TARİHİN ÇÖPLÜGÜ…

Tarih çöken imparatorluklar çöplüğüdür. Her toplumsal sistemin belli bir gelişme dönemi vardır, doğar, gelişir ve sonuçta yerini başka bir şeye bırakır, bu diyalektik ve tarihsel bir yasadır. Çelişki sonuçta yer değiştirir, başka bir şeye evrilir..

Kapitalizm 19.yy sonlarından itibaren emperyalizm aşamasına girerek, çıkarları gereği dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılmış, küreselleşmiş, küreselleştiği andan itibaren üretici güçleri ve tarihsel olarak insanlığı geliştiren özelliklerini de kaybetmiştir. Küreselleşme, egemenlik anlamında emperyalist sistemin ulaştığı zirvedir, çürüme tamda bu noktada başlamıştır.

Emperyalist burjuvazinin dizginsiz egemenliği yıkıcıdır,

O nedenle emperyalist sistem yıkıcı ve yok edicidir, asalaktır. Tüketici bireyi yücelten, üreteni aşağılayan küreselci kültür, evrensel olanın, insani olanın içini boşaltıyor. İhtiyaç fazlası üretim yeterli iç pazar bulamadığı için, ülke dışında pazarlar bulmaya yönelmiştir. Bu yöneliş yerli olanı yok ederek gerçekleşiyor, milli olan ne varsa ekonomi, siyaset, kültür, gelenek ve görenekler gibi…
İnsanlık, bugün ilk çağın köleci, orta çağın feodal despotik rejimlerinden daha barbar bir sistemle karşı karşıyadır. Tarihin bu döneminde bu eşitsizlikler dünyasında, ilk kez emperyalist sistem, insanlık yaşamını,doğayı, insana ve doğaya dair olan ne varsa her şeyi, korkunç bir şekilde yıkıma uğratarak, insanlık için yok edici bir tehdit oluşturmaktadır. Nükleer denemeler, kimyasal silahlar, atmosferimize salınan gazlar, dünya emperyalist sisteminin yıkıcı ve yok edici sonuçlarıdır.

Amerika kendi içine çöküyor…

Küreselleşme, kapitalist sistem için zirvedir demiştik. İniş başladı, ABD ekonomisi son yıllarda büyük bir çöküntüyle karşı karşıya gelmiştir. Tekelci savaş kliği, bu çöküşe savaşla cevap vererek engel olmaya çalışıyor ise de, bütün dünyada ABD karşıtlığı bir çığ gibi büyüyor. Anti emperyalist, anti faşist mücadeleler Asya, Latin Amerika ve Afrika’da ivme kazanarak büyüyor.

Latin Amerika’da (Venezüella, Brezilya, Bolivya, Küba) emperyalist ABD imparatorluğuna karşı büyük kitlesel devrimci direnişler, dünyanın diğer alanlarına da dalga dalga yayılarak etkin ve yaygın bir direnme cephesi adım adım oluşuyor. Nepal de ABD, işbirlikçileriyle birlikte Nepal devrimci mücadelesini bastırmak için
savaşıyor, ama Nepal halkı zafere yakın.

500 yıllık batı “uygarlığı” çöküyor. Asya önümüzdeki yakın süreçte yeni devrimlerle altın çağını yaşayacak. O nedenle bu gün ABD Asya’nın kalbine inmek için büyük mücadeleler veriyor. Türkiye, bu paylaşım mücadelesinin merkezinde olup devleti dağıtılmak, ekonomisi, tarımı, hayvancılığı yok edilmek, milleti ve halklarıyla dağıtılmak, milli ekonomisi çökertilmek, kültürel olarak milli olan ne varsa yok edilmekle karşı karşıyadır. AB kapısına bağlanan Türkiye, bu amaçlar uğruna bekletilmektedir.

IMF, istikrar programı AB’ye uyum programları, Kopeııhag kriterleri, katılım ortaklığı belgeleri, ek protokoller hızla Türkiye’yi etkisiz, savunmasız hale getirmek için uygulanan uzun erimli stratejik politikalardır. Bu süreçle Türkiye, etnik çatışmalarla, mezheplere, cemaatlere, tarikatlara bölünmek istenmektedir. TÜSİAD’ın temsil ettiği, komprador tefeciler, dolar ve borsa vurguncuları milli olanı tahrip ediyor ve uluslararası sermayenin mutlak üstünlüğünü savunuyorlar. Türkiye aslında, ABD ve AB’yle endirekt karşı karşıya gelmiştir, düşman bellidir.

Avrasya coğrafyası ile yakınlaşma sürecine girmek isteyen Türkiye, karşısında ABD’yi, AB’yi görüyor.Orta Asya ve Orta doğunun kontrolü ABD için hayati önemdedir. Bütün insanlığı hedef alan yeni bir dünya savaşı tehdidi her-geçen gün artmaktadır. 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra bu tehlikeli süreç başladı. Batı da iç
faşistleşme yönünde ciddi eğilimler var. Savaşın cephe gerisi oluşuyor. Buna karşı halkların direnişi de örgütleniyor…

Devrimler Savaşları Önler:
Mazlumlar dünyasında anti emperyalist, devrimci mücadeleler Hindistan, Afganistan, Irak, İran, Suriye, Venezüella, Brezilya, Küba, Nepal, Peru, Kolombiya, Filipinler gibi dünyanın daha bir çok ülkesinde yükselerek kendi cephesini yaratıyor.
1933’ler de İtalya Habeşistan’a girmişti. Sonrasında Mançurya Japonlar tarafından işgal edilmişti. Çin, işgal altındaydı. Hitler Almanyası Avrupa’yı kasıp kavuruyordu, üçlü mihrak(Almanya, İtalya,Japonya) dünyaya savaş ilan etmişlerdi.

Bölgesel olarak devam eden savaş 1939 da fiili olarak 2. Dünya Savaşı’na dönüşerek milyonlarca insanın canına mal oldu.İlk defa atom bombası bu savaşta kullanıldı. Savaşın bütün yıkıcı ve yok edici niteliğine karşı dünya halkları savaşa, savaşla karşı koyarak ülkelerini savunmuşlardı, ve savaş sonrası birçok bağımsız ulusal devletler ortaya çıkmış ve devrimler savaşı önlemiştir. Bu tez bugün de geçerlidir.

Tarih boyunca büyük hegomonik güçler, bütün üstün teknolojilerine rağmen yenilmekten kurtulamamışlardır. Büyük Köleci Roma, Germen ve Hun saldırılarına direnememiştir, Bizans Osmanlının karşısında tutunamamıştır. Çin ve Vietnam’ da emperyalizm ağır bir yenilgi alarak çareyi kaçmakta bulmuştur. Kapitalizm insanlığın geleceğini temsil etmiyor. Tarihin en karanlık, en barbar dönemidir yaşanan.
Yoksulla zengin arasındaki uçurum devasa boyutlarda büyümüş, yüzyılın politikasını büyüme değil gerileme ve çözülme belirliyor. Bu çözülme dünya devriıminin ana damarına kan taşıyor, ve tarih çöken imparatorluklar çöplüğüne dönüşmüştür.

Birinci Dünya Savaşı, Ekim Sovyet Devrimi’yle Dünya kapitalist cephesinde ilk gediği açtı.Çin devrimi ve diğer dünya devrimleriyle emperyalizm zayıf halkalarından kopmuştur. “Savaşa hayır” demekle savaşlar önlenemiyor, sloganlarla siyaset yapılmıyor, savaşa hayır soyut bir savaş karşıtlığı olup, nesnel gerçekliği ifade etmiyor. Savaşı önlemenin tek yolu emperyalist saldırganlığa karşı
halkların anti emperyalist, anti faşist cephesini örgütlemektir.

Vietnam, Irak, Afganistan Suriye, toplamda bütün Ortadoğu coğrafyası çok büyük bir laboratuardır ve örnektirler. Daha evvel Vietnam’da, bugün de Irak ve Afganistan’da, Suriye’de insanlığın büyük tarihi sınavı veriliyor. Dünya halkları bu direnişten öğreniyor, örgütleniyor, ders çıkarıyor ve önümüzdeki süreçte ezilen, sömürülen insan, tarihin lokomotif gücü olarak tarihi ileriye taşımaya devam edecektir. İnsanın insanla çatışması altın çağı yakalamak içindir.

Erdoğan ATEŞİN

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.