YEREL SEÇİMLER VE DİKTATÖRLÜĞÜN YENİ HAMLELERİ,
YENİDEN SARAY DARBESİ..
 
Orta Asya’nın konar göçer kabilelerinden, Arap İslam feodalizmine ve oradan da Osmanlı’ya evrilen bu uzunca tarihsel süreç, kendi gelişim çizgisini emekçi düşmanlığı üzerine oturtmuş Fatih, Yavuz, Kanuni gibi zalimlerin tarihine sırtını yaslamış, emekçi ve mazlum halklara karşı zalimane çizgisinde bugünde büyük bir gayretkeşlikle, hemde dahada pervazsızca ısrar etmektedir.
—Ancak tarihin gelişimi ve akışı bu yönde değildir— hatırlatmasından sonra tekrar konumuza dönelim.
 
Köhnemiş Ortaçağın Feodal sultanlarını savunarak, Fatih’lerin, Yavuz’ların, Kanuni’lerin, feodal despotik tarihine sırtını yaslamış, milyarlarca Dolar borçla Deli Dumrul misali ona buna yaptırdığı köprü ve yollara bu isimleri koyarak, sonrada gelenden geçenden haraç toplayan bir yedinci nesil halifeliğe soyunmuş bir diktatör…
Seçim çalışmaları süresince elinde ikiyüz gramlık çay paketleri, ve kenevirden yaptırdığı poşetlerle oraya buraya, ”ümmeti” üstüne ”keyif çayı” atan, akıl almaz tehdit ve şantaj yöntemleriyle adeta sokakları savaş alanına dönüştüren, terorize eden bir diktatörden bahsediyoruz.
Esefle izledik evlerimizde ve sokaklarda bu seçim sürecini, ve bunu bütün ezilen, sömürülen, horlanan, ötekileştirilen emekçi halklar, Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle herkes evlerinde meydanlarda ve sokaklarda bir arada izledi…İç savaş varmış havasında izledi. Bir ”Beka” sorunu varmış algıları içinde izledi, böyle bir algı oluşturuldu. Karşı devrimci savaş kliği bütün stratejisini ”bekaa” sorunu üzerine kurgulamıştı.
 
Faşizme mutlak bir ideolojik dayanak gerekiyordu ve bunun için ” beka” sorunu iyi bir dayanak olarak seçim süresince alanlarda şuursuzca kullanıldı ve bununla bir cephe gerisi oluşturulmak istendi. ”Millet İttifakı”nı da ”arta kalanları da orada tolere” ederiz mantığıyla alan açarak, emekçilerin biriken devrimci öfkesini buralarda pasifize ederek, bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyorlardı.
 
Fatih’lere, Knuni’lere, Yvuz’lara sırtını yaslayan bir diktatörün, halkını sevmesi mümkün mü? Ya da diktatörler halkını severler mi? Gerici despotik feodal mezaliminden beslenen bir diktatörün halkını sevmesi elbette ki düşünülemez. Çünkü bu halkın/ halkların, çalışan emekçilerin, firavunların ehramlarına, Mısır’lı firavunların piramitlerine kırbaç darbeleri altında taş taşıyan, taş çeken esirlerden pekte farkı yoktu diktatöre göre.
Bütün bunların farkında olan emekçi halkların ezici çoğunluğu sarayın bu diktatörlüğüne ve akıl alamaz israfına dur demek için devrimci bilinç biriktirirken, ve bunu fark eden diktatör, yerelde bu süreci karşı devrimci bir süreçle boğmaya çalıştı. Kitlelerin emekçi halkların tarihsel hafızası ve bilinci devreye girmiş ve bu sürecin önünde barikat olmuştur. Şimdi bu süreci yeniden daha büyük oyunlarla boğmaya çalışıyorlar. Ama onların sırtını yasladığı Fatih’lerin, Yavuz’ların, Kanuni’lerin tarihi varsa, Anadolu halklarının da bağımsızlık, özgürlük ve tarihsel bir direniş geleneğinden gen Seyh Bedreddin’leri,Pir Sultan’ları, Torlak kemal’leri, Börklüce Mustafa’ları, Baba İshak’ları,Dadal Oğulları var. Anadolu halkı bu onurlu tarihe sırtını yaslıyor ve oradan güç alıyor. O tarih emekçi halkların tarihidir, ve onlar bu tarih yazdılar…
Unutmasınlar ki Anadolu halkları bağımsızlığına düşkündür, kimdir o kara tablolar çizen, ”bu halktan bir şey çıkmaz” ”devrimi sadece öncü insan yapar” diyen ve emekçi haklara devrimci halklara burun büken budala/ budalalar? Emekçilerin alın terinden çaldığı paralarla, vergilerle, sarayın ihtişamına ve debdebesine kapılmış bir kaç işbirlikçi besleme bütün şeytanlıklarıyla seçim sonuçları üzerinden bu halka/halklara yeniden ve daha büyük bir tuzak, büyük bir fatura kesmeye çalışıyorlar.
Bedevi aristokratlarının fethedilen toprakları ”ikta denilen malikanelere bölerek paylaşması misali, ülkeyi belediyelere bölerek, belde- belde, il-il ve ilçe-ilçe parsel- parsel parselleyerek yemeye ve yutmaya çalıştıkça palazlanan bu diktatör tayfası, ranta doymak nedir bilmez bir hoyratlık içinde şimdi yeni oyunlar tezgahlamaktadır. ” Normalite, normale dönüş” söylemlerinin ”Millet İttifakı”nda ki karşılığı, emekçi muhalefetinin ”rehabilitesi” üzerinden karşılığını bularak, şimdilik bunun için azami bir gayret gösterilmektedir. Emekçi Kürt halkı bu sürece entegre edilmiş ve yüzyıllık tarihsel büyük inkar bu siperlerde boğdurulmak istenmektedir.
Ümmetinden destek alarak, ki bu milliyetçi, ulusalcı azınlığın desteğinde de bir geri çekilme gözlenmektedir, süreç ve kamuoyu araştırmaları bu yöndedir, yeni hamleler le süreci yeniden lehine dönüştürmek isteyen beyhude bir çaba…
Oysa ki Türkiye, bugünden yeniden bir erken seçim sürecine girmiştir, diktatörlüğün 2023 hedefi emekçilerin sandıktaki tavrıyla bozulmuş ve yeniden Türkiye bir seçim sarmalı içine düşmüştür. Krizden krize sürüklenen siyasi erk, krize yeni ve daha bir üst krizle cevap vererek kendi korkunç sonunu hazırlamaktadır.
Diktatörün, toplamda ” Cumhur İttifakı”nın Suriye planı çökmüştü… Bu plana göre, seçimlerden önce Suriye’de Kürt coğrafyasına askeri bir müdahalede bulunacaklardı. ABD ve Rusya bu plana müsaade etmedi ve diktatör,Türkiye sınırları dışında Suriye ve Irak’ın Kürt topraklarında operasyon yapamadı. Oysa ki, seçim siyasetlerini bu plan üzerinden yürüteceklerdi, ve savaştan beslenen bir milliyetçi dalga geliştirmek istiyorlardı seçimlerde ki oy oranlarını bu plana endekslemişlerdi. Bu plan yapılan bütün görüşmelere rağmen, ABD ve Rusya tarafından kabul görmedi ve plan çöktü!
Söz konusu planın çöktüğü kesinleşince diktatör, B planını devreye sokarak, Türkiye’yi iç çatışma ve kaos konjonktüründe tutarak, iç çatışmalar tertiplemek amaçlı iç savaş dili kullanarak, halkları bir birine düşürmek için akıl almaz provokasyonlar tertipledi ve bu tertip ve provokasyonlar seçim sonrası da derinleşerek devam etmektedir…
Önümüzde ki günlerde bu sürecin, dış konjonktürden kaynaklı çelişkilerle de birleşerek daha sert ve kaotik bir ortama evrileceği yönünde ciddi emareler var. Bugün fiili olarak diktatör meşruiyetini kaybetmiş, ”topal öredeğe” benzetmeye çalıştığı muhalefeti, aslında kendisi ”topal ördek” durumuna düşmüş ve rol dağıtan konumdadır.
Biz bu sürece 7 Haziran 2015’te de tanıklık etmiştik, yabancı değil Türkiye halkları ve emekçileri bu süreçlere. Bu milletin, halkların hafızası güçlüdür ve unutmaz. Sonrasında Kürt coğrafyasında büyük katliam ve büyük yıkımlar başladı ve 1 Kasım seçimlerine bu savaşın gölgesinde gidilerek yeniden bir diktatörlük süreci inşa edildi.
Başkanlık seçimi ve Anayasa değişikliği referandumu bu tarihsel koşullarda yapıldı ve Adalet yürüyüşüyle bu süreç geçiştirilerek, bir nevi başkanlık ve Anayasa seçimi halkın bilincinden kaçırılmak istendi, ama bu sürecin ürettiği yıkıcılık bugün dahada büyüyerek devam etmektedir.
Üst akıl böyle buyurmuştu ve bunun için alternatif bir ittifak gerekiyordu. Hemen can simidi ”millet İttifakı” devreye sokularak iki farklı kutupmuş algısı yaratılmak istendi. Sanki diktatörlüğün karşısındaki ittifak, emekçi ittifakıymış gibi algısal bir operasyonla süreç işlemektedir. Emekçi halkların diktatörlüğe karşı mücadele birikimi, bu ittifakın dışında emekçilerin, işçilerin, köylülerin halkçı devrimci cephesinde anlam kazanarak ancak maddi bir güç haline gelebilir. Bugünün ittifak anlayışı bu strateji üzerinden yürütülmedikçe, bu süreçten daha ileri devrimci, emekçi pratiği üretmek çok zordur ve mümkün değildir.
 
Yaralı yılan refleksi bu sürece damgasını vuracak ve can havliyle, seçimlerden aldığı darbelerle yaralanan diktatör, özellikle Kürt coğrafyasında ve toplamda bütün Türkiye halklarına ve emekçilerine karşı daha bir fütursuzluğa yönelebilir. Seçimler de aldığı ağır yenilgiye itirazın nedeni bundandır. Bu sürecin alternatifi CHP- İYİ PARTİ İttifakı değil, işçilerin, köylülerin ve tüm emekçi sınıf ve katmanların ortak devrimci iittifakında karşılığını bulur. Sürecin stratejik temel halkası bu bileşenlerin mutlak ittifakını gerektirir.
Devrim ve demokrasi gelecekse bu ittifakla gelir, bunun dışındaki ”Millet İttifakı’ ve reformist- burjuva liberal söylemlerle süreci ileriye taşımanın koşulları yoktur. Bu süreçte Kür halkının büyük direnişi asla unutulmamalıdır ve bu soylu direniş ” Millet İttifakı” içinde, onun bir bileşeni konumunda değil, Demokratik Devrim mevziinde bütün Anadolu halklarıyla buluşarak, kucaklaşarak devrimci bir olgunluk kazanarak tarihsel görevine dönmelidir.
 
Emekçi iktidarları bu süreçlerin ürünüdür ve her devrim, ortaya koyduğu devrimci programı kadar devrimcidir. Ulusal bir programda, kendi ulusal bağımsızlığını hedeflediği kadar devrimcidir, ancak Kürt halkının bu yüzyılın en büyük direnişi asla inkara gelmez. Bu tarih kendi içinde büyük devrimci atılımlar ve geri çekilmelerle ilerleyen, tarihsel köklerinden kök alan, büyük Mezopotamya geleneğinin tarihsel derinliklerinden süzülüp gelen büyük acı ve ızdıraplardan beslenen bir tarihtir.
 
Yüz yıllardır kabuk bağlamış bir yara, dokundukça kanayan ve kanadıkça derinleşen bir direniş. Şimdi bu mücadele devrime götürecek bilinç ve kıvama gelmiş, tek sorun demokrasi ve devrim alanına bu mücadelenin Türkiye’nin diğer ezilen halklarının ve emekçilerinin mücadelesiyle birleştirerek doğru devrimci bir önderlik karakterinin kazadırılmasıdır…
 
” Millet İttifakı” bir emekçi ittifakı değildir, süreç içinde diktatörlükle uzlaşarak yine halkın karşısın burjuvazinin safında çıkacaktır. Bu çelişki ve dalaşma egemenin kendi iç çelişki ve çatışmasıdır, bir aşamadan sonra uzlaşarak emekçilerin karşısında mevzilenecektir.
Seçimlerle birlikte Türkiye halkları bir irade ortaya koymuşlardır, ancak diktatör bu iradeye de saygı göstermeyerek, yeni darbeler tezgahlama peşindedir. bu süreç doğru bilince çıkarılamazsa, kaybeden yine emekçi, devrimci muhalefeti olacaktır. Seçim sonuçlarına bile riayet etmeyen bir diktatörün sandıklara atılan oylarla gideceğin düşünmek, bu halka ve halklara yapılacak en büyük kötülüktür.
İstanbu’da, seçimlerin bin bir entrikayla boşa çıkartılması için günlerdir kapalı kapılar arasında ve şatafatlı saraylarda yapılan toplantılar yeni bir darbenin ayak sesleridir. Emekçilerin tarihsel geçmişi bunun acı örnekleriyle doludur, ve emekçilerin hoşgörüsü, tarihsel büyük fedakarlıklardan gelen bir uzlaşma hoşgörüsüdür, yoksa ki bu ülkede çoktan çok büyük ve sonu gelmez çatışmalı bir ortam yaratılmıştı. Emekçi halkların dinamiği bugüne kadar bu kötü senaryoya pabuç bırakmadı ve diktatör amacına ulaşamadı.
Bütün baskıcı faşist devletler, ezilen halklara karşı bir baskı aracıdır, ve bu nedenle özgür değil ve onlar baskı ve şiddetten beslenen halkın karşısında konumlanmış aygıtlardır. Merkezi devlet, daima baskı ve şiddetten beslenir, bunun için elindeki sopa araç ve gereçleri her halükarda emekçi haklara karşı kullanmak için hazır bekletir, krizler konjonktüründe bu güçler devreye sokulur ve faşizm bütün araçlarıyla halka yönelir, ve gerektiğinde bu devrimci süreçleri kanla boğmaya çalışır. Bunun karşısına emekçiler ancak birleşmiş örgütlü güçleriyle karşı çıkabilirler, bu da yoksa spontane gelişen süreç, bir süre sonra kendi yatağını bulur ve sistemin karanlık delhizlerinde buharlaşarak yok olur.
Genelde Orta doğu’da, Özelde Türkiye’de bir devrimci süreç yaşanmaktadır ve bu sürecin devrimci ruhu demokrasi ve devrimden yanadır. Emperyalist ABD’nin ve Rusya’nın bölgede yürüttüğü ve yönetmeye çalıştığı bu büyük bölgesel savaş, kendi karşıtını da yaratarak, bölge ülkelerinde büyük bir anti emperyalist bilinç gelişmektedir. Sürece doğru devrimci yöntemlerle müdahale edildiğinde bu sürecin devrimlerle sonuçlanması olasılık dışı değildir ve bütün Orta Doğu ülkeleri bu sürece girmiştir.
Ezilenler, emekçi halklar kendilerini korumak için silaha sarılacaklardır, Emperyalistlerin işgal ettiği her toprak parçasında emekçiler bunu yapıyorlar şimdilik. Suriye’de yapılmak istenen budur. Sekiz yıllık savaşın özeti bu gerçeğin kendisidir, ve hiç kimse bu mücadeleyi küçümseyemez. Rusya’nın garantörlüğünde olması bu gerçeği değiştiremez.Türkiye, Irak, Suriye, İran, Afganistan, Pakistan bugün bu süreci yaşamaktadır. ABD işbirlikçisi yönetimler büyük bir çıkmazın eşiğine gelmişlerdir, ve bölge halkları bu sürecin devrimci lokomotifidir. Ortadoğu ve Asya’nın bir çok coğrafyasında demokratik hareketler hızla gelişerek büyüyor, işbirlikçi burjuvazi hala emperyalist saflarda bölge halklarıyla savaşıyor.
Emperyalizme karşı direnmek namuslu insanları ve devrimci halkların vicdanında, tavrında karşılığını buluyor. Bölgeyi yutmak isteyen büyük emperyalist canavarlığa karşı bölge halkaları olanakları ölçüsünde karşı koymaya çalışıyor. Anadolu halkları üstüne gelecek belanın bilincindedir ve bunun için direnecektir, toprakları için, onuru için direnecektir, bu direnişle geleceğini yaratacaktır. Saray ve içinde oturan diktatör, bu sürecin bir parçasıdır ve şimdi seçimlerde aldığı yenilginin faturasını tekrar emekçi halklara çıkarmak için yeniden bir saray darbesi planlamak peşindedir.
Erdoğan ATEŞİN
05.04.2019

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.