Ulusal Sorun ve Komünistler (6)
(Engels’in Polonya bağımsızlığı lehinde öne sürdüğü argümanlar)
Engels, Kautsky’e yazdığı 7 Şubat 1882 tarihli bir mektubunda Polonya ulusal hareketinin bağımsızlık talebini neden desteklediğini açıklıyor.
Kautsky, bir kitabında (Aus der Frühzeit des Marxismus, 1935), bu mektup hakkında şu açıklamayı yapıyor:
“Uzun bir zaman boyunca Polonya’nın yeniden inşaası, en azından bir Polonya ulus devletinin kurulması her eğilimden Polonya devrimcilerinin programının ilk ve en önemli maddesiydi. Fakat 1877’de Polonyalılar arasında sosyalist bir hareket doğdu ve bu hareket çok geçmeden ikiye bölündü. Biri eski milliyetçi devrimci programa bağlı kalırken, daha enternasyonalist bir karakter kazanan diğeri, özel bir Polonya ulusal programından hiç söz etmiyor, her şeyden önce bir uluslararası sosyal devrim talep ediyor, köleleştirilmiş ulusların da bu devrimin başarısı ile özgürleşeceğini savunuyordu. Bu sosyalist fraksiyon Ekim 1879’da Cenevre’de çıkan Rownosc (Eşitlik) adlı dergiyi devraldı. Polonya sosyalistlerinin milliyetçi ve enternasyonalist kanatları arasındaki bu mücadele devam etti. Sonunda o sırada Zürih’te sürgünde yayın yapan Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin organı Sozialdemokrat bu tartışmada bir pozisyon belirlemek zorunda kaldı. Ben, Engels’ten onun Polonya sorununda o sıradaki görüşünü sordum. Engels’in cevabı işte 7 Şubat 1882 tarihli bu mektuptu”
(Bkz. Karl Kautsky, Marksizmin Erken Günlerinden)
Engels’in ilk kez 1930’larda yayımlandığı anlaşılan bu mektubu hayli uzun olduğundan yalnızca en önemli bulduğum kısımlarını aktaracağım.
Mektubun girişinde Engels, 1848 devrimlerinin ana talepleri arasında bulunan İtalyan, Alman ve Macar ulusal sorunlarının, bu devrimler ezildikten sonra Bonapart, Cavour ve Bismark yönetimleri tarafından yukarıdan aşağıya çözüldüğünü, “çözülmemiş olarak geride İrlanda ve Polonya’nın kaldığını” belirttikten sonra şöyle devam ediyor:
“Burda İrlanda’yı değerlendirme dışında bırakabiliriz, çünkü onun Avrupa kıtasındaki durum üzerinde etkisi çok dolaylıdır. Fakat Polonya kıtanın merkezindedir ve onun bölünmüşlüğünün sürdürülmesi Kutsal İtttifakı tekrar tekrar birarada tutan düğümdür. Biz bu nedenle Polonya ile çok yakından ilgileniyoruz.
Ulusal bağımsızlıktan yoksun olduğu sürece büyük bir halkın herhangi bir iç sorununu ciddi olarak tartışması bile tarihsel olarak imkansızdır.
1859’dan önce İtalya’da sosyalizm sorunu yoktu. İtalya’da en aktif unsur oldukları halde cumhuriyetçilerin sayısı bile küçüktü. Yalnızca 1861’den sonradır ki cumhuriyetçilerin nüfuzu arttı ve daha sonraları bu cumhuriyetçilerin en iyi öğeleri sosyalistlere dönüştüler. Aynı şey Almanya’da da yaşandı. Lasalle öldürüldüğünde başarısızlık nedeniyle faaliyetini bırakma noktasına gelmişti. Ancak 1866 yılında, yani küçük Almanya’nın büyük Prusya birliği kararlaştırıldığında, Lasalleciler ve Eisenach partileri denenler biraz önem kazanabildiler. Ve yalnızca 1870’ten sonra, yani Bonapartist müdahale iştahı kesin olarak kalktığında işler yoluna girebildi. Eğer biz hala eski Federal Meclis’e (Bundestag) sahip olsaydık, partimiz nerede olurdu? Aynı şey Macaristan’da oldu. Yalnızca 1860’tan sonra modern bir harekete (tepesi hilebaz, tabanı sosyalist) dönüşebildi.
Proleteryanın uluslararası bir hareketi yalnızca bağımsız uluslar arasında mümkündür.
(….)
Polonya boyunduruk altında ve parçalanmış kaldığı sürece, ne bu ülkenin kendisinde güçlü bir sosyalist parti gelişebilir, ne de göçmen Polonyalılar ile ilişki dışında Almanya ve diğer ülkelerdeki proleterya partileri ile gerçek uluslararası ilişkiler oluşabilir.
Uyanan ve ortak mücadeleye katılan her Polonyalı köylü veya işçi en önce ulusal boyunduruk olgusuyla karşılaşır. Bu olgu her yerde onun önündeki ilk barikattır. Bu bariyeri kaldırmak, her sağlıklı ve özgür gelişme için esas koşuldur.
Kendi ülkelerinin kurtuluşunu kendi programlarının başına koymayan Polonyalı sosyalistler, bana, en önce sosyalistlere konan yasağı (Anti Sosyalist Yasa’yı) kaldırmayı, basın, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü talep etmeyi reddeden Alman sosyalistleri gibi görünüyorlar. Mücadele edebilmek için, kişi önce üstünde duracak bir toprağa, havaya, ışığa, mekana ihtiyaç duyar. Başka türlüsü tembelce bir gevezelik olur.
Gelecek devrimden önce Polonyanın yeniden inşaası (birlik ve bağımsızlığı, SC) mümkün müdür sorusu önemsiz bir şeydir burada.
Bizim hiçbir zaman Polonyalıları gelecekteki gelişmelerinin hayati koşulları için savaşmaktan caydırmak veya onları ulusal bağımsızlığın enternasyonal bakış açısından çok ikincil bir konu olduğuna ikna etmek gibi bir görevimiz olamaz.
Tam tersine, bağımsızlık herhangi bir ortak uluslararası eylemin koşuludur.
Dahası, 1873’te Almanya ve Rusya arasında bir savaş kopmak üzereydi ve ilerde gerçek bir devletin çekirdeği olabilecek bir çeşit Polonya devleti kurmak da pekala olanak dahilindeydi.
Eğer Ruslar Bosna-Hersek’teki pan-Slavcı planlarını ve ajitasyonlarını hemen durdurmasalar, bu onları utanılacak hale sokacak bir savaşa yol açabilir. Avusturya’nın ve Bismark’ın en kötü korkusuydu bu.
Bosna-Hersek’te durumun ciddileşmesinde sadece Panslavcı Rus partisinin ve Çar’ın bir çıkarı olabilir…
Böylece devrim olmaksızın bile, sadece bir Avrupa savaşı aracılığıyla bağımsız bir Polonya’nın kurulması o kadar uzak bir ihtimal değil, tıpkı burjuvazi tarafından icad edilen asıl Prusya Almanyasının bir devrim yoluyla veya onların rüyası olan parlamenter yoldan değil fakat bir savaş sonucunda oluşması gibi.
Dolayısıyla benim görüşüm şudur:
Avrupa’da iki ulus, İrlandalılar ve Polonyalılar, enternasyonalist olmadan evvel millici/milliyetçi olma hakkına sahiptir, hatta bunu görev bilmelidir.
Onlar çok milliyetçi olduklarında en iyi cinsten enternasyonalist oluyorlar. Polonyalılar bütün krizlerde bunu anladılar ve bunu tüm devrimlerin muharebe meydanlarında kanıtladılar.
Onları Polonyanın yeniden inşaası beklentisinden koparmak veya çok yakında kendiliğinden kendi eteklerinde yeni bir Polonya bulacaklarına inandırmak, onların Avrupa Devrimi’ne ilgisini bitirmek demektir.
Özellikle bizim, Polonyalıların bağımsızlık için inkar edilemez çabalarını bloke etmek için hiçbir nedenimiz yoktur. Her şeyden önce Rusların bugün öylesine başarılı şekilde taklit ettikleri kavga metotlarını icad eden ve 1863’te pratiğe geçirenler Polonyalılardı (bkz. Berlin ve Petersburg, ek 2). İkincisi, Paris Komünü’nde yegane güvenilir ve yetenekli subaylar onlardı. Kaldı ki kimdir Polonyalıların millici çabalarına karşı savaşacak olan şu insanlar? İlkin Avrupa burjuvazisi, çünkü 1846 ayaklanmasından bu yana ve bu ayaklanmanın sosyalist eğilimlerinden dolayı Polonyalılar burjuvazi nezdinde tüm kredilerini yitirdiler; ikincisi Rus Pan-Slavcıları ve bunların etkisinde olanlardır, tıpkı Herzen’in renkli gözlükleriyle bakan Proudhon gibi. Bugün Ruslar arasında, en iyileri arasında bile, Panslavcı eğilimlerden ve hatıralardan özgür çok az kimse vardır. Fransa’nın doğuştan devrimci yeteneğine inanmış Fransızlar gibi, onlar da sıkı sıkı Rusya’nın Pan-Slavcı misyonuna inanmışlar. Fakat Pan-Slavizm gerçekte varolmayan Slav ulusunun dünya egemenliği özleminin içinde gizlendiği bir yapay sistir ve bundan dolayı bizim ve Rus halkının da en kötü düşmanıdır. Bu yapay sis ince havada gün içinde yükselir, fakat bu arada bizim için tatsız hale gelebilir de. Şu belirli anda Rus Çarlığının ve Rus gericiliğinin son kurtuluş ümidi olarak bir Pan-Slavcı savaş hazırlığı gürülüyor. Çıkıp çıkmayacağı şu an çok kuşkulu ama savaş koparsa bir şey kesindir: Almanya, Avusturya, hatta Rusya’da devrimci doğrultudaki görkemli ilerleme tamamen çığırından çıkabilir, öngörülemez bir mecraya girebilir….En olası sonuç Alman egemenliği altında küçük bir Polonya devletinin kurulması, Fransa ile bir öç alma savaşı, ulusal anlaşmazlıkların dirilmesi ve son olarak yeni bir Kutsal İttifak’ın kurulması olarak görünüyor. Yani Pan-Slavizm şimdi can çekişiyor olsa bile, daha doğrusu tamda bundan ötürü her zamankinden daha ölümcül bir düşmanımızdır.
(…)
Polonyalılar Pan-Slavcı olmayan tek Slav halkıdır. Bu yüzden (Pan-Slavcılara göre, SC) kutsal Slavlık davasına ihanet etmişlerdir ve gelecekte başkenti İstanbul (Tsarigrad) olacak olan Çar’ın Büyük Slav dünyasına zorla monte edilmek zorundadırlar.
(…)
İsviçre’deki Polonyalılar arasındaki farklılıklara gelince: Bunlar sürgünler arasındaki ağız kavgalarıdır ve nadiren önemlidir.
(…)
Buraya kadar dediklerimden açıktır ki, biz Rownosc ile ilişkili insanların görüşlerini paylaşmıyoruz ve 29 Kasım 1830’un ellinci yıldönümü kutlaması vesilesiyle yapılan Cenevre toplantısında okunan bir deklerasyonda bunu onlara söyledik….”
(Bkz. Engels’in Kautsky’e Mektubu, Nationalism, İnternationalism, and Polish Question, February 7, 1882)

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.