüm görüngülerindeki ve süreçlerindeki çelişen, birbirlerini karşılıklı dıştalayan, karşıt eğilimlerin tanınması (keşfedilmesi) olarak tanımlar.Bu görüş doğrumudur? Evet doğrudur.Şeylerdeki çelişik yanların birbirlerine bağımlılığı ve bunlar arasındaki çatışma, o şeylerin yaşamını belirler ve gelişmelerini sağlar.İçinde çelişki taşımayan şey yoktur. Çelişki olmasaydı hiç bir şey olmazdı.” Mao Ze Dung – Seçme Eserler Cilt 1, syf 319. Doğadaki ve toplumdaki her şey gibi emek etkinliği de eşitsiz gelişim yasası ile ilişkisi içinde bir çelişki ifade eder. Emek etkinliğinin doğuştan yada edinilmiş bireysel yetenekler şahsında bir yasal içeriği ve kollektif nitelikler şahsında bir yasa karşıtı içeriği vardır.Emek etkinliğinin yasal içeriği sınıflı toplumda tamamen yasanın kendiliinden etkisi altında gelişir. Yaşa karşıtı içeriği olan kollektif nitelikler ise yine sınıflı toplumda her zaman var olmasına rağmen ancak emek etkinliğinin proleterya ile toplumsallaşmış emek biçimine dönüştüğü tarihsel koşullarda örgütlendiğinde emek etkinliğinin kendisini ve bütün toplumsal üretim ilişkileri süreçlerini eşitsiz helişim yasasının kendiliğinden işleyişinin etkisinden bağımsızlaştırma tarihsel olanağını bulabilmiştir.Proleteryanın örgütlü gücü ile o ana kadarki eşitsiz gelişim yasasının kendiliğinden tarihsel özne rolüne iradi bir nitelik vererek proleteryanın örgütlülüğünü tarihin öznesi durumuna getirirken, yasanın üretici güçlerin gelişim diyalektiği üstünde kendiliğinden belirleyiciliğinin yerine tarihsel materyalizm biliminin kılavuzluğunda proleteryanın iradi müdahalesini koyar. Emek etkinliğinin kendisinde yasa karşıtı bir içerik yok mudur? Ya da varsa nedir o içerik? Emek etkinliğinin kendisindeki yasa karşıtı içerik ilkel komünün bireyinin yalın eyleminin ta kendisidir; Ki o eylem kendi tarihsel koşulları için alternatifsiz olduğundan tanımsızdı.İlkel komünün bireyinin eyleminin tanımlandığı yer onun karşıtıyla birlikte bulunduğu yer yani sınıflı toplum olacaktı. O ilkel erdem emek etkinliğinin kollektif niteliklerini tanımlıyordu ve emeği yeniden toplumsallaştırmış olan proleteryanın kollektivizminin hukuku kendisine esas olarak emek etkinliğinin kendisinde yasa karşıtı bir içerik arayacak ise o içerik feda ruhu, vefa, özveri, samimiyet gibi toplumsal erdemler şekline bürünmüş olan emek etkinliğinin kollektif niteliklerinden başka bir şey olabilir miydi? 2)Söz konusu inşa ilkesi emek etkinliğinin kollektif üretim ilişkilerindeki karşılığını emek zamanının karşılığı ile limitlendirirken inmatür (şekilsiz) eşitlik kavramı yarattı.Oysa eşitlik kavramıyla kollektivizm arasındaki ilişki bir amaç-araç ilişkisinden başka bir şey olmak durumunda değildir ve proleteryanın kollektif hukuku söz konusu amacını gerçekleştirme yolunda ilerledikçe sönecek bir hukuk olmak durumundadır. Bir başka söylemle proleterya kendi öz hukukunu tarihten devraldığı eşitsizliklerle yaratmak zorunda ise kollektif üretim ilişkilerindeki emek etkinliğinin karşılığını söz konusu tarihsel eşitsizlikleri derinleştirerek sürdürecek şekilde yasayı işleten emek zamanı kavramıyla limitlendiremez. Eğer limitlendirebilirliği idda edilirse o zaman şöyle bir soruya cevap bekleriz; Feda ruhu nekadar emek zamanı eder? Bu soruya bir yanıt verecek babayiğit varsa beri gelsin… O halde emek etkinliğinin kendisinin karşılığı değil ( ki o kollektif üretim ilişkileri için tanımsızdır ve ölçülemez) ama onun” kollektif niteliklerinin karşılığı” kollektif üretici güçlerin yaratımlarının yine kollektif tarafından üretci güçlerin gelişmişlik düzeyi ile limitlendirilen kullanım hakkından başka bir şey olabilir miydi? Proleterya yasanın kendisine dayattığı eşitsizliklere karşı emek etkinliğinin kendisinde yasal olan niteliklere kendi tarihsel koşullarının eşitsizliğini dayatmadan ne kendi hukukunu inşa edebilir ne de proleter kollektivizm kavramıyla çelişmeyecek bir eşitlik kavramı yaratabilirdi. 3) Söz konusu ilke kollektif üretim ilişkilerindeki emek etkinliğinin karşılığını emek zamanıyla limitlendirirken emeği yeniden toplumsallaştırmış olan proleteryanın emek yaratımlarında tek tek bireylerin emek miktarının ne kadar olduğu sorunsalını tüm sınıflı toplumlar tarihi ile birlikte çöp ettiği gerçekliğini unutturuyor. Daha açık bir ifadeyle proleteryayı tüm insanlığı yasanın boyunduruğundan kurtaracak güç yapan şey tam da kollektif üretim ilişkileri için emek zamanı kavramıyla birlikte emek etkinliğine dair tüm pazar kavramlarının ölçülemezliği ve bu nedenle anlamsızlaştığı, tanımsızlığı ve gereksizleştiği gerçeği değil midir? 4)anılan ilke yarattığı şekilsiz bir eşitik kavramı ile kollektif üretici güçlerin gelişim diyalektiği üzerinde eştsiz gelişim yasasının belirleyici etkisini sürdürmesine neden olarak proleteryanın ihtiyaç duyduğu öz hukuksal kurumsallaşmaları yaratabilmesini engellediği gibi bürokratizmin ağababası entellektüel-teknik birikimin ekmeğine yağ sürdü.Öyleki reel sosyalizm deneyimleri bir Robinson- Cuma hikayesinden başka bir sonç doğurmadı. 5)”Zor tarihin ebesidir.” ve “Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” ilkesi sosyalist inşada yasal eğilimlere karşı toplumsallaşmış emek etkinliğini temsil eden proleterya dikdatörlüğünün olmazsa olmazı olarak herhangibir “zor hukuku” tanımlamamaktadır.Böylelikle proleteryanın yasal eğilimlere karşı “zor” siyaseti pratikte işlevsizleşmektedir.Dolayısı ile proleterya dikdatörlüğünün tarihsel zor siyaseti tamamen ve yalnızca komünist partiye endekslenmesine rağmen kollektif üretim ilişkilerinin niteliğine ilişkin bu hukuksal boşluk parti içindeki hıyararşik çelişkilerden ve yine yasanın etkisi ile bürokrasinin şekillenmesine ve giderek kurumsallaşmasına neden olmakta ve birkez kurumsallaşan bürokratik mekanizmalar bu kez “zor” siyasetinin bizzat proleteryaya çevrilmesine yol açmaktadır.Bu nedenle kollektif inşa ilkesi her türden yasal ve bürokratik eğilimlere karşı herhangibir hukuksal boşluk yaratmayacak bir nitelikte belirlenmelidir. 6)Poleteryanın iktidarı özünde toplumsallaşmış emek etkinliğinin kollektif niteliklerinin hukuklaşmış biçimininden başka bir şey olamazdı.Bürokratik kurumsallaşma yönetsel mekanizmalar aracılığı ile entellektüel-teknik bilgi birikime duyulan ihtiyaçtan şekillenmektedir.Her türden teknik bilgi birikim hem edinilmiş bireysel yetenek olarak bir tür bireysel mülküyet biçimini hem de kollektif üretim ilşkilerindeki işlevi ile bir kollektif üretici gücü tanımlar.Sosyalist inşa ilkesi toplumsallaşmış emek etkinliğinin kollektif nitelikleri üstünden bir açık yaptırımlar içeren bir hukuk tarif etmediği ve bu yönde kurumsallaşmadığı koşullarda entellektüel teknik birikim yönetsel erki kendi mülküyet biçimi haline dönüştürme ve yasal avantajlarını kullanarak bürokratik ilişkileri kurumsallaştırma eğilimi taşımaktadır.Bu olgu bireylerin niyetinden bağımsız eşitsiz gelişim yasasının üretim ilşkilerine yansımasının yarattığı bir durumdur.Bu örneğin kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkide de böyledir.Bu nedenle proleterya toplumsallaşmış emek etkinliğinin kollektif niteliklerini hukuklaştırmadan kendi iktidarını tesis edemez. 7)Söz konusu ilke toplumsallaşmış emek etkinliğini temsil eden proleteryanın emek etkinliğinin kollektif nitelikleini etik değerler olmaktan hukuksal kriterler durumuna yükseltmekle burjuva hukukunu aşma tarihsel olanağını yaratmış bir sınıf olma kimliğini görmezden gelmekte böylelikle proleterya dikdatörlüğünü proletrryanın öz hukukundan yoksun bırakarak yasaya ve yasal eğilimlere karşı işlevsizleştirmektedir. 8)Kollektif üretim ilişkilri için emek etkinliğinin karşılığı kapitalisr üretim ilşkilerinde olduğu gibi hiç bir zaman emek- zamanı ve emeğin yasal nitelikleri ile ölçülendirilemez.Böyle bir ölçülendirme kollektivizmin yadsınması ile eş anlamlıdır.Çünkü kollektivizmde emek etkinliği artık bir meta değil kollektifin bireyinin gönüllü eylemidir.Dolayısıyla emek etkinliğinin karşılığının ölçütü emek etkinliğinin kollektif niteliklerinden başka bir şey olamaz. 9)Kollektif üretim ilişkilerinde emek faaliyetinin karşılığı bir kez emek etkinliğinin kollektif niteliklerine endekslendiğinde emeğin pazar koşulları için yaratılmış olan ve emek-zamanı ve yasal nitelikleri belirlemek ve ölçülendirmek için yaratılmış olan her türlü bürokratik mekanizma gereksiz hale gelecektir.Üretici güçlerin gelişme düzeyinin bir yansıması olarak zorunlu bürokrasi kollektifin sıradan bireyinin emek etkinliğinin belirli bir kısmını gönüllü olarak ayırdığı sıradan bir iş haline gelecektir. 10)Paris Komünü deneyiminin memur ücretlerini sıradan işçi ücretlerine eşitleme pratiği bürokratik ayrıcalıkları ortadan kaldırma amacı gütmekteydi ve proleteryanın devletinin sınıflı toplumlarda olduğu gibi devasa ve ayrıcalıklı bir bürokratik aygıta dönüşmemesi için alınmış bir önlemdi.Ancak reel sosyalizm deneyimlerinin de gösterdiği gibi bürokrasiyi giderek minimalize etmek ve gereksizleştirmek emek etkinliğinin karşılığını mutlak bir eşitliğe indirgeyen bir ücret hukuku ile mümkün olamamıştır.Söz konusu ücret hukukunun kendisi halen burjuva hukuk yürürlükte tutmakla sıradan emek etkinliğinin ve üretici güçlerin gelişme diyalektiği üstünde eşitsiz gelişme yasasının dolaysız işleyişinin sürmesine ve kollektivizmin içten içe çözülmesine neden olmuştur.Komünist toplumun birinci aşamsına dair burjuva hukukunun geçerliliği konusundaki yanılgı Marksizmin tarihsel deneyimsizlikten kaynaklanan bir yanılgısıdır.Çünkü Marks’ın elinde henüz kollektif üretim ilşkilerine hukuksal veri teşkil edecek yeterli tarihsel veri yoktur.Oysa proleteryanın emeği toplumsallaştırmış böylelikle de kollektivizmi olanaklı hale getirmiş sınıf olması gerçeği daha proleterya iktidarının hemen başlangıcında hatta ondan da önce daha örgütsel mücadele aşamasında burjuva hukukun proleteryanın kendi varoluş koşullarından kaynaklanan öz hukuku tarafından feth edilmiş olmasından başka bir anlama gelmemektedir. 11) Söz konusu ilke emeğin toplumsal niteliği ile uyumlu bir sosyalist adalet yaratmada yetersizdir.Emek faaaliyetini burjuva hukuka bağlı olarak tanımlamakta ve eşitsiz gelişim yasasının dolaysız işleyişine terk etmektedir.İlke sosyalist toplumun öncülleri olan özel olaraktoplumsal emek etkinliğinin genel olarak üretici güçlerin devrimci potansiyelini emeğin kollektif niteliklerinin karşılığını ekonomipolitik boyutta tanımsız bırakarak olduğundan geri bir konumda sağ bir hatta formüle etmektedir. Burjuva hukuk hem emeğin toplumsal niteliğinde ekonomik boyutta hem de daha proleteryanın örgütlenme ve mücadele aşamasında kollektifin bireyinin feda ruhu,özveri, cesaret,cürret,samimiyet gibi kollektif niteliklerinde politik olarak pratikte aşılmıştır.Bu anlamda söz konusu ilke toplumsallaşmış emek etkinliğinin gerçek devrimci niteliklerini gerçekte olduğundan geri bir perspektiften değerlendiren siyasseten de sağ bir siyasal çizgi tanımlamaktadır. 12) “Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” ilkesi, proleterya dikdatörlüğü/demokrasisi koşullarında da devrimin sınıfsız topluma kadar sürdürülmesi ilkesini açıkça ifade edecek ve kurumsallaştıacak bir proleter hukusal formasyon yaratmakta yetersizdir. Reel sosyalizm deneyimlerinin hukuksal yapısı emeğin toplumsal niteliğini yansıtan bir ekonomipolitik tanımlamamakla emek etkinliğini eşitsiz gelişim yasası karşısında silahsız bırakmıştır.Yalnızca parti tüzüğünün formel hukukuna bağlı olarak geliştirilen sosyalist inşadan -ki parti hukuku da bu anlamda yetersizdir- bir sosyalizm değil bürokratik devlet kapitalizmi doğması beklenmesi gereken bir sonuçtur. Söz konusu ilke kendisinden yani” Herkesten yeteneği kadar herkese emeği kadar” ilkesinden komünist toplumun ilkesi olan “Hekesten yeteneği kadar herkese ihtiyacı kadar” ilkesine geçiş dinamiklerinin ekonomipolitik öncüllerini yeterli bir açıklıkla tanımlamamaktadır.Komünist topluma ileleme sürecini üretici güçlerdeki gelişmeye endekslemekle birlikte bu gelişmede emek faaliyetinin kollektif niteliklerinin rolünü tanımsız bırakarak yadsımaktadır.Emek faaliyetinin karşılığını doğuştan yada edinilmiş yasa ürünü bireysel niteliği yegane niteliğe göre olarak hukuklandırmakla sosyalist inşanın asıl dinamikleri olan kollektif nitelikleri hukuksal anlamda karşılıksız bırakmaktadır. Burjuvazinin askeri- bürokratik aygıtı için biçilmiş kaftan olan entellektüel-teknik birikimin yarattığı bürokrasi yasal avantajlarını kullanarak proleteryaya karşı kurumsallaşma eğilimi yönetsel erkin niteliğinden bağımsız bizzat eşitsiz gelişim yasasının üretim ilişkilerine doğrudan ve dolaylı yansımasının yarattığı bir olgudur. Sonuç yerine; Proleterya alt yapı ile üst yapıyı özdeşleştirmeden ve tüm bürokrasiyi kollektif üretim ilişkileri içinde eritip gereksizleştirmeden kendi öz iktidarını inşa edemeyecekti.Bu anlamda Maoizmin öğreticiliği önemsenmelidir. Çin devriminin gelişme koşulları gereği uzun süreli Kızıl Siyasi İktidar (KSİ) deneyimleri ve bu deneyimlerin özeti olarak Proleter Kültür Devriminin (PKD) içeriği proleter kollektivizme dair önemli veriler sunmaktadır.Bu anlamda Maoizmin emek etkinliğinin kollektif niteliklerine yaptığı vurgu proleter kollektivizm kavramının içeriğini güçlendirmektedir. Buna karşılık Maoizmin yasanın öğüt tanımazlığının farkında olması gerektiğini beklemekte haksız değilsek neden öğüt vermekle yetindiğini ve açıkça “herkesten yeteneği kadar herkese emek etkinliğinin kollektif niteliklerine göre” şeklinde bir kollektif inşa ilkesi formüle etmediğini anlamak güç olsa da bu konu herhalde tarihçilerin sorunudur. Özgür Bahar

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.