Ulusal Sorun ve Komünistler (1)
(Ulus ve Ulus Devlet)
Yazılı tarih, kent merkezli bir tarihtir.
Tarihin akışı başka türlü izlenemez zaten.
“Ulus”un ve “ulus-devlet”in başlangıçları da kentlerde, ama ortaçağ sonlarında oluşan kentler kuşağında, bu dönemin komün olarak da adlandırılan kent devletlerinde aranmalıdır.
Burjuvazi öncülüğünde monarşilere karşı özgürlük (özerklik ve bağımsızlık) mücadelesi yürüten bu kentler, zamanla büyüdüler, yer yer ulus devletlere veya daha geniş siyasal birimlere dönüştüler.
Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma dediğimiz hareketler bahsini ettiğim ortaçağ kentlerinde doğup gelişen hareketlerdi.
Burjuva ideolojisi (ve burjuva milliyetçiliği) de, bu süreçte, burjuvazinin feodalizme, dine ve kiliseye karşı sınıf savaşımı içinde gelişip olgunlaştı.
Batı Roma İmparatorluğu’nun ortaçağ versiyonu olan Kutsal Roma İmparatorluğu’nda (962-1806) Protestanlığın doğuşu (Reformasyon) ile birlikte kıta çapında patlak veren ve 1648 Westfalya Barışı’na kadar devam eden savaşlar, resmi tarihlerin ileri sürdüğü gibi “din savaşları” değil, din kamuflajı altında yürütülen sınıf savaşlarıydı.
Kıta Avrupası’nda uluslaşma süreçleri de bu imparatorluk içinde yaşandı.
Örneğin 1648 Westfalya Barışı, uluslaşmanın ve ulus devletlere dönüşümün önünü açan bir adımdı.
Marks’ta ve Engels’te müstakil bir başlık altında ‘ulus’un ne olduğunun bir açıklaması yoksa da, onu ortaya çıkaran maddi zeminin, yani Avrupa’nın iktisadi tarihinin doyurucu bir açıklaması vardır.
Örneğin daha Alman İdeolojisi’nde Avrupa’da üretimin, ticaretin, sanayinin, sınıfların, ortaçağ kentlerinin doğuşu ve evriminin, 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren bir dünya pazarının ortaya çıkışının, 18. ve 19. asırlarda ‘Sanayi Devrimi’ ile birlikte tarihin bir dünya tarihine dönüşümünün özet bir sunumu mevcuttur.
‘Ulus’un ne olduğu bu anlatımlarda içkindir.
Bu anlatımlardan hareketle Avrupa’da ulusların ve ulus devletlerin 15./16. yüzyıldan itibaren şekillenmeye başladıkları söylenebilir.
‘Ulus’un tarihi, ortaçağda oluşan yeni kuşak kentlerin, ticaretin, sanayinin, pazarın, kısaca burjuva sınıfın ve burjuva toplumun/uygarlığın tarihidir.
Uluslaşmanın veya ulus-devletlere dönüşümün en erken örneklerinden kimine kısaca göz atacak olursak:
Ulus devletin en ilk örneklerinden biri İspanyol İmparatorluğuna karşı bağımsızlık savaşı içinde oluşan Hollanda Cumhuriyeti’dir (1581 ve 1795).
Bu savaşın içinde yaşamını yitirmiş olan William I, Hollanda ulusunun babası olarak kabul görüyor.
Ulus devlete doğru dönüşümün erken örneklerinden biri de İngiliz Devrimi (İç Savaşları) içinde oluşan kısa ömürlü bir ”Cumhuriyet”tir (1653-1658).
Fransa’da ulus devlete geçiş 1789 Fransız Devrimi ile birlikte gerçekleşmiştir.
Kuzey Amerika’da bu sürecin “13 Koloni”nin Britanya yönetimine karşı 1775 yılındaki isyanı ile başladığı söylenebilir.
Bağımsızlığın deklere edildiği 4 Temmuz 1776, Amerikan ulusunun doğuşu olarak kutlanıyor olsa da, Amerikan İç Savaşı ile devam eden ve ancak 1776-1865 tarihleri arasında tamamlanabilen bir süreçtir bu.
Güney Amerika’da ulus devletlere geçiş kabaca Napolyon Savaşları dönemi (1799’dan 1815’e kadarki süreç) ile örtüşür.
Latin Amerika devrimleri (bağımsızlık savaşları) sömürgeci Avrupa’da cereyan eden bu iç savaşlardan yararlanarak başarıya ulaşırlar.
İspanyol sömürge yönetimine karşı patlak veren Latin Amerika ulusal kurtuluş savaşlarının kıta çapında en önde gelen sembol isimlerinden biri Simon Bolivar, diğeri Jose de San Martin idi.
İtalya’da ulus devlete dönüşüm “Risorgimento” adı verilen birleşme sürecinde yaşandı.
Kimi kaynaklara göre bu dönüşüm 1861’de tamamlanmıştır.
İtalyan birlik hareketinin en önde gelen iki figürü, ulusal kahramanlar olarak görülen Giuseppe Mazzini ve Giuseppe Garibaldi idiler.
Almanya’da bu aynı süreç Bismark döneminde, 1871-1918 tarihleri arasında yaşandı.
Bugün Avrupa’da AB gibi ulus-üstü oluşumlara doğru bir eğilim ile ayrılma eğilimlerini birarada görüyoruz.
Birbiriyle çatışan eğilimler bunlar.
İkisi de bugünkü kapitalizmin özellikleri ve kapitalizmin bugünkü krizi ile ilişkili.
Az yukarda uluslaşma sürecinin başlangıçları ortaçağların sonlarında oluşan kentlerin ve kent devletlerinin tarihinde aranmalıdır demiştim.
Giderek yayılma eğilimi gösteren ayrılma hareketleri yeni bir şehir devletleri döneminin işareti olabilir mi?
Öyle bile olsa yeni kuşak şehir devletleri yaklaşık beş asır öncekilerle kıyaslanamaz.
(devam edecek)
                                                                                                   Seyfi Cengiz

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.