(Otto Bauer’in Ulus Teorisi)
Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı“ şeklindeki formülasyonun (bu ifade biçiminin) uluslararası sosyalist harekette Polonya tartışmaları ardından benimsendiğine değinmiştim.
Renner ve Bauer, ne bu ilkeyi savundular, ne de bölgesel özerkliği.
Bu ikiliye göre işçi sınıfının ve sosyalistlerin ulusal sorundaki talebi “Kültürel Özerklik“ olmalıydı.
Otto Bauer‘in bu kitabını tüm partiye (Gesamt Partei) bu çözüm yolunu benimsetmek amacıyla kaleme aldığı, kültürü eksene oturtan ulus tanımından ve kitabın son bölümünde parti programına kültürel özerkliğin konmasını önermesinden de bellidir.
Kültürel özerklik talebi ile Bauer’in ulus tanımı arasında direkt bir bağlantı vardı ve bu ulus teorisi Avusturya ile sınırlı da değildi.
Böylece ulusal sorun Polonya tartışmasının ardından bir kere daha uluslararası sosyalist hareketin gündemine oturdu.
Kautsky‘nin, Lenin‘in, BUND’cu ideologların, Stalin ve başkalarının da katıldığı tartışmalar uzunca bir zaman dilimine yayıldı.
Böylece Marksist gelenek 20. yüzyıl başlarında kendi içinden iki ulus teorisi çıkardı.
Bunlardan biri Avusturya Marksizmi adı verilen burjuva sosyalizmine, diğeri ise Bolşevizm olarak bilinen Rus Marksizmine aittir.
Bolşevizm, Marks ve Engels’in çalışmalarından, bence özellikle Slavlar ve Panslavizmle ilişkili yazılarından ve kısmen de Kautsky’nin Bauer eleştirilerinden yararlanarak bu tartışmalar içinde metafizik ulus teorilerine karşı materyalist bir ulus teorisinin temelini atmıştır.
Bu teorinin eksiksiz, tamamlanmış bir şey olduğunu söylemiyorum.
Geliştirilmeye muhtaç olduğu açıktır.
Ama bir temel atılmıştır.
Hal bu iken Marksizmin bir ulus teorisi olmadığını ileri sürenlerin bu cesareti ya bu konudaki cehaletleriyle ilişkilidir ya da Marksizm maskesi altında Marksizme savaş açmış olmak gibi bir özel misyonla. Böylelerinin bütün yaptığı gerçekte çok eskilerde ulus ve din konularında öne sürülmüş ne varsa toplayıp kendilerinin icadı brand-new (yepyeni) bir şey gibi pazarlamanın ötesine geçmiş de değildir.
Aşağıda ilkin Avusturya Marksizminin Bauer’in adıyla birlikte anılan ulus teorisinin elden geldiğince kısa bir özetini vermeyi deneyeceğim.
Bauer’in kitabının (The Questıon of Nationalities and Social Democracy, 1907) esas bölümleri Ulus, Ulus Devlet ve Çokuluslu Devlet başlıklı olanlarıdır.
Bauer, ulus devletin eski tip çok uluslu devlete kıyasla hâlâ ileri bir adımı temsil ettiği bir çağda, ulus devlete karşı Avusturya gibi eski tipte bir çokuluslu devleti savunur.
Teorisinin en zayıf noktalarından biri budur ve bu yaklaşımının Avusturya monarşisinin birlik ve bütünlüğünü korumakla bağlantısı vardır.
Bauer, büyük ulusal mücadelelerin yeraldığı kendi zamanında bu mücadelelere ragmen doyurucu bir “ulus teorisi”nin yokluğuna işaret ederek başlar kitabına.
Kitabını bu ihtiyacı karşılamak için düşündüğünü söyler.
Ulusun özü”nün, yani insanları bir ulus olarak birleştiren bağın veya onu kendi benzerlerinden ayırt eden şeyin ne olduğunu sorar.
Soruyu doğru sorar.
Sorunlu olan cevaplarıdır.
Ona göre insanları bir ulus olarak birleştiren ne ortak köken, ne ortak dil, ne ortak bilinç, ne ortak toprak, ne de başka bir şeydir.
Peki nedir?
Bauer’in buna cevabı “ortak karakter”dir.
Yani “ulusal karakter”dir, “karakter birliği”dir.
Sonra “Ulusal karakter”den ne anladığını izah eder.
Ona göre “ulusal karakter”, bir ulusu bir diğerinden ayırt eden “ulusal özellikler”dir.
Bu özelliklerin kimi fiziksel (beden, saç ve göz rengi gibi), kimi de entelektüeldir, başka deyişle düşünceler, adetler, gelenekler, hisler, tercihler, ahlak ve adalet anlayışı, dini inançlar ve eğilimlerle ilişkilidir; kısaca kültüreldir.
Burda ulusun özünün, yani ayırıcı yönünün onun karakteri olduğunu söylerken, daha ilerde ulusun kültürünü (Bauer’de kültür terimi dili de içeriyor), bir başka yerde ise kaderini öne çıkardığı olur.
Bauer’in çözüm önerisi de (okulları ve eğitimi milliyetlere göre bölen Ulusal Kültürel Otonomi önerisi) kültüre tanıdığı öncelikle alakalıdır.
Kültürel otonomiyi “kültürel self-determinasyon” olarak tanımlar.
Kısaca Bauer’in tanımı hayli karmaşıktır.
Kitabın bütününden Bauer’in ulusal karakteri ulusun ayırıcı yanı olarak gördüğü, bu karakterin ulusun kültürü tarafından, kültürünün ise kaderi tarafından belirlendiğini düşündüğü sonucu çıkarılabilir.
Bauer’deki “kader” sözcüğü tarih (veya ortak tecrübe) olarak okunabilir.
Böylece Bauer’de şu gibi tanımlarla karşılaşıyoruz:
Ulus, bir karakter topluluğudur.”
Ulus, hiçbir zaman sadece bir karakter topluluğu değildir; ayrıca bir kültür topluluğudur.”
Bir ulusun özü bir kültür topluluğu olmasıdır.”
Ulus, bir kader topluluğundan başka bir şey değildir; daima böyledir.”
Ulus, kader birliğinden doğan bir karakter birliği olarak tarif edilebilir.”
Bauer, ulusu tarihsel bir fenomen olarak, tarihin bir ürünü olarak görür.
Ulusun tarihi üretim ve mülkiyet biçimlerinin tarihini yansıtır” der.
Fakat ulusun “klan komünizmi” çağından beri varolduğunu ileri sürer.
Örneğin “klan komünizmi” dönemindeki Almanları, yani ortak kökene dayanan kan topluluğunu (kan birliğini) ulus olarak tanımlar.
Her çağda, ilkel komünal, köleci, feodal, kapitalist dönemlerin hepsinde ve sosyalist gelecekte de ulustan sözeder.
Ulus ile aşiretleri veya aşiret gruplarını ayırt etmez.
Feodal ulus”, “Kapitalist ulus” gibi kavramlar kullanır.
Böylece Bauer’de toplum ve ulus terimleri birbirine karışır, özdeşleşirler.
(devam edecek)

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.